Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönderdiği yeni bir çalışmasını hizmetinize sunuyoruz. 55. Vefat yıldönümünü idrak ettiğimiz Üstad Bediüzzaman’ın hayat ve aksiyonunu tetkiki bir tarzda kaleme alan hocamız, son tashihlerden sonra sitemize gönderdi.


İsmail Aksaraylı

i.aksarayli@mynet.com

2015-02-28 09:54:00

Takdim

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönderdiği yeni bir çalışmasını hizmetinize sunuyoruz. 55. Vefat yıldönümünü idrak ettiğimiz Üstad Bediüzzaman'ın hayat ve aksiyonunu tetkiki bir tarzda kaleme alan hocamız, son tashihlerden sonra sitemize gönderdi. Kendilerine bir kere daha teşekkürlerimizi sunuyoruz. Cevaplar.org

 "Ben, cemiyetin îmanını kurtarmak yolunda dünyamı da fedâ ettim, âhiretimi de. Seksen küsûr senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum."(1) Said Nursî

Giriş

Bu yazı "Said Nursî ve Risâle-i Nur Mesleği" kitap çalışmamızın I. Bölüm'ünden kısaltılarak alınmıştır. Çalışmamızda dolayısıyla bu yazımızda, başta Said Nursî'nin sağlığında talebeleri Zübeyir Gündüzalp ve Mustafa Sungur tarafından hazırlanan ve Risâle-i Nur Külliyatı içinde yer alan Tarihçe-i Hayat ve bunun dışında Risâle-i Nur eserlerindeki ilgili yerler esas alınmış, Risâle-i Nur külliyatında bulunmayan bir kısım bilgiler; Said Nursî'nin son günleri, vefatı ve bazı tarihler için Necmeddin Şahiner'in Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, Abdülkadir Badıllı'nın Mufassal Tarihçe-i Hayatı Bediüzzaman Saîd-i Nursî ve Mary F. Weld'in Bediüzzaman Said Nursî Entelektüel Biyografisi'nden yararlanılmıştır. Metinde verilen Risale-i Nur'lardaki sayfa numaraları Bediüzzaman 1.0 CD'sine göredir.

Yazımız esas olarak, vefat yıldönümü münasebetiyle Bediüzzaman Said Nursî'nin hayatını ele alır. Yazıyı, Said Nursî veya Risâle-i Nur başlığı ile vermemizin sebebi; hayatı ve Risale-i Nur'lar incelendiğinde Said Nursî'nin hayatının Risâle-i Nur'dan ibaret olduğunun görülmesidir. Bu tespit onun mücadelesi, mahkemeleri ve eserleri ile ortaya çıkan bir sonuçtur.

Aşağıda anlatılacağı gibi Said Nursî'nin hayatı esas 2 devrede incelenir, birinci devresi Risale-i Nur'dan önceki devre, ikinci devresi Risâle-i Nurların yazılmaya başlanmasından sonraki devredir. Birinci devre hayatı ve eserleri, -onun ifadeleriyle Risale-i Nur'u hazırlamış, onun fatihası, başlangıcı ve çekirdeğidir, birinci devre hayatı ikinci devrede Risale-i Nur ağacını netice vermiştir. Said Nursî kendisini "Risâle-i Nur, manevî şahsiyetinin cesedine girmiş, Said libasını-elbisesini-giymiş cisim"den ibaret şahıs olarak görür, bu mânâyı Risalelerde birçok yerde ifade eder.

HAYATI [(Rumî 1293) 1877/1878 23 Mart 1960 ]

Nursî'nin hayatı, ana hatlarıyla "Eski Said" ve "Yeni Said" olmak üzere iki devreye ayrılır, bir de hayatının ikinci devresi sonunda yer alan "Üçüncü Said" devri vardır.

Hayatının Birinci Devresi: Bu devre içinde Said Nursî'nin tahsil hayatı, Van'daki ikâmeti, İstanbul'a gelişi, seyahatleri, I. Dünya Harbi'ne gönüllü olarak katılması, Rusya'daki esareti, İstanbul'da Dârü'l- Hikmeti'l-İslâmiye azalığında (üyeliğinde) bulunuşu, Milli Mücadele'de İstanbul'daki hizmeti, Ankara'ya davet edilerek Büyük Millet Meclisi'ndeki faaliyetleri yer alır. Bu devre Ankara'dan Van'a gidip inzivâya çekilmesine kadar devam eder.

 Said Nursî'nin hayatının birinci devresi; îman ve Kur'ân hizmeti itibariyle ikinci devre hayatının başlangıcı hükmündedir ve ona bir nevi hazırlıktır. Bu devreyi Said Nursî "Eski Said" olarak adlandırır.

Hayatının İkinci Devresi: Bu devre Said Nursî'nin, "Yeni Said" ismini verdiği devredir. Van'da inzivâda iken Batı Anadolu'ya sürgün edilip (1925) Isparta'nın Barla nahiyesinde mecburi ikâmete tabi tutulduğu tarihten (1927), 23 Mart 1960'ta vefatına kadar geçen zamanı içinde alır.

"Yeni Said" devresi, Said Nursî'nin Risâle-i Nur'u yazdığı ve onun yayılmasına çalıştığı devredir. Hayatının bu devresi; mahkemeler, hapishâneler, hücre hapisleri, sürgünler, göz hapisleri ve mecburi ikâmetler içinde Burdur, Isparta, Eskişehir, Kastamonu, Denizli, Afyon ve Emirdağ'da Risâle-i Nur'la başlattığı îman hizmeti ve o yolda mânevî mücahede ve mücadele içinde geçer.

Said Nursî'nin hayatının ikinci devresinde; I. Dünya Harbi sonunda Osmanlı Devleti'nin son bulduğu, Cumhuriyet'in ilan edildiği, inkılâpların yapıldığı, II. Dünya Harbi'inin olduğu, Türkiye'de tek parti rejiminin yaşandığı, çok partili demokrasiye geçildiği ve II. Dünya Harbi'nden sonra dinlerle mücadeleyi esas alan komünizm rejiminin dünyanın yarısını istila ederek memleketimizi tehdit ettiği ve onun mânevî tahribatının etkisine girdiği zaman ve hadiseler yaşanır.(2)

Said Nursî'nin, Barla'ya sürgün edildikten sonraki hayatı Risâle-i Nur'dan ibârettir. Bu devre hayatında yalnız Risâle-i Nur vardır. Risâle-i Nurlarla îmana ve Kur'ân'a hizmeti gaye edinir. Bu hizmeti sırasında insanların nazarlarını Risâle-i Nur'a ve onun mânevî şahsiyetine çevirir, kendisini aradan çıkarır. Ona göre: "Said yoktur. Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur. Konuşan yalnız hakîkattir, hakîkat-i îmaniyedir.(3) Bu devrede Said Nursî kendi ifadeleriyle "Risâle-i Nur şahs-ı mânevîsinin cesedine girmiş" ve "Said libasını [elbisesini] giymiş cisim"den(4) ibârettir. 

"RİSÂLE-İ NUR KİMDİR ?"

Risâle-i Nur ve Risâle-i Nur'un şahs-ı mânevîsinin, bir şahıs olarak anlaşılması hususunda talebelerinden Abdullah Yeğin'in Said Nursî'yi ilk tanıdığı günlerdeki hatırası dikkat çekicidir: "Üstadımız kendisinden bahsetmezdi. Risale-i Nur'u methederdi. Ben de (...) bu hocanın bahsettiği Risale-i Nur kimdir, diye düşünürdüm. Bir gün Feyzi Efendi'ye [Mehmet Feyzi Pamukçu] sormuştum: 'Bu Risale-i Nur kimdir?' O da bana aynı odada kitap mütalaası ile meşgul olan üstadımızı göstererek:

"Efendi, efendi..." demişti. Ben de taaccüple [şaşkınlıkla] bakmıştım.

(...)

O, kendisine değil; Kur'ân hakîkatlerine, Risale-i Nur'a bağlanmamızı temine çalışıyordu."(5)

Said Nursî'nin "Yeni Said" dediği hayatının ikinci devresi de ikiye ayrılır:

Birincisi: 1950'ye kadar olan, Risâlelerin yazıldığı devre.

İkincisi: 1950'lerden sonra Risâle-i Nurların yazılmasının tamamlandığı ve kendisinin "Üçüncü Said" olarak adlandırdığı ve Risâle-i Nurların Türkiye ve dünyada yayılmasına çalıştığı devredir.

BİRİNCİ DEVRE HAYATI – ESKİ SAİD ZAMANI

DOĞUMU ve AİLESİ

Said Nursî, 1877/1878 (Rumî 1293) tarihinde(6) Bitlis vilayetine bağlı Hizan kazasının Isparit nahiyesinin Nurs köyünde (Kepirli köyü) doğmuştur.(7) Osmanlı Devleti zamanındaki adıyla "Kürdistan"da dünyaya geldiğini(8) ve "mutlak hürriyetin meydanı"(9) dediği Şark'ın, doğunun dağlarında büyüdüğünü(10), tanınmış bir sülâleye mensup olmadığı, şansız ve ümmî bir aileden(11) ve "bir hamalın oğlu" olduğunu(12) söyler.

Babasının adı Mirza, annesinin adı Nuriye'dir. Üç kız, üç erkek kardeşi vardır. Anne ve babasının 4. çocuğu olan Said Nursî, ağabeyi Abdullah'tan sonra ailenin 2. erkek evlâdıdır.(13)

Said Nursî, Risâlelerde kardeşlerinden yer yer bahseder. Risâlelerde isimleri geçen kardeşleri şunlardır:

Molla Abdullah (vefatı: 1914, Nurs), Molla Muhammed (Mehmed) (vefatı: 1951, Nurs), Âlime Hanım(14) (vefatı: 1945, Mekke-i Mükerreme) ve Abdülmecid (Abdülmecid Ünlükul, vefatı: 1967, Konya).(15)

Kardeşlerinden Ağabeyi Abdullah, Said Nursî'nin 'benim yegâne mânevî evlâdım ve medâr-ı tesellîm ve hakikî vârisim ve nuranî bir dehâ sahibi olacağı muhtemel olan yeğenim'(16), 'hem en fedâkâr talebem, hem en cesur bir arkadaşım',(17) dediği Abdurrahman'ın babasıdır.

Dürriye Hanım, Said Nursî'nin I. Dünya Harbi'nde Bitlis'in Rus istilâsına karşı müdafası sırasında "benim bedelime şehit oldu."(18) diye bahsettiği yeğeni ve fedâkâr bir talebesi olan Ubeyd'in(19) annesidir. 

Said Nursî'nin, anne ve babasının vefat tarihleri hakkında Risâlelerde bilgi yoktur. Annesi, I. Dünya Harbi yıllarında; babası, 1920'de vefat etmiştir.(20)

ÇOCUKLUĞU

Risâlelerde Said Nursî'nin çocukluk yılları, anne ve babasıyla ilgili çok fazla hâtırat bulunmaz; yer alan hâtıralar da ele alınan konu içinde dolayısı ile anlatılanlardır. Onun; benzetmelerin, ilim adamlarının elinden halkın eline düştükçe, zamanla hakîkat olarak kabul edilmesi konusuyla ilgili olarak annesinden duyduğu bir hâtırası şöyledir:

"KÜÇÜKLÜĞÜMDE AY TUTULDU..."

"Küçüklüğümde ay tutuldu. Ben valideme dedim: "Neden ay böyle oldu?" Dedi: "Yılan yutmuş." Dedim: "Daha görünüyor?" Dedi: "Yukarıda yılanlar cam gibi olup, içlerinde bulunan şeyi gösterirler."

Said Nursî, bu çocukluk hâtırasını çok zaman hatırladığını ve bu kadar, hakîkat olmayan bir hurâfenin annesi gibi ciddi insanların dilinde nasıl gezdiğini düşündüğünü söyler; ileriki yıllarda astronomi ilmini incelediğinde yapılan benzetmenin hakîkatini öğrenir: Ay tutulmasında güneş ve ay yörünge dairelerinin birbiri üzerine gelmeleriyle iki kavisten oluşan şekle astronomi âlimlerinin, "iki yılan" anlamında "tınnîneyn" adını vermişler ve ilim adamlarının bu "iki yılan" benzetmesi halkın arasında zamanla hakîkat kabul edilmiştir.(21)

"BEN SEKİZ - DOKUZ YAŞINDA İKEN"

Said Nursî'nin, sekiz - dokuz ve on yaşlarıyla ilgili olarak Risâlelerde şu hâtıraları yer alır -özetle-:

Ben sekiz - dokuz yaşında iken, bütün nahiyemizde ve etrafında ahali Nakşi tarikatında ve oraca meşhur Gavs-ı Hizan namiyle bir zattan yardım beklerken, ben akrabama ve bütün ahaliye muhalif olarak " Ya Gavs-ı Geylani" derdim. Çocukluk itibariyle elimden bir ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şey kaybolsa, "Yâ Şeyh! Sana bir Fâtiha, sen benim bu şeyimi buldur." Aciptir ve yemin ediyorum ki bin defa böyle Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiş. Onun için bütün hayatımda umumiyetle Fâtiha ve dualar ne kadar okumuş isem, Zat-ı Risâletten (a.s.m.) sonra Şeyh-i Geylani'ye hediye ediliyordu.(22)

"BEN ON YAŞINDA İKEN ..."

Ben on yaşında iken, büyük bir iftihar, hattâ bazen, medih, gururlanma suretinde bir halim vardı; istemediğim halde pek büyük bir iş ve büyük bir kahramanlık tavrını takınıyordum. Kendi kendime derdim: Senin beş para kıymetin yok. Bu gururlu, hususan cesarette çok fazla gösterişin ne içindir?

Bilmiyordum, hayret içinde idim. Bir iki aydır o hayrete cevap verildi ki: Risâle-i Nur, ortaya çıkmadan önce kendini hissettiriyordu: Sen âdi odun parçası gibi bir çekirdek iken, o Firdevs salkımlarını bilfiil kendi malın gibi, ortaya çıkmadan önce hissedip kendini beğendirmeye çalışırdın.

Bizim Nurs köyümüz ise, hem eski talebelerim, hem hemşehrilerim biliyorlar ki bizim köyümüz, fevkalâde gösteriş ve cesarette ileri göstermek için iftihar etmeyi çok severlerdi, güya büyük bir memleketi fetheder gibi kahramanâne bir tavır almak istiyorlardı. Ben hem kendime, hem onlara çok hayret ederdim. Şimdi hakikî bir hatırlatma ile bildim ki:

O masum Nurslu insanlar, Nurs köyü Risâle-i Nur'un nuruyla büyük bir iftihar kazanacak; o vilayetin, nâhiyenin ismini işitmeyen, Nurs köyünü ehemmiyetle tanıyacak diye ortaya çıkmadan önceki bir hisle o nimet-i İlâhiyeye karşı teşekkürlerini övünme suretinde göstermişler.

(...)

Evet, ben yirmi dört saat evvel hassasiyetimle ve âsabımın, rutûbetten tesiriyle rahmet ve yağmurun gelmesini hissettiğim gibi, aynen öyle de ben ve köyüm ve nahiyem, kırk dört sene evvel Risâle-i Nur'daki rahmet yağmurunu gelmeden önce hissetmişiz.(23)

Dipnotlar

1-Tarihçe-İ Hayat, s. 603.

2-Tarihçe-i Hayat, s. 25-26.

3-Emirdağ Lâhikası, s. 455.

4-Emirdağ Lâhikası, s. 72, 73.

5-Necmeddin Şahiner, Şahitlerin Dilinden, c. 2, s. 170.

6-Rumi 1 Mart 1293 senesinin Miladi takvim karşılığı 13 Mart 1877'dir [Osmanlı Devleti'nde Dünyanın, Güneş etrafında dönmesini esas alan Rumi takvim 13 Mart 1840'ta (1 Mart 1256) da uygulanmaya başlandı.].

Hicri 1293 senesinin başlangıcı olan 1 Muharrem Cuma'nın miladi takvimdeki karşılığı 28 Ocak 1876'dır. Hicri 1293 senesi Miladi olarak 15 Ocak 1877'de biter. 16 Ocak 1876 ise Hicri 1 Muharrem 1294'tür. Rumi 1293 tarihi, Miladi olarak 13 Mart 1877'de başlar, 12 Mart 1878'de biter. Tarihçe-i Hayat'ta Rumi 1293 ve karşılığı olarak verilen Miladi 1873 tarihi hatalıdır,

Bediüzzaman'ın, kendi doğum tarihi hakkında verdiği bazı bilgiler ise şunlardır:

1279['dan] on dört sene sonra (1293) [R. 1293: Miladi 1877/1878]: Velâdeti [doğumu]", Şualar, s. 564.

"1294: Velâdetinin ve hayatının birinci senesi", Şualar, s. 567, 568 .

"1293 veya 1294: Besmele-i hayat-ı dünyeviyesinin ibtidası", Şualar, s. 590;

"1292 (...) bu fakirin dünyaya gelmesinden bir sene evvel; veyahut rahm-ı maderdeki tarih...", Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 139.

"Doğum tarihim: 1293'tür", Sadık Albayrak, Son Devrin İslam Akademisi Dar–ül Hikmet– il İslamiye, Yeni Asya Yayınları, İst., 1973, s. 192'den sonraki ek belgeler s. 21.

7-"Bitlis vilayetinin Nurs köyünde doğan ben...", Mahkeme Müdafaaları, s. 375.

8- "Kürdistan'da dünyaya geldim.", Mahkeme Müdafaaları, s. 16.

9- "vilâyat-ı şarkıyenin hürriyet-i mutlakanın meydanı olan yüksek dağları", Divan-ı Harb-i Örfi, s. 46.

10- "Ben Şark'ın dağlarında büyümüş idim.", Divan-ı Harb-i Örfi, s. 79.

11-Albayrak, Son Devrin İslam Akademisi Dar–ül Hikmet– il İslamiye, Belgeler s. 21; "Risâle-i Nur'un tercümanı hem fakir, hem âdi iken; şansız ve âmi bir hâneden olduğu halde ...", Emirdağ Lâhikası, s. 43.

12- "Ben ki bir hamalın oğluyum.", Divan-ı Harb-i Örfi, s. 29.

13- "Yaş sırasına göre: 1. Dürriye, 2. Hanım [Âlime Hanım], 3. Abdullah, 4. Said, 5. Muhammed (Mehmed), 6. Abdülmecid, 7. Mercan.", Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursî, 12. Baskı, İstanbul, 1996.

14-Şualar, s. 255.

15-Dürriye Hanım I. Dünya Harbi'nden evvel Nurs deresine düşerek vefat etmiş, Mercan Hanım'ın ise ne zaman ve nerede vefat ettiği belli değildir, Abdülkadir Badıllı, Mufassal Tarihçe, c. 1, s. 73.

16-Barla Lâhikası, s. 8.

17-Lem'alar, s. 229.

18-Mektubat. s. 6.

19-Tarihçe-i Hayat, s. 107.

20-Badıllı, Mufassal Tarihçe, c. 1, s. 71.

21-Lem'alar, s. 84.

22- "Ben üç-dört cihetle Nakşi iken, Kadiri meşrebi ve muhabbeti bende ihtiyarsız hükmediyordu. Fakat tarikatla iştigale ilmin meşguliyeti mani oluyordu.", Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 139.

23-Emirdağ Lahikası, s. 42-43.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Üstünlük ve şeref ancak Allah'ın, Peygamberinin ve mü'minlerindir.

Münâfikûn, 8

GÜNÜN HADİSİ

Her ölenin amel defteri kapanır. Yalnız Allah rızası için yurt sınırında nöbet bekleyenler müstesnadır

Riyazü's Salihin, 2/1297

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI