Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-47

Ders: 17. Lem’a, 13. Nota İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hak yolunda çalışanlar yalnızca kendilerine ait vazifeyi düşünecek. Yani; “hakikat-ı Kur’aniyeyi tam anladım mı? Tam kalbime aksettirdim mi? Şu manaları tam ruhuma giydirdim mi? Esrar-ı Kur’aniyenin hakikatlerine tam ma’kes ve ayna oldum mu?” Bunu düşünmesi lazım.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2014-11-02 01:33:39

Ders: 17. Lem'a, 13. Nota

İzah: Prof. Dr. Şener Dilek

*Hak yolunda çalışanlar yalnızca kendilerine ait vazifeyi düşünecek. Yani; "hakikat-ı Kur'aniyeyi tam anladım mı? Tam kalbime aksettirdim mi? Şu manaları tam ruhuma giydirdim mi? Esrar-ı Kur'aniyenin hakikatlerine tam ma'kes ve ayna oldum mu?" Bunu düşünmesi lazım.

"Tebliğ noktasından ilim itibarıyla, hulusiyet itibarıyla, safvet itibarıyla ben Allah'ın dinini tebliği edebilecek bir temsil dirayetine çıktım mı çıkamadım mı?" İnsanın bu noktadan kendisini test etmesi, sorgulaması lazım.

Ama "ben anlatıyorum anlatıyorum, niye anlamıyorlar? İnsanlar niçin benim halkama teveccüh etmiyorlar?" Bunu düşünmeyecek. Tesir noktası onun vazifesi değil..

* Biz tebliğde tesiri sorgulayamayız. Biz tebliği sorgulayabiliriz. Yani şöylece kendini sorgulayabilirsin; "Yahu ben hasbi ve samimi konuşmuş olsaydım, alaküllihal bir tesiri olabilirdi. Demek benim gafletim perde oldu, benim cehaletim perde oldu, benim enaniyetim, gurur ve kibirim perde oldu. Ben bu manayı nefsime nispet ettim. Ekabirane konuştum. Hal dilini yansıtamadım. İslamiyetin saffet ve samimiyetine medar bir ayna olamadım. Benim günahlarım hakikatlara hicab ve perde oldu" diye sen kendini murakebe ve muhasebeye çekebilirsin.

*Hizmetimizi tesir üzerine de bina etmemek lazım. Bir beldede hizmetin inkişaf ve intişarı o beldede hizmetin ihlas ile yapıldığına alamet ve hüccet değildir.. Ama aynı zamanda o hizmetin ihlâssız yapıldığına da hüccet değildir. O Allah'a aittir, bize ait değil.

*Ciddiyet, sıfatların sürekliliğidir. Hizmette ciddiyet, son nefese kadar o tebliğ vazifesini ifa etmek demektir.

*İki tip şevk vardır;

1- Şevk-i Sûri: Cemaatle gelip cemaatle giden şevktir. Cumartesi dersleri ve Cumartesi kalabalık cemaatlerle yapılan programlar şevk-i sûridir.

2- Hakiki şevk; Şevk-i hakiki hadiselerle gelip hadiselerle gitmez. Şevk-i hakiki imandan nebean eder. Müslümanda imana dair açılımlar inkişaf ettikçe, onda şevk-i hakiki oluşur. Müminde iman rusuhiyet kazandıkça şevk de istikrar kesbeder. Şevk, ism-i Metin ve ism-i Kavi'ye ayna olur.

Not: Merhum Ali Ulvi Kurucu Bey, bu şevke ermiş bir müminin durumunu;

" Kar, kış demez, irkilmez, üzülmez, acı duymaz

Mevsim bütün ömrünce ılık gölgeli bir yaz " diye ifade eder.(Salih Okur)

Not-2: Muhterem Şener ağabey, "Risale-i Nur'da Derinleşme" adlı eserinde şevki başka bir boyutuyla da işleyerek şöyle diyor; "Vehbi Şevk, Rabb-i Kerim'in bir lütuf ve ihsanıdır. Kesbe medar şevk ise, hizmetin içindedir. Hizmete kuvvet verildiği nispette şevk de ziyadeleşir, coşar. Öte yandan, marifet-i imaniyeye medar tefekkür ve tezekkürde azim şevk vardır. Hakikat nurları şevki kamçılar, hakikatın telezzüzü, tefekkürü insanları şevk-i daimiye isal eder.(Şener Dilek, a.g.e, s. 259- 260, Feyza Yayıncılık)

*Üstad, 130 talebesiyle idamla yargılandığı sırada talebelerine diyor ki; "Kardeşlerim, tasa etmeyin, bu nurlar parlayacaklar."

*Bu mıntıkada, geçen seneye göre derse gelen gençlerin sayısında bir azalma varsa, cemaat dökülüyorsa, şu koltuklar doluyorken şimdi dolmuyor ise, her nur talebesi; "Demek ki ben görevimi bir derece aksatıyorum. Demek ben tebliğ vazifesi hakkıyla yerine getirmiyorum. Demek ben afakîleştim. Demek ben maddileştim. Demek benim kalbim, ruhum, gönlüm, latifelerim bir derece kirlendi. Demek hizmete medar şevk ve hamiyetim, cehd ve gayretim azaldı. Demek ihlâsa medar bir iki adım geriye düştüm. Demek tebliğ görev ve vazifesi benim gönlümde biraz gerilere gitti. Öyleyse "ve tub aleyna ya Tevvab" deyip, paçaları sıvayıp, "Ya Fettah" diye haykırıp yeni bir şevkle, ciddi bir gayretle, kuvvetli bir aşk ile hizmet-i iman ve dava-yı Kur'aniyi omuzlayıp, hizmete maddi manevi destek adına bir gayret göstermek bize lazım ve elzemdir" diye düşünmelidir.

* Şener ağabeyin bir latifesi; "bazı nur talebeleri insanın zikrini artırıyor; la havle vela kuvvete illa billah..

*Baktın ki medresede koltuklar boş. Diyeceksin ki; "bu, benim kalbimdeki boşluğun yansımasıdır."

*Düşünelim ki, bir ilim adamı deprem malzemesi alanında öyle bir keşif yapmış ki, deprem sırasında eğilip bükülse de kırılmıyor, deprem sonrası eski haline geliyor. Şimdi bu adam Türkiye'ye gelse malının satışı noktasında bir sıkıntısı olmaz. Satılmayacak mal değil. Mal ortada. İşte elimizdeki iman ve Kur'an hakikatları öyle bir kuvvetli malzeme. Yeter ki biz iyi sunuş yapabilelim, ayna olalım, perde olmayalım.

*Üstad hazretleri Marmara Palas otelinde elini kaldırmış, "kardeşlerim! Küfrün belkemiğini kırdım" demiş. Bu sırasında arkasında 200-300 talebesi var. Kimse de yok. Peki, nasıl küfrün belkemiği kırılmış oluyor? Şöyle düşünelim; Salgın bir hastalık olsa, dünya çapında doktorlar bir çare bulamasalar. Ortalığı kırıp geçirse.. Böyle bir zamanda bir adam çıksa bu hastalığın ilacını bulsa ve ilan etse, "Bu hastalığın belkemiğini kırdım, işini bitirdim." Bu kelam doğru bir kelamdır ama şarta tabidir. Kim gelir o devayı kullanırsa o kurtulur, kullanmayan da adresini değiştirir.

Not: 1; Bu misalin orijinali Mehmed Kırkıncı Hocamıza aittir. Kendilerinden Kümbet medresesinde dinlemiştim; "Bir zaman İstanbul'a geldiğimde oradaki hanımlar demişler ki; "Kırkıncı hocam bize bir ders okusa." Bir evde toplanmışlar. Bir arkadaşla beraber gittik. Kalabalık bir cemaat vardı. Dersi okuduk. Sonra çaylar geldi ve sualler başladı. Bir kız parmak kaldırdı: "Hocam, Üstad "Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin âlem-i İslâm'dan nefiy ve ihracına Risale-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir" diyor. Ama ortalık kâfir dolu. Nerede infaz?"

Orada birden aklıma geldi. Dedim ki: "Bir doktor kansere karşı bir ilaç bulsa dese ki "benim bu ilacım kanseri yeryüzünde bitirmiştir."O böyle diyor ama o ilacı alan mı kurtulur, almayan mı? Alan kurtulur. Risale-i Nur'da böyle bir ilaç ama onu ancak okuyan böyle hastalıklardan kurtulur. Alıp okumayan kurtulamaz. İlaç bulunmuş ama biz acaba pazarlayabiliyor muyuz?" Bu cevabım oradaki cemaatin de çok hoşuna gitti. Teşekkür ettiler."(Salih Okur)

Not:2 Üstadımız "küfrün bel kemiğini kırdım" ifadesini müteaddit zamanlarda söylemişlerdir. Rahmetli Bekir Berk ağabey şöyle diyor; " "Hazret-i Üstad, İstanbul'a Ankara'dan yaptığı seyahatinde Piyerloti otelinde tutulan bir dairede derslerine oturmuştuk. Bu derslerden birinde çok uzun bir konuşma yaptılar ve bir ara şimşek gibi ayağa fırlıyarak "Küfrün bel kemiğini kırdım. Risale-i Nurun neşrini önliyemiyeceklerdir" buyurdular.(Necmeddin Şahiner, Aydınlar Konuşuyor, s. 119)

*Üstad; talebelerine "Birbirinize bigayr-i hakkın seksen sopa da vursanız yine buradaki netice-i azime için burayı bırakmamak lazım" demiş.

Not: Bu hatırayı merhum Sungur ağabeyden defaatle dinlemiştik.(Salih Okur)  

* Hidayetten büyük nimet yoktur. Hidayetten büyük devlet yoktur. Hidayetten büyük saltanat yoktur. Üstad bunu ifade sadedinde "Zira hidayet haddizâtında büyük bir nimettir ve vicdanî bir lezzettir, belki ruhun cennetidir (İşarat-ül İ'caz s. 60 ) der. 

*Maneviyat bir açlık ve iştiyak olayıdır. Allah(cc) iştiyakımız ziyadeleştirsin.

*Üstad bir yerde der ki; "Çok ehl-i velayet var ki; bir sineğin bir tavus kuşuna nisbeti gibi, kendinden o derece büyük olanlardan kendini büyük görür ve öyle de müşahede ediyor, kendini haklı buluyor. Hattâ ben gördüm ki: Yalnız kalbi intibaha gelmiş, uzaktan uzağa velayetin sırrını kendinde hissetmiş, kendini kutb-u a'zam telakki edip o tavrı takınıyordu. Ben dedim: "Kardeşim! Nasıl ki kanun-u saltanatın, sadrazam dairesinden tâ nahiye müdürü dairesine kadar bir tarzda cüz'î-küllî cilveleri var; öyle de velayetin ve kutbiyetin dahi, öyle muhtelif daire ve cilveleri var. Herbir makamın çok zılleri ve gölgeleri var. Sen, sadrazam-misal kutbiyetin a'zam cilvesini, bir müdür dairesi hükmünde olan kendi dairende o cilveyi görmüşsün, aldanmışsın. Gördüğün doğrudur, fakat hükmün yanlıştır. Bir sineğe bir kap su, bir küçük denizdir." O zât şu cevabımdan inşâallah ayıldı ve o vartadan kurtuldu(Mektubat s: 447 )

Rahmetli Osman Demirci Hocamızın bir köylüsü vardı. Medresede okumuş, Arabi ilimleri tahsil etmiş. Kendisine öyle bir süs veriyor ki, sanki kutb-ul arifin. Bütün tasarrufat dairesi elinde..Bir mecliste konuşuyordu.. Şunu bir test edeyim dedim, yanına yaklaştım. Dedim ki; "Efendi; her asırda iki imam var. Biri kutb-u irşad, diğeri kutb-u medar. Sen bu iki zatı tanıyor musun?" Durdu, düşündü, kızarak; "Fazla ileri gitme! Sana ne kutuplardan?" dedi. 

*Velayet üç kısım;

1- Velayet-i Suğra; Meşhur velayet

2-Velayet-i Kübra; Makam-ı tebliğ, veraset-i nübüvvet mesleğinin şahs-ın manevisinin mazhar olduğu velayet. Sahabe ve tabiin de bu velayete mazhar.

Bir de Velayet-i Vusta var. Bu tasarruf velayetidir ki, Cenab-ı Hak bu makamdaki kullarını gizler. Allah, bir sırra mebni Velayet-i Vusta'yı gizler. Fiziki arızayla gizler. Bazen maddi makamın içinde gizler. Bazen rütbenin içinde gizler. Bazen fakirliğin içinde gizler. Bazen uzletin, inzivanın içinde gizler.

*Risale-i Nur'da hizmet manası bir rüchaniyet manası değildir, bir tahakküm vesilesi ve vasıtası değildir. Tahakküm eden, noksan ve nakıs olur.

*İlim de varta, enaniyettir. Velayette varta; şatahattır, naz makamıdır. Halinin rüzgârını estirmektir, haddini aşmaktır.

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-158

Ders: 22. Mektup(Uhuvvet Risalesi-)2. Ders İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

Ders: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 31 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Tebliğ Cemaati var ya, o merke

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

Ders: 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli; Es'ile-i Sitte İzah: Mehmed Kı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

De ki: Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra da görüleni ve görülmeyeni bilen Allah'a döndürüleceksiniz de O size bütün yaptıklarınızı haber verecektir.

Cum'a, 8

GÜNÜN HADİSİ

Geçmiş peygamberlerin sözünden (hiç eksiksiz) nâsın eriştiği haberlerden birisi de: Utanmazsan dilediğini işle! (sözü) dür.

Abdullâh b. Mes'ûd (r.a)'dan

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI