Cevaplar.Org

BEDİÜZZAMAN'I ANLAYABİLMEK İÇİN GAZALİ'Yİ ANLAMAK-1

Beyinlerdeki boş dosyaların doldurulabilmesi ve bu yolla daha faydalı bilgilerin üretilebilmesi için benim önerim Risalelerden diğer külliyatlara kanallar açmaktır. İman ve ahlak konularında daha da derinleşmek isteyenler Gazali nin İhya’sına, el-İktisad fi l-İ tikad’ına; tasavvuf konusunda derinleşmek isteyenler İmam-ı Rabbanî’nin Mektubat’ına, İbn-i Arabî’nin Füsus’una; kelami konularda derinleşmek isteyenler Eş’ari’nin, Şehristani’nin, Cüveyni’nin, Gazali nin, Fahreddin-i Razi nin, Cürcani’nin, Taftazani’nin kitaplarına; felsefi konuda derinleşmek isteyenler de İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd gibi filozofların külliyatına yönelmelidir.


Bünyamin Duran, (Prof. Dr.)

2014-12-21 02:53:15

Cemaatin varyantlarından birinin bin Muhakemat okuma seferberliği başlattığını duydum. Bunu bana anlatan bir yakınım, kendi oğlunun da bu seferberliğe iştirak ettiğini, gece gündüz Muhakemat okuduğunu, bu yolla zamanın müdakkik bir âlimi olmayı düşündüğünü birazda kızarak anlatıyordu. Aynı yakınım bu cemaatte son derece rafine şakirtler in katıldığı çok özel Muhakemat derslerinin yapıldığını da anlattı. Yıllarca Risaleleri okumasına rağmen bu olayın mantığını anlayamadığını vurguluyor, böyle saçma şey olmaz diye olaya kendince kızıyordu. 

Bana göre bu olay son derece normaldi. Çünkü Nur Talebeleri sıradan bireylerin standardının çok üzerinde duygu ve eğilime sahip insanlardı. Bin Muhakemat da onbin Muhakemat da okuyabilirdi. Ancak bu yöntem ne kadar hikmete uygundu? Üstadın arzu ettiği şakird bu tip bir şakirt mi idi? Tartışılması gereken konu, olayın bu cephesidir.

Burada hemen şunu vurgulamalıyım ki, bu fart fıtrata ve hissiyata sahip insanları normal bilgi düzeyleriyle tatmin etmek mümkün değildir. Risaleleri on defa, yirmi defa okumuş, mesela otuz senedir yaklaşık her gün sohbetlere iştirak etmiş, duyguları, muhakeme gücü, olaylara bakış açısı alabildiğine gelişmiş bir insanın sıradanın dışında çok farklı şeylere ihtiyacı olmalıdır. Entelektüel merak ve tecessüsü alabildiğine canlı ve duyarlı olmalıdır. Böyle bir formasyona sahip insanlar ise sürekli farklı ve orijinalin peşinde olacaktır. Bu orijinalliği veya farklılığı bulamadığı zaman kendi kendine orijinallikler ve farklılıklar geliştirme arayışına girecektir. Bana göre bu farklılık arayışı söz konusu cemaatte bin Muhakemat okuma veya iç bünyede yepyeni ritüeller (şahsa özel Muhakemat dersi gibi) geliştirmede aranmaktadır.

Gerçekten yıllar yılı kitap okuya okuya, çok farklı insanların sohbetini dinleye dinleye insanların (şakirtler) zihinlerinde önemli bir birikim oluşmakta, beyinde çok sayıda dosya açılmaktadır. Aynı bilgilerin tekrarı durumunda dosyalar birçoğu doldurulamamakta, belli ölçüde boş kalmaktadır. Bunun doldurulması için de hikmete uygun olmayan yollara başvurabilmektedir.

Beyinlerdeki boş dosyaların doldurulabilmesi ve bu yolla daha faydalı bilgilerin üretilebilmesi için benim önerim Risalelerden diğer külliyatlara kanallar açmaktır. İman ve ahlak konularında daha da derinleşmek isteyenler Gazali nin İhya'sına, el-İktisad fi l-İ tikad'ına; tasavvuf konusunda derinleşmek isteyenler İmam-ı Rabbanî'nin Mektubat'ına, İbn-i Arabî'nin Füsus'una; kelami konularda derinleşmek isteyenler Eş'ari'nin, Şehristani'nin, Cüveyni'nin, Gazali nin, Fahreddin-i Razi nin, Cürcani'nin, Taftazani'nin kitaplarına; felsefi konuda derinleşmek isteyenler de İbn-i Sina ve İbn-i Rüşd gibi filozofların külliyatına yönelmelidir.

Risaleleri eksen alıp, diğer külliyatı da incelediğinde hem boş dosyaların doldurulması, hem de önemli bir birikimi yeniden değerlendirme söz konusu olacaktır. Elinizdeki bu çalışma bu düşünce istikametinde gerçekleştirilmiş bir başlangıç sayılmalıdır. Bediüzzaman ın Risalelerinden sadece Gazali nin Külliyatına bir kanal açma denemesidir. İnşaallah bu konuda daha ayrıntılı çalışmalar yapma niyetindeyiz.

İnsanı onurlandıran düşünür: Gazalî

Bu çalışma, tarihi olaylardan ziyade düşünce ağırlıklı olmasından, mümkün olduğu kadar güncelleştirmeye ve okunabilir hale getirmeye çalışıldı ise de, okunması ve anlaşılması ayrı bir emek istemektedir.

Kabul etmek zorundayız ki, Gazâlî nin görüş ve düşünceleri sıradan düşüncelerin çok ötesindedir. Gerçekten, bir düşünce hocası olarak Gazaliyle gururlanmamak mümkün değildir. Meselelere derinliğine nüfuz, ifadelerdeki netlik ve berraklık, muarızlarının düşüncelerine karşı olağanüstü dürüstlük, inandığı meselelere karşı inancındaki inanılmaz kesinlik... düşünürün beni büyüleyen yönlerinden bazılarıdır.

Gazâlî yi hemen herkes gibi ben de yakın zamana kadar İhya'sıyla tanıyordum. İhya ise bir tasavvuf ve ahlak kitabı özelliğiyle nazarlarımıza çarpıyordu. Düşünürün diğer kelamî ve felsefî kitaplarından, mesela tarihte emsali az bulunan otobiyografi kitabı El-Munkız dan, yine Aristo felsefesinin tarihte eşsiz bir eleştirisi olan Tehafütü l-Felasife'den, kelamî konularda halı dokur gibi tevhidî yaklaşımı örgüleyen El-İktisad fi l-İtikad kitabından habersizdim. İslam ulemasından belli ölçüde Sirhindi'yi, geniş ölçüde de Bediüzzaman'ı incelemiştim. Belli zihinsel problemlerimi çözebilmek için söz konusu düşünürlerin düşünce sistemlerini temel referans kabul ederek bunların izdüşümlerini ve yeni açılımlarını Batılı filozoflarda araştırmaya ve bulmaya çalışıyordum.

Değerli dostum ve hocam Prof. Dr. Ahmet Tabakoğlu, direkt kendime olmasa da asistanlarıma Batılılara müracaat etmekle birlikte hikmeti doğrudan kendimizde aramamız gerektiğini, bunun için Weber, Marx, Hegel, Toynbee gibi Batılı filozoflar kadar Gazâlî, Razî, Taftazanî gibi üstadların düşüncelerini araştırmamızın da gerektiğini söyleyerek, benim metodumu eleştiriyordu. Bu dost eleştirisini de dikkate alarak Gazâlî'nin kitaplarını incelemeye başladım. Değişik bir konum ve üslupla da olsa benzer konular Risalelerde kısmen anlatıldığından, ele alınan konuları anlamakta güçlük çekmedim.

Hemen belirtmeliyim ki, üstadın kitaplarını inceledikçe üstada olan hayranlığım giderek arttı ve üstadın özellikle mantık gücünden derinden etkilendim. Bu aşamada konuya ilgi duyanlara şunu açıkça söylemeliyim: Çağımızın başka bir Gazâlî'si olan Bediüzzaman ı anlayabilmek için mutlaka Gazâlî'nin anlaşılması gereği vardır. Doğal olarak anlaşılma yüzeysel anlamda değil, kelami ve felsefî anlamdadır. Yoksa Bediüzzaman'dan sıradan insan da, büyük filozof da kendine göre bir şeyler anlar.

Burada vurgulanması gereken başka bir nokta, Batı da hem skolastik hem de modern filozofların Gazâlî nin doktrinlerinden geniş ölçüde etkilenmiş olmasıdır. Gerek Orta Çağ filozoflarının, gerekse modern çağ filozoflarının tartıştığı konuların çoğu zamanında Gazâlî tarafından inceden inceye işlenmiş ve geliştirilmiş konulardır. Bu filozoflar sadece kavramları değiştirerek, biraz daha ilave yaparak ve kendi yaklaşımına uydurarak aynı konuyu işlemeye çalışmışlardır. Kabul etmeli ki bu filozoflar çağın birikiminden de yararlanarak belli konuları ayrıntılı bir şekilde incelemişler, daha rafine hale getirmişlerdir.

Bu gerçeği de dikkate alarak şunu söyleyebiliriz: Çağımızda Gazâlî yi anlayabilmek için Spinoza yı, Descartes i, Kant'ı ve Hegel'i anlamak durumundayız. Geleceğe bir adım daha atabilmek için yapılması gereken ise Bediüzzaman'dan başlayarak K. Popper, Hegel, Kant, Descartes, Leibniz, Spinoza, Curcanî, Taftazanî, Fahreddin-i Razî ve Gazâlî'nin düşüncelerini ayrıntılı bir şekilde kavrayarak bir harman yapmak ve yeni bir bilgi teorisi için çalışmaktır. Bu kutlu çabanın gerçekleştirileceğine inancım tamdır. Bu çalışma bu çabanın başlamasına bir katkı sağlayabilirse görevini yapmış sayılacaktır.

Çöküntüden yeniden dirilişe: Gazali aydınlanması

İslam toplumlarında hayatın tüm cephelerinde çöküntünün dibe vurduğu safhada yeni bir diriliş meşalesi yakılır. Risalet'in söz konusu olduğu döneme toplumsal gelişmeye damgasını vuran Sahabe çevresi idi. Ancak risalet süreli ve sınırlıdır. Yeniden peygamber gelmeyecektir. Bu süreçte ise nebevî misyonu İslam uleması içinden gelen Müceddidler ve bunların şakirtleri taşıyacaktır. Bu aşamada öncü azınlık unsurunu "Tecdid Çevresi" diyebileceğimiz kadrolar oluşturur. Doğal olarak bunların inşa ettiği medeniyet veya çağ, Sahabe Çevresi nin inşa ettiği medeniyet ve çağ kalitesinde olmayacaktır. Bundan dolayı bunların çağına Kısmi Fazilet Çağı denebilir.

Öncü Azınlık kurumunun ortaya çıkışını başka bir çalışmada incelemiştik (Duran, 1995). Burada Öncü Azınlık ın lokomotifi olan müceddidlik kurumu üzerinde kısaca durmakta yarar vardır.

Bediüzzaman, "her yüz senede Cenab-ı Hakk dini tecdid eden birini gönderir" (el-Hakim, el-Müstedrek, 4:522) Hadis-i Şerifine dayanarak, ümmetin çöküntüye girdiği dönemlerde Nebevi misyonu üstlenecek büyük müceddidleri gönderdiğini ve onların kadroları yoluyla ümmeti çöküntüden kurtardığını anlatır:

"Cenab-ı Hak, kemâl-i rahmetinden, Şeriat-ı İslâmiyenin ebediyetine bir eser-i himâyet olarak, herbir fesad-ı ümmet zamanında bir muslih veya bir müceddid veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi mehdî hükmünde mübarek zatları göndermiş, fesadı izale edip milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (a.s.m.) muhafaza etmiş. tir. (Nursi, 1994, c. II, s. 559)

Ancak çöküntüden Fazilet Çağı'na uzanan tecdid süreci kısa dönemli değil, aksine uzun çağları kapsayan ve içinde yeni bir uygarlığı barındıran uzun dönemli bir hareket olduğundan tek bir müceddidle değil, bir biriyle dikey ve yatay entegrasyona girmiş birden fazla müceddid ve kadrolarıyla gerçekleştirilebilir. Zaten tek bir müceddidin ne ömrü ne kadrosu ne de kapasitesi böyle bir uygarlığı inşa etmeye yeterli gelemez.

Aynı olaya Bediüzzaman da parmak basar: "Bu zaman hem iman ve din için, hem hayat-ı içtimaî ve şeriat için, hem hukuk-u âmme ve siyaset-i İslâmiye için gâyet ehemmiyetli birer müceddid ister. Fakat en ehemmiyetlisi, hakaik-i imaniyeyi muhafaza noktasında tecdid vazifesi, en mukaddes ve en büyüğüdür. Şeriat ve hayat-ı içtimaiye ve siyasiye daireleri ona nispeten ikinci, üçüncü, dördüncü derecede kalıyor. Rivâyât-ı hadisiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, imanî hakaikteki tecdid itibarıyladır. Fakat efkar-ı ammede, hayatperest insanların nazarında zâhiren geniş ve hâkimiyet noktasında cazibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i diniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile, o nokta-i nazardan bakıyorlar, (öyle) mânâ veriyorlar. (Nursi, 1994, c. II, s.1641)

Hem bu üç vezâifi(n) birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi pek uzak(tır), âdetâ kabil görülmüyor.... (Nursi, 1994,c.II, s.1641)

Gerçekten İslam tarihinin yöneliş sürecinden de anlaşıldığına göre mehdi misal büyük müceddidler ilk faaliyet olarak temel imanî konularda devrim niteliğinde büyük tecdidler gerçekleştirerek, ümmetin sarsılan veya küllenen imanını çağının bilgi birikiminden de yararlanarak yeniden tahkim ediyor ve restora ederler. Aynı şekilde bunlar yüreklerde bir yalım ateş yakarak ruhları elektriklendirirler. İnsanlar arasında yeniden kardeşlik duygularını geliştirerek toplumsal birlik ve bütünlüğü gerçekleştirirler.

Doğal olarak müceddidin ilk olarak etkilediği çevre son derece sınırlı insanlardan oluşan tecdid çevresidir. Tecdid çevresi nesilden nesile aktarılan bir hareket olduğundan, zaman içinde toplumun psikolojik, sosyolojik, siyasal ve bilimsel ihtiyaçlarına paralel olarak kendi içinde farklılaşarak çeşitli branşlara ayrılır. Her branş bir veya birden fazla liderin önderliğinde kendi mesleğini yeni medeniyetin bir ünitesi olacak şekilde geliştirir.

Bu aşama, Uzman İslamı dediğimiz aşamadan sonra gerçekleşir. Teorik bilimler sahasında kendi bilim ve epistomolojisini geliştirebilecek kapasitede ve formasyonda yüksek müçtehidler yetiştiği gibi, tasavvuf sahasında ârifler, mürşid-i kâmiller, hak âşıkları, maddi cihad sahasında da gözünü budaktan esirgemeyen mücahid-kahramanlar yetişir. Bu aşamada zaten daha önceden başlamış olan iktisadi-ticari hayat adalet, kudsiyet ve hikmet ilkelerine dayalı olarak daha da gelişerek yepyeni ufukları feth eder.

Bediüzzaman'ın da ifade ettiği gibi mücedditler insan üstü zihinsel gayret ve çabalarıyla tarihin akışını değiştirir, hatta yeni bir tarih yaparlar. Zaten tarihin yapıcıları sadece siyasetçiler, savaşçılar ve imparatorluk kurucular değildir. Bunlar aynı zamanda düşünürler, ilâhiyatçılar, filozoflar ve âlimlerdir. Her iki durumda da bunlar gidecekleri hedef ve yol üzerinde politik, sosyal, fikri veya ruhsal hareketleri bizzat oluştururlar. Tarihin akışı, bunlar üzerine etki yaptığı gibi, bunlar da tarih üzerine reaksiyon gösterirler.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

"Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler müstesna!"

Buhârî

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI