Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908] evvel birçok talebe ve dostlarına: “Bir nur görüyorum, istikbâle büyük ümitlerle bakıyorum.” diyen Bediüzzaman, o ışığı siyaset âleminde ve toplumun İslâmî hayatında ve çok geniş bir dairede tasavvur eder, o zamanda siyaset kapısıyla -yönetim vasıtasıyla- bu ışığı arar,(1) bütün kuvvetiyle siyaseti dine, Kur’ân’a hizmet ettirme yönünde mânevî mücâhade içinde görünür.(2)


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-03-23 07:47:12

HÜRRİYET'İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN 

İstanbul'da, Hürriyet'in ilanından [23 Temmuz 1908] evvel birçok talebe ve dostlarına:

"Bir nur görüyorum, istikbâle büyük ümitlerle bakıyorum." diyen Bediüzzaman, o ışığı siyaset âleminde ve toplumun İslâmî hayatında ve çok geniş bir dairede tasavvur eder, o zamanda siyaset kapısıyla -yönetim vasıtasıyla- bu ışığı arar,(1) bütün kuvvetiyle siyaseti dine, Kur'ân'a hizmet ettirme yönünde mânevî mücâhade içinde görünür.(2)

Hürriyet'in başında Şarktaki, doğu vilayetlerindeki bütün aşiretlere Sadâret (Başbakanlık) vasıtasıyla şu mânâda 'elli - altmış' telgraf çeker:

"DÜNYEVÎ SAADETİMİZ MEŞRUTİYETTEDİR."

"Meşrutiyet ve kanun-u esasî –anayasa-, işittiğiniz mesele ise; hakikî adâlet ve meşveret-i şer'iyeden –şer'î istişareden- ibârettir. Hüsn-ü telakki ediniz -güzel anlayınız-. Muhafazasına çalışınız. Zira, dünyevî saadetimiz meşrutiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarar görmekteyiz."

Bu telgraflarla yeni bir istibdatın, baskılı idarenin şarklı vatandaşların gafletlerinden istifade edip onları gafil bırakmaması için Şarkı, doğu vilayetlerini, uyarır. Her yerden bu telgrafların cevabı, müspet ve güzel olarak gelir.(3)

BİR MAKALE İLE 30 BİN ADAMI İKNA

Hürriyetin başında Ayasofya, Beyazıt, Fâtih ve Süleymaniye'de 'en meşhur bir diplomat gibi'(4) âlim ve talebelere hitaben sayısız nutuklar ile şeriat ve meşrutiyetin hakiki münâsebetini açıklar.(5) "Gazetelerin yazdığı gibi, bir makale ile otuz bin adamı kendi fikrine' çevirir ve 'Harekât Ordusu'nun nazar-ı dikkatini kendine döndürür.(6)

Hürriyet'in ilanının üçüncü gününde irticâlen -hazırlıksız, metinsiz- söylediği ve sonra Selanik'te Hürriyet Meydanı'nda tekrar ettiği nutuk [26 Temmuz 1908], zamanın gazetelerinde yer alır ve 1910'da "Nutuk" isimli eserinde yayınlanır.

"AZ KALSIN BENİ DE MÜSLÜMAN EDECEKTİ!"

Selanik'te bulunduğu sırada [1909] İstanbul Hahambaşısı Yahudi Emanuel Karasso Bediüzzaman'ı kendi fikrine çekmek maksadıyla ziyaret eder. Karasso, Bediüzzaman'la konuşmasını yarıda bırakarak dışarıya fırlamış ve arkadaşlarına: "Eğer yanında biraz daha kalsaydım, az kalsın beni de Müslüman edecekti." demiştir.(7)

"AVRUPA İÇİNDE BİR İSLÂM DEVLETİ ÇIKACAK."

Hürriyetin ilanından sonra Mısır Câmiü'l-Ezher (Ezher Üniversitesi) reislerinden Şeyh Bahid Efendi İstanbul'a bir seyahat için geldiğinde Bediüzzaman'ı münâkaşalarında mağlup edemeyen bazı İstanbul âlimleri, ondan bu genç hocanın susturulmasını ister. Şeyh Bahid Efendi de bu teklifi kabul ederek bir münâkaşa zemini arar. Ve bir namaz vakti Ayasofya Camii'nden çıkıp çayhaneye oturulduğunda, yanında âlimler hazır bulunduğu halde Bediüzzaman'a:

- Osmanlı hükümetindeki hürriyete ne diyorsun ve Avrupa hakkında fikrin nedir, diye sorar.

Bediüzzaman şu cevabı verir:

- Osmanlı hükümeti Avrupa ile hâmiledir, Avrupa gibi bir hükümeti doğuracak. Avrupa da İslâmiyet'e hâmiledir, o da bir İslâm devleti doğuracak.

Bu cevaba karşı Şeyh Bahid Efendi:

- Bu gençle münâzara edilmez, ben de aynı kanaatteyim. Fakat bu kadar veciz ve beliğ bir tarzda ifade etmek, ancak Bediüzzaman'a hastır, der.

Said Nursî, bu cevabına Emirdağ Lahikası'nda şu açıklamayı ekler:

"Birinci tevellüdü –doğumu- gözümüzle gördük. Bir çeyrek asır Avrupadan daha dinden uzak.

İkinci tevellüt de inşâallah yirmi-otuz sene sonra çıkacak. Çok emarelerle hem şarkta hem garpta Avrupa içinde bir İslâm devleti çıkacak."(8)

İTTİHAD-I MUHAMMEDİ CEMİYETİ'NE KATILMASI

Hürriyet'in ilânından sonra kurulan [1909] İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti'ne katılır.(8) Bir makalesiyle binlerce insan cemiyete dâhil olur.(9) İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti'ne katılma sebebini şöyle açıklar-özetle-:

"BU İSİM HERKESİN HAKKIDIR."

"İşittim, İttihad-ı Muhammedî (a.s.m.) nâmîyla bir cemiyet teşekkül etmiş. Nihayet derecede korktum ki bu mübarek ismin altında bazılarının bir yanlış hareketi meydana gelsin. (...) Bu isim herkesin hakkıdır, sınırlandırma kabul etmez. Ben nasıl ki dindar birçok cemaate bir cihette mensubum. Zira maksatlarını bir gördüm. Aynen öyle de, o mübarek isme bağlandım. Lâkin tarif ettiğim ve dâhil olduğum İttihad-ı Muhammedî'nin (a.s.m.) tarifi budur ki:

Doğudan, batıya; güneyden, kuzeye uzanan nurani bir zincirle bağlı bir dairedir. Dâhil olanlar da bu zamanda üç yüz milyondan ziyadedir.

Bu ittihadın birlik ve irtibat noktası: tevhid-i İlahîdir.

Yemini: îmandır. Mensupları: "Kalû Belâ"dan dâhil olan bütün müminlerdir.

İsimlerinin kayıt defterleri de Levh-i Mahfuz'dur –Herşeyin Allah tarafından kaydedildiği levha-.

Bu ittihadın fikirlerini yayan, bütün İslâmî kitaplardır.

Günlük gazeteleri de i'lâyı kelimetullah'ı -Allah'ın adını yüceltmeyi- gaye edinen bütün dinî gazetelerdir.

Kulüp ve encümenleri –dernek ve toplantı yerleri-: câmi ve mescitler ve dinî medreseler ve zikirhanelerdir.

Merkezi de Haremeyn-i Şerifeyn'dir.

Böyle cemiyetin reisi: Fahr-i Âlem'dir (a.s.m.).

Ve mesleği: herkes kendi nefsiyle mücahede; yani ahlâk-ı Ahmediye (a.s.m.) ile ahlâklanmak ve Sünnet-i Nebeviye'yi ihya –yaşatma- ve başkalara da muhabbet ve -eğer zarar etmezse- nasihat etmektir.

Bu ittihadın nizamnâmesi –yönetmeliği-: Sünnet-i Nebeviye ve

kanunnâmesi: şer'î yasaklar ve emirlerdir.

Ve kılıçları da kat'î delillerdir. Zira medenîlere galip gelmek ikna iledir, cebir ile değildir. Hakîkati aramak, muhabbet iledir. Husumet ise, vahşet ve taassuba karşı idi.

Hedef ve maksatları da "i'lâyı kelimetullah"tır. Şeriat da yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazîlete aittir. Yüzde bir nisbetinde siyasetle ilgilidir; onu da ulülemirler –idareciler- düşünsünler.

"SULTAN SELİM'E BAĞLANMIŞIM."

Şimdi maksadımız, o nuranî zinciri titreştirmekle herkesi, kuvvetli vicdanî bir istek ve şevkle terakki yolunda kemâlat kâbesine sevk etmektir. Zira "i'lâyı kelimetullah"ın bu zamanda büyük bir sebebi, maddeten terakki etmektir.

İşte ben bu ittihadın efradındanım. Ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa parçalanma sebebi olan fırkalardan –partilerden- değilim."

Elhâsıl: Sultan Selim'e bağlanmışım. Onun ittihad-ı İslâmdaki –İslâm birliği- fikrini kabul ettim. Zira o şark  vilâyetlerini ikaz etti. Onlar da ona bağlandılar. Şimdiki şarklılar, o zamanki şarklılardır. (...) İttihâd-ı İslâmı hedef tutan Namık Kemâl ve Sultan Selim'dir ki demiş:

İhtilaf u tefrika endişesi

Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.

İttihadken savlet-i a'dayı def'a çaremiz

İttihad etmezse millet, dağdar eyler beni.../ Yavuz Sultan Selim

[İhtilaf ve ayrılık endişesi / beni kabrimin köşesinde rahatsız eder./ Düşmanın hücumunu def için çaremiz birlik iken / millet birlik olmazsa, beni yakar.]

Ben görünüşte buna teşebbüs ettim, iki büyük maksat için:

Birincisi: O ismi sınırlandırmaktan kurtarmak ve bütün müminleri içine aldığını ilan etmek. Tâ ki tefrika -parçalanma- olmasın ve evham çıkmasın.

İkincisi: Bu geçen büyük musibete sebebiyet veren fırkaların ayrılığa düşmelerini, tevhit -birlik ve beraberlik- ile önüne sed olmaktı. Ne yazık ki zaman fırsat vermedi. Sel geldi, beni de yıktı. Hem derdim: Bir yangın olsa, bir parçasını söndüreceğim. Fakat hocalık elbisem de yandı. Ve taşıyamadığım yalancı bir şöhret de mealmemnuniye kalktı."(10)

MEŞRUTİYET: CUMHURİYET VE DEMOKRAT

Said Nursî, cumhuriyet ve demokrat mânâsına aldığını açıkladığı meşrutiyete din ve şeriat adına sahip çıkar.(11) Hürriyeti kötü mânâda açıklamamak ve meşrutiyeti, "meşrutiyet-i meşrua" olarak kabul etmek lâzım geldiğini(12) söyler, bu hususta konuşmalar yapar ve gazetelerde makaleler yayınlar.

Otuz Bir Mart Hâdisesi'nde [31 Mart 1325 (13 Nisan 1909)], şeriat isteyen ve o hâdiseye ismi karışan on beş kadar hoca idam edilir. Bediüzzaman da onlar mahkeme binasının bahçesinde asılı durdukları ve kendisi de pencereden onları gördüğü bir halde muhakeme edilir.(13) "Divan-ı Harb-i Örfi'de meşhur ve pek merdâne –kahramanca- ve fedâkârâne müdâfâ" yapar;(14) mahkemede, Divan-ı Harbi reisi Hurşit Paşa Bediüzzaman'a karşı pek hidetli bir şekilde(15) Bediüzzaman'a sorar:

-Sen de şeriat istemişsin?

 Bediüzzaman:

-Şeriatin bir hakîkatine, bin ruhum olsa feda etmeye hazırım. Zira şeriat; saadet sebebi ve hakiki adâlet ve fazîlettir. Fakat, ihtilâlcilerin isteyişi gibi değil. Bu hükümet istibdat zamanında akla husûmet -düşmanlık- ederdi. Şimdi de hayata düşmanlık ediyor. Eğer hükümet böyle olursa; yaşasın cünun –cinnetlik-, yaşasın mevt-ölüm-!.. Zalimler için de yaşasın Cehennem!.. Ben zâten bir zemin istiyordum ki fikirlerimi onda beyân edeyim. Şimdi bu Divan-ı Harb-i Örfî iyi bir zemin oldu, diye cevap verir.

- İttihad-ı Muhammediye'ye (a.s.m.) dâhil misin, sorusuna da

- Maal'iftihar! –İftiharla- En küçük efrâdındanım –fertlerindenim-. Fakat benim tarif ettiğim şekille... Ve o ittihattan olmayan, dinsizlerden başka kimdir? Bana gösteriniz, diye cevaplar.(16)

"Mürtecilik –irticacı-" suçlamasına karşı:

"Eğer meşrutiyet bir fırkanın –partinin- istibdadından –baskısından- ibâret ise ve hilâf-ı şeriat –şeriate / Kur'ân'a aykırı- hareket ise:

"Bütün dünya, cin ve ins şahit olsun ki ben mürteciyim." diye haykırır.(17)

"ZALİMLER İÇİN YAŞASIN CEHENNEM!"

Bediüzzaman, Divan-ı Harb-i Örfî'deki muhakemesinde idamını beklerken beraat eder [1909] ve mahkemeye teşekkür bile etmez, yolda Beyazıt'tan Sultanahmet'e kadar arkasında kalabalık bir halk olduğu halde "Zalimler için yaşasın Cehennem! Zalimler için yaşasın Cehennem!" diyerek gider. Bediüzzaman'ın Divan-ı Harp'teki müdafaası, o zaman iki defa basılıp yayınlanır.(18)

MÜNÂZARAT VE HUTBE-İ ŞÂMİYE

Bediüzzaman, Van'a gitmek üzere İstanbul'dan ayrılır [1910]. Batum yoluyla Van'a giderken Tiflis'e uğrar [1910]. Van'a gittikten sonra doğuda aşiretleri dolaşır, içtimâî -sosyal- medenî, ilmî ders ve konuşmalarla onları irşâda –aydınlatmaya- çalışır [1910]. Doğudaki aşiretlere yaptığı konuşmaları, onların sorularına verdiği cevapları "Münâzarat" isimli eserinde yayınlar.(19)

Van'dan Şam'a gider [1911]. Şam âlimlerinin ısrarı üzerine, Câmiü'l Emevî'de on bine yakın ve içerisinde yüz ilim ehli bulunan büyük bir cemaate karşı hutbe verir [1911]. Daha sonra bu hutbe, "Hutbe-i Şâmiye" ismiyle basılır.

Hutbe-i Şâmiye; bütün Müslümanlara, İslâm âleminin, içinde bulunduğu maddî - mânevî hastalıkların nelerden ibâret olduğunu, felâket ve esarete hangi sebeplerden dolayı uğradıklarını anlatan ve buna karşı kurtuluş çarelerini gösteren bir hutbe, bir derstir.(20)

SULTAN REŞAT'LA RUMELİ SEYAHÂTİ [5-26 Haziran 1911]

Şam'dan, yine Doğu Anadolu'da Medresetü'z Zehra'nın kurulmasını temin etmek maksadıyla İstanbul'a gelir [1911]. Sultan Reşat'ın Rumeli seyahâtine [5-26 Haziran 1911] Padişah davetiyle doğu vilayetleri adına katılır.(21)

O zaman Kosova'da, büyük bir İslâm üniversitesi kurulmasına teşebbüs edilmiş ve üniversitenin temeli Sultan Reşat tarafından atılmıştı. Bediüzzaman, orada hem İttihatçılara,(22) hem Sultan Reşat'a: "Doğu, böyle bir üniversiteye daha ziyade muhtaç ve İslâm âleminin merkezi hükmündedir" der. Bunun üzerine onlar doğuda bir üniversite açılacağını vaat ederler. Balkan Harbi çıkmasıyla, Kosova'daki üniversite yeri düşman tarafından istilâ edilir. Bediüzzaman, bunun üzerine Kosova'daki üniversite için tahsis edilen on dokuz bin altın liranın doğu üniversitesi için verilmesini talep eder, bu isteği kabul edilir. Van'a gider, Van Gölü kenarındaki Artemit'te bin lira ile üniversitenin temelini atar [1913]. Fakat, I. Dünya Harbi'nin çıkmasıyla bu teşebbüs geri kalır.

"İKİ BÜYÜK ZELZELE YAKLAŞIYOR."

Bediüzzaman, ömür boyu bekâr bir hayat geçirmeye I. Dünya Harbi'nden önce Van'da bulunduğu sırada karar verir. Van'da talebelerine Arabî ilimleri ders verdiği zaman, çok kereler maddî ve mânevî iki büyük zelzelenin yaklaştığını(23) söyler:

"Büyük ve umumî bir zelzele yaklaşıyor, hazırlanınız. O zaman herkes benim gibi mücerretlere –evli olmayanlara- gıpta edecek." der. Pek az zaman sonra; onun, talebelerine tekrar tekrar söyledikleri, I. Dünya Harbi'nin başlamasıyla aynen çıkar.(24)

OSMANLI'DAKİ MÂNEVÎ ZELZELE

Said Nursî, I. Dünya Harbi'nden önce olacağını hissettiği dehşetli zelzelenin Osmanlı Devleti'ndeki mânevî tahribatı ile II. Dünya Harbi'nin insanlığa yaptığı büyük tahribatı Emirdağ Lâhikası'ndaki bir mektubunda şu şekilde karşılaştırır:

"Hem maddî hem mânevî büyük bir hâdise Osmanlı memleketinde büyük ve dehşetli ve tahribatçı beşerî bir zelzele Osmanlı memleketinde olacak, diye hiss-i kablelvuku ile Eski Said çok tekrarla ve ısrarla haber veriyordu. (...) II. Dünya Harbi'nin insanlığa ettiği büyük tahribat gerçi çok geniştir. Fakat dünya hayatına ve bâki olmayan medeniyete baktığı cihetinde Osmanlı'daki tahribata nispeten dardır."(26)

Said Nursî'ye göre: Osmanlı'daki mânevî zelzele, İslâmî mânevî bir zelzele olduğu için ebedî hayata ve âhiret saadetinin zararına bir tahribat yapmasıyla mânen II. Dünya Harbi'nden daha dehşetli olmuştur.(27)

"BU MEDRESE DEĞİL, KIŞLA!"

Van'da bulunduğu sırada talebelerine hem ders verir hem de onları Ermeni komitelerine karşı silahlandırır, o ve talebeleri Van'da Erek Dağı'na çıktığı zaman "dehşetli Ermeni Taşnak fedâileri" onlardan çekinip dağılır, Said Nursî, o günleri ve talebelerinin fedâkârlığını Emirdağ Lâhikası'nda şöyle anlatır:

Kırk sene evvel olmuş bir suâl ve cevabı size hikâye edeceğim. O eski zamanda, Eski Said'in talebeleri üstadlarıyla şiddetli alâkaları fedâilik derecesine geldiğinden, Van, Bitlis tarafında Ermeni komitesi, Taşnak fedâileri çok faaliyette bulunmasıyla Eski Said onlara karşı duruyordu, onları bir derece susturuyordu. Kendi talebelerine mavzer tüfekleri bulup medresesi bir vakit asker kışlası gibi silâhlar, kitaplarla beraber bulunduğu vakit, bir asker feriki-kolordu kumandanı- geldi, gördü dedi: "Bu medrese değil, kışladır!" Bitlis Hâdisesi [1913] münasebetiyle evhama düştü, emretti: "Onun silâhlarını alınız." Bizden ellerine geçen on beş mavzerimizi aldılar. Bir-iki ay sonra I. Dünya Harbi patladı. Ben tüfeklerimi geri aldım...

"NEDEN, ERMENİ KOMİTESİ SİZDEN KORKUYOR?"

Bu haller münasebetiyle benden sordular ki: "Dehşetli fedâileri bulunan Ermeni komitesi sizden korkuyorlar ki siz Van'da Erek Dağı'na çıktığınız zaman, fedâiler sizden çekinip dağılıyorlar, başka yere gidiyorlar. Acaba sizde ne kuvvet var ki öyle oluyor?"

Ben de cevaben diyordum: "Madem fâni dünya hayatı, küçücük ve menfi milliyetin geçici menfaati ve selâmeti için bu hârika fedâkârlığı yapan Ermeni fedâileri karşımızda görünürler. Elbette bâki hayata ve pek büyük kudsî İslâm milliyetinin müspet menfaatlerine çalışan ve "Ecel birdir" itikat eden talebeler, o fedâilerden geri kalmazlar. Lüzum olsa o kat'î ecelini ve geçici birkaç sene belirsiz ömrünü, milyonlar sene bir ömre ve milyarlar dindaşların selâmetine ve menfaatine tereddütsüz, iftiharla fedâ ederler."(28)

Dipnotlar

1-Kastamonu Lâhikası, s. 31-32.

2- "1324 [1908]: Hürriyetin ilânı hengâmında mücâhede-i mânevîye ile tezahür eden Risâle-in Nur müellifinin görünmesi tarihidir.", Şualar, s. 567.

3-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 8.

4-Tarihçe-i Hayat, s. 242.

5-Tarihçe-i Hayat, s. 59.

6-Mahkeme Müdafaları, s. 374.

7-Tarihçe-i Hayat, s. 52, 56.

8-Emirdağ Lâhikası, s. 499.

9-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 19.

10-Tarihçe-i Hayat, s. 51, 553; Mahkeme Müdafaları, s. 466.

11-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 20-23.

12- "Cumhuriyet ve demokrat mânasındaki meşrutiyet ve kanun-u esasî denilen adâlet ve meşveret ve kanunda cem-i kuvvet, ... Divan-ı Harb-i Örfi, ss. 61-64.

13-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 48.

14-Emirdağ Lâhikası, s. 239.

15-Mahkeme Müdafaaları, s. 24.

16-Emirdağ Lâhikası, s. 239.

17-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 11.

18-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 34.

19-Divan-ı Harb-i Örfi, s. 4.

20-Tarihçe-i Hayat, s. 74-75.

21-Tarihçe-i Hayat, s. 84-85.

22- "Hürriyetin başında Sultan Reşad'ın Rumeliye seyahati münasebetiyle Vilayat-ı Şarkıye namına ben de refakat ettim", Hutbe-i Şâmiye, s. 64.

23-Mahkeme Müdafaaları, s. 375.

24- "Maddî ve mânevî iki zelzele-i azîme yaklaşıyordu.", Emirdağ Lâhikası, s. 465.

25-Emirdağ Lâhikası, s. 465.

26-Emirdağ Lâhikası, s. 499.

27-Emirdağ Lâhikası, s. 499.

28-Emirdağ Lâhikası, s. 363.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Kendilerine ait bir takım menfaatlara şahit olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken Allah'ın adını ansınlar; siz de onlardan yiyin, yoksulu ve fakiri doyurun.

Hacc Suresi:28

GÜNÜN HADİSİ

Her kim bir namazı (kılmayı) unutursa (onu) hatırladığında kılsın. Onun bundan başka keffâreti yoktur.

BUHARİ, KİTÂBU MEVÂKÎTİ'S-SALÂT

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI