Cevaplar.Org casino maxi

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-15

İnsan bir mü'min oldu mu, ondan sonra sapasağlam durması lazım. Ama iyi mü'min olunca oluyor bu metanet! İyi mü'min olmak lazım. Haram yiyince olmuyor. Haram lokma yediniz mi isteseniz de olamazsınız. Lokmaya haram karışmaya başladı mı, raydan çıkmaya başlar insan! Haram yedi mi hemen feyiz, bereket gider. Haramdan kendinizi koruyun. Sözünüze dikkat edin. İnsan bir sözden cehenneme yuvarlanır. Bir edepsizce söz söyler, bir yanlış söz söyler, bir imandan çıkartıcı, küfre götürücü söz söyler, ondan sonra ben ne yaptım da bana bu belalar geliyor filan... Anlayamaz sebebini


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2014-01-22 11:42:57

İnsan bir mü'min oldu mu, ondan sonra sapasağlam durması lazım. Ama iyi mü'min olunca oluyor bu metanet! İyi mü'min olmak lazım. Haram yiyince olmuyor. Haram lokma yediniz mi isteseniz de olamazsınız. Lokmaya haram karışmaya başladı mı, raydan çıkmaya başlar insan! Haram yedi mi hemen feyiz, bereket gider. Haramdan kendinizi koruyun. Sözünüze dikkat edin. İnsan bir sözden cehenneme yuvarlanır. Bir edepsizce söz söyler, bir yanlış söz söyler, bir imandan çıkartıcı, küfre götürücü söz söyler, ondan sonra ben ne yaptım da bana bu belalar geliyor filan... Anlayamaz sebebini. KADIN AİLE, HAZİRAN 93

Bugün millet İslam'ı yemeğin üstüne etilen tuzdan daha hafife alıyor. Tuz, biber, garnitür, sos, tatlı sos, bilmem ne. Bunun gibi bir şey sanıyor. 20. Yüzyılın tüm keyf ve zevk hayatını yaşayacak, ondan sonra da arada bir, geceleyin hava karardığı zaman, şimşek çaktığı zaman, gök gürlediği zaman, biraz da ölüm korkusu geldiği zaman, "benim ahiretim ne olacak, biraz da müslüman olayım, azıcık şöyle, çok fazla değil" diyecek! Bu kadar kolay mı cennet? İmtihan olacaksın. Malından, canından, aklından, fikrinden, niyetinden, kalbinden. Allah, "inandım" deyince imtihansız bırakmıyor. Hayat imtihan.. Her şeyden imtihan olacaksın. Çeşit çeşit zorluklar çıkacak, sen gene kale gibi sağlam duracaksın, sarsılmayacaksın. Ordan deneyecek şeytan, burdan saldıracak... Ordan bir tazyik gelecek, beri taraftan bir zorlanma! Sen hayır diyeceksin. Sapasağlam duracaksın. Allah c.c. sadık kul istiyor, sadık! İSLAM HAZİRAN 93

Bugün Türkiye'nin % 99'u Müslüman diyoruz. Tam teslim olmuş kaç kişi?.. Şöyle bir elemeye gelmesin yani, kimisi faizde, kimisi bilmem şurda, kimisi burda dökülür. Her birisi İslam'ın bir emrine karşı çıkar, dökülür... Elde eleman kalmaz! İSLAM HAZİRAN 93

Allah'a teslim olmuş insan çok azdır.. Bak dervişlerden bir tanesini yakalıyorlar, bu işleri bilen alim bir zatı yakalıyorlar. "sen casussun, diyorlar, öbür ülkeden buraya geldin, içeriyi öğrenip haber götüreceksin. Tamam, gel bakalım. Kesin kafasını.." Casus falan değil adam. İşte seyyah, ordan gelmiş buraya, burdan da öbür tarafa gidecek ama şüphelendiler. Kesecekler kafasını. Ellerini bağlamışlar, cellâdın önüne götürüyorlar, kafasına bir balta inecek, ensesinden kafası kesilecek. Ölüm korkusundan insan ne yapacağını şaşırır, yüreği küt küt atar. Adam diyor ki kendi kendine -hiç etrafa bir şey dediği yok-: "Ey Nefsim! Sen evvelce Allah'a teslim olmaktan bahsederdin, her haline razıyım, kaderine razıyım; ne takdir etmişsen razıyım, iyilik de gelse, kötülük de gelse, ben Allah'tan geldiği için itiraz etmem derdin! Böyle şeyler söylerdin. Şimdi bir yanlışlık yapılıyor, haksız yere senin kafanı kesecekler. Buyur işte, gördün mü?. Kader ama kellen gidecek, işte buna da razı mısın?" Şöyle bir içini yoklamış. Nefsinden bakalım, "olur mu öyle şey, daha yaşayacaktım, çoluk çocuğu evlendirecektim, yüz yaşını geçecektim.." İnsanın içinde neler, ne arzular var değil mi? Acaba içerden ne ses gelecek? Bakıyor ki razı. Ne olacak be, can dediğin nedir? Madem bir gün nasıl olsa öleceğiz. Yani, eh ölümden korkusu yok. Götürmüşler, götürmüşler cellâdın karşısına kadar. Birisi seslenmiş: "Dur! Haksızlık oluyor, yanlışlık oluyor, bunu tanıyoruz, bu iyi bir insandır." Kurtulmuş.

Kurtulmuş ama bir söz çok hoşuma gidiyor: "Vallahi", diyor, "Vallahi kafamın kesilmesinden halâsıma (kurtulmama) değil, o andaki ihlâsıma seviniyorum." Kafasının kesilmesinden kurtulduğuna sevinmiyor da, o andaki nefsine soru sordu, nefsinden de itiraz gelmedi ya, ona seviniyor. Elhamdülillah ki o kadar zorlu bir zamanda bile itiraz etmedi nefsi. Teslimiyete bak.. İşte teslimiyet bu. Var mı böyle Allah'ın bu yoluna teslim olmuş? Çok az. Öyle insanlar çok olsaydı, ne Türkiye'nin hali böyle olurdu, ne dünyanın hali böyle olurdu. Dünya başka bir dünya olurdu. İSLAM HAZİRAN 93

Yeni nesiller İslam'dan uzak, Batı kültürü ve terbiyesiyle yetişiyor. Halbuki İslam dini her yönüyle bir harika, eşsiz, emsalsiz, şaheser bir hazine... Millet İslamı bırakmakla, öyle kıymetli şeyler kaybediyor ki tariflere sığmaz; sanki sarayı bırakıp, mezbeleye yerleşmiş; ipekli harika kumaşları atmış, çula-çaputa sarılmış; kebabı-baklavayı-kaymağı reddetmiş kuru-küflü ekmek yemekte; huzuru-rahatı tepmiş, kavgayı, stresi, boğuşmayı tercih eylemiş... gibi! KADIN VE AİLE EKİM 93

Zamane insanı ve sözde aydın kişiler bilmiyorlar ki, olgun, kamil, salih, faziletli bir insan olmak hiç de kolay bir iş değildir. Şeytan var, nefs-i emmare var, hubb-ı dünya var... Kara cahillik, kötü muhitler, fena arkadaşlar, ruhsuz tahsiller, yanlış eğitimler, ters öğretimler, yalancı felsefeler, yıkıcı ideolojiler, müstehcen mecmualar, kötü filimler, materyalist ve şehvetperest radyo-televizyon yayınları, sapık öğretmenler, tahripkâr kitaplar... arasında zavallı ve toy bir insanın, rehbersiz, yardımcısız, irşadsız doğru yolu bulması mümkün mü? KADIN VE AİLE EKİM 93

Sosyal çevresi sağlıklı, sağlam, seçme ve yüksek olanlar, rahat, huzurlu, mutlu, başarılı ve faydalı oluyor, aksine, çevresi olmayan veyahut da çevresi bozuk ve zihniyetine ters olan insanlar ise huzursuz, problemli, endişeli, sinirli, mutsuz, başarısız, hatta zararlı ve tehlikeli olabiliyorlar.

İyice anlaşılıyor ki: Cemaatleşmenin; organize, muhabbetli bir toplum haline gelmenin çok büyük önemi ve sayısız faydaları vardır. KADIN VE AİLE EKİM 93

Bir gayri müslimin müslüman cenaze kaldırma şirketi; ermeninin, rumun hacc ve umre seyahati tertibi çok garip ve trajik oluyor! Bu söylediklerim bir iktisadi savaştır; cihadın görülmeyen, ihmal edilen veya kasten dikkatten kaçırılan önemli bir yönüdür. İSLAM HAZİRAN 92

Gümüşhaneli Hocamız, Camiü'l-Usul isimli tarikat kitabımızda diyor ki: "Bütün tarikatları inceledim. Bütün tarikatlarda müşterek olan esas hizmet'tir." Yani, her tarikatın kendine göre ince farkları vardır ama, bütün tarikatlarda ortak olan, müşterek olan nedir?.. Hizmet'tir. Yani, derviş hizmet edecek!.. Sevap kazanmak için, Allah'ın rızasını kazanmak için! Yol, hizmet yoludur. Hizmet edeceksin kurda, kuşa, leyleğe, kediye, kuzuya, köpeğe, insana, insan-ı kamile.. Her şeye hizmet edeceksin!.. Hizmet ederse, izzet bulur insan.. Onun için hizmet edeceğiz. Faydalı olmanın yolunu arayacağız. Çeşme mi yapabiliriz?.. Köprü mü yapabiliriz?.. Çamuru mu yok edebiliriz?.. Yemek mi yedirebiliriz?.. Hastaya mı yardım edebiliriz?.. Yetime, yoksula, dula mı bakabiliriz?.. Etrafımızı böyle projektör gibi tarayacağız. Hizmet edeceğimiz yeri arayacağız, hizmet etmeye çalışacağız. Neden?.. Hizmet eden izzet buluyor, Allah'ın rızası öyle kazanılıyor; onun için... KADIN VE AİLE MAYIS 93

Ubeydullah-i Ahrar Efendimizin bir sözü var: "Bizim için nafile ibadetten önemlidir hizmet!.." Farz ibadet yapılacak tabii; namaz, oruç.. vs... Tamam ama, hizmet, nafile ibadetten önemlidir. "Hizmet bahis konusu olduğu zaman, o alıştığımız, yapmakta olduğumuz nafile ibadeti bile terk eder; hizmete koşarız!" diyor. "Hani, ben burada ibadet edecektim; beklesin biraz!" demiyor yani. Hizmeti öne alıyor. Büyüklerimizin zihniyeti böyle.. Kanadı kırık kuşları tedavi etmişler, onlara bile bakmışlar. Sosyal yönü gelişmiş olan, topluma faydası dokunan insandır iyi müslüman olan.. Bencil olan değil, başkalarına faydası olandır. KADIN VE AİLE MAYIS 93

Bunun için, biz iyi müslümanı; sosyal yönü gelmiş, yani toplumun öteki fertlerine yardım yapabilen, hizmet götürebilen, faydalı olabilen; başka insanlar için bir şeyler yapabilen insan olarak görüyoruz. Yani, kamil müslüman bu.. "Kamil müslüman, dağ başına çekilip de kendi başına, kendi yumağını saran değil, kendi sevabını kazanan değil; kamil müslüman, insanların arasına girip de insanlara faydalı olan kimsedir" diyor, bizim büyüklerimiz, çerçevemiz.. Bizim görüşümüz, bizim altını çizdiğimiz şey; hadislerden, ayetlerden anladığımız dinin özü bu!.. KADIN VE AİLE MAYIS 93

Şu çok faydalı gezilerimde, çok net olarak görüyorum ki, bizlerin İslam'ı yaymak için dünyanın dört bir yanına dağılan sahabe-i kiram rıdvanullahi aleyhim ecmain gibi olmamız lazım. Her işten önce, İslam'ı öğretmek ve yaymak için çalışmalıyız. KADIN VE AİLE ŞUBAT 94

Dostu-düşmanı, doğruyu-eğriyi, iyiyi-kötüyü, hakkı-bâtılı, hayrı-şerri, haklıyı-haksızı ayırt edemeyip, bunca kâfir ve zalim varken onları bırakıp, müslümanları dillerine dolayan, onlar aleyhinde çalışan, dedikodu eden, gıybet yapan... Ancak kendisine zarar verir. İSLAM, OCAK 93

Bir konuda araştırma yapılırken konu ile ilgili bütün detaylar toplanmazsa doğru sonuca ve hakikate ulaşılamaz. Bir ayet-i kerimeyi delil olarak ileri sürüp o konudaki başka ayetleri nazar-ı dikkate almamak nakıslıktır, kusurdur, suçtur, manevi bakımdan da büyük tehlikedir. İSLAM AĞUSTOS 92

Ulum-ı evvelin ve ahirin Allah Teâlâ'nın bildirmesiyle kendisine malum kılınmış olan şanı yüce Peygamberimizin, eksik ve yanlış tefsirlerle sıradan insanlar gibi sanılması, olağanüstü kabiliyet, hususiyet ve meziyetlerinin kabul, itiraf ve teslim edilmemesi pek hatalı olur. Efendimizin hayatında, hadisi şeriflerinde onun karşısındakinin kalbini, müşriklerin aralarındaki gizli konuşmaları, uzaktaki hadiseleri... bildiği ve gördüğüne ve ümmetine anında haber verdiğine dair sayısız misaller vardır. Sahabe-i kiram rıdvanullahi aleyhim ecmain hazretleri hakkında da bu konuya dair sahih rivayetler nakl olunmuştur. Verese-i Nebi olan evliyaullah da bu türlü meziyetlere sahip olagelmişlerdir, sahih tasavvuf kitaplarında yazılıdır. İSLAM AĞUSTOS 92

Âlimin âfeti, ilmine mağrur olmak, kibre ve ucb'e düşmek; ilmi mücadelede başkalarına galip gelsin, tefevvuk eylesin, üstün olsun, alkış toplasın, şöhrete ersin, dünyalık dersin, mal-mülk-mevki-makam devşirsin... diye kullanmaktır. Bir insan her şeyi tam bilemez, bilmediği konularda haddini bilmeli, "burası benim saham dışındadır" diyebilmeli, hadden tecavüz etmeli, ukalalık eylememeli, konuşmak kadar edebi, susmayı, sükût etmeyi de öğrenmelidir. İSLAM, EYLÜL 92

Amerika'da, Avustralya'da yaşlı-genç tüm kuşakların, hayret edilecek kadar spora düşkün olduklarını gördüm. Biz sabahın alaca karanlığında camiye namaza yetişmeğe gayret ederken, onlar eşofmanlarını giymiş yol boyu koşuyor, spor yapıyorlardı. PANZEHİR MART 92

Kanadalı bir dış politikacı ve gazetecinin; Güneydoğu Asya'da elçilikte çalışırken Budizm, Brahmanizm vs. gibi mahalli din ve inançları incelediğini, onlarda hiçbir mantık, hikmet ve güzellik bulamadığını; ama İslam'ı öğrenince onun ibadetlerinde nice nice hikmetler, faydalar, güzellikler gördüğünü, bu yüzden büyük hayranlık duyup müslüman olduğunu... okumuştum. PANZEHİR MART 92

Önce insaf, sonra ilim, sonra İslâm: sonra nefs terbiyesi: sonra irfan: sonra aşk ve şevk: sonra say'ü gayret, amal-i saliha, hayrat-ü hasenat, tebliğ, irşad, cihad: sonra zafer, sonra saadet-i dareyn, cennet ve cemal!...

"Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol." PANZEHİR, TEMMUZ 92

Peygamberimiz Muhammed-i Mustafa aleyhi ve ala alihi efdal-üs- salavati ve ekmel-üt-teslimat efendimiz hazretleri bildiriyor ki:

"Kulun Ramazan'daki ibadetlerinin, Allah indinde makbul olmasının alameti kulun hüsni halinin Ramazandan sonra da bozulmadan devam etmesidir. Eğer kul Ramazandan sonra gene iyi müslüman ise, gene ibadet ve taatlerine aynı titizlikle, aynı zevk ve şevkle devam edebiliyorsa; demek ki ibadetleri kabul olmuş, demek ki manevi maya tutmuş, fidan toprağa kök salmış, kurumamış, yaşıyor; demek ki yapraklanacak, çiceklenecek, meyva verecek inşaallah! İslam, Nisan 1992

Mümin ve müslüman kardeşlerimiz, maalesef, dünyanın birçok yerinde çeşitli sıkıntılar içinde, mazlum, mağdur ve perişan... Düşmanlarımız pek çok, katı ve acımasız, şirret ve zalim; dostlar ise etkisiz, zayıf ve dağınık; akla, basirete, ilme, tekniğe, paraya, finansa, imana, ihlâsa, tedbire, gayrete, hizmete, fedakârlığa, yardımlaşmaya... her zamankinden daha çok ihtiyaç var. Kadın ve Aile, Ocak 1994

Bu dar pantolon tesettüre de aykırı olduğu; altındaki uzuvları, bacak ve butları çok belli ettiği için mutlaka terk edilmeli, Müslüman erkekler her yerde daima bol pantolon ve uzun üstlük kullanmalı! KADIN AİLE, HAZİRAN 92

Kıyafetlerimiz hem çok rahat; namaza, hacca, yürümeye, çevik hareket etmeye, sıhhate elverişli olmalı; hem sıcaktan, soğuktan iyi korumalı; hem altını belli etmemeli ve göstermemeli; hem takvâya, saygıya, heybete, vakâra, zevke, sevimliliğe, güzelliğe uygun gelmeli; hem de terziye, modacıya, berbere, zinetçiye çok para kazandıracak şekilde müsrifane olmamalı, ucuz ve ehven düşmeli... KADIN AİLE, HAZİRAN 92

Yıllar önce duymuştum, bir Batılı bir çeşme taşında yazılı güzel bir yazıyı göstererek manasının ne olduğunu sormuş, onlar da: "Kur'an-ı Kerim ayetidir", ve cealna mine'l-mai külle şey'in hayyin, efela yü'minün: Her canlı varlığı sudan var kıldık, hala inanmıyacaklar mı?" yazıyor demişler, hayretler içinde kalmış ve "ne kadar bilimsel, ne kadar çağdaş, ne kadar doğru!" diye hayranlığını ifade etmiş.

Yine; yıllar yılı ilahiyat yani teoloji yüksek tahsili yapmış, Hıristiyanlığı ve diğer dinleri incelemiş bir Almanın, İhlas Suresini (yani Kul huvve'llahu ahad) okuyucunca müslüman olduğunu, "Yüce Allah'ı şirkten, küfürden tenzih eden ve O'nu bundan daha güzel ta'rif eyleyen hiçbir metin, dünyada, başka hiçbir din kitabında mevcut değil" diye söylediğini, bu mübarek sureyi her okuyuşta coştuğunu ve yeniden duygulandığını, Avustralya'da ihtisas yapan değerli bir doktor kardeşimizden dinlemiştim. PANZEHİR EYLÜL 92

İslâm tasavvufu, koca İslâm âlemine yayıldığı için, Atlas Okyanusu'ndan Hint Okyanusu'na, Sibirya Bozkırlarından Afrika'nın güneyine kadar, dünyanın çok büyük bir yerine yayılmış olduğu için, gittiği yerlerdeki boyalar, biraz onun beyazına renk katmıştır. O halde bölge bölge tasavvuflarda fark vardır. Meselâ; Hindistan'daki tasavvufla, Afrika'daki, İspanya'daki tasavvuf aynı değildir. Anadolu'daki tasavvuf ile Yemen'deki tasavvuf aynı değildir. Horasan'daki tasavvufla Mısır'daki tasavvuf arasında nüans farkları vardır. Zevk ve görünüm farkları vardır. 30. 10. 1994 - Çeşme / İZMİR

Ah, İstiklâl Harbi olmasaydı da, Çanakkale Harbi olmasaydı da, o yetişmiş insanlar şu çağa yetişselerdi... Beşyüzbin kişi öldüğü için, o yetişen insanların kültürü bize naklolmadı. Onların hepsi gelseydi, o harbler darbler olmasaydı, o yetişmiş insanlar Türkiye'yi dünyanın en ileri ülkesi yaparlardı yine... Bu kardeş kavgası olmazdı, bu birbirini yeme olmazdı. Bu anarşi, bu terör olmazdı. Bu rüşvet, bu iltimas olmazdı. . 30. 10. 1994 - Çeşme / İZMİR

Biz Horasan'da --Yâni Anadolu ahalisinin Anadolu'ya gelmeden önce bulunduğu yerde-- tasavvufun çok yüksek bir doruğa ulaştığını görüyoruz. Zâten Horasan'da her şey yüksek... En büyük hadis alimleri Horasan'da... En büyük müfessirler oralarda... En büyük fakihler oralardan... Dînî ilimleri çok yüceltmişler ve çok ileri gitmişler. Hâlen eserlerinden istifade ediyoruz. 30. 10. 1994 - Çeşme / İZMİR

Çanakkale'nin, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yapılan kalesinin giriş kapısındaki kitabeyi, oradaki askerî birliğin başındaki bir üsteğmen veya yüzbaşı kazıtmış. Ne istedin o kitabeden, niye kazıtıyorsun?.. Fatih'in kitabesi bu... Hapsetmek lâzım!.. Kazıtmış; şimdi ara da bul, kitabe yok...

Mezar taşları Londra'da satılıyormuş... Bizim mezarlıklardan çalınan mezar taşları, kavuk şekli, taş şekli, yazısı itibariyle antika olduğu için Londra'da haraç mezat satılıyormuş. Müşteri buluyormuş, oralara kaçırılıyormuş. Nasıl ediyorlar artık, bilmiyorum. 30. 10. 1994 - Çeşme / İZMİR

Biliyorsunuz, tasavvufta vahdet-i vücud vardır. Yâni, "Mahlûkatın vücudu izâfîdir. Varlık, Allah'ın varlığıdır. Gerisi havadır, boştur, yoktur." demektir. Vahdet-i vücudu insan, lisedeki edebiyat kitaplarından öğrenemez. Vahdet-i vücud ince bir konudur. Dikkat etmezse insan, ayağı küfre kayar. Kolay anlaşılmaz, ince bir konudur. Yâni, kulun kendi varlığını yok bilmesi, Allah'ın varlığının yegâne varlık olduğunu bilmesidir. Yunus bu kanaattedir, vahdet-i vücuda sâliktir.

Biz meselâ, şahsen hangi ekoldeyiz?.. Biz vahdet-i şuhûd'a sâlikiz. Bu İmam-ı Rabbânî Efendimiz'in kanaatidir. Diyor ki: "Ben murakabelerimde, halvetimde, tasavvufî çalışmalarımda çok çok defalar, bütün dikkatimi kullanarak meseleyi tekrar tekrar inceledim; vahdet-i vücud yok, vahdet-i şuhud var!" diyor. Şuhud ne demek?.. Allah'ın varlığına şahid her şey; bu şahidlerin birliği var... Allah var, onun dışında yarattıkları mahlûkat var... Muhiddin-i Arabî'nin dediği gibi değil, vahdet-i şuhud var demiş oluyor. 30. 10. 1994 - Çeşme / İZMİR

Ben bazen, tasavvuftan bahseden insanların kitaplarını okuyorum, gülüyorum. Anlamıyorlar, yaşamadıkları için... Yaşamadığı için bilmiyor konuyu, bilmediği için de hariçten gazel okuyor.

Eskiden gazinolar olurmuş. Gazelhânı olurmuş, sahnesi olurmuş. Hanendesi, sâzendesi olurmuş. İçkiyi içince bazıları da coşarmış, hariçten gazel atarlarmış. Oraya yazarlarmış, "Hariçten gazel atmak yoktur." diye...

Yâni kimisi hariçten coşup da gazel atıyor. Öyle değildir. Bu işin şakası, oyunu yoktur. Burda hariçten gazel atmak insanın ayağını kaydırır, cehenneme düşürür. O bakımdan meseleleri yaşamak lâzım, onların halet-i rûhiyesini anlamak lâzım! 30. 10. 1994 - Çeşme / İZMİR

Vahdet-i vücud insanın seyr-i sülûkunda ve halvetinde bir duraktır. Sonlara yakın bir duraktır. O duraktan sonra başka duraklar vardır. Kısaca böyle söyleyebilirim. O durağa gelir insan... O durak son durak değildir. O duraktan daha ötedeki duraklara geldiği zaman insan-ı kâmil olur. 30. 10. 1994 - Çeşme / İZMİR

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÖMER ZİYAÜDDİN DAĞISTANİ’DEN NÜKTELER VE İZAHLAR

ÖMER ZİYAÜDDİN DAĞISTANİ’DEN NÜKTELER VE İZAHLAR

Merhum Müderris Ömer Ziyaûddin Efendi'nin (1849-1925) Sahîh-i Buharî'yi ihtisar edip sonra dili

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-7

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-7

M. Şimşek: Muhterem hocam! Yayınladığınız eserlerinizden bahsedecek olursak, hangi alanlarda

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-6

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-6

M. Şimşek: Buhârî ve Müslim de uydurma hadis olduğunu iddia edenler var. İnsaflı olanlar zay

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-5

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-5

M. Şimşek: Muhterem hocam! Hadis usulüyle ilgili muasır dönemde, kısmen Mısırda ve ülkemizd

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-4

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-4

M. Şimşek: Hadis’in diğer İslam ilimleriyle münasebeti konusunda neler söylemek istersiniz?

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-3

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-3

M. Şimşek: Önceki dönemlerde medreselerde hiç yok iken, şimdi talebe hem hadis usulü okuyor,

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-2

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-2

M. Şimşek: Muhterem hocam! Biz, sizinle ilgili şöyle bir durumdan haberdarız. Medrese eğitimin

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-1

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli hocamız Salih Ekinci efendi ile geçen aylarda yaptığımız

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-19

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-19

Cüz'î bir tefekkürle hemen anlarız ki, Müslümanların toplu refahı, ilerleme ve yükselmesi,

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-18

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-18

Arapça'da azamet nunu denilir, nun harfi vardır. Fiil sîgalarının baş tarafına geldiği zama

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-17

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-17

Bir hadisi şerif var; çok seviyorum ve çok konu ediniyorum, konuşmalarımda zikrediyorum bu hadi

Hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenemez.

İsrâ, 15

GÜNÜN HADİSİ

"Biriniz bir oturma yerine girince selâm versin. Oturmak isterse otursun. Kalkarken yine selâm versin. Çünkü, birinci selâm ikincisinden daha üstün değildir."

Ebu Davud

TARİHTE BU HAFTA

*Prut Barış Antlaşması (Osmanlı-Rusya) 22 Temmuz 1711 *İkinci Meşrutiyet'in ilanı 23 Temmuz 1908

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI