Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-63

Ders: İhlâs Risalesi(21.Lem’a) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *İnsanın fıtratı ütü tutmayan kumaşa benziyor. Plastikten, naylondan bir pantolon olsa, ona bir ütü vursan, üç ay- beş ay gider. Ama saf yünden bir pantolon olsa, zor ütü tutar. Tuttuktan sonra da bir saat içerisinde bozulur.Fıtrat-ı insaniye de öyle..Kolay kolay ütü tutmuyor. Ütü


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-03-16 03:44:03

Ders: İhlâs Risalesi(21.Lem'a)

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*İnsanın fıtratı ütü tutmayan kumaşa benziyor. Plastikten, naylondan bir pantolon olsa, ona bir ütü vursan, üç ay- beş ay gider. Ama saf yünden bir pantolon olsa, zor ütü tutar. Tuttuktan sonra da bir saat içerisinde bozulur.Fıtrat-ı insaniye de öyle..Kolay kolay ütü tutmuyor. Ütü tutmayan kumaş gibi insan fıtratı da bazen bozulur. Çünkü insanda nefis var, arzu var, enaniyet var. Bazen kibir, bazen hased, bazen riya, bazen gösteriş, bazen alkış, bazen madde, bazen sefahat, ahlaksızlık.. Bütün bunlar ihlas vadisinde ayağı kaydıran hususlar..

*Sırr-ı İhlâs; Müslümanın istikamet çizgisinde vechini doğrudan doğruya Allah'a çevirmesidir.

*Yalnız O'na(C.C)…

Yalnız O'nun için..

Yalnız O'nunla…Muhlasların yolu budur..

*Peygamberlerin vadisi İhlâs vadisidir. Safvet ve samimiyeti hayatlarında fiilen göstermişler.

*Anadolu'da menba suları vardır. Suyu membaından içtiğinizde sus tatlıdır, lezizdir. Menbaından uzaklaştıkça kurbağalar başını çıkarır. Yosunlar, sinekler vesaire derken su kirlenir. Düşünelim, o su aktı, şehre geldi. O su sosyalleşti. Şehrin kiri içerisinde saffetini, hulusiyetini, berraklığını, faidesini ve letafetini kaybetti. O menba suyu kişinin ihlâsıdır.

Not: Merhum allame Mevlana Seyyid Süleyman Nedvi, Siretü'n Nebi adlı şaheserin Tebligat ve Talimat kısmında ihlası şöyle açıklıyor; "İslami anlayışa göre salih ameller dünyevi maksat ve menfaatlerden uzak, gösteriş, şöhret ve karşılık beklenmeyen, yalnız Hakk'ın rızasını isteyerek yapılan işlerdir. İşte bu anlayışla Hakk'ın rızasını talep etmenin adı "ihlas"tır. Cenab-ı Hak, Rasul-i Ekrem'ine şöyle buyurmuştur;

إِنَّا أَنزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ فَاعْبُدِ اللَّهَ مُخْلِصاً لَّهُ الدِّينَ {*} أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ

Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah'a has kılarak (ihlas ile) kulluk et. Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır.(Zümer:39: 2-3)

* Allah'ın marziyatına giden yolda en keskin, en mükemmel yol ihlas yoludur. Sadece ve sadece Allah'ın rızasını her şeyin fevkinde, önünde ve ilerisinde görmek, bu manayı hayatında yaşamak ve yaşatmak sırrıdır. Cenab-ı Hak ihlâstaki payımızı ziyadeleştirsin.

* Et güzel bir nimet.. Süt de güzel bir nimet.. Ama bunları Temmuz sıcağında dışarıda bırakırsanız ikisi de bozulur..Ne yapacaksınız? Buzdolabında muhafaza edeceksiniz. İşte şu İhlâs risalesindeki düsturlar fıtrat-ı insaniyeyi bozmamak hususunda buzdolabı mahiyetinde bize ölçü veriyor. İhlâs'ı nasıl kazanacaksın ve nasıl muhafaza edeceksin? Bu ders bunun ifadesidir. Not: Bu konuda Şener beyin yazısı için bakınız; (Prof. Dr. Şener Dilek, Risale-i Nur'da Derinleşme, s: 346-Feyza Yayıncılık, İst. 2012

*İhlâs "Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas(Lem'alar s: 159): Üstad, esas demiyor, mühim esas da demiyor. Bastırarak, te'kidle, tahkimle "en mühim bir esas" diyor. Demek ki dinin en mühim esası ihlâstır.

Esas'ı tahlil edelim; İlm-i Mantıkça esas, olmazsa olmazdır. Çadırın var ama direği yok, esası eksik, sen çadırı kuramazsın. Araban var ama depoda benzinin yok, bir yere gidemezsin. Soba var, odun- kömürün yok, sen kışı geçiremezsin. Esas olmazsa olmaz sırrıdır. İşte ihlâs, dinin böyle olmazsa olmazıdır.

*İhlâs "en büyük bir kuvvet"(Lem'alar s: 159 ) Dine hizmetin en büyük kuvveti ihlâstır. Şu beton zemini düşünelim. Onun da altına çelikten bir hasır atılmış olsun. Bunu delip, toprağa erişip, sonra da elindeki tohumları toprağa ekmen gerekiyor. Bu mutfaktaki çatal-bıçağın işi değil. Ne lazım? Matkap. Matkabın ucuna ne lazım? Elmas. Elmas uçlu matkapla gelirsen şu zemini paralar ve parçalarsın. Ardından da tohumu ekersin.

Temsilden temessüle geçersek, zaman ahirzaman. Birçok insanın ruhu, kalbi, hissiyatı dinden ve mukaddesattan uzaklaşmış. Yani kalpler betonlaşmış, ruhlar çölleşmiş, maneviyat coğrafyası perişan..Sadece malumatla, sadece fikirle, sadece lisanla, beyanla, edebiyatla olmaz bu iş.. Çok güzel edebiyatçı olursun, çok iyi de malumatın olur. Ama işte o kaşık-çatal gibi kalplere, ruhlara gönüllere nüfuz etmez.

Not: Bu konuda Şener beyin yazısı için bakınız; (Prof. Dr. Şener Dilek, Risale-i Nur'da Derinleşme, s.351-352-Feyza Yayıncılık, İst. 2012)

Not: 2: Üstad yukarıdaki metinde"Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde"  diyerek dünyevi işlerde dahi ihlasın tesiri olduğunu belirtiyor. Merhum Seyyid Süleyman Nedvi, bu konuda aynı şekilde şöyle yazmıştır; "Dünyevi işlerimizde bile başarılı olabilmek için ihlaslı olmak zorundayız. Çıkar düşüncesi, menfaat kaygısı, şan, şöhret arzusu ile yapılan işler kısa zamanda anlaşılır. Böyle davrananların insanlar içinde itibarı yok olur."(Salih Okur)

*İhlâssız söz maya tutmaz. Sütü ocağa koy, kaynat. Maya atmazsan kesinlikle yoğurt olmaz. Sözde de ihlâs olmazsa kelam maya tutmaz. Maya tutmayan kelamın da muhatap üzerine tesiri olmaz.

*İhlâs, fotokopi toneri gibidir. Toner ne kadar mükemmelse fotokopi o kadar güzel çıkar. İhlâssız söz silik olur; kalplerde, ruhlarda, gönüllerde tavattun etmez, vatan tutmaz.

Not. Bunu ifade sadedinde Seyyid Emir Külal(k.s) buyurmuş ki; "İhlâssız yapılan amel, üzerinde padişahın mührü bulunmayan sahte para gibidir. (Salih Okur) " 

*Eğer sen Allah'ın dinine hasbi ve samimi hizmet etmek istiyorsan, sen önce dinin esasını öğren. Sen önce dinin kuvvetine sahip ol.

*İhlâslı bir insan binlerce ihlâssıza müreccahtır.

*Şurada korunması gereken bir kale var. O kaleyi muhafaza için bir arslan mı lazım bin koyun mu? Bir arslan binlerce koyuna müreccahtır. Kaleyi arslanlar korur.

* Üstad, Emirdağ Lahikasında "Hakikat-ı ihlas, benim için şan ü şerefe ve maddî ve manevî rütbelere vesile olabilen şeylerden beni men'ediyor. Hizmet-i Nuriyeye gerçi büyük zarar olur; fakat kemmiyet keyfiyete nisbeten ehemmiyetsiz olduğundan, hâlis bir hâdim olarak, hakikat-ı ihlas ile, herşeyin fevkinde hakaik-i imaniyeyi on adama ders vermek, büyük bir kutbiyetle binler adamı irşad etmekten daha ehemmiyetli görüyorum. Çünki o on adam, tam o hakikatı herşeyin fevkinde gördüklerinden sebat edip, o çekirdekler hükmünde olan kalbleri, birer ağaç olabilirler. Fakat o binler adam, dünyadan ve felsefeden gelen şübheler ve vesveseler ile, o kutbun derslerini hususî makamından ve hususî hissiyatından geliyor nazarıyla bakıp, mağlub olarak dağılabilirler. Bu mana için hizmetkârlığı, makamatlara tercih ediyorum (Emirdağ Lahikası-1 s: 75 ) diyor.İşte ihlas, hulusiyet, saffet ve samimiyet..

*Hizmeti kuvvetlendirmek ve genişletmek ne ile olur? Çeşitli sebeb ve saikler düşünülebilir. Maddiyat, vasıflı elemanlar, geniş mekânlar vs gibi. Ama aslında hizmete kuvvet vermek en başta ihlâs ile olur.

 Hizmeti genişletmek için mesele mekâna ihtiyaç var. Ama esasında hizmeti mekân büyütmez, uhuvvet büyütür. Hizmetin kayyum değeri de ihlas, istikamet, imanın inkişaf ve intişarıdır.

* İhlas "en makbul bir şefaatçı" Lem'alar ( s:159 ) Dünyevi bir işini yaptırabilmek için insanlar bir valiye veya başbakana ulaşabilmek için o zatın bir yakınını arada bir vesile, bir vasıta, bir şefaatçi yapıyorlar. İşte bu manada ihlâs da Cenab-ı Hak ile kulu arasında en büyük bir şefaatçı. Yani sen halis olursan, sen hasbi olursan, sırr-ı ihlas açılmayan kapıları açar. Gidilmeyen menzillere ihlas sayesinde gidilir. Girilmeyen kaleler ihlas ile zaptolunur.

* "En metin bir nokta-i istinad" Lem'alar (s:159) Hani bir fizikçi demiş ya; "bana bir istinad(dayanak) noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım." Dünyayı yerinden oynatacak nokta-i istinad ihlastır.

* "En kısa bir tarîk-ı hakikat(Lem'alar s: 159 ) Geometride iki nokta arasındaki en kısa mesafe bir doğrudur. Hakka, hakikate, marifete giden en kısa yol nedir? İhlastır.

* "En makbul bir dua-yı manevî"(Lem'alar s: 159 ) Hulusiyet ve saffetle istersen, Rahmet-i İlahiye sana inayet eder.

* "En kerametli bir vesile-i makasıd" (Lem'alar s: 159) Maksata insanları ulaştıran en kerametli bir vesile ihlâstır.

* "En yüksek bir haslet" (Lem'alar s 159 ) Bir müslümanda bulunması gereken en yüksek vasıf ihlastır.

* "En safi bir ubudiyet: İhlastır. (Lem'alar s: 159 ) ibadetlerin en safisi ihlastır. İçine Allah'ın rızası dışında hiçbir şey karışmıyor, bulandırmıyor. Onun için sırrı ihlas şifa hassası taşır.

*Mide rahatsızlığından doktora gittiğimizi farz edelim. Doktor da bize 10 gün boyunca halis süt içmemiz gerektiğini söylemiş olsun. Bunun üzerine bir pastaneye gidiyoruz. Ama zalim pastacı bir bardağın sadece yüzde onunu süt ile doldurmuş üzerine su ilave etmiş olsun. Böyle 10 gün değil 100 gün süt içsek yine de midemiz şifa bulmaz.

Feyz-i ilahide kusur yoktur. Kusur bizdedir bizde. Şu dersler birer süt ikramı, ders yapanlar pastacı, buralar birer pastane..Konuşmamızda, ibadetlerimizde, hizmetlerimizde, din namına sergilediğimiz şeylerin içerisine su katıyoruz. Su katınca da sütün müessiriyeti, tesiri kırılıyor.

Not: Bu meselede Mehmed Kırkıncı Hocaefendi'nin şu izahını nakletmek isteriz; "İhlas saf süte teşbih edilirse, Allahu Azimüşşan'ın rızası dışında herhangi bir gaye için ibadet yapmak, süte o gayenin mahiyetine göre az veya çok su karıştırmak demektir. Cennet için yapılan ibadette, süte bir damla su karıştırılmışsa, dünyevi maksatlar için yapılan ibadetlerde, sütün çoğu su olmuş demektir." (Mehmed Kırkıncı, Hikmet Pırıltıları, s. 220, Cihan Yayınları, İst.1983) 

*İslam âleminin bugün en ciddi meselesi ihlastır.

*İki tip ihlas var;

1-Hâli İhlas

2-Hakiki ihlas

Hâli ihlas mevsime, şartlara, ortama göre değişen ihlastır. Dershanedeki ihlasın içtimai hayatta, okulda işyerinde değişmesi gibi. Hal istikrar temin etmez. Hal istikrarı tesis de etmez. Hâli ihlas değişir, bozulur, tebeddül eder. Maksut ve matlup olan ihlas hâli ihlas değil, hakiki ihlastır. Not: Bu konuda Şener beyin yazısı için bakınız; (Prof. Dr. Şener Dilek, Risale-i Nur'da Derinleşme, s. 349-Feyza Yayıncılık, İst. 2012)

* "İhlasta mezkûr hâssalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var.. (Lem'alar s. 159 ) Üstad 23. Sözde imanı anlatıyor. İman nedir? "İman hem nurdur, hem kuvvettir. (Sözler s: 314 ) İhlasın kaynağı imandır. İman inkişaf ettikçe ihlas da inkişaf eder. İman rusuhiyete çıkınca, ihlas da hulusiyet ve muhlaslığa kadar gider. Demek hakiki ihlas hakiki imanın içindedir.

Üstad İşaratü'l İ'caz'ın başında diyor ki; "Evet tashihe muhtaç yerleri vardır, fakat hatt-ı harbde büyük bir ihlas ile, şehidler arasında yazılıp giydirilen o yırtık ibarelerin tebdiline (şehidlerin kan ve elbiselerinin tebdiline cevaz verilmediği gibi) cevaz veremedim ve kalbim razı olmadı. Şimdi de razı değildir, çünki o zamandaki ihlas ve hulûsu şimdi bulamıyorum(İşarat-ül İ'caz s.9) Arkasından diyor ki; "Yeni Said, Risale-i Nur'daki hakikî ihlas ile yine o ihlası buldu (İşarat-ül İ'caz s: 9 ) Demek aradığımız ihlas hakiki ihlastır. Ve o ihlas envar ve esrar-ı Kur'aniyenin içindedir. Yani ders-i Kur'aninin talimi, tedrisi, hakaik-i imaniyeyi ruhumuza, kalbimize, aklımıza, latifelerimize nakş ettiğimiz nispette ihlas da akabinde gelir. İhlas, imanın neticesinde ortaya çıkan bir muhassaladır.

Not: Bu konuda Şener beyin yazısı için bakınız; (Prof. Dr. Şener Dilek, Risale-i Nur'da Derinleşme, s. 349-351-Feyza Yayıncılık, İst. 2012)

* Kalorifer kazanına kömür attığımız nispette oda sıcaklığını isteğimize göre ayarlayabiliriz. Nurları okumak kalorifer kazanına odun atmak mesabesindedir. Okuduklarımızla iman aklımızda, kalbimizde, ruhumuzda, gönlümüzde rusuhiyete erdikçe, bizim iklimimizde güzelleşir. Simamız değişir. Ruh iklimimiz dört mevsim "ılık gölgeli bir yaz"(Asa-yı Musa s: 258 ) olur.

Not: Şener Bey bir eserinde bu meseleye şöyle değiniyor; Hakikat-ı ihlas sathi zihinlerde, lakayt ruhlarda, süfli göğüslerde barınmaz; belki de hakkıyla tavattun etmez. İhlas, ubudiyetin esası olduğundan o esası yakalama, massetme ve içine indirmek için ciddi ve sürekli bir muhasebe ve şuur keskinliği lazımdır. "ihlâsı okudum, ezberledim. ihlasın hafızı oldum. Tamam!" tarzındaki yaklaşımlar, ihlas vadisinde ham sözlerdir; sözün ağırlık ve ciddiyetine uygun düşmez. Hayata mal olacak ihlas, murakıptır, nefsi sorgular.(Prof. Dr. Şener Dilek, Risale-i Nur'da Derinleşme, s. 343-Feyza Yayıncılık, İst. 2012)

* Ahirzamanın manevi dalgaları Nuh(a.s)'ın gemisine vuran dalgalardan daha dehşetli ve şiddetlidir. Tsunamiler her şeyi önüne katıp parçalayıp götürüyor. İhlas limanı bu zamanda en önemli sığınma yeri.

*İslam âleminin dört dehşetli düşmanı var;

1-Küfr-ü Mutlak(ateizm, dinsizlik)

2-Dalalet-i mutlaka(Felsefi cereyanlar, batıdan gelen müfsid fikir ve hayat tarzları)

3-Sefahat-ı Mutlaka(Kabaran günah dalgaları, insanların diz boyuna değil boğazına kadar günah bataklıklarına saplanması)

4-Cehalet-i Mutlaka

*İhlasın sırrı; uhuvvet..İşi birlikte ve beraber götürmek. Uhuvvet, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisinin ruh-u manevisidir.

*Bir ferdi sporlar vardır. Bir de takım oyunu. R.Nur hizmeti ferdi spor gibi değil, kolektif çalışma. Takım ruhu gerektiriyor.

*Bir yerde ihtilafa medar bir sıkıntı varsa orayı dikkatle analiz et, tahkik et, dibini eş, filtre et. Ekseriyetle, eştiğin o olayın dibinde enaniyet çıkar, varlık dağı görünür.

*İki nokta çok önemli;

1-Müslüman mahşere çıktığında bütün amelleri tartılacak. Ve bütün amelleri niyetleri ile beraber tartılacak. Eğer niyetler bozuk, çürük, tefessüh etmiş ise, kişinin ahirette onlardan nasibi yoktur.

Not: Şener Bey bir başka sohbetine aynı konuya şöyle değiniyor; "Mü'min Allah'ın pazarında satılıyor" dedik. Evet, ibadetlerimiz Cenâb-ı Allah'ın dergâh-ı izzetine takdim ediliyor. Bunun için ibadetlerin sırf Allah rızası için yapılması gerektir ki, o ibadetler arşa yükselsin, indallâh makbul olsun. Mesela: şimdi manava gittin, domates alacaksın, meyve alacaksın. Bakıyorsun manav hem de senin gözünün içine baka baka nerde çürük domates varsa koyuyor. Bir tane koydu, neyse "ya sabır" dersin. İkinci çürüğü de koyunca elini sıkarsın, "Arkadaş ne oluyor?" Sağlam domatese para veriyorsun. Çürük domatesi alıyorsun. Hâlbuki misafirin gelmiş, itibar ettiğin, sevdiğin, senin bir gönül dostun gelmiş. Ona iyi bir şey ikram etmek istiyorsun, çürük meyveyi getir önüne koy. İçi proteinli, çürük meyveyi misafirine takdim edebilir misin?

İşte ibadetimizde ihlâs olmazsa, o ibadet böyle çürüktür. Sen çürük domatesi, çürük meyveyi satın almıyorsun, ikram edemiyorsun da, Allah senin çürük amelini alır mı? Âyet-i Kerimede var ya, nefis ve malını Allah'a satmak. Evet, nefsinizi ve malınızı Allah'a satarsanız "İnnallâheştera" mukabilinde Cenâb-ı Hak Cenneti tebşir ediyor, Cennete sokacağını va'dediyor. Nefsini ve malını Allah'a satmak lazım. Evet, hayatını Allah'a veriyorsun. Hiç çürük verilir mi? Allah kabul eder mi? Onun için bereket cephesiyle ubudiyetin de, yapılan hizmetin de, taâtın da, bütün faaliyetlerin de kayyûmu, ruhu, esası, ihlâsdır. İhlâs ile olursa ibadet makbul olur, değilse tardedilir."

Bu konuda Şener beyin yazısı için bakınız; (Prof. Dr. Şener Dilek, Risale-i Nur'da Derinleşme, s. 345-346-Feyza Yayıncılık, İst. 2012)

Not 2: Merhum Seyyid Süleyman Nedvi şöyle diyor; "Hangi çeşitten olursa olsun yaptığımız işlerin değeri niyetlerdeki ihlasla ilgilidir. İhlassız amel makbul olmaz. Özünde ihlas bulunmayan hiçbir iş, hiçbir amel ibadet sayılmaz."(Salih Okur)

Not 3: İmam-ı Gazali hazretleri de aynı meseleye şöyle değinir; "Riya ve gururdan uzak, ihlâsla edilen az taat, kıyamet gününde Cenab-ı Hakkın sevabı katlamasıyla, sonsuz bir taat olur. Fakat riyakâr ve işlediğinden gururlanan kimsenin çok taatinin kendisine hiçbir faydası dokunmaz." (Salih Okur) 

2-Rutubetin olduğu yerde demir paslanmaktan kurtulamaz. Demir demir kaldıkça paslanabilir. Çare, çelikleştireceksin arkadaş. Ahirzamanda her yer rutubetli. O halde paslanmamak için imanın rusuhiyetine kuvvet vereceksin. Ubudiyetle, tefekkürle, zikirle, fikirle kendi hayatını tahkim edeceksin. Yoksa bakarsın bugün sağlam, yarın bükülmüş. Dünya büker, kadın büker, para büker.. Bükenler çok.. Cenab-ı Hak istikametten ayırmasın.

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

Ders: Sual Cevap İzah: Prof. Dr. Şener Dilek Not: Şener Dilek beyin 30.12. 2011 tarihinde Düss

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

Ders: 33. Söz, 20. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Mantık ilmi itibarıyla mahlukatı ç

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

Ders: 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-yi Hasbiye(3. Ders) İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Her

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!

Fatır, 3

GÜNÜN HADİSİ

Ey Allah'ın Resulü," dedim, "şayet Kadir gecesine tevafuk edersem nasıl dua edeyim?" Şu duayı okumamı söyledi: "Allahümme inneke afuvvun, tuhibbu'l-afve fa'fu anni. (Allahım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet.)

Tirmizi, Da'avat 89,

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI