Cevaplar.Org casino maxi

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-10

O halde, Rasûlüllah sevgisini de elde etmeye çalışmak lâzım!.. İmanın anahtarıymış, esrârıymış. Rasûlüllah'ı bilmiyor, Rasûlüllah'ı tanımıyor, Rasûlüllah'ın mesajını anlayamamış... Rasûlüllah'ın nasihatlarını tutmuyor, Rasûlüllah'ın sünnetine sarılmıyor... Rasûlüllah'ın ümmetine merhametle bakmıyor, onlara hizmet arzusu taşımıyor, iyilik yapmıyor... Olmaz! Boşuna uğraşır, yerinde sayar. Belki yerinde saymaz ayağı kayar, uçuruma yuvarlanır, daha beter olur.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2013-12-08 12:33:10

O halde, Rasûlüllah sevgisini de elde etmeye çalışmak lâzım!.. İmanın anahtarıymış, esrârıymış. Rasûlüllah'ı bilmiyor, Rasûlüllah'ı tanımıyor, Rasûlüllah'ın mesajını anlayamamış... Rasûlüllah'ın nasihatlarını tutmuyor, Rasûlüllah'ın sünnetine sarılmıyor... Rasûlüllah'ın ümmetine merhametle bakmıyor, onlara hizmet arzusu taşımıyor, iyilik yapmıyor... Olmaz! Boşuna uğraşır, yerinde sayar. Belki yerinde saymaz ayağı kayar, uçuruma yuvarlanır, daha beter olur. 9. 2. 1995 / 9 Ramazan 1415 Kapı Camii - KONYA

Aç duruluyor, nefsi yenmek öğreniliyor. Nefsin hazları, istekleri, arzuları yapılmıyor, nefsi yenmek öğreniliyor. Gündüz yeniyorsun nefsi, akşam nefis rövanşı alıyor, nefis seni yeniyor. Olmadı. Olmadı, şampiyon olamazsın!.. Gündüz sen oruç tuttun, nefsi yendin; o zaten pusuda, gülüyor sana: "Tamam, tamam anladık, oruca alışmışsın sen, akşama kadar aç durmasını, susuz durmasını biliyorsun! Akşam ben sana gösteririm!" diyor. Akşam gösteriyor.

Gündüz oruç tutuyor, akşam tiyatroya gidiyor, keyfe gidiyor, zevke gidiyor. Bizim televizyonlar da, gazeteler de program yapıyor. Eski ramazanlar diyor, hocalardan bahsetmiyor; kantoculardan, tiyatroculardan, eğlencecilerden, bilmem nelerden bahsediyor. Güyâ ramazan programı... Ramazan programı değil bu, şeytan programı!.. Eğlence programı bu!.. Gündüz nefsini yeniyor, akşam nefsine yeniliyor Beyoğlu'na gidiyor. --Ben İstanbullu olduğum için orayı söylüyorum; buranın Beyoğlu neresi, bilmiyorum.-- Beyoğluna gidiyor, tiyatroya gidiyor.

Direklerarasına gidermiş eskiden... Fesini eğermiş, bıyığını burarmış. Kantocuya gidermiş, şarkıcıya gidermiş... E ne oldu?.. Sevab gitti elden!.. Gündüz oruç tuttu sevab kazandı, akşam tiyatroya gitti günah kazandı. Gündüz o nefsini yendi, gece nefsi onu tuşa getirdi. Şeytan onu alt etti. Olmaz!.. Gündüz kazandığın kuvvetle gece de nefsini yeneceksin. Hem de ramazandan sonra da yeneceksin de, artık iyi kul olacaksın. 9. 2. 1995 / 9 Ramazan 1415 Kapı Camii - KONYA

Onun için, ramazan güzel yaşanmazsa, tutmaz. Ramazanı ciddî yaşamak lâzım!.. Ramazanda nefsi, gündüz yendiği gibi gece de yenmek lâzım!.. Ramazanda nefsi yenmeyi öğrenince, sene boyunca da yenmek lâzım!.. Ömür boyunca Allah'ın iyi kulu olmak lâzım! . 9. 2. 1995 / 9 Ramazan 1415 Kapı Camii - KONYA

Japonları tanıyan bir arkadaş anlattı. Zıt misal, ters misal ama, insanın hatırında iyi kalır. "Hocam, çok kitap okuyorlar." diyor. Avrupalıların içinde en çok Almanlar okur, ama Japonlar kat kat daha fazla kitap okuyorlarmış. "Yüznumaralarında bile kitap rafı var!" diyor. Yâni bu ne demek?.. Orda iken bile okuyor. 10. 2. 1995 / 10 Ramazan 1415 - MERSİN

Keşke fakültelerimiz çeşitli meslek erbabına ilkönce... Meslekleri öğretiyor; doktor oluyor, mühendis oluyor, veteriner oluyor, ziraatçı oluyor, hukukçu oluyor... Çok güzel, Allah adetlerini arttırsın, mâşaallah... Amma temenni ediyorum ki, ilkönce kendi mesleklerinde ne yaparsa haram olur, ne yaparsa helâl olur; keşke ilkönce onu öğretse de insanlar kurtulsa... Çünkü, haram lokma yedi mi mutlaka cehenneme gidecek. O zaman ibadeti de kabul olmuyor. Hac yapıyor, kabul olmuyor. Dua ediyor, kabul olmuyor. Çok feci bir durum olmuş oluyor. O bakımdan bu arada, helâl lokmaya dikkat etmenizi hatırlatalım. 10. 2. 1995 / 10 Ramazan 1415 - MERSİN

Allah böyle büyük günahlara bulaştırmasın... Yalnız, bu devrin bir mü'min için en tehlikeli büyük günahı zinadır. Maalesef zinaya herkesi bulaştırıyor zamane... Zamanedeki şartlar herkesi zinaya az çok bulaştırıyor muhterem kardeşlerim!.. 10. 2. 1995 / 10 Ramazan 1415 - MERSİN

İnsanoğulları böyledir muhterem kardeşlerim!.. Zelzele olduğu zaman herkes softa kesilir; zelzele geçtiği zaman unutur. Kıtlık olduğu zaman, harb darb olduğu zaman, Kıbrıs'a çıkartma olduğu zaman herkesin nasıl olduğunu hepiniz biliyorsunuz; gazetelerin, radyoların havası değişti. O bittikten sonra dinle imanla ilgi azalıyor. Gemiye bindiği zaman dalgalar gemiyi sarstığı zaman;

(Deavullàhe muhlisîne lehüd dîn) ihlâsla Allah'a dua ederler; karaya çıktıkları zaman unutular. İnsanoğlunun yapısı bu... 10. 2. 1995 / 10 Ramazan 1415 - MERSİN

Hayır nedir?.. İnsanın gönlüne inşirah veren, huzur veren şeylerdir. Günah nedir?.. İnsanın gönlüne takılan, ağırlık veren, hoşuna gitmeyen şeylerdir. Ölçü bu, gayet kolay anlaşılır. 11. 2. 1995 / 11 Ramazan 1415 - ADANA

Bizim âlimlerimiz incelemişler, sigaraya kerahet-i tahrimiye ile mekruh demişler. Tamam, mekruh; ne derlerse başımızın üstünde fıkıh âlimlerimizin sözü... Amma bazı alimler de var ki, haram diyorlar. Haramlığını isbat için de yazılar yazıyorlar. "İsraf haram değil mi?.. Haram... Sıhhate zararlı bir şey haram değil mi?.. Haram... Duman haram değil mi?.. Haram... Binâen aleyh, bu da haramdır." diyorlar. 11. 2. 1995 / 11 Ramazan 1415 - ADANA

İranlı bir şair buyurmuş ki:

Eger pendî hıredmendân zî-cân ü dil neyâmûzî,
Cihan anter bâ tedhi biyâmûzed turâ rûzî.

"Eğer sen akılllıların nasihatını can ü gönülden dinleyip de öğrenmezsen, nasihattan hisse alıp da durumunu düzeltmezsen; cihan ve zamane başına acı olayları getirir de, sana o nasihatları acı acı öğrettirir. Burnunu sürttüre sürttüre öğrettirir." 12. 2. 1995 / 12 Ramazan 1415 Ulu Cami - Kahraman Maraş

Bir müslümanın sabah namazını camide kılması lâzım!.. Alimlerimiz, ariflerimiz, büyüklerimiz, "Bir insanın bütün gece ibadet edip de evinde namazı kılıp yatmasından, bütün gece uyuyup da sabah namazını camide kılması daha hayırlıdır." demişler. Çünkü, sabah namazı önemli bir namazdır. Yatsı namazı da önemlidir. Bu iki namaza münafıklar tâkat getiremezler, gelemezler. Çünkü, keyiflerine düşkündürler, geceleyin gelmek zorlarına gider, uykularından kalkmak zorlarına gider. Münafıklar yapamaz. 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 Ulu Cami - Kahraman Maraş

İkindi namazı çok önemli olduğu için, Allah-u Teâlâ Hazretleri (Vel asri) diye asra yemin etmiştir. Bir rivayette bu asırdan maksad, ikindi namazıdır; çünkü ikindi namazı çok önemlidir. İkindi namazı insanın dünya meşguliyetleri içine gömüldüğü zamandır. Ticaretin civcivli zamanıdır, çarşı pazarın toplanmağa başladığı zamandır. "Karanlık basmadan aman işi toparlayayım!" diye herkesin telâş ettiği zamandır. İnsanların bahane bulup da, ibadeti ihmalinin en çok olduğu zamandır. "Sıkıştım, şimdi abdest almam zor!" der, şöyle der, böyle der... İkindide işinden ayrılmak istemez. Onun için, ikindi ibadeti çok önemli olduğundan, (Vel asr) "Asra and olsun ki, " diye asra yemin edilmiştir. 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 Ulu Cami - Kahraman Maraş

Tabii, asrın başka mânâlarını da söylüyor müfessirler, ama ikindi namazının da çok önemli olduğu muhakkaktır. Peygamber Efendimiz'e birisi geldi, "Çok üzüldüm, mahvoldum." diye bir derdini anlattı. Dinledi Peygamber Efendimiz de, "Yâhu, ben de sandım ki sen ikindi namazını kaçırdın!.." dedi. Yâni mühim değilmiş demek istedi. İkindi namazını kaçırmamak önemlidir, camide kılmak lâzım!.. 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 Ulu Cami - Kahraman Maraş

Muhterem kardeşlerim! Bizim memleketimizde yaygın olan kötü bir âdetimiz var, kusurlarımızı bilelim kendimizi düzeltmeğe çalışalım: Akşam namazları ramazanlarda yok gibidir. E mübarekler, hani ramazan ibadet ayıydı?.. Akşam namazı ramazanda yok... Neden?.. Oruç tutuyor millet, orucu bahane ediyor, orucu açacağız diye akşam namazına camiye gelmiyor, evinde kılıveriyor. Akşam cemaati ramazanda sanki kaldırılmış gibi... Böyle şey olmaz, bu yanlış!.. Doğrusu nedir?.. İftariyesi yanında olacak, akşamleyin camide namazını kılacak, ondan sonra efendi efendi evine gidecek, güzel güzel yemeğini yiyeyecek. 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 Ulu Cami - Kahraman Maraş

Namazları hızlı kılmak... O da bir bid'attir, yanlıştır. Çünkü: (El'aceletü mineş şeytàn) "Acele etmek şeytandandır." buyrulmuş. İbadette vakar olması lâzım, sekînet olması lâzım!.. Namazda ta'dîl-i erkân vâcibdir, bazılarına göre farzdır. Her rüknün hakkını vermek lâzım, acele etmemek lâzım!.. Namaz aceleye getirilmez; çünkü namaz çok güzel, çok büyük bir ibadettir. Namazdaki acelemiz de, rükünleri birbirine eklememiz de hatâlıdır. 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 Ulu Cami - Kahraman Maraş

Ondan sonra, daha başka kusurlarımız oluyor. Ezan okunuyor, camiye gelmiyor. Ezan okunuyor, evinde kılıyor. Halbuki, cami komşusunun evinde namazı olmaz!.. Ezanı duyduktan sonra, ezana icabet etmesi lâzım bir insanın... 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 Ulu Cami - Kahraman Maraş

Sigara da böyle... Vardır içinizde kaç tane sigara içen insan... Sigaranın da faydası yok!.. Dumanını yel alır, parasını el alır, derdi kalır size... Kanser yapıyor, çeşitli rahatsızlıklar yapıyor diyorlar. Onun için helâller varken, helâllerden istifade etmeli insan... 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 - AKSARAY

Onun için "Muhammed" deyince yüreğimiz ağzımıza gelecek. Sevdiğimiz, başımızın tacı, gözümüzün nûru, Muhammed-i Mustafâ SAS diyeceğiz, sevgi göstereceğiz... 13. 2. 1995 / 13 Ramazan 1415 - AKSARAY

Peygamber SAS Efendimiz buyurmuş ki:

(İ'tikâfu aşrin fî ramadàni kehacceteyni ve umreteyni) O kadar büyük ki sevabı, Allah bu sene kaçıranlara bir dahaki sene nasib eylesin... Bu buyruğu tutanlara, yapnlara da ecr-i cezîl, sevab-ı kesîr ihsân eylesin... Ramazanın sonunda i'tikâf edenlere bu müjdeyi yazmadan geçemedim, hadisleri karıştırırken: "Ramazanın son on gününde i'tikâf edenlere iki hac ve iki umre sevabı vardır." buyuruyor Peygamber SAS Efendimiz... Bir hac değil, iki hac ve iki umre!.. 20 Haziran 1985 / 1 Şevval 1405 İskenderpaşa Camii - İSTANBUL

Ramazan gitti, ibadet bitti değil... "Ramazanda ibadet ettik; ramazan gitti, şimdi tamam... Dosdoğru yazlığa, dosdoğru plaja, dosdoğru zevke, sefâya, eğlenceye... Ramazanda yapamadığımız yasak bütün işler birikti, aman onları yapmağa koşalım!" diye düşünürse insan, bilsin ki --Peygamber Efendimiz'in hadis-i şerifiyle sabittir-- onun ramazanını Allah kabul etmemiştir. Çünkü, ramazan ibadetlerinin kabulünün alâmeti, insanın ramazandan sonra güzel halinin devam etmesidir. Buna dikkat edin!.. Ramazandaki halimizi devam ettirmek en mühim iş oluyor. 20 Haziran 1985 / 1 Şevval 1405 İskenderpaşa Camii - İSTANBUL

Umumiyetle teravihi severek kılar bizim müslüman halkımız, teravihe gider. Fakat teravihte hatamız nedir?.. Hızlı kılmak... Yâni çok rekatlı diye, çok rekât çabuk bitsin diye süratli bir namaz kılma kötü alışkanlığı var. İmamlar çabuk kıldırıyor. Cemaat de çabuk kıldıran camiye gidip, paldır küldür namaz kılıyor. Bu da yanlış... Mümkünse hatim sürülerek teravih kılınan yerlere gitmeli, tadını çıkarmalı... Değilse sakin sakin, tâdil-i erkân ile, rükûsuna, secdesine hakkını vererek namaz kıldıran imamların arkasında namaz kılmalı!.. Hırsızlığın en kötüsü namazda rükûdan, secdeden çalmaktır. Yâni onları hızlı yapıp hakkını vermemektir. Bu da yaygın bir hata Türkiye'de... Bundan da sakınmak lâzım. Yâni namazı güzel kılmalı! 02. 01. 1998 - Birisbane / AVUSTRALYA

Sonra, akşamleyin çok yaygın bir yanlışlık var, özellikle Türkiye'de; akşam namazı camilerde kılınmıyor. Neden?.. Herkes sofranın başında olduğu için, iftar edeceğim telâşında olduğu için, akşam namazını camide kılmıyorlar, evde kılıyorlar. Bu da bir yanlışlıktır. Ramazanda ibadetlerin arttırılması gerekirken, tam aksi yapılıyor ve Ramazanda akşam namazını camide cemaatle kılmak kalkıyor. Hattâ bazı şehirlerde biz camiye gittiğimiz zaman, imamı müezzini görmüyoruz. O da iftar edeceğim diye ortalarda yok. Cami bomboş, mahzun... Bu yanlış. 02. 01. 1998 - Birisbane / AVUSTRALYA

Biliyorsunuz duanın en makbulü:

"Allahümmerham ümmete muhammeden rahmeten âmmeh." demektir. 09. 01. 1998 - Brisbane / AVUSTRALYA

Görüldüğü üzere Peygamber Efendimiz hiç bırakmamış. En son senesinde de yirmi gün yapmış. İlle son gün olacak diye bir şey yok, önceden de olabilir. İ'tikâf kuvvetli bir sünnettir, aşikâr bir sünnettir.

Bir de bu sünnetin bir özelliği var, sünnet-i kifâye derler buna. Yâni o kadar kuvvetlidir ki, yapılmazsa bir beldenin bütün ahâlisi sorumlu olur. Diyelim ki, taşrada bir kasaba, bir nahiye, bir bucak, bir köy... Hiç kimse i'tikâfa girmemiş. O zaman bütün belde halkı sorumlu olur. "Rasûlullah'ın bu müekked, bu kuvvetli sünnetini niye yapmadınız ramazanda?!." diye hepsi sorumlu olur. 09. 01. 1998 - Brisbane / AVUSTRALYA

Bayramın arefesi akşamı, yâni ertesi gün bayram olacak gece... Bu da sevabı çok fazla olan gecelerden birisidir. Peygamber Efendimiz beş gün sayıyor. Bir yıl içinde ihya edilmesi çok sevaplı olan beş günden birisi, bayram gecesi... Onun için onu da unutmayalım. 23. 01. 1998 - Sidney / AVUSTRALYA

Tabii bu Kadir gecesinin, seneden seneye Ramazanın bazı günlerine kaydığı, değiştiği de rivâyet edilir. Meselâ: "Bedir Harbi'nin olduğu onyedi Ramazandı, Kadir gecesi o zamandı." diye rivâyetler var. Hatta bazıları: "Senenin içinde muhtelif günlere kayabilir." diye de bildiriyorlar. Ama tabii kuvvetli bir rivâyet olarak yirmiyedisinde kutlayacağız ve ihyâ etmeye çalışacağız. 23. 01. 1998 - Sidney / AVUSTRALYA

Doğu Anadolu'daki bu ırkçı çalışmalara, düşüncelere, asabiye, kavmiye çalışmalarına acıyarak, gülerek bakıyorum. Yâni acı bir tebessümle bakıyorum. Orda kendisin şu ırktan, bu ırktan sanan insanların çoğu sahabe torunu... Belki oralara gelen mücahidlerin torunları... İslâm için çarpışmış insanlar. 06. 02. 1998 - Melbourne / AVUSTRALYA

"--Avustralya'ya gittiniz. Hocam, Avustralya'da en çok dikkatinizi ne çekti?"

Yâni belediyecilere söylüyorum, milletvekili muhterem kimselere söylüyorum; tabii onlar duyarlar mı, duymazlar mı bilmiyorum. Burada benim dikkatimi bir şey çekiyor: Avustralya'nın nüfusu bizim nüfusumuzun üçte biri kadar, ama toprakları bizim topraklarımızın on misli fazla... O kadar güzel alt yapı kurmuşlar ve o kadar güzel hizmetler götürmüşler; halkın rahatı, mutluluğu için, huzuru için, temizliği için, su bulması için, rahat yaşaması için, yemesi içmesi için, aç açık kalmaması için o kadar güzel tedbirler almışlar ki, herkes buraya gelmeye can atıyor. Bunlar da gelenleri süzmeye gayret ediyorlar. Yâni herkesi almıyorlar. "Dur bakalım!" diyorlar, uzun boylu inceliyorlar. Halka hizmet ne kadar güzel... 06. 02. 1998 - Melbourne / AVUSTRALYA

Almanya'da işlenmemiş bir karış toprak görmedim. Dağlardaki, orman arasındaki yollar bile asfaltlanmıştı. Bizim su ihtiyacımız halledilmemiştir, yol ihtiyacımız halledilmemiştir. Temel hak ve hürriyetler sağlanmamıştır. Dinî müesseseler, eğitim müesseseleri, insanların sağlık işleri... Çok şeyler var yâni. Buralarda çok güzel hizmet yapılıyor. 06. 02. 1998 - Melbourne / AVUSTRALYA

Hâlbuki Türkiye'de kadın-doğum bölümüne kız öğrenci almıyorlar. Tıp fakültesinde, bazı yerlerde ben biliyorum. Bu zihniyetin karşısında tedbir almak için, yâni bayan kadın-doğum mütehassısı arasa da bulamasın diye, o bölüme bazı üniversitelerde kız öğrenci almıyorlar. Yâni kadın-doğum mütehassısı olacak kız öğrenci kabul etmiyorlar. İlle erkek olacak, ille erkek kadın-doğum işinde uzman olacak, kadının doğumuna o girecek... Bunlar aslında Avrupa'da olmayan şeyler. 13. 02. 1998 - Melbourne / AVUSTRALYA

(Avustralya) Çağdaş bir devlet ve ben çok beğeniyorum; Belediye düzenlerini, şehirciliklerini, su ihtiyaçlarını karşılamalarına bakıyorum, çalışmaları çok güzel, takdire şâyan, teşekküre şâyan, aferin demeye şâyân, alkışa şâyan...

Nihayet kısa bir zaman olmuş, çağdaş bir devlet ama o kadar çok kilise var, o kadar çok dînî konuda imkânlar var ki... Herkese bakıyorsun, az da olsa dindarlığını yapıyor. Dindarlığına ait yaşamında emâreler var. Yaşlı kadınlara bakıyorsun, onların hayatlarına bakıyorsun; dindar... Bir bakıma hepsi son derece dindar. Yine en gevşek olanlar, bizim Türkiye'den gelmiş, işte dinini ifâ etmeyen kimseler... 27. 02. 1998 – AVUSTRALYA

-Devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÖMER ZİYAÜDDİN DAĞISTANİ’DEN NÜKTELER VE İZAHLAR

ÖMER ZİYAÜDDİN DAĞISTANİ’DEN NÜKTELER VE İZAHLAR

Merhum Müderris Ömer Ziyaûddin Efendi'nin (1849-1925) Sahîh-i Buharî'yi ihtisar edip sonra dili

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-7

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-7

M. Şimşek: Muhterem hocam! Yayınladığınız eserlerinizden bahsedecek olursak, hangi alanlarda

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-6

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-6

M. Şimşek: Buhârî ve Müslim de uydurma hadis olduğunu iddia edenler var. İnsaflı olanlar zay

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-5

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-5

M. Şimşek: Muhterem hocam! Hadis usulüyle ilgili muasır dönemde, kısmen Mısırda ve ülkemizd

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-4

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-4

M. Şimşek: Hadis’in diğer İslam ilimleriyle münasebeti konusunda neler söylemek istersiniz?

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-3

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-3

M. Şimşek: Önceki dönemlerde medreselerde hiç yok iken, şimdi talebe hem hadis usulü okuyor,

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-2

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-2

M. Şimşek: Muhterem hocam! Biz, sizinle ilgili şöyle bir durumdan haberdarız. Medrese eğitimin

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-1

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli hocamız Salih Ekinci efendi ile geçen aylarda yaptığımız

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-19

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-19

Cüz'î bir tefekkürle hemen anlarız ki, Müslümanların toplu refahı, ilerleme ve yükselmesi,

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-18

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-18

Arapça'da azamet nunu denilir, nun harfi vardır. Fiil sîgalarının baş tarafına geldiği zama

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-17

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-17

Bir hadisi şerif var; çok seviyorum ve çok konu ediniyorum, konuşmalarımda zikrediyorum bu hadi

"Ey inananlar! Rabbinizden korkun.Çünkü kıyametin saatinin depremi cidden korkunç bir şeydir.”

Hac:1

GÜNÜN HADİSİ

Hiç bir vâli yoktur ki, o, müslüman ahâli üzerinde icrâ-yı velâyet ederken zulüm ederek ölür, muhakkak Allah Cennet kokusunu ona haram kılacaktır.

Ma'kıl İbn-i Yesâr (r.a)'dan rivayet olunur.

TARİHTE BU HAFTA

*Süleyman Hilmi Tunahan Hz.lerinin Vefatı(16 Eylül 1959) *Adnan Menderes'in İdamı(17 Eylül 1961) *Ertuğrul Fırkateyni Japon Sularında Battı(18 Eylül 1890) *Efendimiz (s.a.v.) Hicret Ederken KUBA'yı Teşrif Ettiler(20 Eylül 622) *Yavuz Sultan Selim Han

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI