Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla talebelerini toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe katılır [1915],(1) bu harpte “ehemmiyetli hizmet etmiş bir evlâd-ı vatan”dır.(2) Said Nursî, Resâil-in Nur’un Fâtihası dediği ve Kur’ân ayetlerindeki mûcizeliği anlatan “İşaratü’l İ’caz” namındaki tefsirini I. Dünya Harbi’nin karanlıkları içinde telif eder.(


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-04-01 09:56:43

I. DÜNYA HARBİ'NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI 

Bediüzzaman, I. Dünya Harbi'nin başlamasıyla talebelerini toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe katılır [1915],(1) bu harpte "ehemmiyetli hizmet etmiş bir evlâd-ı vatan"dır.(2) Said Nursî, Resâil-in Nur'un Fâtihası dediği ve Kur'ân ayetlerindeki mûcizeliği anlatan "İşaratü'l İ'caz" namındaki tefsirini I. Dünya Harbi'nin karanlıkları içinde telif eder.(3) Tefsir, harp sırasında bazen ateş hattında, bazen at üzerinde, bazen de sipere girdikleri zaman yazılır; Bediüzzaman söyler, talebesi Molla Habib de yazar.

Said Nursî, İşaratü'l İcaz'ı yazmaya başladığı tarihin, "mebde-i cihadı" -cihadının başlangıcı- olduğununu ve onun neşriyle mücahedeye başladığını söyler.(4) İşaratü'l İcaz tefsirinin yazılması ve harpteki mücahedesi hakkında Eskişehir Mahkemesi müdafasında (1935) şunları anlatmıştır:

 

"Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiyede, hükûmet-i ittihadiyenin ittifakiyle, hikmet-i İslâmiyeyi Avrupa hükemâsına tesirli bir suretde kabul ettirmek vazifesine lâyık görünen ve cephe-i harbde yazdığı ve şimdi müsadere edilen «İşârâtül-İ'caz» o zamanın başkumandanı olan Enver Paşaya o derece kıymetdar görünmüş ki kimseye yapmadığı bir hürmetle, istikbâline koştuğu o yadigâr-ı harbin hayrına, şerefine hissedar olmak fikriyle, İşârâtül-İ'cazın tab'ı için kâğıdını vererek, müellifinin harbdeki mücâhedâtı takdirkârâne yâdedilen bir adam..."(5)

Said Nursî, I. Dünya Harbi'nden önce ve harbin başlarında gördüğü ve "vâkıa-ı sâdıka" dediği bir rüya ile I. Dünya Harbi'nin patlaması ve İşaratü'l İ'caz tefsirinin yazılmasıyla ilgili olarak şunları anlatır:

"NAMZET OLDUĞUMU ANLADIM."

"I. Dünya Harbi'nden evvel ve başlarında, bir vâkıa-i sâdıkada görüyorum ki: Ararat Dağı denilen meşhur Ağrı Dağı'nın altındayım. Birden o dağ, müthiş infilak etti. Dağlar gibi parçaları, dünyanın her tarafına dağıttı. O dehşet içinde baktım ki merhum validem yanımdadır. Dedim:

Ana korkma! Cenab-ı Hakk'ın emridir; O Rahimdir ve Hakimdir." Birden o halette iken, baktım ki mühim bir Zat, bana âmirâne diyor ki: İ'caz-ı Kur'ân'ı beyân et."

Uyandım, anladım ki: Bir büyük infilak olacak. O infilak ve inkılâptan sonra, Kur'ân etrafındaki surlar kırılacak. Doğrudan doğruya Kur'ân, kendi kendini müdafaa edecek. Ve Kur'ân'a hücum edilecek; i'cazı, Onun çelik bir zırhı olacak. Ve şu i'cazın bir nevini şu zamanda göstermeye - haddimin fevkınde olarak- benim gibi bir adam namzet olacak. Ve namzet olduğumu anladım."(6)

"HER DAKİKA ŞEHİT OLMAYA HAZIRLANDIĞIMIZ SIRADA"

Said Nursî, İşaratü'l İ'caz tefsiri ve yazılma şartları hakkında kitabın önsözünde şu bilgileri verir -özetle-:

Maddî ve mânevî iki büyük zelzele yaklaşıyordu. Ben de acz ve kusurumla, sözlerimdeki îzâhsızlık ve kapalılık ile beraber Kur'ân'ın nazmındaki mûcize cihetinin işaretlerini ve kalbimde gelen nüktelerini kaydedip kaleme almak ve âyetlerin bazı îmanî hakîkatlerini yazmaya şiddetli bir gaybî ihtar hissettim. Halbuki harpte acip bir vaziyette olduğumdan, tefsirlere müracaat etmek mümkün olmadı. Kur'ân'dan başka müracaat yeri yoktu. Ben de yazdım. Yazdıklarım tefsirlere muvafık geldiyse, güzel bir nimet ve bir muvaffakıyet, yoksa mesuliyet benim bîçare anlayışıma aittir. (…) Ben de o noksan anlayışımla I. Dünya Harbi'nde farz olan cihat vazifesine, ateş hattında ne kadar fırsat buldumsa kalbime gelen nükteleri yazıyordum. Derelerde, dağlarda hücum ederken kaydederdim. Fakat o acip, ayrı ayrı hallerin tesiriyle çeşit çeşit olmasından tashîh ve düzenlenmesine çok ihtiyaç varken, benim kalbim değiştirilmesine razı olmadı. Çünki her dakika şehit olmaya hazırlandığımız için hâlis bir niyet ile yazılmış ki o hal her vakit bulunmuyor. Ben de o yazılarımı Kur'ân'a bir tefsir olarak değil, belki tefsirin bazı cihetlerine bir nevi kaynak olarak ehl-i kemâl olan hakîkati araştıran âlimlerin görüşlerine arz ediyorum.(7)

"BU GÂVURUN GÜLLESİ BENİ ÖLDÜRMEYECEK."

Bediüzzaman, Kafkas cephesinde, tümen kumandanı ve Enver Paşa'nın, hayranlıkla takdir ettiği hizmetlerde bulunur.(8) Rus kuvvetlerinin ilerlemesi üzerine Van'a çekilir. Rusların hücumu sırasında, Van'dan kaçan halkın, mal ve çoluk - çocukların düşman eline geçmemesi için otuz kırk kadar asker ve bir kısım talebeleriyle düşman kuvvetlerine karşı koyar ve onların kurtarılmasını sağlar.(9)

Ruslar, Van ve Muş tarafını istilâ edip, üç tümen ile Bitlis'e hücum ederler. Bediüzzaman, o harpte gönüllülere cesaret vermek için sipere girmeyerek ateş hattında dolaşır. Bunu işiten Vali Memduh Bey ve Kumandan Kel Ali, "Aman geri çekilsin!" diye haber gönderdikleri zaman: "Bu gâvurun güllesi beni öldürmeyecek." der ve geri çekilmez.(10) Ateş hattında dolaşırken vücuduna dört gülle isabet eder;(11) güllelerden biri hançerini, diğeri tütün tabakasını deler, ona bir zarar vermez.(12)

RUSLARA ESİR DÜŞMESİ [Mart 1916]

Rusların Bitlis'i ele geçirmeleri üzerine bir kısım fedâkâr talebeleriyle birlikte, kaçamayan halk için kendilerini fedâ etmek fikriyle Bitlis'i terk etmezler. Bir düşman taburu ile çarpışırlar; arkadaşlarının çoğu ve fedâkâr bir talebesi olan yeğeni Ubeyd de şehit olur. Hayatta kalan üç talebesiyle su üzerinde bulunan bir sipere girer. Yaralı ve ayağı kırık bir halde, otuz üç saat su ve çamur içinde kalır(13), talebeleri olan gönüllü fedâilerine:

-Arkadaşlar! Durmayınız... Sizlere hakkımı helâl ettim, beni bırakınız, siz kendinizi kurtarmaya çalışınız, demesi üzerine talebeleri:

-Sizi bu halde bırakıp gidemeyiz; şehit olursak, yine hizmetinizde olsun, deyip kalırlar.(14) Ruslara esir düşerler. Ruslar, Bediüzzaman'ı Van, Celfa, Tiflis, Kılogrif, Kosturma'ya(15) sevk eder, esir kampına götürür [1916].(16)

ESARETTE İDAMA MAHKÜM EDİLMESİ

Rusya'da esareti sırasında bir gün Bediüzzaman'ın bulunduğu kampa Rus Kafkas Cephesi Başkumandanı, Çar'ın dayısı Nikola Nikolaviç esirleri teftişe gelir. Teftiş esnasında Bediüzzaman, kumandana selâm vermez ve yerinden kalkmaz; kumandan kızar, "Belki tanımamıştır.", diyerek tekrar önünden geçtiği zaman yine yerinden kalkmayınca, kumandan tercüman vasıtasıyla:

-Beni herhalde tanımadılar?

Bediüzzaman:

-Tanıyorum, Nikola Nikolaviç, Çar'ın dayısı, Kafkas Cephesi Başkumandanıdır.

Kumandan:

-Şu halde Rus ordusuna, dolayısıyla Rus Çarı'na hakâret ediyorlar.

Bediüzzaman:

-Hakâret etmedim. Ben bir Müslüman âlimiyim. İmanlı bir kimse, Cenab-ı Hakk'ı tanımayan bir adamdan üstündür. Binâenaleyh ben sana kıyam etmem, der.

Bunun üzerine Bediüzzaman divan-ı harbe verilir. Birkaç subay arkadaşı, hemen özür dileyerek vahim neticenin önlenmesini istirham ederler.

Fakat Bediüzzaman:

-Bunların idam kararı, benim ebedî âleme seyahât etmem için bir pasaport hükmündedir, deyip tam bir izzet ve kahramanlıkla idam kararına hiç ehemmiyet vermez.

Nihayet idamına karar verilir. Hüküm infaz edileceği vakit, namaz kılmak için müsaade ister; dini vazifesini ifadan sonra, atılacak kurşunlara göğsünü gereceğini söyler. Tam bu esnada, namazını edâ ederken, Rus kumandanı gelerek, Bediüzzaman'dan özür dileyip:

"O hareketinizin, mukaddesâtınıza olan bağlılıktan ileri geldiğine kanaat getirdim, rica ederim, beni affediniz." diyerek verilen idam hükmünü geri aldırır.(17)

Bediüzzaman; hadisenin, 1948'de Ehl-i Sünnet mecmuasında yayınlanmasından sonra esâretteki bu hadise hakkında Afyon hapsinde talebelerine yazdığı bir mektubunda şunları anlatır:

"O esaret hâdisesi aslı doğrudur. Fakat şahidim olmadığından tafsilen beyan etmemiştim. Yalnız bir manga beni idam etmek için geldiğini bilmiyordum, sonra anladım. Ve Rus kumandanı tarziye [özür] için Rusça birşeyler söyledi, ben bilmedim. Demek hazır bulunan ve bu hâdiseyi gazeteye haber veren Müslüman yüzbaşı anlamış ki kumandan tekrar tekrar "Affet" demiş."(18)

"KOMÜNİZM FIRTINASI"

Esir bulunduğu sırada Rusya'da Çarlığın sona ermekte olduğunu ve 1917 Bolşevik İhtilali (komünist ihtilâli) kıvılcımlarının hapishanelerde tutuşturulmaya başladığını görür. Bediüzzaman, önce Rusya'yı daha sonra dünyayı istilâ edecek olan bu komünizm hadisesinin başlamasından Emirdağ Lâhikaları'ındaki bir mektubunda "Ben Rusya'da esir iken, en evvel "Bolşevizm"in fırtınası hapisânelerden başladı"(19) diye bahseder.

VOLGA NEHRİNİN KIYISINDA KARANLIK GURBETTE

Bediüzzaman, iki buçuk sene kadar [Mart 1916 - Haziran 1918] Rusya'nın kuzey doğusunda Sibirya'da esir olarak bulunur. Burada Kosturma vilâyetinde esir olarak olarak tutulduğu günlerle ilgili bir hâtırası şöyledir:

"Harb-i Umumî'de esaretle, Rusya'nın şark-ı şimalîsinden –kuzeydoğusundan-, çok uzak olan Kosturma vilayetinde bulunuyordum. Orada Tatarların küçük bir câmisi, meşhur Volga Nehri'nin kenarında bulunuyordu. Oradaki arkadaşlarım olan esir zabitler içinde sıkılıyordum. Yalnızlık istedim; dışarıda izinsiz gezemiyordum. Tatar mahallesi, kefâletle beni o Volga Nehri'nin kenarındaki küçük câmiye aldılar. Ben yalnız olarak câmîde yatıyordum. Bahar da yakın. O şimal kıtasının pek çok uzun gecelerinde çok uyanık kalıyordum. O karanlık gecelerde ve karanlıklı gurbette, Volga Nehri'nin hazîn şırıltıları ve yağmurun rikkatli şıpıltıları ve rüzgârın firkatli esmesi, beni derin gaflet uykusundan muvakkaten uyandırdı." (20)

ESARETTE SUBAYLARA DİNİ DERSLER

Said Nursî, esarette de boş durmaz, kendisiyle beraber bulunan esir subaylara dinî dersler verir. Dersleri siyasî sanılarak yasaklanır, daha sonra ders vermesi serbest bırakılır. Bediüzzaman esaretteki bu olayı şöyle anlatır:

"Rusya'da Kosturma'da doksan esir zabitlerimizle beraber bir koğuşta idik. Ben o zabitlerimize arasıra ders veriyordum. Bir gün Rus kumandanı geldi, gördü, dedi: "Bu Kürt, gönüllü alay kumandanı olup çok askerimizi kesmiş. Şimdi de burada siyasî ders veriyor. Ben yasak ediyorum, ders vermesin." İki gün sonra geldi, dedi:

"Madem dersiniz siyasî değil, belki dinîdir, ahlâkîdir; dersine devam eyle." izin verdi."(21)

ESARETTEN KURTULMASI [Haziran 1918]

Bedüzzaman, Rusya'da esaretten firar ederek kurtulur [Haziran 1918], Petersburg ve Varşova'ya gelmeye muvaffak olur. Viyana, Sofya yoluyla İstanbul'a gelir [17 Haziran 1918].(22)

Said Nursî, esaretten kurtuluşunu şu şekilde anlatır: "Şimdi de hayretteyim. Çünki gayet ümit edilmedik bir surette, yayan gidilse bir senelik mesafede, tek başımla Rusça bilmediğim halde firar ettim. Zaaf ve aczime binaen gelen Allah'ın yardımıyla harika bir surette kurtuldum. Tâ Varşova ve Avusturya'ya uğrayarak İstanbul'a kadar geldim ki bu surette kolaylıkla kurtulmak pek harika olmuştu, Rusça bilen en cesur ve en kurnaz adamların muvaffak olamadıkları o uzun firarî seyahâti çok kolaylıkla bitirdim."(23)

Dipnotlar

1-Mahkeme Müdafaları, s. 375.

2-Mahkeme Müdafaları, s. 176. 

3-Şualar, s. 595; Şualar, s. 598.

4- (...) 1332 [H. 1332: 1913/1914] (...), o tarih - mebde-i cihadıdır. O tarihte " İşarat-ül- İ'caz tefsiri'nin neşriyle mücahedeye başlamış.", Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s. 148.

5-Tarihçe-i Hayat, s. 240 - 241.

6-Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup; Yedinci Mes'ele.

7-Emirdağ Lâhikası, s. 465.

8-Emirdağ Lâhikası, s. 390.

9-Tarihçe-i Hayat, s. 102.

10-Emirdağ Lâhikası, s. 390.

11-Sikke-İ Tasdik-i Gaybi, s. 149.

12-Tarihçe-i Hayat, s. 107.

13- "Otuz saat, o halde çamur içinde, ben yaralı iken hıfz-ı İlâhi ile istirahat-ı kalb içinde muhafaza edildim.", Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 149.

14-Şualar, s. 568.

15-Kosturma günümüzde Rusçadaki adıyla Kostroma Volga kıyısında bir Rus vilayeti, Kiloğrif ya da Kologriv Kostroma'ya bağlı Volga kıyısında yerleşim yeri.

16-Tarihçe-i Hayat, s. 108.

17-Şualar, s. 403-404; Tarihçe-i Hayat, s.108 -109.

18-Şualar, s. 402.

19-Emirdağ Lâhikası, s. 343.

20-Lem'alar, s. 220.

21-Emirdağ Lâhikası, s. 367.

22-Tarihçe-i Hayat, s. 109 -110.

23-Lem'alar, s. 221; Sikke-i Tasdik-i Gaybi. s. 150.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Kim Allah'a güvenip dayanırsa, Allah ona yeter.

Talak,3

GÜNÜN HADİSİ

Size, takat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah'a en hoş gelen dini amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir"

Buhari, İman 32, Teheccüd 18

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI