Cevaplar.Org implant

AVF MESLEĞİNDE DENGE AHLAKI-4

Tüketimde Denge ve Dengesizlik Tüketimin de ifrat, tefrit ve vasat (denge) mertebeleri vardır. Kişinin hazzının tutsağı olması ifrat; aşırı bir riyazet (çilecilik) ve rejim uygulayarak meşru dünya nimetlerinden nefsini mahrum bırakması tefrit; oburluğa kaçmadan meşru bir çerçevede helal kazançla dengeli bir şekilde beslenmesi ise vasattır.


Bünyamin Duran, (Prof. Dr.)

2015-03-16 03:26:25

Tüketimde Denge ve Dengesizlik

Tüketimin de ifrat, tefrit ve vasat (denge) mertebeleri vardır. Kişinin hazzının tutsağı olması ifrat; aşırı bir riyazet (çilecilik) ve rejim uygulayarak meşru dünya nimetlerinden nefsini mahrum bırakması tefrit; oburluğa kaçmadan meşru bir çerçevede helal kazançla dengeli bir şekilde beslenmesi ise vasattır.

Tüketimde İfrat Düzeyi: Hazcılık (Hedonizm)

Tüketimin ifrat mertebesi hazcılıktır. Hazcılık (hedonizm) kişinin hayatının hazza

adanmasıdır. Bu ideolojiye Batı'da hedonizm adı verilmektedir. Hedonist kişi belli hazların bağımlısı, kölesi olur. Onun için tek gerçek hazlarıdır. Hazları o kadar önemli ve vazgeçilmezdir ki onlar için her şeyini feda edebilir. Hazcılık bir hastalık olduğuna göre bu hastalık nereden kaynaklanmaktadır? Nursi'ye göre insanın kaba hayvansal duyguları insanı sadece hazır ve basit lezzet ve hazlara yöneltir. Çünkü bunlar hazır olduğu için daha caziptir, insanda akıl değil de diğer duygular egemense insan hazır zevklere ve hazlara yönelecektir.(Duran, 2002, s.122)

Nursi'ye göre insanda eylemlerin oluşması sürecinde insanın akıl ve duyguları arasında ciddi çatışmalar yaşanır. Akıl ve kalbin özelliği geleceği tahmin edebilmesidir. Yani akıl ve kalp doğacak eylemin şimdi ve gelecekte hangi sonuçlara neden olacaklarını; kâr mı zarar mı getireceklerini tahmin edebilirler. İradeye insanın yararı yönünde öneride bulunabilirler.

Buna karşılık insanın çıkarı, hazzı, kin ve düşmanlığı, ırkçılığı, asalet tutkusu, ideolojik körlüğü, tarafgirliği vs sadece hazır zamanı kavrayabilir, bu nedenle iradeyi hazır fayda veya haz yönünde etkilerler. Bu nedenle insanlar basit lezzet ve zevk için çok büyük tecavüzlere teşebbüs edebilir; hatta ebedi hayatını riske atacak cinayetlere girişebilirler. (Nursi, 2008\a,s.525)

Nursi tam hazcılık, çıkarcılık ve bunların evrensel mekanizmalara dönüşmesi çağı olan modern emperyalizm çağında yaşadı ve bunun sonucu ortaya çıkan iki büyük dünya savaşına fiilen şahit oldu. İnsan iradesinin kaba hayvanî içgüdülere esir edilmesinin trajik etkilerini çağın tüm insanları gibi o da iliklerine kadar hissederek yaşadı. Bu tecrübelerinden hareketle herkesten daha fazla bu noktaya ağırlık verdi; hazcılık ve çıkarcılığın insanın dünya ve ahiret hayatını nasıl tahrip ettiğini anlatmaya çalıştı.

Sonuç olarak hazza bağımlılık insanın dünya ve ahiret hayatını tahrip eden kötü bir

hastalıktır. Ahlâksızlığın büyük bir kısmı hazcılıktan kaynaklanır. Hazzına tutsak olmuş bir kişiden sağlıklı bir davranış beklenemez. O ne dürüst bir vatandaş, ne de sağlıklı bir Mümin olabilir. Böyle birinden müspet milliyetçilik ve vatanseverlik beklemek de hayaldir. Ülke savunmasına katkı ve ekonomik gelişme konusunda fedakârlık hazcı insanın bilmediği şeylerdir. (Duran, 2002, s.125-8)

Tüketimde Tefrit: Çilecilik (Asketizm)

Bilindiği gibi çilecilik; kişinin riyazî bir yaşantı şeklini kendine hayat tarzı seçmesidir. Yani kişinin Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla dünya zevkleri ve hazlarından uzak durması; yeme-içmede, kazanmada, giyim kuşamda, insanlarla ilişkilerde iradi bir kararla disiplinli bir hayat yaşamasıdır. Çeşitli yiyeceklerle karnını tıka basa doyurma yerine meselâ günde bir dilim ekmek ve birkaç zeytin tanesi ile hayat boyu idare etmesidir. Aynı şekilde pamuklu ve yünlü elbiseler giyme yerine kıldan elbiseler giymesi, rahat döşekler ve odalarda değil, kıldan sergiler ve hücrelerde yatmasıdır; sınırlı miktarda uyuması ve sınırlı miktarda insanlara haşir neşir olmasıdır. Her türlü cinsel hazlardan uzak kalmasıdır. (Duran, 2002, s.119)

Ilımlı olmayan bir çileciliği Hz. Peygamber kabul etmez. Nitekim nefsini terbiye etmek amacıyla aşırı bir çileci hayat tarzını uygulamaya başlayan bazı sahabelere karşı Hz. Peygamber "İslam'da ruhbanlık yoktur; insan meşru dairede, yer içer, evlenir, dünya nimetlerinden yararlanır" diyerek onların davranışlarını tasvip etmemiştir. (Duran, 2002, s.120)

Çileci hayat tarzı daha fazla Batı'da manastırlarda gelişmiştir. Manastırlara kapanan

rahipler dünyayla ilgili her şeyden el etek çekerek tüm varlıklarını Allah'a adamışlar ve Allah'a yaklaşmak için de her türlü konfordan uzaklaşmışlardır. Zamanla Luther ve Calvin'in yeni yorumlarıyla çilecilik ekonomik ve sosyal hayata da sirayet ederek toplumsal bir nitelik haline gelmiştir.

Protestanlığın tüketim konusundaki aşırı tutumuna karşılık Müslümanlıkta ılımlı bir

hazcılık öngörülür. İslâm'da önemli olan insanların kazançlarını haram yoldan sağlamamaları, tüketirken savurgan olmamaları ve oburluktan uzak durmalarıdır. Bunun dışında kişinin çeşit çeşit lezzetleri tatması ve sonunda teşekkür etmesi ahlâkî ve insanîdir. Müslüman toplumlarda ılımlı bir çilecilik öngörüldüğünden çilecilikten hazcılığa geçiş Batı toplumlarındaki gibi çok sert olmamıştır. Batı toplumları çileci bir hayat tarzından son asırlarda radikal bir hazcılığa sürüklenmişlerdir. (Duran, 2002, s.121)

Tüketimde Vasat (Denge): Kanaat ve İktisat

Tüketim alanında ahlâkî ve aklî denge kanaat ve iktisat dengesidir. Kanaat, hazza bağımlı olmadan ve israf etmeden tüketme tutumlu olmadır. Nursi kanaat ile ilgili yaklaşımını "İktisat Risalesi" adlı eserinde ortaya koyar. Bu eserinde çok sayıda insanî duyguyu inceleyerek kanaat ahlâkına ulaşır.

Bilindiği gibi insanda çok sayıda duygu mevcuttur. Hazcılık ve çıkarcılık insanın bir niteliği olduğu gibi teşekkür etme, saygı duyma, onurlu olma duyguları da yine insanın niteliğidir.

İnsan hazcı ve çıkarcı duygularının egemenliği altına hareket edebileceği gibi diğer duygularının egemenliği altında da hareket edebilir. İşte kanaat ve iktisat insanın hazcı ve çıkarcı duygularının değil, teşekkür etme, saygı duyma ve izzetli olma gibi duygularının egemenliği altında olma tutumudur. (Duran, 2002, s.129)

Nursi, insanların gelirlerini israf edip, savurganlık yapmalarının ahlâkî bir davranış

olamayacağını ispat etmeye çalışırken insanın fıtratında mündemiç çok önemli bir duyguya atıfta bulunur: nimete karşı teşekkür duygusu. İnsan herhangi bir kişi veya kurumdan hoşuna giden bir ikramla karşılaştığı zaman o kişi veya kuruma karşı vicdanında derin bir teşekkür etme isteği hisseder. Teşekkür ederken de bundan engin bir haz alır. Edemediği zaman ise görevini yapamamanın ezikliğini duyar. İnsan ikram ve iltifatlara karşı teşekkür eden bir varlıktır.

Nursi duygular arasındaki bu derin fıtri ilişkiyi keşfetmiş, iktisat ve kanaati insandaki teşekkür etme duygusuyla temellendirmiştir. Ona göre insan, Yaratıcısının kendisine verdiği sayısız nimetlerden istifade ederken ve onları kullanıp tüketirken fıtraten Yaratıcısına şükretmek ister. Şükretme ihtiyacı duyan insan o nimetin değerini de doğal olarak bilir ve ona göre değer atfeder. O zaman bu nimetleri saçıp savurma yerine zarif bir ihtimamla tüketir. (Duran, 2002, s.130)

Aynı insan nimetin yaratıcısına derin şükran duyguları taşıdığı gibi o nimetin kendisine ulaşmasında emeği geçen tüm vasıtalara da şükran hissi taşır. O zaman tüketici insan doğaya, doğanın unsurlarına ve diğer üretici insanlara da ayrı bir kalbi bağla bağlanır. Bu durumda Allah'ıyla, içinde yaşadığı doğayla ve sosyal çevresiyle barışık bir insan olur.

İkinci önemli fıtri duygu, şefkat duygusudur. Şefkat, kanaat ve iktisadı şekillendiren, içerik kazandıran rafine bir duygudur. İnsan fıtraten müşfiktir, kendisinden daha güçsüzlere karşı sarsıcı bir acıma hissiyle doludur. Böyle bir kişi, aç ve güçsüz insanların bulunduğu bir ortamda elindeki nimetleri saçıp savuramaz; vicdanı çürümemişse sadece kendi zevkini ve hazzını düşünemez. Buna ahlâkı müsaade etmez.

Kanaati destekleyen bir diğer fıtri duygu ihtiram (saygı) duygusudur. İnsan saygılı bir varlıktır. Değerli ve anlamlı şeyler her zaman insanın saygısını kazanır. Yüksek şeylere insan saygıda kusur etmemeye çalışır. En ufak saygısızlığı karşısında derin bir mutsuzluk hisseder. Kendisine verilen tüm nimetlerin yücelerden geldiğini düşünerek onlara saygı duyar. Onları israf etmenin onlara karşı kaba bir saygısızlık olduğunu bilir. (Duran, 2002, s.131-2)

Diğer bir ilke "izzet" ilkesidir. İnsan izzetli ve onurlu bir varlıktır. İzzetinin kırılmasını önlemek için bazen her şeyini feda edebilir. Bu nedenle izzetli kaldığı müddetçe insanlığını derinden hisseder, izzeti kırıldığı zaman ise insanlığından bazı şeyler kaybettiğini düşünerek kendini aşağılık bir varlık olarak kavramaya başlar. İzzetli insan, elindeki gelir ve servetini iktisatlı kullanarak ve onlarla kanaat ederek mümkün olduğunca başkalarına karşı el açma durumuna düşmez. Müsrif ve savurgan insan ise her zaman başkalarına el açmak durumunda kalır. Nursi'nin ifadesiyle iktisada riayet, insanı mânevi dilencilik zilletinden kurtarır ve insanı izzetli kılar (Nursi, 2008\b, s.139). Buna göre insan yüksek ahlâkî ilkelerden kanaat ve iktisat

ilkelerini hayatında vazgeçilmez ilke edinmelidir. Nursi, ne katı bir asketizm ne de radikal bir hazcılık taraftarıdır, her konuda olduğu gibi ılımlı bir hazcılık ve yine ılımlı bir asketizmi önerir.

Bir kere insanın hazlarının esiri olmasını kesinlikle onaylamadığı gibi salt nefsi adına olmamak şartıyla hazlardan tamamen uzaklaşmasını da onaylamaz. İnsan Allah'ın yarattığı nimetlerden tüketerek teşekkür etmelidir. Hatta böyle bir tüketim sadece bu dünyada zevk vermekle kalmaz bakî nimetlere dönüşerek cennette de insana ikram edilir. Burada önemli olan oburcasına tüketmemek ve nefsi adına tüketmemektir. Bu tip nimetlerin nefis adına değil de Allah adına tüketilmesinin açık kriteri bunların meşru yollardan kazanılması ve kanaat ilkesine uyarak tüketilmesidir. (Duran, 2002, s.133)

SONUÇ

Genel olarak denge, insanın karar ve eylemlerinde aşırılıklardan arınarak optimum

noktada karar kılmasıdır. Fizik evrende entropi kanunu söz konusu olduğu gibi (kendi haline bırakıldığında bozulma, dağılma ve çürüme hali) insan karar ve davranışlarında da dengesizlik, yani aşırı uçlara savrulma hali vardır. Savrulma kendiliğinden ve enerji sarfı gerekmeden olur, oysa savrulmadan korunmak ve dengede kalmak için ciddi bir enerji sarfına ihtiyaç vardır. Bu nedenle dünya-ahiret dengesi kurmak demek güçlü bir irade, gelişmiş bir akıl ve sağlam bir kişilik sahibi olmak demektir. Bu niteliklere sahip bulunmayan ya da mevcut kabiliyetini içsel ve dışsal faktörlerle etkisiz hale getiren birey dengeye ulaşma ve dengede kalma performansını gösteremeyecek ve dengesizlikten dengesizliğe sürüklenip

duracaktır. Bunun anlamı ya dünya ve dünyasal işlere aşırı değer verip kendi kimliğini araçsallaştıracak; ya da dünya işlerinin önemini kavrayamayıp derin bir ilgisizlik ve tembellikle sefalete yuvarlanacaktır.

KAYNAKÇA

ARENDT, Hannah, The Human Conditio, The University of Chicago Press, London.

ADORNO, W. Theodor ve HORKHEIMER, Max (2010), Aydınlanmanın Diyalektiği,

Çevirenler: Nihat Ünler ve Elif Öztarhan Karadoğan, Kabalcı Yayınevi, İstanbul.

DURAN, Bünyamin (1997), Sekülerleşme Krizi ve Bir Çıkış Yolu Arayışı, 2. Baskı, Timaş Yayınları, İstanbul.

DURAN, Bünyamin (2002), Akıl ve Ahlâk, 2. Baskı, Nesil Yayınları, İstanbul.

DURAN, Bünyamin (2012), "Jürgen Habermas'da Ekonomik, Politik ve Sosyo-Kültürel

Sistemler Arasında İlişkiler ve Türkiye", Avrasya Sosyal Elmler Forumu, Cilt 1 (ed. Şemseddin Haciyev), İktisat Üniversitesi Baki.

DURAN, Bünyamin (2012), "Demokratikleşme Dalgası ve Münazarat", Köprü Dergisi, Sayı: 117.

DURAN, Bünyamin (1996), 'Bediüzzaman, 'Avf Meslek Ahlakı' ve İ'la-i Kelimetullah',

Üçüncü Uluslar Arası Bediüzzaman Sempozyumu, Yeni Asya Yayınları, İstanbul.

DURAN, Bünyamin (2011), "Küresel Barış İçin Evrensel Sevgi", Köprü Dergisi, Sayı: 115.

DURAN, Bünyamin (2009), "Felsefe, Medeniyet ve İktisat", Köprü Dergisi, Sayı: 107.

DURAN, Bünyamin (2012/b), "Demokratikleşme Dalgası ve Münazarat", Köprü Dergisi, Sayı: 117.

DURKHEİM, Emile (1984) The Division of Labour in Society, (Fransızcadan İng. çeviren: W.D.Halls), The Macmillan Press LTD.

FROMM, Erich (2005), The Fear of Freedom, Taylor and Francis E-Library, London.

FFOMM, Erich (2002), The Sane Society, Routledge, London-New York.

HABERMAS, Jürgen (1987), The Theory of Communicative Action, Cilt: I, (İng. Tercüme eden: Thomas McCarthy), Beacon Press, Boston.

HABERMAS, Jürgen (1987), The Theory of Communicative Action, Cilt: II, (İng. Tercüme eden: Thomas McCarthy), Beacon Press, Boston.

HABERMAS, Jürgen (1973), Legitimation Crisis, (İng. çev. Thomas MacCarthy),

Heinemann- London.

NURSİ, Said, (1993), Münazarat, Yeni Asya Yayınevi, İstanbul.

NURSİ, Said, (1994), Lemalar, Yeni Asya Yayınevi, İstanbul.

NURSİ, Said (2008\a), Sözler, Envar Yayınevi, İstanbul.

NURSİ, Said (2008\b), Lemalar, Envar Yayınevi, İstanbul.

NURSİ, Said (2010\b), Hutbe-i Şamiye, Envar Yayınevi, İstanbul.

NURSİ, Said (2010\c), Mesnevi-i Nuriye, Envar Yayınevi, İstanbul.

NURSİ, Said (2010\d), Mektubat, Envar Yayınevi, İstanbul.

NURSİ, Said (2007), Lemalar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul.

PARSONS, Talcott ve SMELSER, J.Neil (2005), Economy and Society, Taylor Francis e- Liberarry.

PARSONS, Talcott (1982), On institutions and social evolution, Selected Writings,

(ed:Leon H. Mayhev), The Univesity of Chicago Press.

SHERRATT, Yvonne, (2002), Adorno's Positive Dialectic, Cambridge.

SİEBERT, Rudolf J. (1985), The critical theory of religion, The Frankfurt School, Berlin.

SİEBERT, Rudolf J, (2007), 'The Development of Critical Theory of Religion in Dubrovnik from 1975 to 2007', The future of religion, toward a reconciled society, kitabının içinde, (ed:Michael R. Ott), Brill.

WEBER, Max (1992), The Protestant Ethic and the Spirit of Capitalism, (İng. Tercüme eden: Talcot Parsons), London.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİTE HARİTASI