Cevaplar.Org

BEDİÜZZAMAN'I ANLAYABİLMEK İÇİN GAZALİ'Yİ ANLAMAK-3

Gazali’nin düşünce sistemi Gazâlî’nin düşünce sistemini analize başlamadan önce, onun bilgiye ulaşma yöntemi üzerinde kısaca durmakta fayda vardır. Gazâlî bilgiye ulaşırken ilk olarak incelenmesi gereken kaynakları her hangi bir rezerv koymadan incelemeyi önerir


Bünyamin Duran, (Prof. Dr.)

2015-01-08 05:57:15

Gazali'nin düşünce sistemi

Gazâlî'nin düşünce sistemini analize başlamadan önce, onun bilgiye ulaşma yöntemi üzerinde kısaca durmakta fayda vardır.

Gazâlî bilgiye ulaşırken ilk olarak incelenmesi gereken kaynakları her hangi bir rezerv koymadan incelemeyi önerir. Kendisi de metod olarak bu ilkeyi uygular. İncelemeyi de sathi ve yüzeysel olarak değil, derinliğine yapar. Ayrıca sadece belli bir bilimsel disiplini değil tersine o disiplinle ilişkili çok sayıda disiplini ayrıntılı bir şekilde ele alır. Bu konudaki yöntemini ünlü eseri el-Munkız'dan izleyelim:

"Evvelâ ilm-i kelâm'a başladım. Onu lâyıkıyle öğrendim. Özüne vâkıf oldum. Bu ilimde muhakkik sayılan kimselerin kitaplarını mütalâa ettim. Arzu ettiğim konulara dair kitap tasnif ettim. Gördüm ki bu ilim kendi gayesini temine kâfi geliyor. Fakat benim maksadımı temin edemiyor. (Gazâlî,1990,s.24)

"...İlm-i Kelamı bitirdikten sonra felsefeye başladım. Şunu kesin olarak anladım ki, bir ilme son haddine vâkıf olmıyan kimse o ilimdeki bozukluğa vâkıf olamaz. O derece vâkıf olmalı ki o ilimde en büyük sayılan kimseye eşit olmakla kalmayıp onun derecesini geçmeli ve onun kavrayamadığı derin noktaları ve gaileleri kavramalıdır. Ancak o zaman o ilmin fâsit olduğuna dair iddiası doğru olabilir. Mütekellimînin kitaplarında felsefecileri reddettikleri yerlerde onlardan aldıkları sözlerin hep vuzuhsuz, perişan, tenakuz ve fesatla dolu olduğunu gördüm.

Anladım ki, bir mezhebi iyice anlamadan, özüne vâkıf olmadan reddetmek karanlığa kubur sıkmak gibidir. Bu sebeple felsefe tahsiline ciddiyetle sarıldım. Bu bapta yazılmış kitapları bir üstaddan yardım görmeğe muhtaç olmadan mütalaya koyuldum. Şer î ilimleri tedris ve tasnifinden boş kaldığım saatlerde buna çalıştım. O sıralarda Bağdat'ta üç yüz talebeye ders veriyordum. Cenab-ı Hak, boş zamanlarımdaki bu mütalâalarla iki seneden az bir vakitte beni bu ilimlerin en son haddine muttali kıldı. İlmi tamamiyle anladıktan sonra bir sene kadar da daimî surette onu düşündüm, tekrarladım, derinliklerine daldım. Nihâyet oradaki aldatmalara, tezvirlere, hakikat ve hayallere şek ve şüpheye mahal kalmıyacak surette vâkıf oldum." (Gazâlî,1990,s.25-26)

Dikkat edileceği gibi Gazalî hem kelâm ilmini hem de felsefe ilmini yeniden ele almakta bu konularda yüksek bir formasyon elde etmektedir. Zaten ona göre bir doktrini eleştirebilmek için o doktrini geliştiren veya savunan düşünürler hatta onlardan daha fazla bilgi sahibi olmak gerekir, bu düzeyde bilgi sahibi olmadan herhangi bir düşünceyi eleştirmeye kalkmak doğru değildir.

Düşünür gerçekten sadece hayatın belli alanlarına ilişkin bilimsel disiplinlerle ilgilenmemekte, psikolojiden felsefeye tüm insan alanlarını kapsayacak bir çalışma içinde bulunmaktadır. Aynı şekilde insanların davranışları, inançları, gelenekleri gibi insanla ilgili faaliyette bulunan her yaklaşımı, görüşü ve doktrini derinlemesine incelemektedir.

"Yirmi yaşıma basmadan evvelki günlerimden beri (şimdi elli yaşımın üzerindeyim) karşılaşmış olduğum her açık ve kesin fikri ve inancı araştırmakdan kendimi alamadım. İçeriğini araştırmadan edemediğim hiçbir batınilik kalmadı. Ana fikrini, özünü araştırmadan edemediğim hiç bir edebî eser, felsefesinin esasını araştırmadan edemediğim hiç bir filozof, diyalektik ve ilâhi-yatçılığının amacını tahkik etmeden geçemediğim hiç bir ilâhiyatçı, içindeki sırrı anlamadan geçemediğim hiç bir sufi, ateizm ve zındıklığının sebebini araştırmadan edemediğim hiç bir ateist ve zındık kalmadı. İlk gençlik yıllarımdan beri ruhumda sürdürülemeyen böyle bir araştırma arzusu vardı. Bu insiyak ve mizaç hiç bir tercihim (ihtiyarım) olmadan Allah tarafından içime sokulmuştu. (Gazâlî, 1990, s. 14)

Gerçekten Gazalî bilim ve düşünce adamının her türlü yapaylıktan, yüzeysellikten, önyargıdan, bağnazlıktan ve şartlanmışlıktan kurtularak objektif, rezervsiz, belli bir ideolojinin şemalarına takılıp kalmadan araştırma yapması gerektiğini önerir. Bu yöntem doğal olarak çağları aşan bir yöntemdir. Aynı şekilde önemli bir İslam düşünürünün insanlığa değerli bir armağanıdır.

Gazalî geliştirdiği ilkeleri sadece spekülasyon düzeyinde bırakmamış, bunları hayatında da uygulamaya koymuştur.

İlahî sıfatlar hadis (sonradan yaratılmış) değil kadimdir

Gazâlî nin gerek Şia ve Mutezile uleması ve gerekse Felâsife ile proplemi yüzeysel ve basit değil, derinliğine ve anlamlıdır. Yukarıda da kısaca ifade ettiğimiz gibi hem Mutezile ve Şia uleması hem de Felâsife mensubu filozoflar Allah'ı nâkıs sıfatlardan tenzih ve takdis etmek maksadıyla Allah'ı çeşitli sıfatlarla tanımlamayı doğru karşılamamışlar, mahiyetiyle varoluşu özdeş bir varlık olarak nitelemişlerdi.

Ancak bu yaklaşım Kur ani ve tevhidi bir çok ilkeyi anlamsız hale getirmekteydi. Gazâlî bir taraftan kendinin kavradığı Kur'ani gerçekliği inşa etmek, diğer taraftan İslam'ın temel ilkelerini her türlü şüpheden kurtarmak ve böylece müslümanlarda ortaya çıkan düşünce ve inanç anarşisini önlemek amacıyla harekete geçer ve Felâsife ve Mutezilenin yanlış felsefe ve itikadlarına şiddetli şekilde saldırır. Hemen dikkat çekelim ki Gazâlî'nin saldırısı cahil ve bağnazca bir polemik şeklinde değil, aksine ulaşılması son derece güç bir mantık yöntemiyledir. Bu çıkışıyla Gazâlî hem en duyarlı entellektüellerin hem de sıradan insanların düşünce ve inanç sistemini belli bir sistem içine oturtmayı başarmıştır.

Gazâlî'nin üzerinde ısrarla durduğu İlahî sıfatlar; Kudret, irade, ilim ve kelâm sıfatlarıdır. Bu sıfatlar hakkında gerek Felâsife gerekse Mutezile ciddi şüpheler uyandırmışlar, ümmetin kafasını önemli ölçüde karıştırmışlardır. Çünkü tevhidin en önemli payandaları bu sıfatların niteliğiyle yakından ilgilidir. Bir yaratıcıya inanmak ateist doktrinler hariç hemen her düşünce ekollerinde vardır. Fakat bu yaratıcının hangi sıfatlara sahip olduğu, varlıkları nasıl yarattığı, yarattıktan sonra varlıklarla ilişki düzeyinin nasıl olduğu, varlıkları ve onların hareketlerini bilip bilmediği, varlıkları tekrar yok edip etmeyeceği.. gibi hususlarda önemli düşünce ve inanç farklılıkları ortaya çıkmaktadır.

Kur'an ve hadisin tevil edilebilir niteliğinden dolayı hemen her düşünce ekolünün Kur'an ve hadisten kendileri için dayanak bulmaları kolaydır. Nitekim bulmuşlardır da.. Ancak, her hangi bir dış etkiye maruz kalmadan Kur'anı ilk müslümanların anladığı ve yorumladığı şekilde anlamak ve yorumlamak gerekmektedir. İşte Ehl-i Sünnet adı verilen ve müslümanların büyük ekseriyetini teşkil eden yaklaşım Gazâlî nin temsil ettiği yaklaşımdı.

Gazâlî ilk müslümanların Kur'an ve Hz. Peygamberden öğrendiği Allah anlayışını aklın ulaştığı ispatlama yöntemlerini de kullanarak ortaya koyma niyetindeydi. Gerçekten düşünür, enerjisini son zerresine kadar kullanarak son derece rafine ve yüksek bir mantık örgüsüyle belli konular belirler ve onlar üzerine tüm benliğiyle yüklenir.

Burada hemen bir noktayı vurgulayarak başlayalım: Gazâlî zamanında Allah ın zatını inkar eden gruplar olmakla birlikte bu gruplar marjinal düzeydeydi. Etkileri hissedilmeyecek düzeyde sınırlıydı. İslam felsefecileri ve Mutezile uleması zaten Allah'a inanıyor, hatta düşünce sistemlerinin önemli bir bölümünü Allah inancı üzerine bina ediyorlardı.

Bunların geliştirdiği kavramlar ve yaklaşımların büyük bir kısmı, gerek Gazâlî gerekse diğer ulema tarafından benimseniyor ve kendi sistemlerinde önemli bir parametre olarak değerlendiriliyordu. Ancak çatışma ve ihtilaf konuları Allah'ın sıfatları hakkındaydı. İleride de anlatılacağı gibi Gazâlî, Felâsife ve Mutezileyi Allah ın sıfatları hakkında hataya düştükleri için eleştirecektir.

Burada konumuzla alakası nisbetinde Gazâlî nin İlahi sıfatlar hakkındaki düşüncelerini özetliyelim.

a-İlahî kudret kadim bir sıfattır

Yukarıdada kısaca ifade edildiği gibi gerek Felâsife gerekse Mutezile ve diğer bazı fırkalar diğer sıfatları olduğu gibi Allah'ın kudret sıfatını da inkar etmişlerdi. Oysa, kudret sıfatının olmaması durumunda Allah anlayışı son derece anormal bir yapıya dönüşmekteydi. Bu kargaşayı önlemek amacıyla başta Eş'arî ve diğer Ehl-i Sünnet kelamcıları şiddetle Allah'ın Kadir-i Mutlak olduğunu, Kâdir sıfatının bulunduğunu ileri sürmüşlerdi. Konuyu tekrar gündemine alan Gazâlî de olayı enine boyuna incelemiş, belki de tartışmaya son noktasını koymuştur.

Gazâlî İlahî kudreti anlatmaya başlarken, âlemi yaratan varlığın kudret sahibi olduğunu vurgulayarak, Kâinattan çeşitli deliller sıralayarak başlar. Kâinatın son derece sanatlı ve estetik bir yapıda olduğunu, bunun ise İlahî bir kudret eliyle olmasının zaruri bir gerçeklik olduğunu anlatır.

Ona göre Kudretin özelliklerinden biri yaratılan bütün varlıklara istisnasız eşit şekilde taalluk etmektir. Yaratılanlar sonu olmayacak derecede kademelenmiştir. Yani İlahî kudret sürekli yaratma faaliyeti içindedir. Kudret tüm yaratılanları kuşatmıştır. Aksi durumda her varlığı ayrı bir kudretin yaratması gerekir ki, bu muhaldir. O zaman tek bir kudret vardır o da İlahî kudrettir. Varlıklar o kudret karşısında eşit düzeydedir. Kudret karşısında büyük küçük farkı yoktur. Hayvanların fiillerinden cansız varlıkların fiillerine kadar her şey İlahî kudretle yaratılmaktadır.

Gazâlî insanın fiilinin kim tarafından yaratıldığı tartışmasına girerken ilk olarak Cebriye kelamcılarının görüşlerine atıfta bulunur. Hatırlanacağı gibi kulun fiillerinin yaratılması konusunda Cebriye insana hiç bir fonksiyon tanımadan her şeyi Allah'ın yarattığı düşüncesindeydi. Felçli bir elin titremesiyle felçli olmayan bir kişinin elini titretmesi olayını aynı kategoride değerlendirmekteydiler. Mutezile ise insanın fiillerini kendi kudretiye yarattığı, Allah ın bu fiillere müdahalesinin olmadığı düşüncesini ileri sürüyordu.

Gazâlî ne Cebriye nin ne de Mutezile nin görüşünün doğru olmadığını ifade eder. Gazâlî fiil konusunda Eş arî ve Maturîdî nin ileri sürdükleri argümanları tekrarlar. Mutezilenin bu doktrine yönelmekle önemli bir mantıksal hataya düşmüş olduğunu ileri sürer. Gazalî'nin bu konuda kullandığı delil geleneksel delildir. Kişinin fiillerinden çoğunun ayrıntısını bilmeden yapmış olması delilidir. Yaratma olayı sözkonusu ise o fiilin tüm ayrıntısının bilinmesi gerekir. Yoksa o fiile yaratma atfedilemez. Belki bu kesb olabilir. İnsan da fiilinin ayrıntısını bilmediğinden o fiili yaratmış sayılamaz. Sadece O, o fiili yapmıştır (kesb).

Gazâlî'ye göre Mutezile ve benzeri ekoller bu ayrıntıyı fark edemediklerinden insanın fiilini insanın mahluku olduğu düşüncesine yönelmişler ve hata etmişlerdir. Gazâlî, insan ve diğer canlılar, kendilerinden sadır olan fiillerin sayısı ve diğer nitelikleri hakkında sorulsa bilgi veremiyeceklerini, dolayısıyla bu fiillerin de onların mahluku olamayacağını ileri sürer.

Gazalî'ye göre insan ve diğer hayvanların fiillerinin çok büyük ekseriyeti kendi iradelerinin dışında gerçekleşir. Yeni doğan bir bebek annesinin memesine yönelir, kedi yavrusu henüz gözü açılmamışken meme arar ve bulur. Örümcek son derece sanatlı ve ilginç bir ağ örer. Bu ağların yuvarlaklığı, kenarlarının şekilleri, birbirine parelelliği mühendisleri hayrete düşürecek niteliktedir. Arı peteklerini altıgen şeklinde kurar. Çünkü altıgen şeklindeki bir yapı petek için en uygun yapıdır. Gazâlî burada altıgenin beşgen, yedigen ve sekizgenden nasıl farklılıklar taşıdığını inceler. Gazâlî ye göre arıya bu formasyonu veren kendi kudreti ve bilgisi değil, İlahî kudrettir. (Gazâlî,1971,s.149-15O)

Gazâlî, Kâinatta olan her mümkün varlığın Allah'ın fiili, yaratması ve icadı ile olduğunu ifade eder. Ona göre tevhidî anlayışın temel şartı Kâinatta Allah'tan başka yaratıcının olmadığı ve icad edicinin ancak O olduğuna iman etmektir. Allah mahlukatı yaratmış, onlara istediği şekli vermiş ve kendilerine hareket lutfetmiştir.

Mutezile ve Felâsifeye karşı çıkarken, Cebriye durumuna düşmemek için Gazâlî, insanın fiillerini İlahî kudretin yarattığı, fakat insanın da kudretinin olduğunu kabul ediyordu. Bir fiilde iki kudretin kabul edilmesi durumunda da ortaya çıkabilecek olumsuz durumların neler olabileceğini tartışmaya açar. Ona göre bir fiilde iki kudret aynı nitelik ve tealluk sözkonusu olduğunda olumsuz olabilir. Fakat taalluklar farklı olursa bir fiilde iki kudretin bulunması mümkündür. İnsan fiilinde de bu durum sözkonusudur. Bir tarafta yaratma, diğer tarafta yapma sözkonusudur. İlahî kudret yaratmakta, insanın kudreti ise yapmaktadır. Bir fiile yapıcı ve yaratıcı kudretlerin taalluku farklı olmaktadır.

Gazâlî yaratma ve İlahî kudret arasındaki ilişkiyi daha da derinleştirir. Mutezile ulemasının geliştirdiği tevlid olayını tartışmaya açarak bunları da İlahî kudretin kuşatıp kuşatmadığı sorunuyla ilgilenir. İlk olarak bu konudaki geleneksel örnek olan el-yüzük örneğini ele alır. Elin hareketine bağlı olarak hareket eden parmaktaki yüzük veya suyun içindeki elin hareketiyle hareket eden suyun hareketinin insana mı, ilahî kudrete mi ait olduğunu tartışır.

Gazâlî bu konuyu çözümlerken biraz derinlere iner ve felsefi analizlere girişir. Gazâlî ye göre Cenab-ı Hakkın muhal bir şeyi murad etmesi düşünülemez. Kâinatta bir şarta bağımlı olanın şarttan ayrı olarak bulunması makul değildir. İradenin şartı ilimdir. İlmin şartı hayattır. İlmin şartı hayat, iradenin şartı ilim olduğu gibi bir şeyin bir mekanı işgal etmesinin şartı o mekanın boş olmasıdır. Bir mekanda iki ayrı şeyin bulunması mümkün değildir. Allah, elin hareketini yarattığı zaman, el, bulunduğu mekana komşu olan mekanı işgal etmek durumundadır. Elin komşusu bulunduğu mekanı boşaltmadıkça el o mekanı işgal edemez. Komşu mekanın boşalması el tarafından işgal edilmenin şartıdır. El hareket ettiğinde komşu mekan, suyun hareketi veya itilmesi ile boşalmamamış olsa iki varlığın bir mekanda bir arada bulunması gerekirdi ki, bu imkansızdır. Birinin mekanı boşaltması diğerinin o mekanı işgalinin şartı olduğundan aralarında bağımlılık vardır. Bir olayın diğerinden doğduğu zannı bu bağımlılıktan ileri geliyor. Oysa bu yanlıştır. (Gazâlî, 1971,s.156-7) Ancak bu bağımlılık zorunlu bir bağımlılık değildir.

Elin hareketi ile yüzüğün hareketi bir birinden farklı ayrı ayrı olaydır. Hatta bu bağımlılıklar, pamuğun ateşe düştüğü zaman yanması, elin buza değmesiyle üşümesi olayında olduğu gibi zorunluluktan değil, alışkanlıktan kaynaklanır. Bunlar Allah'ın sünneti olarak vardır, bundan böyle de olacaktır. Ne varki İlahi kudret bunların aksini yaratmaya âciz değildir. Mesela el buza değdiği zaman elin üşümesi yerine yanmasını yaratması mümkündür.

Gazâlî Eş arî kelamcıları gibi İlahi kudreti vurgular, bu yolla Tevhidi anlayışı her türlü şüpheden arındırmaya çalışırken insan iradesi ve kudretine arzu edilen vurguda bulunmaz. Bu eğilim aslında tüm Eş arî kelamcılarının genel bir eğilimidir. Kelami ve felsefi konularda irade-i cüz iyye hak ettiği ölçüde vurgulamazken, doğal olarak ahlak ve tasavvuf konularında tüm sorumluluk insan iradesi ve ihtiyarına verilir. İhya daki genel vurgu bu istikamettedir. Kelami konularda irade ve insan kudretine farklı bir vurgu Maturîdî ve çağımız kelamcılarından Bediüzzaman'da görülmektedir.

Sonuç olarak, Gazâlî'ye göre Allah kudretten yoksun değil, tersine kendini Kur'an ında tanımladığı gibi Kadir-i Mutlak tır. Tüm varlıklar O nun İlahi kudretiyle yaratılmaktadır. İlminin sınırı olmadığı gibi kudretinin de sınırı yoktur.

b-En yararlı olanı yapmak (aslah) Allah a vacip değildir

Mutezile ve Felasifenin üzerinde durduğu önemli bir konu da Allah'ın en yararlı ve hayırlı olan şeyi yapmak zorunda olduğu doktriniydi. Gazalî diğer Eş ari ve Marturidî düşünürler gibi bu yaklaşımın doğru olmayacağı inancındaydı. O na göre Allah kulları hakkında dilediğini yapardı. Kullar için menfaatlı olanı yapmak da dâhil hiçbir şey Allah'a vacip değildi. Çünkü Allah hakkında zorunluluk (vücub) düşünülemezdi. Allah, yaptığından sorumlu olamazdı. Yaptığından sorumlu olan sadece yaratıklardı.

Gazalî bu konuda son derece çarpıcı bir örnek veriri: Farzedelim ki, müslüman olarak ölen bir çocuk ile bâliğ bir kimse arasında, âhirette bir münazara ve münakaşa vâki olsun. Bâliğin derecesi çocuğa nazaran daha yüksektir. Zira baliğ, bülûğa erdikten sonra iman etmiş, ibadetleri yerine getirmek hususunda pek çok zahmete katlanmıştır. Mutezileye göre, bâliğe, daha yüksek bir derecenin verilmesi Allah'a vaciptir. Bunun üzerine çocuk 'Yâ Rabbi! Bunun derecesini neden benimkinden daha yüce yaptın' der. Karşılık olarak 'Baliğ oldu, ibadetlerde bulundu da ondan' denilir. O zaman çocuk şunları söyler; 'Beni küçükken öldüren sensin. Madem ki, kulların için (Mutezile nin inancına göre) en yararlı olanı yapmak sana düşen bir vazifedir; o halde neden hayatım baliğ olup çalışabileceğim bir müddete kadar uzatmadın. Uzun ömür vermek suretiyle bu faziletleri baliğe ihsan ettin de, benden esirgedin. Bu, adalete aykırı düşmez mi?' Allah Teâlâ da şöyle buyurur: 'Ben senin bâliğ olduğunda bana ortak koşup isyan edeceğini biliyordum. Bu yüzden de senin için en faydalı olan daha çocukken ölmendi.'

Bu, Mu'tezile nin Allah namına beyan ettiği özürdür. Fakat, Allah bu haşâ özrü beyan buyurduğu zaman, kâfirler cehennemin en alt tabakalarından bağrışmaya başlayarak şöyle derler: 'Ey Rabbimiz! Acaba baliğ olduğumuz zaman sana şirk ve ortak koşacağımızı bilmez miydin? Neden bizi, küçükken öldürmedin? Biz şimdi müslüman çocuktan çok daha aşağı derecelere razıyız. Bizi buradan çıkar! (Gazalî, c.I, s. 348).

Mutezilenin iddia ettiği gibi Allah ın en iyiyi yaratma konusunda zorunlu olduğu söylenemez, ancak Allah Kur'an'da kendisini hakîm olarak tanıtmakta, yaptığı işleri hikmetle yapmaktadır. Buna göre İlahî fiiller en güzel ve en faydalı fiiller olmaktadır. Bu iki yaklaşım arasında önemli bir fark mevcuttur.

Daha sonra modern filozoflardan Descartes, Leibniz ve Bayle gibi düşünürleri de önemli ölçüde meşgul eden bu konu ilave çalışmalara muhtaçtır. Müstakil bir çalışmada ayrıntılı bir şekilde bu konu üzerinde durma niyetindeyiz.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Kendilerine ait bir takım menfaatlara şahit olsunlar; Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken Allah'ın adını ansınlar; siz de onlardan yiyin, yoksulu ve fakiri doyurun.

Hacc Suresi:28

GÜNÜN HADİSİ

Yanında ana babası, ya da onlardan biri yaşlanıp da, gerekeni yaparak cennete giremeyen kimsenin burnu sürtülsün!"

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI