Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-48

Ders: 13. Şua(s.321) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen metin; “Ben bu gece Eski Said'in izzetli damarıyla, ellerimiz kelepçeli beraber mahkemeye süngülü neferatla sevkimizi düşündüm


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2014-11-08 10:43:46

Ders: 13. Şua(s.321)

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

İzah edilen metin; "Ben bu gece Eski Said'in izzetli damarıyla, ellerimiz kelepçeli beraber mahkemeye süngülü neferatla sevkimizi düşündüm. Şiddetli bir hiddet geldi. Birden kalbe ihtar edildi ki: Hiddet değil, belki kemal-i iftiharla, şükür ve sevinçle bu vaziyeti karşılamak lâzımdır. Çünki zîşuur ve hadd ü hesaba gelmeyen melek ve ruhanîlerin ve insanlardan ehl-i hakikatın ve ashab-ı vicdanın ve iman-ı tahkikî sahiplerinin nazarlarında, hak ve hakikat ve Kur'an ve iman yolunda bu asra meydan okuyan bir kahramanlar kafilesi suretinde görünüyorlar.

Bunların teveccüh-ü rahmet-i İlahiyeyi ve kabul-ü Rabbaniyeyi gösteren bu yüksek takdir ve tahsinlerine karşı, mahdud bir kısım serseri ve haylaz ve sefihlerin tahkirkârane nazarlarının hiçbir ehemmiyeti olamaz. Hattâ bir gün hastalık için araba ile gittiğim zaman, çok ağırlık hissettim. Ve sonra sizin gibi elim bağlı beraber gittiğim vakit, büyük bir inşirah ve manevî bir ferah hissettim. Demek o hal, bu sırdan ileri gelmiş.

Çok defa söylediğim gibi yine tekrar ediyorum ki; tarihte Risale-i Nur şakirdleri gibi hak yolunda pek çok hizmet eden ve pek çok sevab kazanan ve pek az zahmet çeken görülmüyor. Biz ne kadar meşakkat çeksek, yine ucuzdur."

*Mehmed Kayalar ağabey vardı. Allah rahmet eylesin, saff-ı evvel ağabeylerimizden birisi. Çok yiğit, çok kahraman, çok kâmil bir zat. Allah garik-i rahmet eylesin. Kendisi yüzbaşılıktan emekli idi. Bir orduya bedel, acip bir fıtrat. Şairliği de var.

Biz onu vefat etmeden az bir zaman evvel Yalova'da ziyaret ettik. Demişti ki; "Ben Selef-i Salihinin nurani caddesinden çok istifade ettim. Ama ben aradığımı bitamamiha, bikülliye Hz. Üstad'da gördüm. Benim Üstadım makam-ı ferdiyetin müntehasında idi."

Onun Üstadla ilgili "Dokunma" diye bir şiiri var. Ziyaretine gittiğimizde 90 yaşında vardı. "Ağabey" dedim, "senin bu şiirini senin ağzından dinlemek istiyoruz. Okur musun?"

Kayalar ağabey bahadır bir insan.. Yahu öyle bir okudu ki, 18-20 yaşında her genç öyle şiir okuyamaz. Nasıl bir sadâ, nasıl bir okuyuş…

O şiiri niye yazmış? Üstad hazretlerini tutuklamışlar, ikametgâhından çıkartmışlar. Asker nezaretinde götürüyorlar. Yolda giderken askerlerden biri üstadın beline dipçiği ile vurmuş. Kayalar ağabey de, üstada yapılan bu zulmü duyunca, o şiiri yazmış.

Not: Şener ağabey tahminen 90 yaşında demişse de, merhum Kayalar ağabey 81 yaşında vefat etmiştir.(1913-1994, Salih Okur)

Not: Merhum Kayalar ağabeyin şiirini aşağıda alıntılıyoruz;

"Ey mülhid-i gaddar! Ulu sultana dokunma!

Ol varis-i fermanber-i furkana dokunma!

Envarına müştak zemin, gökte melekler,

Bir hüznüne deryalar, topraklar titrer…

 

Erbab-ı kemal eyliyor ikdam bu zuhura,

Hep nemli nazarlarla, kavuşsam diye nura…

Bir kenz-i maarif olan irfana dokunma,

Ol varis-i peygamberi zişana dokunma…

 

Küfrün o habis sara'sı tuttuysa eğer,

Sen çırpınma, zelilane gebermen daha ehven…

Ef'al-i kabihin ediyor âlemi telvis,

İcra-i habasette geri kalmada iblis.

 

Yüz milyonun ağzında bu ahd, aynı sadadır;

Üstad-ı necibim, sana can başta fedadır…

İhsan-ı Hüda, seyyidül ebrara dokunma,

Bir necm-i sera perde-i envara dokunma…

 

Nurunla bahar ufkumuzda sanki hazansız,

Rencide eden kalbini kim? hangi vatansız!

Ey burc-u Suad; bilse ki dünya seni kimsin!

Âsâra taşıp, bin senedir beklediğimsin.

 

Bir nefha-i ruh sanki gönüllerde bu gür ses,

Bir tac-ı münevver gibi başlarda mukaddes…

Emvac-ı ziya, ahsen-i ahyâra dokunma,

Ayine-i pak, Ahmed-i Muhtara dokunma…"

*İnsan hırsızlıktan cinayetten veya başka bir yüz kızartıcı suçtan hapse girse, aff-ı umumiye de mazhar olsa ömür boyu onun ârı, utancı, onun sırtında kalır. Ama bir insan dini, imanı uğrunda hapse girse, o, onun kurtuluş beratı olur.

*Biz 1983'de Horasan'da, Aras'ın kenarında, kitap okuma kampı yapmıştık. Memlekette sıkıyönetim vardı. Kardeşlerle ders okuyorduk. Baktım askerler geliyor. Hüseyin Hoca; "ağabey, askerler geliyor" dedi. "Gelsinler" dedim. Okuma programımızda ortaokul, lise, üniversitede okuyan talebeler var.

Sonra öğrendim ki askerleri de doldurmuşlar, "bunlar anarşisttir, kim kaçarsa, vurun" demişler. Neyse geldiler, kitapları topladılar, bizleri tutukladılar, zabıt tuttular. O sırada da enteresan dehşet bir yağmur yağdı ki. Sağanak bir yağmur..

Askerdeki gibi dörtlü düzende bizi yürütmeye başladılar. Yürüyerek, köprünün arka tarafından şehre doğru geliyoruz. Yolda kardeşlere dedim ki; "Bakın, mele-i âlâ şimdi sizi izliyor. Erkek gibi, başı dimdik, yiğitçe yürüyün. Adımınızı attıkça melekler sizi alkışlıyor. Fotoğraflarınızı çekiyorlar. Yürüyün, bugün bizim günümüzdür. Tasa yok, endişe yok, izzetle yürüyün."

 Elhamdülillah, kardeşleri bu şekilde izzetle, dimdik, Jandarmaya kadar yürüttük. İnşallah o tablo ahirette görülür ve gösterilir.

Bizim Nizameddin Hoca vardı. Kendisi birkaç gün bizle kamp yaptıktan sonra köyüne gitmişti. Köye gideceği sırada "nereye gidiyorsun" deyince "Bir anneme uğrayayım. Dönerken de size köy yoğurdu getireceğim" demişti.

Köye gitti, ertesi gün yoğurdu hazırlamış, geri dönecek. Annesi de çok saliha bir kadındı. Demiş ki; "Oğul gitme! Ben dün gece gördüm ki, Şener Hoca ve arkadaşlarını askerler yakalamışlar. Gitme, eğer gidersen, sana hakkımı helal etmem. Sütüm haram olsun."Hakikaten gelmedi, sonra bizi hapiste ziyaret etti.

*Bedir savaşı, askerlik tarihi açısından büyük bir savaş değil. Ama bakın, o 314 kişinin içerisinde Rasulullah(aleyhisselam) var, Dava-yı Kur'aniye, hakikat-ı İslamiye var. Dünya tarihinde en şerefli savaş o. Niye? Hakikat-ı Muhammediye, dava-yı Kur'aniye, şeref-i İslamiyet ve insaniyet o savaşta gizli..

*Yirminci asrın dehşet ve şiddeti içerisinde Üstad ve talebelerini süngülü neferat ile alıp götürüyorlar. İzzet noktasından, fıtrat-ı insaniyenin gerilimi, asabiyeti noktasından bakınca, insan patlar ve infilak eder. Ama melekutiyet cephesi, hayat-ı bakiyeye bakan cephesi ile "zîşuur ve hadd ü hesaba gelmeyen melek ve ruhanîlerin ve insanlardan ehl-i hakikatın ve ashab-ı vicdanın ve iman-ı tahkikî sahiplerinin nazarlarında" o bir arşiv değer oluyor. Ahirette seyredilecek bir manzara oluyor.

*Ahirzamanın dehşet ve şiddeti içerisinde Allah dininin îlâ ve ibkâsı için, bilâ tereddüt Üstad ve talebeleri hayatlarını ifnâ etmişler.

*Bitlis'te Molla Yusuf diye bir ağabeyimiz var. Risale-i Nur okuduğu için bunu alıp medrese-i Yusufiyeye atmışlar. Molla Yusuf hapse girince, sevincinden mendilini çıkartmış, başlamış oynamaya;

"Tey tey benim ağam

Eller arası benim ağam"

Mübareğin az bir meczubiyeti de vardı. Çok takılırdım Yusuf Hocaya. Kendisiyle çok seyahatlerimiz olmuştur, kurbiyetimiz var. Onun için, o muhabbetten konuşuyorum. O böyle oynamaya başlayınca, gardiyanlar şaşırmışlar; " ya bu kafayı yedi" demişler.

*Cennete girdiğimizi düşünelim. Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerin bulunduğu o cennet meclislerinde ne konuşulur, dünyaya ait hangi hatıralar anlatılır? Dünya konuşulmaz, ekonomi konuşulmaz, futbol konuşulmaz, siyaset konuşulmaz, para, varlık, devlet, servet namına bir şey konuşulmaz. Ancak din namına, hakikat-ı İslamiye adına ne yaptın? Dinin ila ve ibkası için neler yaptın? Ders-i Kur'ani, ibadet, marifet, zikir ve tesbih, ilâ-yı kelimetullah ve hamiyet-i diniye nam ve hesabına yapılan fedakârlıklar gündeme gelir.

O gündemlerden birisi de, ahirzamanın dehşeti içerisinde, dinin ila ve ibkası için hapse girmek, çile çekmek, mele-i âlâ'nın takdir ve tahsinine medar bir mazhariyettir.

*Eskiden Cenab-ı Hak bizi Medrese-i Yusufiye ile imtihan ediyordu. Şimdi Cenab-ı Hak bizi bizimle, yani bizi kardeşlerimizle imtihan ediyor.

*Hakikat-ı uhuvveti sergileyen, dava-yı Kur'aniyede tam sadakatle, kardeşini affeden, sahip çıkan, hizmete kuvvet veren, uhuvvet-i İslamiyeyi yaşayan ve yaşatan bir nur talebesinin mazhariyeti, emin ol, Medrese-i Yusufiyeye giren o zatların mazhariyetinden geri değildir bugün.

*Uhuvvete ihanet bir cinayet-i azimedir. Uhuvvet bir namus-u azimdir. Kardeşinin hukukunu, izzetini, şerefini kollayacak ve muhafaza edeceksin. Onu gıybet etmeyeceksin, onu tahkir etmeyeceksin, onu tezyif etmeyeceksin.

*Şahs-ı manevinin ruh-u manevisi uhuvvettir. Uhuvvete medar, uhuvveti nefsinde yaşayan bir kimse bin kişiye müreccahtır.

*Uhuvvet Risalesini okumak; Uhuvvet risalesindeki ibareleri ezberlemek değil uhuvvette derinleşmek, uhuvveti yaşamaktır.

*Üstad, "Marifetullahın şahidleri, bürhanları üç çeşittir. Su gibidir; Hava gibidir; Nur gibidir" diyor. (Not: Bkz: Mesnevi-i Nuriye, Zühre, Onuncu Nota) Hakikat-ı Uhuvvetin delilleri de üçtür; Su gibidir; Hava gibidir; Nur gibidir.

(Not: Bu izah muhterem Şener ağabeyin bir buluşudur. Uhuvvetle alakalı yazdığı bahiste sohbette işlediği bu konuyu daha teferruatlı anlattığı için, oradan nakletmeyi uygun buldum;

"Bu cümleyi(Üstadın yukarıda geçen cümlesi) okurken zihnime bir mana düştü. Baktım ki, marifetullahın şahit ve burhanlarıyla, uhuvvetin şahit ve burhanları birbirleriyle tam örtüşüyorlar. Birbirlerine tam mutabık geliyorlar; öyle ki, tıpa tıp. Bu mutabakat sırı ile cümledeki marifet kelimelerinin yerine uhuvvet kelimelerini koydum. Bunları tanzim ettiğimde şöyle bir mesaj karşıma çıktı: Hakikat-ı uhuvvete yetişmenin, o gözle bakmanın, uhuvvet aynalarında bu güzellikleri yaşamanın, zevk etmenin, uhuvveti halisane yaşamanın burhanları, delilleri, tıpkı marifetin delilleri gibi "üç" tür.

Evet, hakikat-ı uhuvvetin delilleri su gibidir, hava gibidir, nur gibidir. Ne demek? Nasıl anlamak lazım bu cümleleri? Nasıl yorumlamamız, ne tip mesajlar çıkartmamız lazım bu ifadelerden?

Bu cümlelerde üç önemli mesaj var.

Birincisi, kardeşlerine karşı "su" gibi olacaksın; yani, safi, şeffaf, berrak ve temiz... 0 kardeşin seni gördüğü zaman diyecek: "Sen bana su gibisin. Sen benim içimi yıkıyorsun, içimi temizliyorsun. Seni görünce manevi kirlerim, kusurlarım sanki eriyor, temizleniyor. Seninle tasaffi ediyorum. Seninle duruluyorum."

İkincisi, kardeşine karşı "hava" gibi latif olacaksın. Onun nefesini açacaksın. Göğsünü ferahlandıracaksın. Onun sadrında nesim-i nevbaharı yaşatacaksın. O kardeşin seni görünce diyecek:"Sen bana hava gibisin. Seninle teneffüs ediyorum. Seninle telezzüz ediyorum. Sen beni alıp tatlı baharlara, munis iklimlere götürüyorsun. Seni gördükçe, sana baktıkça, seni dinledikçe içim açılıyor. Nesim-i nevbahar yaşıyorum. Gönlümde çiçekler açıyor. Ruhum seninle dinleniyor, gönlüm seninle itminana yükseliyor."

Üçüncüsü, kardeşini marifet nurlarıyla tenvir edeceksin, aydınlatmaya çalışacaksın. 0 kardeşin seni görünce diyecek: "Sen benim dünyamı aydınlatıyorsun. İtikadıma kuvvet veriyorsun. Fikrime ışık tutuyorsun; senin vesilen ile yolumu görüyorum; gönlümü aydınlatıyorum biiznillah, zulmetlere düşmekten korunuyorum."

Bu üç delile mazhar olmak güzel. Ama güzellerin güzeli bu üç hücceti kemal derecesinde nefsinde yaşamak ve yaşatmaktır. Evet, camiiyet sırıyla bu üç delili nefsinde bizzat yaşayanlar; manevi kirleri su gibi yıkayanlar, hava gibi göğüsleri ferahlatanlar ve nur gibi etraflarını aydınlatanlar hakikat-ı uhuvvetin tam fedaileri, tam aynadarlarıdırlar. Bugün bu aynalara ne kadar ihtiyacımız var.(Şener Dilek, Risale-i Nur'da Derinleşme, s: 357-359, Feyza Yayıncılık-İst. 2012)

*Bu asrın dehşet ve şiddeti içerisinde Allah getirmiş bizi bu hakikatlere muhatap etmiş mi, etmiş. Bu bir fazl-ı ilahidir, lütf-u Rabbanidir, en büyük devlet-i imaniye ve İslamiyedir. Bunu Allah bize ikram etmiş mi, etmiş. Şimdi rehavetimizle, tembelliğimizle, lakaytlığımızla, dünyevileşmekle, afakileşmekle, maddileşmekle, enaniyetle, kibirle, gururla bu hizmetin safiliğini bozmamak, bu hizmetin kudsiyetine ihanet etmemek..Bu manayı omzuna alan bir nur talebesi inan ki, mazide hapse giren talebelerden ecir ve mükafatta katiyen geri değildir, belki daha ileridir.

*Bizi bir zaman dersten alıp götürdüler. Sıkıyönetim dönemiydi. Seksen küsur kişi. Dersin başında da biz varız. Hapiste bize özel muamele yaptılar. Kardeşlerin kaldığı yer Hilton oteli gibi. Bizi hücre hapsine aldılar. Elektrik yok, su yok, yer beton. Şubat ayı..Kalorifer de yanmıyor. Su yok, yemek de yok. Battaniye de yok. Ben orada kıldığım namazın tadını hiç ömr ü hayatımda başka bir yerde bulamadım. O mahrumiyetlerin, o sıkıntıların arkasında rahmet-i ilahi tecelli ediyor ya…

İfademi aldılar, sabah saat 10'dan akşam namazına kadar.. "Bu kitabı niye okuyorsunuz? Niye toplanıyorsunuz? Kimi tanıyorsun? Derse kimi götürüyorsun? Niye götürüyorsun?" Hiddet ve şiddetle.. Ama her zahmetin içinden de bir kolaylık çıkıyor.

*Bugün Risale-i Nur hizmeti bizden kelle istemiyor. Sadakat istiyor, tefani istiyor, uhuvvet istiyor. Hizmeti omuzuna alıp, aşk-ı İslamiyet'le son nefese kadar yürümek istiyor.

*Bir nur talebesi için en korkulacak şey ülfettir, rehavettir, dünyevileşmektir, maddileşmektir. Hizmet her şeyden mukaddem olması lazım. Her şeyin önünde, her şeyin ilerisinde olması lazım..

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

Ders: 22. Mektup(Uhuvvet Risalesi-)2. Ders İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

Ders: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 31 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Tebliğ Cemaati var ya, o merke

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

Ders: 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli; Es'ile-i Sitte İzah: Mehmed Kı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

Sakın israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez.

En'âm, 141

GÜNÜN HADİSİ

"Cebrail, bana komşu hakkında o kadar ısrarlı tavsiyelerde bulundu ki, onu mirasçı yapacak sandım."

Buhari

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI