Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-52

Ders: Münazarat(s: 95) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *İzah edilen metin Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?” sorusunun cevabıdır. Yalnız, bu sohbette beşinci maniye kadar gelinebilmiş, tamamı işlenmemiştir.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2014-12-07 09:15:10

Ders: Münazarat(s: 95)

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*İzah edilen metin Münazarat'ta geçen "Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?" sorusunun cevabıdır. Yalnız, bu sohbette beşinci maniye kadar gelinebilmiş, tamamı işlenmemiştir.

* Bu dersi iki yönden düşünebiliriz;

a-Afaki dairede; "en son peygamber bize gelsin, en son kitap bizim elimizde olsun, ama buna rağmen ümmet olarak neden bu acınacak hale, bu kan ağlanacak hale bu atalet zindanına düştük?" 

Not: Şener Bey, sohbette bunları anlatırken, zihnime merhum Mehmed Akif' beyin Şimal Müslümanlarından bir zatın bir sözünü "Umar mıydın" adlı şiirine serlevha yapması geldi. Not etmeyi uygun gördüm; "Odama girdim; kapıyı kapadım; ağlamaya başladım: O gün akşama kadar İslam'ın garibliğine, müslümanların inhitâtına ağladım, ağladım... "Sebîlürreşâd, Şimal müslümanlarından Atâullah Behâeddin

b-Enfüsi dairede, fert olarak neden zaman zaman tembellik zindanına düşüyoruz?

*Şevk, dava adamının küheylanıdır.

* Dinin ila ve ibkası, hakikat-ı Kur'aniyenin tamimi için paçaları sıvayıp hizmet meydanına düştüğümüzde, karşımıza çıkacak ilk düşman yeis(ümitsizliktir) Yani insana yeis burada nasıl geliyor, şöyle; "Gün yevm-i beterdir. Artık ahirzamanda yaşıyoruz. Gün günden beter olacak. İpin ucu kaçtı, himmet ve hamiyetler dağıldı. Arslanlar kedileşti. Tembellik ve rehavet sırtımıza çöktü. İnsanlığın ekserisi dinden ve maneviyattan uzaklaştı. Bu milletten, bu ümmetten, bu insanlardan ne köy olur ne kasaba" tarzında yeis bizim şevkimizi kırıp, mücahede meydanında bizim atımızı kaydırıp bizi kafa üstü yere çalabilir mi, çalar.

Veya " Bu kadar insanları sen mi irşad edeceksin? Zaman âhirzamandır" tarzında hamiyeti öldüren, şevki kıran bu düşmana karşı, yani yeis düşmanına karşı kılıcınız "La taknatu yani, "Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez."

Hususan âhirzamanda bir murad-ı İlâhi var, inşâallah İslâmiyet âhirzamanda kemal-i şâşaa ile zuhur edecektir. Üstad, "Kâinatın hilkatında hikmet-i ezeliyenin bir sırrı vardır" diyor. O sır da şudur: kâinatın yaratılmasında hüsün esastır, kubuh, çirkin fıtrata esas olarak girmemiştir. Çirkinlik hakâik-i nisbiyenin zuhuruna vesile olmak için girmiştir. Hilkatta matlûb, güzelliktir, hüsn-ü küllî esastır. Bu sırra mebni inşâallah Cenâb-ı Hak'kın inâyetiyle, İslamiyet beşerin gönlünde taht kuracaktır. İnsaniyetin bir asr-ı saadeti olacaktır. "İstikbal zulümatı içersinde en yüksek gür sada, İslâmın sadası olacaktır." Sonra Üstad diyor ki: "Yakinim var ki, istikbal semavâtı ve zemin-i Asya bâhem olur teslim yed-i beyza-i İslâma. " Yani istikbal İslâm'a teslim olacak. Onun için Müslümanın dünyasına yeisin girmemesi lazımdır. İstikbal bizimdir, mü'minin dünyasına yeis giremeyecektir."

Not; Bediüzzaman hazretleri 1910'larda Şam Emeviye Camiinde verdiği hutbede ümitsizlik düşmanı hakkında şu tahlilleri yapmış; "müddet-i hayatımda tecrübelerimle fikrimde tevellüd eden şudur: Yeis en dehşetli bir hastalıktır ki, Âlem-i İslâm'ın kalbine girmiş.

İşte o yeistir ki, bizi öldürmüş gibi, garbda bir-iki milyonluk küçük bir devlet, şarkta yirmi milyon Müslümanları kendine hizmetkâr ve vatanlarını müstemleke hükmüne getirmiş.

Hem o yeistir ki, yüksek ahlâkımızı öldürmüş, menfaat-ı umumiyeyi bırakıp menfaat-ı şahsiyeye nazarımızı hasrettirmiş.

Hem o yeistir ki, kuvve-i maneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, imandan gelen kuvve-i maneviye ile şarktan garba kadar istilâ ettiği halde; o kuvve-i maneviye-i hârika, me'yusiyetle kırıldığı için, zalim ecnebiler dörtyüz seneden beri üçyüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş.

Hattâ bu yeis ile başkasının lâkaydlığını ve füturunu kendi tenbelliğine özür zannedip "Neme lâzım" der, "Herkes benim gibi berbaddır" diye şehamet-i imaniyeyi terkedip hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor. Madem bu derece bu hastalık bize bu zulmü etmiş, bizi öldürüyor; biz de o katilimizden kısasımızı alıp öldüreceğiz. áÇó ÊóŞúäóØõæÇ ãöäú ÑóÍúãóÉö Çááøٰåö kılıncı ile o yeisin başını parçalayacağız. ãóÇ áÇó íõÏúÑóßõ ßõáøõåõ áÇó íõÊúÑóßõ ßõáøõåõ hadîsinin hakikatıyla belini kıracağız inşâallah.

Yeis; ümmetlerin, milletlerin "seretan" denilen en dehşetli bir hastalığıdır. Ve kemalâta mani ve ÇóäóÇ ÚöäúÏó ÍõÓúäö Ùóäöø ÚóÈúÏöì hakikatına muhaliftir; korkak, aşağı ve âcizlerin şe'nidir, bahaneleridir. Şehamet-i İslâmiyenin şe'ni değildir. Hususan Arab gibi nev'-i beşerde medar-ı iftihar yüksek seciyelerle mümtaz bir kavmin şe'ni olamaz. Âlem-i İslâm milletleri Arab'ın metanetinden ders almışlar. İnşâallah yine Arablar ye'si bırakıp İslâmiyet'in kahraman ordusu olan Türklerle hakikî bir tesanüd ve ittifak ile el ele verip Kur'an'ın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir.(Hutbe-i Şamiye s: 45 )

Merhum Mehmed Akif Bey de üç asırdır İslam ümmetinin kulağına bu zehrin üflenmesini ne güzel anlatır;

Doğduk, "Yaşamak yok size!" derlerdi beşikten;

Dünyâyı mezarlık bilerek indik eşikten!

Telkîn-i hayât etmedi aslâ bize bir ses;

Yurdun ezelî yasçısı baykuş gibi herkes,

Ye'sin bulanık rûhunu zerk etmeye baktı;

Mel'un aşı bir nesli uyuşturdu, bıraktı!

"Devlet batacak!" çığlığı beyninde öter de,

Millette bekâ hissi ezilmez mi? Nerde!

"Devlet batacak!" İşte bu öldürdü şebâbı;

Git yokla da bak var mı kımıldanmaya tâbı?

Âfâkına yüklense de binlerce mehâlik

Batmazdı, hayır batmadı, hem batmıyacaktır;

Tek sen uluyan ye'si gebert, azmi uyandır:

Kâfi ona can vermeye bir nefha-i îman;

Davransın ümidîn; bu ne haybet, bu ne hirman?

Mâzîdeki hicranları susturmaya başla;

Evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşıla,

Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.

*İslamiyet, insan fıtratına rahmet-i ilahiyeden bir cevaptır.

*Allah'ın sanatıyla beşerin sanatı kıyasa girmediği gibi, Allah'ın beyanıyla beşerin fikir ve ideolojileri de kıyasa girmez. Demek bu yarışı Kur'an küheylanı önde bitirecek bi iznillah.

*Fıtratın ruhu İslamiyettir. Fıtrata giydirilecek libas islamiyettir. İlla beşer bunu arayacak, saadet ve sürurunu dinde, imanda ve inşallah islamiyette bulacaktır. Onun için, hadisat nasıl zuhur ederse etsin, şekl-i zahiri içerisinde kapalı, karanlık, bazen kirli, bazen bulanık görülse bile inşallah sular durulacak.

*Nisan-Mayıs aylarında Anadolu'da nehirlere bakın, bulanık, çamurlu akar. O suyu içemezsin, kullanamazsın, o suda yıkanamazsın. Ama bir hikmetullah kanunu var; sular aka aka durulur. Temmuz ayında gir bak, memba suyu gibi berrak ve şeffaf. Akıl ve mantık duruyor. Bu su nasıl, hangi filtre ile bu hale geldi.

Ahirzamanda da beşer bulanık su gibi. Deccaliyet ve Süfyaniyet beşeri bulandırmış, kirletmiş, batağa gömmüş. Ama hakikat-ı Kur'aniyenin şuaı ile o insanlarda aka aka berraklaşacak ve İslamiyetin kudsiyetini fiilen hayatlarında gösterecekler.

*Allah'ın çok ince, çok dakik ve çok örtülü Rububiyet kanunları var. Mesela Cenab-ı Hak bu Rububiyet kanunu ile Hz. Musa(a.s)'yı firavunun sarayında, onun kucağında büyütüyor. Ahirzamanda da bir çok Musalar Firavunun sarayında ve Firavunların kucağından çıkacak, çıkmakta ve çıkıyor.

* İkinci belâ müzahemetsiz olan hakkın yerini zaptedecek yerini meyl-i tefevvuk istibdadı hücuma karışır. Evet, üstünlük fikri, istibdat ortaya çıkarır.

* "Ben daha hayırlıyım" sözünü ilk diyen şeytandır. "Ben daha hayırlıyım" diyen kişi şeytanın müridi olur.

*Nefsinden şöyle bir fikir gelse; "benim ilmim var, güzel fikirlerim var, benim mümeyyiz özelliklerim var. Ben başkayım" Allah muhafaza böyle bir hissiyat gelse buna karşı yapılacak şey; Allah için işlemek, Allah için görüşmek, Allah namına hareket etmek gerektir. O kabul etse kâfidir. Bütün dünya küsse ehemmiyeti yok, O razı olmazsa, bütün dünya sana teveccüh etse, netice hâsıl olmaz.

*Üçüncü bela aculiyettir, yani aceleciliktir. Mesela dar dairede düşünürsek; "Risaleyi yeni tanıyan kardeşlerimizde olan bir hal, acûliyettir. Şöyle ki, yeni kardeşimiz, evine geliyor, evde bir bora, bir fırtına estiriyor. Diyor ki "Babam da, anam da, bacım da benim gibi olsun!" Maalesef hikmete, tedbire, nezakete, letafete mutabık olmayan davranışlarda bulunuyor ve "Üf" bile denmeyecek anne babayı da incitiyor, dolayısıyla öyle bir noktaya geliyor ki, davaya, hizmete bundan dolayı kırılan ebeveyni, çocuğuna muhalefet edebiliyor. Demek etrafımıza daima teenni ile evvela dua ile yaklaşmak gerekir.

*Dünyada en zor terbiye insan terbiyesidir. Onun için Cenab-ı Hak insanları terbiye hususunda peygamberleri göndermiş. İnsanları turnusol kağıdı gibi batır çıkar değişsin, olmaz. Sabır, temkin, mülayemet, şefkat, af, müzaheret..Bunları beraber ele alıp hizmetimizi götüreceğiz.

*Feth-i Mübin afakta, siyaset dairelerinde olmaz, enfüsidir. Din kaynağında vicdani, hedefinde içtimaidir.

*İslam âlemi aculiyetten çok zarar gördü. Milletlerin düzelmesi ani olmuyor, tedric kanunu geçerli..

Not: Bu meselede Mehmed Kırkıncı Hocamızın Hikmet Pırıltıları adlı eserinden "Fert ve Cemiyetin Islahı" adlı yazısını tavsiye ederim.(Salih Okur)

*Cemre toprağa düşmeden toprağa tohum atılsa ne olur, tohumlar zayi olur. İslam alemi bu aculiyetin zararlarını çok çekti.

* Risale-i Nur hareketi fıtrata muvafık bir hareket. Üstad 1940'larda bir avuç talebesi ile zindandan zindana giriyor ama müsbet hareketten taviz vermiyor. O sıralarda Mısır'da İhvan-ı Müslimin hareketin milyonlarca mensubu var. Ama aculiyetle siyasete girildi. Sonra ne oldu? Cemal Abdunnasır İhvan'ın askeri kanadı içerisinden, kendilerini onlardan göstererek ve onların desteğini alarak Mısır'da ihtilal yaptı. Daha sonra İhvan'ı ezdi geçti. Daha 2000'li yıllara kadar Mısır'da üç Müslüman bir araya gelemiyordu.

Seyyid Kutup'un idam öncesi itirafları var, orada bir yerde diyor ki, "benim kusurum İslami hareketi Mekke döneminden başlatmak. Hizmeti Mekke döneminden başlatmak lazımmış." Bakın Bediüzzaman Mekke döneminden başlatmış. Ferden ferda iman kurtarmak. 

Not; Bu önemli meselede merhum Ali Uçar'ın naklettiği üç hatırayı alıntılamayı uygun buldum.(Salih Okur)

1-Merhum Ali Uçar beyefendi 8.11. 1997'de Almanya'daki sohbetinde Ürdün'ün Amman şehrinde Haziran 1997'deki Bediüzzaman Sempozyumundaki intibalarından birini şöyle anlatmış: "Bazı ağabeylerimizle sohbet ediyorduk. Baktım, bir beyefendi bizi son derece dikkatle takip ediyor. Kendisine Türkçe bilip bilmediğini sordum. Arapça cevap verdi, bilmediğini söyledi. "Nerelisiniz?" diye sordum. Lübnanlıydı. Adı Hüssam'dı. Bediüzzaman hazretlerini tanıyor musunuz dedim. Birdenbire Hüssam konuşmaya başladı, dedi:
"Mazide yaşamış çok İslam âlimleri var. Günümüzde de var. Ben hepsinin ellerinden, ayaklarından öperim. Onların ayakları başımın üzerindedir. Ama Bediüzzaman hazretlerini onlardan ayıran çok farklılıklar vardır." "Mesela, onlardan birini söyleyebilir misiniz?" dedim. Derhal cevap verdi: "Bediüzzaman Said Nursi sabrın mürebbisiydi. Bugün İslam dünyasını içinde bulunduğu kritik günlere götüren en büyük hastalıklardan birisi aculiyet(acelecilik) belasıdır." dedi.

Devam edecekti, duygulandı. Ve birden ayağa kalktı; "Ey Risale-i Nur talebeleri! Niye sadece Türkiye'de yaşıyorsunuz? Neden bilad-ı İslam'da(İslam beldelerinde) gözükmüyor ve ümmet-i merhumeyi neden kucaklamıyorsunuz?" dedi...

2-"Kendisini hastanede ziyaret ettiğimiz zaman uzun uzun Risalelerden ve Üstad'dan bahseden Ezher Üniversitesi Arapça dili ve edebiyatı dekanı Saad Zalam... Hatip bir insandır. Ve hatta alakalıların beyanına göre günümüzde modern Arap dil ve edebiyatını iki profesör temsil ediyor; Bunlardan birisi Irak Musul Üniversitesindeki İmadüddin Halil Ahmed, diğeri bu zat.
Konuşmasında bir yere gelince, sesinin ahengi ve dozajı değişti, dedi ki "Sadece Kral Faruk döneminde İhvan-ı Müslimin bir milyon evladını kaybetti. Eğer siz Nur risalelerini zamanında buraya getirseydiniz bu korkunç facia yaşanmayacak ve katledilen bu insanlar şimdi hizmetin başında olacaktı. Ama siz geç kaldınız."
* " Fas'lı Prof. Mustafa Dil Hamza hususi sohbetimizde şöyle dedi: "Cezayir'deki FİS başkanı şimdi aramızda bulunsa,
1-O da bizim gibi sunulan tebliğleri dinleseydi,
2-Risale-i Nur'daki müspet hareketi iyi anlasaydı.
3- Bu müsbet hareketin Anadolu vüs'atindeki tecellisini de görseydi, eminim katiyyen gidişatını değiştirecekti. Ama siz, anadili Arapça olan bizim insanımıza muhatap olmakta geç kaldınız. Müsaade ederseniz bir endişemi söylemek istiyorum; Yarın mahşerde, hesap kitap devranında Cezayir'de dökülen kanların faturası size çıkabilir."

Not: 2; Bir de bu hususta merhum mütefekkir Meryem Cemile'nin yazdıklarını nakledelim; "Bediüzzaman'ın azim kuvveti, imkânlarının mahdut oluşunu bilmesinden veMüslümanların içinde bulunduğu durumu gerçekçi bir şekilde takdir edebilmesinden geliyordu. O, diğer çağdaş Müslüman liderler gibi "cihanşümul bir siyasi, içtimai, iktisadi nizam" için muhteşem planlar çizmekle vakit harcamadı. Sözde Müslüman idareciler Müslümanları amansızca ezmeye devam ederken, bu planların görünür bir gelecekte gerçekleşmesine imkân yoktu. İçtimai hayatta bozukluk, ecnebi dinsiz eğitim sisteminin kabulü ve anne babaları masum çocuklarını koruyamaz hale getiren zararlı neşriyat sebebiyle bugün dünyanın hiçbir yerinde değil bir İslami devlet; İslami bir millet veya cemiyet, hatta tamamıyla İslami bir aile topluluğu bile bulunmuyor.

Müslüman gençliğin ekseriyetinin dini tatbik etmediği, tersine, batılılığı tenkitsiz, körcesine ve muhterisane benimsemiş olduğu bir zamanda "İslam dünyası", "Müslüman blok" veya "İslam birliği"nden bahsetmek manasızdır. 

İşte Bediüzzaman böyle bir atmosferde fiili siyasete girmenin abesle iştigal olduğunu fark edebilecek bir kavrayış ve ileri görüşlülüğe sahipti. O, sadece siyasi iktidarı elde etmiş olmanın İslamiyeti ihyaya yetmeyeceğini anlamıştı. O, bir karşı ihtilalle pek çabuk başa çıkacak ve dolayısıyla daha fazla şiddet, anarşi ve baskıdan başka netice vermeyecek bir siyasi ihtilalin çare olmadığını biliyordu.

O, neticesi ancak iktidardaki diktatör tarafından kapatılıp, liderleri hapse atılmak, idam veya katledilmek, şubeleri mühürlenmek, neşriyatı yasaklanmaktan ibaret olacak katı, merkezci bir teşkilattan kaçınacak basirete malikti. Oysa yüz binlerce Türkün kalplerinde taht kurmuş irşadı ve eserlerinin meyveleriyle bu cereyanın ne yasaklanmasına imkân var, ne de en zalim diktatörler tarafından da olsa, önüne geçilmesine…

Bu sebeptendir ki, bugün Müslüman ülkelerin kaderi haline gelmiş bulunan baskı ve zorbalık rejimleri altında Risale-i Nur'un metodu halk arasında ve hayatın çeşitli safhalarında muhteşem bir tatbik kabiliyetine sahip bulunmaktadır. (Meryem Cemile, Garp Materyalizmi Karşısında İslam, terc. Kemal Kuşçu, s. 219-220, Çile Yayınevi, İst. 1976)

*Meşveret müşterek, ortak akıldır. Üstad "istibdat rey-i vahidir" der;

"Benim dediğim olacak"

"Ben söylersem doğru, başkaları ne söylerse yanlış"

"Bana tabi olacaksınız"

Bunlar ve benzeri sözler hep nefis ve şeytan desiseleridir.

*Her nur talebesinin böyle bir sancılı ve sıkıntılı dönmemi olabilir. Ne zaman olur? Hizmeti büyür, sağa sola nispetle hizmette belli bir kıvama geldiği zaman bu varta alaküllihal bir kısım nur talebelerinde nüksedebilir. "benim sözüm geçsin" "bu şehrin tedbiri bana ait" "neden benden izin alınmadı?" "sus, konuşmayı bırak, senin yaşın kadar benim tecrübem var." Allah muhafaza bunlar dehşetli afetlerdir. Uhuvveti parçalar, Risale-i Nur'un ruh-u manevisini incitir.

*Şener bey bir sohbetinde "fikr-i infiradi" tehlikesine şöyle parmak basıyor; "Fikr-i infiradiden Allah bizi korusun. Şimdi bakın, böyle bir tasarruf-u şahsî içindeki bir Nur Talebesi de muvaffak olabilir, hizmette Allah ona fırsat verir, hizmetin tedbirinde öne geçer, ilerler, bu Allahın bir ikramı, bir ihsanıdır. Fakat şöyle bir varta olabilir. Ben o vartayı kendi alanımda tesbit ettiğim bir nokta ile izah edeceğim. Mezkûr Nur Talebesi hizmette muvaffak olur, genelde nazarlar ona teveccüh eder. Fakat Üstad diyor ki: "Ben sizin akıl, ruh ve kalbinizi ittiham etmem, ama herkeste nefs-i emmare bulunur." Demek herkes hizmette bazen muvaffak olur. Allah hepimizi muvaffak etsin. Muvaffakiyetten gelen mânevî bir sarhoşluk, gitgide onu o noktaya getirir ki, "Neye bana danışmadınız, benim fikrim, benim tedbirim esas olacak!" diye inat eder. Böyle bir inattan bizi Cenâb-ı Allah muhafaza etsin."

 *Risale-i Nur hizmeti birlikte katılımlı bir hizmettir. Beraber yürüyeceğiz, beraber karar alacağız. Hizmetin tedbirine ait Meseleleri birlikte düşüneceğiz. Herkes düşüncesini ortaya koyacak. O fikirler hikmetle, maslahatla süzülecek, rafine edilecek. İsm-i Hakim'e ait zaruretler neyi gerektiriyorsa, bir araya gelip bunları tefekkür ve tezekkür edeceğiz.

* Hizmetimiz tahakküm kaldırmıyor. Üstad İhlas risalesinde diyor ya; "Eğer zerre mikdar bir taarruz, bir tahakküm karışsa; o fabrikayı karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.(Lem'alar s: 161 )

* Bir zaman arkadaşlarla arabayla bir yere gidiyorduk. Yolun kenarında gelincikler çiçek açmıştı. Bir yere vardık, karşımızdaki tarla sanki bir gelincik bahçesi gibiydi. Hemen indik, bu güzel, latif ve nazenin çiçekleri seyretmeye başladık. Birkaç arkadaşım vardı yanımda. Onlara; "bakın şu gelincik çiçeklerine. Ne kadar latif ve zarifler. Parmağını hafifçe dokundursan hemen yaprakları dökülür. İşte bizim hizmetimiz de bu gelincik çiçeklerine benziyor.. Zerre miktar bir taarruz, bir tahakküm karışsa o letafet gidiyor, o tatlı hal izale oluyor. O tahakküm devam ettirilirse, yaprak dökümü başlıyor. İnsanlar hizmete karşı soğuyor, bir kısmı da çekip gidiyor" dedim. 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

Ders: Sual Cevap İzah: Prof. Dr. Şener Dilek Not: Şener Dilek beyin 30.12. 2011 tarihinde Düss

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

Ders: 33. Söz, 20. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Mantık ilmi itibarıyla mahlukatı ç

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

Ders: 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-yi Hasbiye(3. Ders) İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Her

Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabb'ine kulluk et!

Hicr, 99

GÜNÜN HADİSİ

Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, hayır söylesin veya sükut etsin.

Riyazü's Salihin, 1/307

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI