Cevaplar.Org

HASAN ERGÜNAL

İslâmköylü Saatçi Hasan Ağabey, Üstad Bediüzzaman Hazretlerini birçok defa görmüş ve onunla konuşmuş, İslâmköylü Hafız Ali Ağabeyden Kur’an ve yazı dersi almış. Çok kıymetli hatıraların sahibidir.


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2015-01-08 09:36:39

Saatçı Lâkabı nereden geldi?

Hasan Ergünal bir gün hocası Hafız Ali Efendinin masasında eskimiş çalışmayan bir saatini görüyor. O saati evine götürüp, çarhlarının yerlerini tespitleyerek birer birer söküyor. Aşınmış olan yatakları tık.. tık çekiçleyerek daraltıyor. Millerini eliyle yağlayıp alıştırıyor. Çarhları tekrar yerleştirip saatı toparlıyor, yağlayıp kuruyor. Ve saat tıkır tıkır gayet güzel bir şekilde çalışmaya başlıyor. Hocasının masasına koyduğunda, hocasından takdir ve dualarına mahzar oluyor. İşte böylece hiç usta yanında çalışmadan mahir bir saatçı oluyor. 

Hasan Efendi askerliğini muhabere sınıfında yapıyor. Onun için terhisinden sonra radyo teyp tamirleri yapıyor, anfi sarıyordu. Çok mükemmel anfi sarıyordu. Şimdi de yaşı seksene basmış olmasına rağmen Bilgisayarı ile Risale-i Nur'un ilk tarihlerinde yazılmış antika haline gelmiş yazıları gün yüzüne çıkararak hizmete sunuyor.

İşte ondan dinlediğimiz ve kaydettiğimiz hatıralar:

"Benim talebelerim, kader-i ezelîde tayin edilmişler" 

"Ben Üstad'ı ilk defa 1945'te Emirdağ'da ziyaret ettim. Risale-i Nur'u yedi-sekiz sene evvelden yazmaya başlamıştım. Üstad bizim köye ziyarete geldikten sonra artık tekrar tekrar ziyaretine gittim. İşte bir gün, 'Şunu da götüreyim, bunu da götüreyim de, duasını alsın' diye çabalıyordum. Üstad'a vardığımda ben hiçbir şey söylemeden dedi ki: 'Kardeşim! Benim talebelerim kader-i ezelîde tayin edilmişler; onlar bana geliyor, ben hiç kimseyi çağırmıyorum.'

"Üstad kalbimi okumuştu... Nasıl ki Üstad Hazretleri Van'dan çıkarılırken, 'Kader-i İlâhî beni sevk ediyor' diyor, öyle de Sekizinci Şua'da Gavs-ı Azam tarafından isimleri sayılan yedi-sekiz kişi de kader-i ezelîden sevk edilmiş. Onun için biz çok bahtiyarız. Nasip olmuş... Zannetmeyin ki herkes kendisi yazmış bu risaleleri… 

"Her gün işinize giderken iki-üç sayfa okuyacaksınız"

"Yine bir gün ziyaretine gitmiştik. 'Yazıyor musun?' diye sordu. Ben de, 'Efendim, ancak namazımı kılabiliyorum' dedim. Sonra, 'Okuyor musun?' dedi. Ben yine, 'Efendim, ancak namazımı kılabiliyorum' dedim. Bize, 'Her gün işinize giderken iki-üç sayfa okuyacaksınız' deyince, 'Peki efendim' dedim.

"Bir gün yine Şaban kardeşle beraber köyde kalmıştık. Ben, Asâ-yı Mûsâ yazıyordum. Ceylan kardeş geldi, 'Üstad geldi' dedi. Ben gidip elini öptüm, 'Efendim, Asâ-yı Mûsâ'yı bitirdim, formaları hazırlamıştım; getireyim mi?' dedim. 'Getir!' dedi.


1954'te Üstad, İslâmköy'e tebrik için geldi

"Üstad'ımız Bediüzzaman Hazretleri -herhalde 1954 idi- şimdi Isparta'da müzede bulunan o arabayla İslâmköy'e geldi. 'Ben niye geldim, biliyor musunuz? Ben sizi tebrike geldim, sizin yazdığınız bu eserlerin dünyaya duyurulmasına ve neşrine sebep olduğunuz için sizi tebrike geldim' dedi ve gitti.

"Ben bir müddet sonra Üstad'ı tekrar ziyarete gittim. Şöyle dedi: 'Kim var sizin İslâmköy'de bu risaleleri yazan? Sen hepsine selâm söyleyeceksin. Sizin bu yazdığınız eserlerin dünyaya duyurulmasına ve neşrine sebep olduğunuzdan dolayı Üstad'ınız sizi tebrik ediyor, diyeceksin.'


İslâmköy'de 18 kalem vardı; Kuleönü'nde 40, Sav'da bin…

"O zaman İslâmköy'de yazan 18 kalem vardı, Sav'da bin kalemle yazıldı. 35-40 kalem Kuleönü'nde vardı. Çobanisa köyü, Eğirdir, Barla, Atabey... Buralarda hep yazıldı. Küçük Ali Ağabey Kuleönlüdür. O da 40 sene evinden çıkmadan eser yazmıştır. 17 defa külliyatı yazıp bitirmiş. Hüsrev de 40 sene evinden çıkmadan yazdı. 1977'de vefat etti...

"Bunların yazdıkları bir kısmı kendi ellerinde kaldı, bir kısmı Türkiye'nin her tarafına dağıldı. Nasibi olanlar yazdı... Sonra matbaalara geçti. Şimdi de tâ Amerika'ya, Avustralya'ya kadar yayıldı. Demek ki Üstad'ın o zamanki müjdesi şimdi çıktı elhamdülillah..."

"Hocam Hafız Ali'dir"

Hasan Ağabey, çok güzel bir yazıyla yazılmış kitabı gösterdi bize.

"Bu sizin yazınız mı?" diye sordum.

"Yok! Bu, benim hocamın yazısıdır" dedi.

"Hocanız kim?"

"Hafız Ali ... Ben beşinci sınıfta yazmaya başladım, halâ da yazıyorum. Siz de mümkünse eski yazıyı öğrenin, bunları okuyun. Bakın bu Otuz Üçüncü Söz (Pencereler) Risalesi; bunu yazdım, bilgisayardan çıkardık. Dünyanın fenlerinden istifade ediyoruz. Bende bütün külliyat var, fakat o zamanki ağabeylerin yazıları o kadar güzeldi ki… Benim yazım o kadar güzel değildi. O yüzden utandım, Üstad'a tashihe götürmedim..."


Hafız Ali nasıl bir insandı?"

Âhirette Risale-i Nur talebelerinin bayraktarı olan Hafız Ali Ağabey nasıl bir insandı?"

"Kendisi imamdı ve hafızdı, gayet güzel Kur'an-ı Kerim okurdu. Çiftçilik de yapıyormuş. Onun evi köyün öbür tarafında idi. Risale-i Nur'a intisaptan sonra devamlı yazar, akşam namazından yatsıya kadar dualarını okurdu. Yatsıyı talebeleriyle kılar, fazla oyalanmadan yatardı. Şafaktan evvel kalkar Cevşen'ini okur, sonra talebeleri gelirdi. 10-15 çocuk okutuyordu; dört tane hafız çıkardı. Namazdan sonraki tesbihatı hep bir ağızdan sesli yapıyor, Kur'an okunduktan sonra da dağılıyorduk. Bir kısmımıza da yazdırıyordu. İşte o yazanlardan biri de bizdik... 

"Hocam Hafız Ali ehl-i velâyet ve ehl-i keşif idi"

"Sene 1942 idi… Ben külliyatın büyüklerini yazmıştım, bir de küçükleri yazmaya başladım. Yirmi Dokuzuncu Söz'ü yazdım, hocamın yanına gittim. Yanına oturttu beni; baktı baktı, dedi: 'Kardeşim! Ben bugün kabristanı ziyarete gittim, gördüm ki: Çoluk çocuk meşgalesiyle, rızık toplamak, kazanmak dolayısıyla, keselerine torbalarına ahiret azığı olarak bir şey dolduramamışlar. Öyle vaveylâ ediyorlardı ki... Ben o acıyı gördüm, dağlara kaçsam unutamayacağım...' Hocam ağlıyordu... Siz insan ölünce kurtuluyor zannetmeyin; nasıl burası bir âlemse o kabir de öyle bir âlemdir, adem ve yokluk yoktur...

"Hocam Hafız Ali'de velâyet vardı, ehl-i keşifti, çok defa gelip gidenlerin isimlerini söylerdi, bazen yollarda gecikenlere 'Nerede kaldınız!' derdi; mübarek, öyle bir veliydi. Hatta risalelerde okumuşsunuzdur; Üstad Barla'da iken, 'Benim duama âmin diyor, Hafız Ali burada mı?' diye soruyor. Bazı zaman mektuplar gelmediğinde Santral Sabri Ağabeyin köyüne (Bedre) doğru 'Ya imam! Mektupları göndermezsen indallah mes'ulsün…' diye bağırır ve duyururdu. Kastamonu Lâhikası'nda, Üstad'ımızın, Hafız Ali Ağabeyin velâyetine iş'ar eden ifadeleri vardır:

"'Hafız Ali kardeşim! Bir zaman Barla'da cuma gecesinde dua ederken, senin âmin sesini iki defa sarihan işittim. Arkama baktım, dedim: 'Hafız Ali ne vakit gelmiş?' Dediler: 'O burada yoktur.' Ben şimdi o vakıadan diyebilirim ki, üç-dört saat mesafeden duama âminini işittirmesi, 30 günlük mesafeden buradaki zaif davet ve duama kuvvetli ve tesirli bir âmin hükmünde olan yazıların imdadıma yetişmesi, çok manidar bir tevafuktur.' (Kastamonu Lâhikası, 30)

"'...Hafız Ali'nin bu mektubunu aldığımdan ya altı, ya yedi gün evvel, Karadağ'dan inerken birden diyordum: 'Yahu! Ata et, aslana ot atma; aslana et, ata ot ver.' Bu kelimeyi, beş-altı defa, hoşuma gitmiş, tekrar ediyordum. Ya Hafız Ali benden evvel yazmış, bana da söylettirdi veyahut ben evvel söylemişim, ona yazdırılmış... Yalnız bu garip tevafukta bir farkımız var: O, öküze ot demiş; ben ata ot demişim!' (Kastamonu Lâhikası, 255) 

Eskişehir mahkemesindeki müdafaalar"

1935 Eskişehir mahkemesinde Üstad Hazretleri, 110 talebesinin avukatlığını yapıyor. Şu elimdeki eser, Eskişehir mahkemesinin bütün safahatını yazıyor. Bunu Hafız Ali , Eskişehir hapsinden çıktıktan sonra yazıyor."

"Tarihçe-i Hayat'taki müdafaada olmayanlar da mı var bu kitapta?"

"Evet, Tarihçe-i Hayat hepsini almamış; bu çok geniş… İşte Üstad her talebesinin öyle müdafaasını yapıyor ki ne kanuna dokunuyor, ne de zarar gelecek bir kelime kullanıyor... Bu risalelerde öyle bir ilim var ki hakikaten hiç kimse itiraz edemez… Onun için, siz gençsiniz, bir kısmını ezberleyin. Mahkemelerde müdafaa gayet kolay; çünkü Risale-i Nur tamamen mantık dersidir."

Hafız Ali Ağabeyin vefatı

"Hafız Ali Ağabeyin vefatını anlatır mısınız?"

"Ben askerdeydim... 1944'te Denizli Hapishanesi'nde hasta oluyor; hastahaneye kaldırıyorlar, orada vefat ediyor, Denizli kabristanına defnediyorlar... Hafız Ali gitmezden altı ay evvel bana diyordu: 'Ben seni şubeden alıkoyayım, sen bana talebe okut.' O zaman ben askere gidecektim. Bakın, altı ay evvel manen Denizli hadisesini görmüş... Ben babamlara mektup yazdığımda, risalelerden yazıyordum. Babam da bir mektubu, Denizli hapsinde bulunan Hafız Ali'ye göndermiş. Ona çok sevinmiş, 'Eğer izin verirlerse muhakkak gelsin!' demiş. Bana bir hafta sonra mektubu geldi. Ondan sonra 17 Mart 1944'te vefat etmiş..."

 

Ömer Özcan

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.

Lokman,6

GÜNÜN HADİSİ

Kur'an öyle bir servettir ki, O'nu elde edenin hiçbirşeye ihtiyacı kalmaz. O'ndan daha büyük bir zenginlikte bulunmaz.

Camiü's Sagir, 4:535, Hadis No:6183

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI