Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla ilgili bir hâtırası da onun hareketli ve tehlike dolu hayatı hakkındadır, bu hâtırada anne ve babaların evlatlarına karşı farklı düşünce ve hisleri görünür: “Eski zamanda, hareketli hayatımda hakkımda acip havadisler peder ve valideme haber veriliyordu. “Sizin oğlunuz öldü veya vuruldu veya hapse girdi”, gibi fena haberleri babam işittikçe


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-03-08 04:46:48

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ"

Said Nursî'nin, anne ve babasıyla ilgili bir hâtırası da onun hareketli ve tehlike dolu hayatı hakkındadır, bu hâtırada anne ve babaların evlatlarına karşı farklı düşünce ve hisleri görünür:  "Eski zamanda, hareketli hayatımda hakkımda acip havadisler peder ve valideme haber veriliyordu. "Sizin oğlunuz öldü veya vuruldu veya hapse girdi", gibi fena haberleri babam işittikçe, keyifleniyordu, gülüyordu. Derdi: "Mâşâallah, oğlum yine ehemmiyetli bir iş, bir kahramanlık göstermiş ki herkes ondan bahsediyor." Validem ise, onun sevinmesine karşı şiddetle ağlıyordu. Sonra zaman, babamın haklı olduğunu çok defa gösteriyordu.(1)

TAHSİLİ(2)

Said Nursî; birinci üstadının, annesi olduğunu ve en esaslı, tesirli ve sarsılmaz dersleri ondan aldığını söyler:

"VALİDEMİN MÂNEVÎ DERSLERİ"

İnsanın en birinci üstadı ve tesirli muallimi, onun validesidir. Bu münasebetle ben kendi şahsımda kat'î ve daima hissettiğim bu mânâyı beyân ediyorum:

Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, yemin ediyorum ki; en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi merhum validemden aldığım telkinler ve mânevî derslerdir ki o dersler fıtratımda, âdeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini, aynen görüyorum.

Demek bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma, merhum validemin ders ve telkinatını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakîkatler içinde birer esas çekirdek görüyorum.

Kısaca; meslek ve meşrebimin dört esasından en mühimi olan şefkat etmek ve Risâle-i Nur'un da en büyük hakîkati olan acımak ve merhamet etmeyi, o validemin şefkatli fiil ve halinden ve o mânevî derslerinden aldığımı yakînen görüyorum.(3)

"9 YAŞINDAN BERİ ŞEFKATLİ VALİDEMİ GÖRMEDİM."

Said Nursî, dokuz yaşına kadar Nurs'ta anne ve babasının yanında kalır.(4) Dokuz yaşında tahsil için Nurs'tan ayrılır, bu yaştan sonra annesini, on beş yaşından sonra da kız kardeşlerini bir daha göremez.(5)

Said Nursî'nin 9 yaşında başlayan ve kesintilerle, icâzet -diploma- alıp mezun olduğu 1892'ye kadar değişik medreselerde devam eden bir tahsil hayatı vardır. Ciddi ve esas tahsili Beyazıt'ta (Doğubeyazıt) Şeyh Mehmet Celâli'nin yanındadır.(6) Burada, "İzhar" kitabından sonraki medrese usulünce on beş sene ders almakla okunan kitapları üç ayda tahsil eder [1309(7): 1891/1892]. Bu kısa zamanda, kendi ifadesiyle: "tahsil için külfet ve ders meşakkatine muhtaç olmadan kendi kendine nurlanır, âlim olur."(8)

ÜSTADLARI

Said Nursî'nin, medreselerde ders aldığı üstadları ve "üstadlar hükmünde hocalarım, mürşitlerim, evliya ve şeyhlerim"(9) dediği diğer üstadları hakkında Risâlelerde birçok bilgi yer alır:

"Kur'ân üstadlarımdan", dediği Nuri,(10)

Ağabeyi Molla Abdullah (İki sene ders aldığı bu büyük kardeşine daha sonra ders verir, onun hocası olur.),(11)

Şeyh Fehim (Said Nursî Şeyh Fehim için "Silsile-i ilimde en mühim üstadım" der.),(12)

Şeyh Mehmed Celâli (Doğubeyazıt'ta üç ayda medrese derslerini tamamlayıp icâzet aldığı hocası),(13)

Molla Ali-i Suran (Said Nursî icâzet almadan bir sene önce ondan ders alır, bir sene sonra Siirt'te Molla Fethullah Efendi'nin medresesinde Ali-i Suran, Said Nursîye talebe olur.),

Şeyh Mehmed Emin ( Bitlis'te iki gün kadar dersinde bulunur.),(14)

Şeyh Mehmed Küfrevî, Bitlis'li meşâyihten olan Mehmed Küfrevî Hazretleri Said Nursî'ye teberrüken bir ders verir, onun medresede aldığı en son ders bu olur.(15)

Said Nursî'nin "üstadım" diye bahsettiği diğer üstadları şunlardır:

"Nakşî üstadım", dediği Seyyid Nur Muhammed;

"Kâdirî üstadım", dediği "Nureddin",

"Üstadlarımdan birisi" dediği Mevlâna Celâleddin-i Rumî(16)

 "Hüccet-ül İslâm İmam-ı Gazalî ve beni Hazret-i Ali ile bağlayan yegâne üstadım", dediği İmam-ı Gazalî,(17)

"Bir üstadım olan İmâm-ı Rabbânî", dediği İmâm-ı Rabbânî,(18)

"Hizmet-i Kur'ân'da hususî imamım"(19) dediği, Hz. Osman Zinnureyn (r.a.).

Risâlelerde geniş bir şekilde yer alan mânevî üstadları Hz. Ali (r.a.)(20) ve Abdülkâdir Geylânî(21) Hazretleri (k.s.).

"TAM MÜKEMMEL BİR ÜSTAD"

Bunların başında kendi ifadeleriyle 'bütün üstadlarının; mercileri, menbâları ve üstadları olan Kur'ân(22) ve "Üstad-ı Ezelî'sinden ders alıyor, sonra söylüyor." (23)dediği, "en büyük muallim, şaşmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber" Hz. Muhammed (a.s.m.) Said Nursî ve Risâle-i Nur'a kendi ifadesiyle: "tam mükemmel bir üstad olmuştur." (24)

Risâlelerde birçok defa "Kur'ân'ın talimiyle ve dersiyle anladım" ve "Resûl-ü Ekrem'in (a.s.m.) talimiyle ve dersiyle anladım, îman ettim, bildim ve görüyorum," diyerek Kur'ân ve Hz. Muhammed'in (a.s.m.) üstadlıklarını tekrar tekrar zikreder;(25)

Risâle-i Nur'da bir talebesinin ifadesiyle: 'izinli olduğu mikdarı Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan istifade derecesi nispetinde söyler. Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan istifâdesi olmadığı vakitlerde, yeni ay gibi gizlenir. Bende nur yok, kıymet yok, der.'(26)

TAHSİL HAYATININ SEYRİ

Said Nursî, dokuz yaşına gelince Nurs'ta medrese olmadığından önce İsparit'e bağlı Nurs'a yakın Tağ köyünde Molla Mehmet Emin Efendi'nin medresesine gider; fakat fazla durmayıp, Nurs'a döner. O kış evde kalır; dersini, haftada bir köye gelen büyük kardeşi Molla Abdullah'a verir,(27) iki sene kadar ondan temel ilimleri okur.(28)

Babasından izin alarak Arvas (Van, Bahçesaray) nahiyesine gider, orada bir müddet kaldıktan sonra Bahçesaray'da [halen kullanılan ismi Müküs] Mir Hasan Veli Medresesi'ne, birkaç gün sonra da Vastan kasabasına (Van'ın Gevaş ilçesi) gider ve orada bir ay kadar kalır.

Daha sonra o zaman Erzurum'a bağlı Beyazıt'a (Şimdi Ağrı iline bağlı Doğubeyazıt'a) gider. Said Nursî'nin hakiki ve ciddi tahsili burada başlar. Beyazıt'ta Şeyh Mehmed Celâli'nin yanında yaptığı bu tahsili, üç ay kadar devam etmiştir. Burada her kitaptan bir veya iki ders, en fazla on ders, ders alır, gerisini terk eder. Hocası Şeyh Mehmed Celâli ne için böyle yaptığını sorduğunda:

"Bu kadar kitabı okuyup anlamaya muktedir değilim. Ancak bu kitaplar bir mücevherat kutusudur, anahtarı sizdedir. Yalnız sizden şu kutuların içinde ne bulunduğunu göstermenizi istirham ediyorum. Yani bu kitapların neden bahsettiklerini anlayayım daha sonra bana uygun olanlara çalışırım." demiştir.

Said Nursî'nin böyle yapmasındaki maksadı, yenilik fikrini medrese usullerinde göstermek ve bir sürü haşiye ve şerhlerle (dipnot ve açıklamalarla) vakit zayi etmemektir.(29) Bu suretle on beş sene tahsili lâzım gelen ilim ve fenlerin esaslarını üç ayda tamamlar ve Şeyh Muhammed (Mehmet) Celâli Hazretlerinden(30) icâzet - diploma - alır.

Said Nursî, bu üç ay zaman zarfında ve bir kış içinde yaptığı bu tahsil ile on beş senede medresede okunan yüz kitaptan ziyade okuduğunu ve o zamanın ve o muhitin en meşhur ulemasının yanında o üç ayın mahsulü olan bu tahsilin on beş senenin mahsulü kadar netice verdiğini, çok defalar imtihanlarla ve hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya karşı doğru cevap vermekle ispat ettiğini anlatır.(31)

Doğubeyazıt'ta tahsili sırasında, on üç-on dört yaşlarında iken Kürtlerin edip dâhîlerinden Molla Ahmed Hâni (d. 1651 - ö. 1707 ?), Hazretlerinin, gündüz bile korku ile girilen kubbe-i saadetine [türbesine] kapanır, bazı geceler de orada kalır.

"ON DÖRT YAŞINDA CÜBBE GİYDİRECEK BULUNMADI"

Said Nursî'ye medreseden mezun olduktan sonra icâzet almanın alâmeti olarak ilmî kıyafet olan cübbe giydirme mesrâsimi yapılamaz. O zaman gerçeklemeyen cübbe giyme işi, ileriki yıllarda kendisinden bir asır önce yaşayan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin 100 yaşındaki cübbesini giymesiyle gerçekleşir.(32)

Said Nursî, icâzet aldıktan sonra Bağdat'ı ziyaret maksadıyla hocasından izin alır, Bağdat'a gitmek niyetinde iken Bitlis'e gelir. Bitlis'te Şeyh Mehmet Emin Efendi'nin yanına giderek, iki gün kadar dersinde bulunur. Şeyh Mehmet Emin Efendi, kendisine ilmi kıyafete girmesini teklif eder, Said Nursî bu teklifi:

-Ben henüz büluğ yaşına gelmediğimden, muhterem bir müderris kıyafetini kendime yakıştıramıyorum ve ben bir çocuk iken, nasıl hoca olabilirim, diyerek kabul etmez.(33)

Bitlis'ten sonra, Şirvan'daki (Siirt ilinin ilçesi) büyük birâderi Molla Abdullah'ın yanına gider. Molla Abdullah, sekiz ay evvel talebesi bulunan kardeşinden gizlice ders alır. Molla Abdullah'ın yanında bir müddet kalır.

Buradan Siirt'te bulunan Molla Fethullah Efendi'nin medresesine gider. Molla Fethullah, hangi kitabı sorduysa, "bitirdim" cevabını alınca, hayrette kalır. Bu kadar kitabı bitirdiğini, hem de az zamanda bitirdiğini aklına sığıştıramaz, hayret eder, Molla Fethullah hangi kitaptan sorduysa, cevabını verir. Bu sıralarda on beş - on altı yaşlarında bulunan Molla Said'e halk, "veliyyullah" nazarıyla bakar ve büyük hürmet gösterir. Siirt'te "Saidü'l Meşhur" lakabıyla anılır.(34)

Said Nursî, Siirt'e bağlı Tillo kasabasına (Siirt'in Aydınlar ilçesi) gider. Tillo'da Kubbe- i Hasiye'de kalır [1895], orada Kamus-u Okyanus'u "sin" harfine kadar ezberler. Ne düşünceyle kamusu ezberlediği sorulduğunda:

-Kamus [sözlük] her kelimenin kaç mânâya geldiğini yazıyor. Ben de bunun aksine olarak her mânâya kaç kelime kullanıldığını gösterir bir kamus vücuda getirmek merakına düştüm, cevabını verir.(35)

KARINCALAR VE CUMHURİYETÇİLİĞİ

Tillo'da Kubbe-i Hasiye'de kalırken yemeklerini küçük kardeşi Mehmed getirir. Ekmeğini yemeğin suyuna batırır, yemek içindeki tâneleri ise, türbenin etrafında bulunan karıncalara verir.

- Neden, tâneleri karıncalara veriyorsun, diye sorulunca:

-Bunlarda içtimâî hayata mâlikiyet ve fevkalâde vazifeşinaslık ve çalışma bulunduğunu gördüğüm için cumhuriyetçi oluşlarına mükâfat olarak kendilerine yardım etmek istiyorum, diye cevap verir.(36)

Said Nursî, bu "karınca hâdisesini" 1935'te Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Cumhuriyet hakkında fikrin nedir?" sorusunu cevaplarken anlatmış ve şunları söylemiştir:

- Eskişehir mahkeme reisinden başka daha sizler dünyaya gelmeden benim dindar bir cumhuriyetçi olduğumu elinizdeki Tarihçe-i Hayatım ispat eder. Hulefa-yı Raşidîn [Dört Halife] her biri hem halife, hem reisicumhur idi. Sıddîk-ı Ekber [Hz. Ebu Bekir], Aşere-i Mübeşşere'ye [cennetle müjdelenen 10 sahabeye] ve sahabe-i kirama elbette reisicumhur hükmünde idi. Fakat mânâsız isim ve resim değil, belki adâlet hakîkatini ve şer'î hürriyeti taşıyan dindar mânâda cumhuriyetin reisleri idiler.(37)

Genç yaşta içtimaî -sosyal- hayatla ilgilenir; bu mânâda idare eden ve edilenlere bakan siyasî hayatı Mardin'de başlar. Hareketlerinin sınırlandırılmasını sevmez. Her halinde ve hareketinde gayet serbest olmayı isteyen Said Nursî, hareketlerini sınırlamak isteyenlere: "Ben, hürriyet ve serbestiyetimi hiçbir keyfi kanunla sınırlandırmam." diye cevap verir.(38)

Bitlis'te iken çeşitli fenlere ait eserleri inceler. Kur'ân hakîkatlerinin anahtarı olacak ve şüphelere karşı hakîkatleri muhafaza ve mukabele edecek hikmet ve İslâmî fenlere dair kırk eseri iki senede ezberine alır. Her gün okumak şartıyla, ezberlediği kitapları üç ayda bir devreder. Günde bir-iki cüz okumak suretiyle Kur'ân'ı ezberlemeye başlar. Her gün iki cüz hıfzetmekle, Kur'ân'ın mühim bir kısmını ezberler. İki sebeple ezberini tamamlamaz:

Birincisi, Kur'anın çok süratle okunması bir hürmetsizlik olmasın,

İkincisi: Kur'an hakikatlerinin hıfzının daha ziyade lüzumu var, diye kalbine gelmiş olması." Onun için Kur'an hakaikının anahtarı olacak ve şüphelere karşı muhafaza ve mukabele edecek hikmet ve İslâmi fenlere dair kırk risaleyi iki senede ezberine alır.

En son aldığı ders Bitlis'te Şeyh Mehmet Küfrevî'nin, kendilerine teberrükken – bereketli olma, mübarekiyet mânâsında- verdiği derstir.(39)

Medreseden üç ayda mezun olan Said Nursî, öğrenme ve ders alma işinin bütün hayatı boyunca sürdüğünü söylemiştir:

"Kırk sene ömrümde, otuz sene tahsilimde yalnız dört kelime ile dört kelâm öğrendim"(40) ve seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldı[m]."(41)

BEDİÜZZAMAN LAKABININ VERİLMESİ

Van Valisi Hasan Paşa'nın daveti üzerine Van'a gider [1897] on beş sene kadar Van'da tedris(42) -ders verme- ve aşiretlerin irşâdı ile meşgul olur.

Bu asırda, İslâm dini hakkındaki şüphelerin reddine, yalnız eski tarzdaki kelâm ilminin kâfi olmadığına kanaat eder ve fen ilimlerinin tahsiline lüzum görür. Müspet (pozitif) ilimler denen bütün fenleri incelemeye başlar, kısa bir zamanda tarih, coğrafya, matematik, jeoloji, fizik, kimya, astronomi, felsefe gibi ilimlerin esaslarını elde eder.(43) Van'da genç yaşında "Bediüzzaman" lakabı verilir.

Said Nursî genç yaşında kendisine verilen Bediüzzaman lakabını ileriki yıllarda Risâle-i Nur eserlerine verir, bununla ilgili olarak şunları söyler:

"[Bediüzzaman ismine] benim için medar-ı fahr ve gurur olacak bir liyakatım ve istihkakım olmadığını kasemle itiraf ediyorum [gururlanma ve övünmeye layık olmadığıma ve hakkım olmadığına yeminle itiraf ederim]. Ben çekirdek gibi çürüdüm ve kurudum. Bütün kıymet ve hayat ve şeref o çekirdekten çıkan şecere-i Risâle-i Nur ve mûcize-i mânevîye-i Kur'ânîyeye [Risâle-i Nur ağacına ve Kur'ân'ın mânevî mucizesine] geçmiş biliyorum. Bütün kıymet bir mûcize-i Kur'aniye olan Risâle-i Nur'dadır. Hattâ eskiden beri taşıdığım Bediüzzaman ismi onun imiş, yine ona iade edildi. Risâle-i Nur ise, Kur'ân'ın malıdır ve mânâsıdır."(44)

Dipnotlar

1-Emirdağ Lahikası, s. 122.

2-Tarihçe-i Hayat'ta Bediüzzaman'ın tahsil ve tedris hayatıyla ilgili tarihler verilmemiştir. Aşağıda verilen tarihler Said Nursî tarafından yazılan, Birinci Şua'dan çıkarılmıştır. Tarihlerin, Rumi takvime göre köşeli parantez içindeki miladi takvim karşılığı tarafımızdan konmuştur.

"1302 [Rumi: 1302, Miladi: 1886/1887]: Risâle-i Nur müellifinin Kur'an dersini aldığı tarih", Şualar, s. 574.

"1303: Müellifin hârika bir surette pek az bir zamanda ilimce tekemmül etmesi, tahsilden tedrise başladığı ve üç ayda ve bir kış içinde on beş senede medresece okunan yüz kitaptan ziyade okuduğu ve o zamanın o muhitte en meşhur ulemasının yanında (…) çok mükerrer imtihanlarla ve hangi ilimden olursa olsun sorulan her suale karşı cevap-ı savap vermekle ispat ettiği tarih", Şualar, s. 566.

"1304 (…) Mebadi-i ulûma besmelekeş olduğu ve (…) Fâtiha-i hayat-ı ilmiyede "Bismillahirrahmanirrahîm" okuduğu zaman", Şualar, s. 588.

"1309 (…) Ulûmun tahsiline başladığı tarih", Şualar, s. 566.

"1311(…) Ulûm-u Arabiyeyi tedrise başladığı tarih", Şualar, s. 563.

"1316 [Rumi: 1316 > Miladi: 1900]: Mühim bir inkılâb-ı fikrîden iki sene sonraki istihzarat-ı Nuriyeye başladığı tarih", Şualar, s. 572.

"1316 [Rumi: 1316 > Miladi: 1900]: İstihzarat-ı Nuriyede bulunduğu ve umum malûmatını Kur'an'ın fehmine basamaklar yaptığı en hararetli tarihi", Şualar, s. 581, 573.

3-Lem'alar, s. 188 - 192.

4-Tarihçe-i Hayat, s. 29.

5-Emirdağ Lahikası, s. 559-560.

6-1309 (…) Ulûmun tahsiline başladığı tarih", Şualar, s. 566.

7-Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78.

8-Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 76.

9-Emirdağ Lahikası, s. 559-560.

10-Barla Lâhikası, s. 271.

11-Tarihçe-i Hayat, s. 34.

12-Kastamonu Lâhikası, s.176.

13-Albayrak, s. 21-23, s. 192'den sonraki ek belgeler.

14-Tarihçe-i Hayat, s. 33-35.

15-Tarihçe-i Hayat, s. 44.

16-Emirdağ Lâhikası, 188; Mektubat, s. 25.

17-Kastamonu Lâhikası, s. 202.

18-Mektubat, s. 30; "İmam-ı Rabbanî de (R.A.) Mektubat'ıyla, bir enis, bir müşfik, bir hoca hükmüne geçti.", Lem'alar, s. 224.

19-Şuâlar, s. 397; Tarihçe-i Hayat, s. 194.

20-Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 118; [Hz. Ali'nin (r.a.)] "Said (R.A.) ismini verdiği şakirti.", Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 119.

21-Mektubat, s. 378-379; Lem'alar, s. 221, 223-224; Mektubat, s. 378-379; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 138.

22-Kastamonu Lâhikası, s. 203; Mektubat, s. 393; Mektubat, s. 379; Şualar, s. 585.

23- "O Zât (a.s.m.), Üstad-ı Ezelî'sinden ders alıyor, sonra söylüyor.", Sözler, s. 427; Mektubat, s. 11, 205.

24-Mektubat, s. 204; Mektubat, s. 205; Şualar, s. 216.

25-Şualar, s. 41, 42, 44, 46, 48, 51, 183.

26-Barla Lâhikası, s. 144.

27-Tarihçe-i Hayat, s. 29.

28-Albayrak, Ek, Belgeler, s. 21.

29-Emirdağ Lâhikası, s. 448; Emirdağ Lâhikası, s. 234.

30-Albayrak, s. 192'den sonraki ek belgeler s. 21 – 23.

31-Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 78.

32-Said Nursî Kastamonu Lâhikası'nda bu cübbe giyme konusunu ve kendisine Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin cübbesinin gönderilmesini anlatır, Bkz: Kastamonu Lâhikası, s. 94-95.

33-Tarihçe-i Hayat, s. 33.

34-Tarihçe-i Hayat, s. 34-36.

35-Tarihçe-i Hayat, s. 36-37.

36-Tarihçe-i Hayat, s. 38.

37-Şualar, s. 279.

38-Tarihçe-i Hayat, s. 42-43.

39-Tarihçe-i Hayat, s. 43-44.

40- "Kelimelerden maksat: Mânâ-yı harfî, mânâ-yı ismî, niyet, nazardır.", Mesnevi-i Nuriye, 46-47.

41-Lem'alar, s. 192.

42-Mahkeme Müdafaları, s. 28.

43-Tarihçe-i Hayat, 603.

44-Şualar, s. 624; "Risale-in-Nur'un şecere-i mübareki Furkan-ı Hakim..." Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 74; "Bediülbeyân ve Bediüzzaman olan Risâle-i Nur", Şualar, s. 623; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 129; "İbareleri bedi' olan Risâle-i Nur", Mektubat, s. 499; Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 129.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Allah kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur.

Tâ Hâ, 8

GÜNÜN HADİSİ

Diğer bir kişi katılmaksızın, iki kişi aralarında fısıldaşmasın.

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI