Cevaplar.Org implant

AHİRZAMANDA İSTİKAMET ZORLANMALARI

Fatiha Suresi’nin bir ayetinde istikamet üzere, yani doğru yolda olmak için Allah’a dua edilir. Hud Suresinde peygamberimiz “emrolunduğun gibi dosdoğru ol”ayetine istinaden “Beni Hud Suresi ihtiyarlandırdı.”derken yine istikamet üzere olunması gerektiği hem de istikametten ayrılışların peygamberimizi çok üzdüğü anlatılıyor. Bediüzzaman Said Nursi de bu hadis-i şerifi yorumlarken ahir zamanda ümmetin istikamet üzere olmasının çok zor olduğunu, en samimi Müslümanların bile dünyayı ahirete tercin edebileceğini anlatıyor.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2014-08-26 04:53:37

Fatiha Suresi'nin bir ayetinde istikamet üzere, yani doğru yolda olmak için Allah'a dua edilir.

Hud Suresinde peygamberimiz "emrolunduğun gibi dosdoğru ol"ayetine istinaden "Beni Hud Suresi ihtiyarlandırdı."derken yine istikamet üzere olunması gerektiği hem de istikametten ayrılışların peygamberimizi çok üzdüğü anlatılıyor.

Bediüzzaman Said Nursi de bu hadis-i şerifi yorumlarken ahir zamanda ümmetin istikamet üzere olmasının çok zor olduğunu, en samimi Müslümanların bile dünyayı ahirete tercin edebileceğini anlatıyor.

Yine Bediüzzaman ayette geçen mağfiret kelimesiyle bu istikameti yitirenlerin tövbe etmeleri halinde Allahın çok affedici olduğu için onları bağışlayabileceğini söylüyor.

Gerçekten de bu ahirzaman felaket ve helaket zamanı. Nimetinin çokluğu yanında gafleti de çok. Bunun için bu zamanın hem maddi hem manevi zenginleri zamanın gedası (fakiri) olabilir.

İşte bu zamanın diğer yüzyıllardan farklı yönlerinin bir kısmı:

1. Faydalı olanlarla zararlı olanların iç içe olması. Hormon kullanarak taze ve bol ürün elde etmek faydalı; fakat kullanılan hormonların sağlığı bozması zararlı. İşte gel de doğruyu bul. İnsan bu hormonlu ürünleri yemeli mi yememeli mi?

2. Doğrularla yanlışların iç içe olması. Yapılan eğitimde bir yandan doğru ve hukuki olanlar öğretilirken diğer yandan yanlış ve hukuksuz olanlar da bizzat gösterilerek öğretiliyor. Acaba insanlar gördüklerinin ve öğrendiklerinin hangisini hayatlarında kullanacaklar? Mesela Hitler, Mussolini gibi hem kendi milletine hem de bütün insanlığa ihanet ederek suç işlemiş diktatörlerin biyografileri kitaplarda ders olarak işleniyor. Çocuklar bu diktatörleri örnek alıyor.

Yine mesela bir vatandaş, üniversitede olaylara karışıp polisi dövdüğü için veya arkadaşlarını bıçakladığı için çocuğunu okutmak istemezse, haksız mı? Yani vatandaş bu ahirzamanda çocuğunu okutmalı mı okutmamalı mı? Ya da nasıl okutmalı? Özel okullarda mı okutmalı, devlet okullarında mı okutmalı? Çocuğun okuldan eve getirdiği yanlışlara itiraz etmeli mi etmemeli mi? İşte günümüzde bunun doğrusunu bulmak çok zor.

3. Günümüzde farzları yapanların, aynı zamanda büyük günahları da işlemesi istikameti bozuyor. Hem nikâhlı eşiyle hem de sevgilisiyle birlikte olan bir insana toplum nasıl bakmalı? Hele bu kişi bir de mahalleye faiz parasıyla bir camii yaptırmışsa, bu camide namaz kılınmalı mı kılınmamalı mı? Bu kişinin marketler zinciri varsa, alışveriş yapılmalı mı yapılmamalı mı? İşte günümüz insanının bu girdapta doğru yolu bulması pek zordur.

4. Günümüzde insanların en çok itibar ettiği adına demokrasi denen sistemin, insanları yalanlarla aldatarak, boş vaatlerle oyalayarak veya karşı tarafı haklı da olsa haksız gibi göstererek faaliyet yapması karşısında insanımız ne yapacaktır? Haksız yere taraftarlık gösterse onun zulmüne ortak olacak, haklı yere taraftarlık gösterse, karşı tarafın zulmüne uğrayacak. İşte günümüz siyaseti Müslümanların en çok ıstırap çektiği bir alan olarak karşılarında duruyor. Eğer gerçek hukuki bir sistem istese şeriatçı diyorlar. Eğer bu yalan yanlış işlere taraftar olsa mesul olacak. Gel doğruyu sen bul bakalım!

5. Günümüzde çok dürüst Müslümanların ani ve ağır günahlar işlemeleri insanları şaşırtıyor. Çünkü büyük günahların sanat kanalıyla herkesin evinin içine ve elinin altına kadar girmesi insanları zıvanadan çıkartıyor. Bir anda bir veli sanki bir deli gibi bütün değerlerini ayaklar altına alıp bir cinayet işliyor veya şeytana uyarak canına kıyıyor. Toplum da ne yapacağını şaşırarak istikametsiz bakıyor.

6. Meşru hukuka göre yürüyen kurum ve kuruluşların, umulmadık yanlışlar yapması neticesinde insanın feleği şaşıyor. Mesela, ordunun görevi düşmanlara karşı yurdumuzu korumakken, bakıyorsunuz ordu halkın seçtiği hükümeti alaşağı etmek için el altından ihtilallar hazırlıyor ve hükümeti yıkarak bakanları hatta başbakanı idam ediyor. Eğer şimdi bir Müslüman böyle bir orduyu severse kendini inkâr etmiş olmaz mı? Eğer sevmezse bu vatanın ve bu milletin geleceği nasıl korunur, güvenliği nasıl sağlanır? İşte böyle durumlarda sevmek de suç sevmemek de. Bu durumda bir Müslüman nasıl istikamet üzere olur?

7. Ahirzamanda deprem, sel, göç veya çeşitli çatışmalarla ve savaşlarla insanların feleğinin şaşması ve ne yapacağını bilememesi onların istikamet üzere olmasını engelliyor. Mesela depremde evi yıkılan bir kişi evi dayanıklı yapmayan müteahhide kızar. Ona izin veren veya hakiki kontrolü yapmayan devlete de kızar. Fakat yine de devlete sığınmaktan ve zenginlerin yardımlarını almaktan başka çaresi yoktur. Onun için bu zamanda Müslümanlar bir yandan lanetlediği kurum ve kuruluşları hatta kişileri, diğer yandan alkışlamakta hatta ona dua etmektedir. Hangisi doğrudur bunların acaba? İşte bunun içindir ki günümüzde Müslüman'ın sırat-ül müstakim üzere olması zordur.

8. Günümüzde insanların en çok değer verdikleri para, makam, şan ve şöhret birçok haksızlığı ve sevimsizliği birlikte getirmektedir. Mesela öğrenciye en hayati bilgileri veren, ona en güzel okulu kazandıran bir öğretmenin değeri ve önemi günümüz âleminde hiçbir zaman bir müdür bir doktor bir avukat veya bir subay kadar değerli değildir. Şimdi günümüz Müslüman'ı Kuran'ın, hadisin ve bütün Müslüman âlimlerin en çok değer verdiği öğretmenliği mi meslek olarak seçmeli yoksa insanların önünde hürmetle eğildikleri bir komutan, bir kaymakam mesleğini mi seçmeli? Doğrusu zordur bu asırda Müslüman'ın seçimi.

9. Yaşadığımız bu yerde sağlık tedavileri alabildiğine artmasına rağmen, kanser çeşitleri, şeker hastalıkları, psikolojik bozukluklar ve insanın kimyasını ve ruhunu bozan diğer hastalıklar Müslümanları da perişan etmiş ve onları isabetli kararlar veremez hale getirmiştir.

10. Ani kalp krizleri ve Trafik kazaları hiç umulmadık zamanlar da yakınları birbirinden ayırıp insanları çaresiz ve sahipsiz bırakmıştır.

11. Eşlerin ani ayrılıkları, bilhassa teknolojinin hızlı gelişmesiyle kısa zamanda oluşan kuşaklar arası farklılıklar, gençlerin yaşlıları, yaşlıların gençleri anlamaması, gayr-ı meşru birliktelikler, sigara, içki, eroin ve diğer kötü alışkanlıkların yaygınlaşmasıyla çaresiz hale gelen günümüz Müslümanlarının elbette ki doğruyu bulup karar vermeleri çok zordur.

12. Maddi yeterliliğin yanında insanların eski zamanlara göre bilgiye daha tez ulaşarak malumat sahibi olmaları, öz güvenlerini artırdığı için kibir, gurur, kin, adavet gibi menfi duygular kişinin doğru karar vermesini etkilemektedir.

13. Bu zaman geçmiş zamanlara göre bilimde gelişerek insanların belli alanlarda ihtisaslaşması sonucu günlük hayatta yaptıkları işlerin hep aynı olması onları bıktırarak sabırlarını tüketmektedir. Ayrıca bilgisayar internet, cep telefonu alışkanlıkları ve müptelalığı da bardağı taşıran son damla olmuştur. İşte bu zamanda bir Müslüman her gün bu olumsuzluklarla baş başa kaldığı için elbette ki doğru istikamette karar veremez.

Şimdi Kur'an'ın, Peygamber'imizin ve Üstat Said Nursi'nin anlattığı bu ahir zamanda inanan insanların doğruyu bulması ve tercih etmesi çok zor olduğundan onlara Allah mağfiret kapısını açmıştır. Onun içindir ki, bu zamanda insanlara bütün hatalarına ve günahlarına rağmen onlara acımak yardımcı olmak onları toplumdan dışlamamak onlara dua etmek hakiki Müslümanların şiarıdır.

Müslüman'ların doğruyu bulup onun uygulamaya karar vermeleri iki unsurladır. Bunlardan birisi iman gücü ikincisi de imandan gelen irade gücü. İşte bu duyguları kuvvetlendirmek ve bütün Müslümanların bütün kusurlarını omzunda taşımak bu asır Müslüman'ının özelliği olmalıdır. Onun içindir ki Bediüzzaman Tarihçe-i Hayat Eseri'nin 543. sayfasında der ki: "…Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor, içinde evlâdım yanıyor, îmânım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye, îmânımı kurtarmaya koşuyorum…." İşte bu asrı anlayan ve herkesi bağrına basan çeşitli cemaat mensuplarının, Üstat, Efendi, Hoca ve bütün İslam talebelerinin kıymeti işte buradan kaynaklanıyor.

Şu anda bu memlekette ve bütün dünyada bulunan Müslümanlar, Müslümanların kurduğu teşkilatlar, cemaatler ve bütün hak tarikatlar bu hoşgörüyle Müslüman kardeşine muamele yapmamalıdır. Hepsi de bu insafsız ve zalim asrın cazibedar fitnesini ve onun dehşetini göz önünde bulundurup bütün Müslümanlara ve hatta bütün insanlara sahip çıkmalıdır.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİTE HARİTASI