Cevaplar.Org

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-2

-Usul-i fıkıhta bir şeyin vacip veya mendup olmasında yeni bir usul olarak şu söylenmektedir; “Toplumsal gereklilikler, toplumun ihtiyaçları size neyi dayatıyorsa o mendup olabilir.”


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2015-01-08 06:26:31

-Usul-i fıkıhta bir şeyin vacip veya mendup olmasında yeni bir usul olarak şu söylenmektedir; "Toplumsal gereklilikler, toplumun ihtiyaçları size neyi dayatıyorsa o mendup olabilir."

-Evvela belirtelim ki, yeni usul diye bir şey yoktur. Kimse yeni bir usul getiremez. Çünkü ümmetin kabul ettiği bir usul vardır; Usul-i Fıkıh. Ondan başka bir usul yoktur. Evvela onu belirtelim. Eğer yeni bir şey söyleniyorsa, hep yanlıştır, hatadır, İslam'a terstir, İlahi bir usul değildir. Onu gayr-i İslami bir usul kabul ediyoruz.

İkinci husus; Zaten Usul-i Fıkıh ayet-i kerime ve hadis-i şeriflere dayanarak, bir şeyin gerçek bir insani ihtiyaç ise ya vacip veya mendup veya mubah olacağını beyan etmiştir. Ama ihtiyaç hakiki ihtiyaç olacaktır.

Usul-i Fıkıh âlimleri insan ihtiyaçlarını üç kısma taksim etmişlerdir;

1-Zaruriyat(Zaruri şeyler)

2-Haciyat(İhtiyaci şeyler)

3- Kemaliyat; (Kemali şeyler)

Bu üçü de gerekli olan şeylerdir. Bunlar hiçbir zaman yasak olamazlar. Ama İslam'ın mefhumuna göre zaruret, haciyat ve kemaliyat olmalıdır. Yoksa hâşâ biri diyebilir; "Bizim zinaya ihtiyacımız vardır" "veya "faiz almaya" veya "içki içmeye ihtiyacımız vardır" diyebilir. Tabii bunlar geçersizdir.

İslam'ın çerçevesi çok geniştir, hakiki zarureti düşünmüştür, hakiki ihtiyaçları düşünmüştür, hakiki kemaliyatı da düşünmüştür.

Bir de İslam ne için gelmiştir? İnsanların maslahatı için gelmiştir. Büyük zatlar demişlerdir ki, "Ayne ma vucidet li maslahatu fesemme şer'ullah" "İnsanın maslahatı nerede ise, Allah'ın şeriatı oradadır."

İslam'ın kaideleri en nihayetinde iki şıkta toplanmıştır;

1-Celb-i mesalih

2- Def-i mefasid

Yani maslahatları celb etmek ve mefsedeti de def etmek. İslam'ın hükümleri bu

İki temel üzerinde kurulmuştur. Emir ve yasaklarında ya insanların menfaatlerine olan maddi manevi şeyleri celb etmek vardır. Veya insanların zararına olan maddi manevi zararları def etmek gayesi güdülmüştür. Bunlar da insanların bütün ihtiyaçları nazara alınarak beyan edilmiştir. Onun için yeni bir usule ne ihtiyaç vardır, ne de bu usulün ilmi bir kıymeti olabilir.

-Din ve Örf'ün ilişkisi nasıl anlaşılmalıdır. Örfün dinde değeri var mıdır?

-Örfün dinde yeri vardır. Ama şer'a muhalif olmayan örf muteberdir. Şer'a muhalif örf ise mülgadır. İslam o tür örfü yok etmek için gelmiştir. Çünkü o örf insanlık için zararlı bir örftür. Ama İslam'a muhalif olmayan örfün yeri var, itibarı var ve birçok hükümlerde etkisi vardır.

-Hz. Ömer(r.a)'in hilafeti sırasında müellef-i kuluba karşı olan uygulamada değişikliğe gitmesi gerekçe gösterilerek, İslam'ın hükümlerinin zamanla değişebileceği iddia edilmektedir. Bu konuda neler dersiniz?

-İslam hükümleri genel olarak müstemir illetlere bağlıdır. Yani kesilmeyen, devam eden illetlere(sebeplere) bağlıdır. Ama bazı hükümler vardır ki, muvakkat (geçici) illetlere bağlıdır. O illet mevcut olduğu zaman hüküm var, mevcut olmadığı zaman hüküm yoktur. Bu hükümler sayıca azdır.

Hz. Ömer (r.a) de bunu güzel bir şekilde anlamış ve ona göre tatbikat yapmış ve amel etmiştir. Müellefe-i kulub meselesi de bu ikinci kategoriye giren, aslen siyasi bir meseledir. İslamiyet daha tam güçlenmediği bir dönemde bazı etkili ve yetkili insanlara mal ve hediye vermekle onların İslam'a yakınlaşması sağlanmış, en azından zarar vermeleri engellenmiştir. Ama İslamiyet bir devlet haline geldiği ve güçlendiği bir zamanda böyle bir şeye ihtiyaç kalkmadığını gören Hz. Ömer bu hükmün uygulanmasına son vermiştir. İlletin kalkmasıyla hükmün de ortadan kalkacağını görmüş ve ona göre hüküm vermiştir.

-Hicretin 19. Senesinde Arabistan'da umumi kıtlık olduğu zaman hırsızlıkla alakalı bazı hükümleri uygulamaması da böyle midir?

 -O ayrı bir meseledir. Hüküm ebedidir ama "idreû elhudûde bişşubuhât" "hadleri şüphe olduğu zaman kaldırın" hadisine istinaden, o yılda hırsızlıkla alakalı bazı hükümler uygulamamıştır.

O kıtlık zamanı şüphe vardır. Çünkü açlıktan yapıyor, şiddetli ihtiyaçtan yapıyor. Böyle bir şüpheye girince hüküm kalkıyor. Bu genel bir kuraldır.

- Bu bağlamda, Hz. Peygamberin Muta nikâhını sekiz kez emredip, dokuz kez yasaklamasını ileri sürüyorlar.

-Emir yoktur, ibahat var ve sonra yasaklama vardır. Ama Peygamber(aleyhisselam) vefat etmeden önce Muta nikâhını ebediyyen yasak etmiştir ve bunu nakleden de Hz. Ali'dir. Yani bu muvakkat bir yasaklama değildir.

-İslam tarihinde Şia'dan başka Muta nikâhını devam ettiren başka mezhep olmuş mu?

-Hayır yoktur. Ama hal-i hazır İran'da bu uygulama vardır ve teşvik edilmektedir.

Zaten Şia'da iki husus çok zayıftır;

1-Namus meselesi; Bu Muta nikâhı yolu ile zayıflamıştır.

2-Güven meselesi de takiyye yoluyla kalkmıştır. Takiyyeyi dinde asıl gördüklerinden bir şey söylediklerinde bu doğru mudur, takiyye mi yapıyor anlaşılmaz. Çünkü inanışlarında takiyye asıldır. "Men la takiyyetelehu la dine lehu(Takiyyesi olmayanın dini de yoktur) demişlerdir. Hatta bu sözü Hz. Cafer-i Sadık'a nispet ediyorlar-Allah korusun- Hz. Cafer ehl-i takvaydı, ehl-i takiyye değildi.

-Bazı ilahiyatçılar Kur'an'da olmayan kavramlarla dinin anlatamayacağını ileri sürüyorlar ve mesele "ezel" kavramının Kur'an'da geçmediğini söylemektedirler. Bu konuda neler dersiniz?

- Hüküm ayrı bir şeydir, kavram ayrı bir şeydir. Hüküm sabit bir şeydir. Kavramlar ise ıstılahlardır. Her zaman değişebilir. Nasıl diller değişiyor, kavramlar da değişiyor. Bir hükmü illa Arapça mı ifade edeceğiz? Türkçe ifade ediyoruz, bak kavram değişti.

Yani kavramlar sabit şeyler değildir. "İlla bir kavrama bağlı olacağız" diye bir şey yoktur. Önemli olan o kavramın muhtevasıdır. Muhtevası İslam'a göre makbul ise ifade ediliş şeklinin önemi yoktur. Ama muhtevası İslam'a uymuyorsa o merduttur.

Doğrudur, kavramları değiştirmemek daha güzeldir. Ama değiştirdiğimizde muhteva yerinde kalmışsa bir beis yoktur. Bundan dolayı İslam âlimleri "La muşâhhete fil istilah" demişlerdir. Yani "Istılahlarda münakaşa yoktur. " Kavramlarda münakaşa yapılmaz.

-Seyda, siz böyle deyince aklıma merhum Ebul Hasan en Nedvi'nin sözü aklıma geldi. Hani o tasavvuf kelimesine bazı kesimlerde olan alerjiden bahisle,"buna Rabbanilik desek veya nefis tezkiyesi desek" diyordu.

- Evet.. Doğrudur, daha güzeldir.

Dediğimiz gibi, asıl olan muhtevadır. Caiz olup olmamak muhtevaya bağlıdır, tabire bağlı değildir.

-Tefsirin kelamın gardiyanlığına mahkûm edildiği ve bunun Fahreddin Razi ile başladığını iddia ediyorlar. Bu akılcı taifenin kelam ilmine olan bu tavrının menşei nedir?

-Tefsir dediğimizde onlarca tefsir türü vardır. Bu tefsirlerin muhtevaları ve yaklaşımları o tefsiri kaleme alan zatın ihtisasına göredir. F. Razi mütekellim bir insan olduğundan dolayı, tefsiri, kelam üzerine yoğunlaşmıştır.

Ama ondan sonra binlerce müfessir gelmiş ve her biri kendi ihtisasına göre tefsirlerini yazmışlardır. "Mahkûmiyet" diye bir şey yoktur. Bu husus Razi'de de yoktur. Ama münasebet geldikçe kelami meselelere girmiştir.

Kelam nedir? İtikadi hususların akli delillerle isbatı ve bu hususlara getirilen şüphelere cevap veren bir ilim dalıdır. Tabii ki F.Razi, Kur'an-ı Kerimde akideyle ilgili tabirler, meseleler geçtiği zaman, o meselelerin teferruatına girmiştir. Zaten ondan sonra yazılan tefsirler içerisinde ciddi bir şekilde"kelami bir tefsirdir" denilecek bir tefsir sanki yoktur.

Nasıl tefsir ilmi kelama mahkûm kılınmıştır? Bu akıllı bir insanın iddia edeceği bir şey değildir. Veya bunu söyleyen kimsenin tefsirlerden hiç haberi yoktur. Mesela İbn-i Kesir ondan sonra gelmiştir. Tefsirinin hiç de kelami bir özelliği yoktur. 

-Taberi ve İbn-i Kesir tefsirlerini kıyaslayabilir misiniz?

-Taberi tabii önemli bir tefsirdir. Asıl tefsirlerden birisidir. Müellifi de büyük âlimdir, büyük imamdır. Hatta müctehid-i mutlaktır. Ve mezhebiyle insanlar 200 sene kadar amel etmişlerdir. Mezhebi sonradan münkarız olmuş, amel edenler kalmamıştır.

İbn-i Kesir ise o da büyük bir âlimdir, büyük bir muhaddistir. Güzel bir tefsir yazmıştır. Tefsiri sanki Taberi'nin ihtisarı(kısaltılmışı) gibidir. Bunun yanında Taberi de olmayan çok güzel bahisler de ilave etmiştir. 

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MUSTAFA ÖZCAN HOCAMIZ İLE COĞRAFYAMIZDAKİ SORUNLAR ETRAFINDA-2

MUSTAFA ÖZCAN HOCAMIZ İLE COĞRAFYAMIZDAKİ SORUNLAR ETRAFINDA-2

-Demin biraz değindik ama şöyle sorayım, Mezhebinin görüşünü savunan bir mümin “mezhebin

MUSTAFA ÖZCAN HOCAMIZ İLE COĞRAFYAMIZDAKİ SORUNLAR ETRAFINDA-1

MUSTAFA ÖZCAN HOCAMIZ İLE COĞRAFYAMIZDAKİ SORUNLAR ETRAFINDA-1

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, geçtiğimiz ay değerli araştırmacı-yazar Mustafa Özcan be

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-4

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-4

-Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde naklettiği bazı hadisler için “keşke bunları nakletmese

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-3

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-3

-Eş’ariler ile Maturidiler arasındaki fikri çatışmaların dini yorumlamada zarar verdiğini s

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-2

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-2

-Usul-i fıkıhta bir şeyin vacip veya mendup olmasında yeni bir usul olarak şu söylenmektedir;

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-1

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN MESELELER ETRAFINDA-1

Salih Ekinci Hocaefendi ile son röportajımız

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-3

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-3

-Seyda izninizle başka bir soruya geçiyorum. Vehhabiler ehl-i sünneti müşrik olarak mı görmek

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-2

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-2

-Yani şimdiki Selefilerin hataları onları ehl-i sünnetten çıkarmıyor mu? -Hayır çıkarmıy

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR MEZHEPLER ÜZERİNE-1

SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE MODERNİST DÜŞÜNCE VE BİD’ATKAR  MEZHEPLER ÜZERİNE-1

-Sizce Türkiye’de Ehl-i Sünnete karşı olan cereyanlar kuvvetlenmiş midir? Mesela şöyle bir

DR. VEHBİ KARAKAŞ HOCAMIZLA MÜSLÜMAN GÜNDEMİ ÜZERİNE

DR. VEHBİ KARAKAŞ HOCAMIZLA MÜSLÜMAN GÜNDEMİ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir mülakatımızı sizlerle paylaşmanın sevinç ve huzurunu du

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-3

MUSTAFA ÖZCAN BEY İLE İSLAM DÜNYASI, HAREKETLER VE KİŞİLER-3

-Bediüzzaman Hazretlerinin inşa fikriyatını nasıl değerlendiriyorsunuz? -Bediüzzaman gelenek

De ki: "Onlardan ve her türlü sıkıntıdan sizi Allah kurtarır. Ama siz yine de O'na ortak koşuyorsunuz."

En'am, 64

GÜNÜN HADİSİ

"Yâ Resûlâ'llâh, müslümanların hangisi efdaldir?" diye suâl ettiler. "Müslümanlar; dilinden elinden selâmette kalandır." cevâbını verdiler.

BUHARİ, KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, Ebû Mûsâ el-Eş'arî (r.a.)

TARİHTE BU HAFTA

*Prut Barış Antlaşması (Osmanlı-Rusya) 22 Temmuz 1711 *İkinci Meşrutiyet'in ilanı 23 Temmuz 1908

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI