Cevaplar.Org

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-9

Namaz bir angarya gibidüşünülürse, bir angarya gibi olursa, yapılmaz. Her gün her gün aynı angarya olmaz... Namazın güzelliğini sezip, sevebilmek lâzım ki, o iş yürüsün. 06. 04. 1986 - İskenderpaşa / İSTANBUL


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2013-11-30 21:46:50

Namaz bir angarya gibidüşünülürse, bir angarya gibi olursa, yapılmaz. Her gün her gün aynı angarya olmaz... Namazın güzelliğini sezip, sevebilmek lâzım ki, o iş yürüsün. 06. 04. 1986 - İskenderpaşa / İSTANBUL

Güzel huy denilen şey, karşılıksız olan bir şeydir. Yâni, "O bana bir hediye vermiş, ben de ona bir hediye veriyorum. O bana bir iyilik yapmış, ben de ona bir iyilik yapıyorum. O beni seviyor, ben de onu seviyorum." Bunlar karşılıklı... Güzel huy denilen şey, karşılıksız olan bir şeydir. Karşılıksız yapabiliyorsa insan, işte hakîkî güzel huylu o zaman olur. 06. 04. 1986 - İskenderpaşa / İSTANBUL

Benim bu hadislerden çıkarttığıma göre, öyle anlaşılıyor ki, ilk yapacağımız iş sevmeyi öğrenmek... Bir mektebi olsa da şunun, gitsek, alfabesinden başlasak, ilkokulu bitirsek, ortaokulu bitirsek, lisesini bitirsek, üniversitesini bitirsek, sevmek denilen şeyi öğrensek.

Sevmeyi bilmiyoruz, birbirimizi sevmeyi öğrenememişiz. Ahbaplığı devam ettirmeyi bilmiyoruz. Candan kardeşliği bilmiyoruz. Birbirimiz için fedâkârlık yapmayı bilmiyoruz. 06. 04. 1986 - İskenderpaşa / İSTANBUL

Yüzüne karşı gülüyor bir çok insan, arkasından başka türlü konuşuyor. Ben telefonda duyuyorum meselâ; bir ülkedeyiz, birisi ötekisine telefon açmış, "Kusura bakmayın, Allah'a ısmarladık, gidiyorum!" diyor. Öteki odadan başkası alay ediyor, telefondan bu tarafın duyduğunu bilmiyor. Telefonda da bir sürü tatlı söz söylüyor. Tatlı sözler başına çalınsın... Aslında alay ediyor.

Buna münafıklık derler. Seviyorsan erkekçe seviyorum de; sevmiyorsan da yiğitçe, "Seni sevemedim kardeşim!" de, bitsin... Yüzüne gülüp, arkasından kuyusunu kazmak; eyvallah deyip, selâm veriyor gibi eğilip ayağının altına karpuz kabuğu yerleştirmek... "Allah ömürler versin!" deyip, arkasından ölümünü temenni etmek... Bunlar münafıklık işi. . 06. 04. 1986 - İskenderpaşa / İSTANBUL

Bir grup dervişleri eski zamanda yakalamışlar. "Siz casussunuz, bozuk akideli insanlarsınız galiba... Sizi zındıklar sizi!" demişler, cellada teslim etmişler. İçlerinden bir genç celladın önüne koşuyor:

"--Önce beni kes!" diyor.

"--Dur be adam, çekil kenara!.." diyor, ötekisini kesmek için teşebbüs ediyor.

Genç delikanlı geliyor,

"--Önce beni kes!" diyor.

"--Yâ git kenara!.."

Tekrar geliyor. O zaman cellat:

"--Niye bu kadar ısrar ediyorsun?" diye soruyor.

"--Ben kesilirken, sen benimle üç-beş dakika meşgul olacasın ya; kardeşlerim üç-beş dakika daha fazla yaşamış olurlar." diyor.

Ölürken bile kardeşini düşünüyor, ötekiler üç dakika daha yaşasın diye öne gidiyor. Cellâdın elinden balta düşüyor. Gidiyor, padişaha diyor ki:

"--Efendim, yanlış anlaşılmış, bunlar kötü insanlar değil! Böyle böyle yaptılar." diyor. 06. 04. 1986 - İskenderpaşa / İSTANBUL

Onun için muhterem kardeşlerim, benim zikir ehli kardeşlerim! "Allah... Allah... Allah... Lâ ilâhe illallah... Lâ ilâhe illallah... Sübhànallah..." vs. Bunların hepsi insanın zihnine Allah korkusunu yerleştirmek için çekiç darbesidir. Çiviyi yerine çakmak için, "Takka taka, takka taka, takka tak..." çekiç vurur gibi. Yâni Allah korkusu insanın içine yerleşsin, insanın gönlü uyansın diyedir. O insan günahlardan kesilmedikten sonra, zikri yok!.. Allah'a itaati tamam olmadıktan sonra maksûd hâsıl olmamıştır. 06. 04. 1986 - İskenderpaşa / İSTANBUL

Aziz ve muhterem kardeşlerim! Bazı şeyleri biliyoruz ama, üzerine bilgimizi teksif edemiyoruz ve gereğince amel edemiyoruz. 22. 02. 1990 - Özelif / ANKARA

Bizden önce yaşayan kimseler de Kur'an ilimlerini biliyorlardı, hadis-i şerifleri biliyorlardı. Bizden önce çok fâzıllar, kâmiller geldi geçti. Biz onların ayağının tozu olamayız. Okudukları kitapları anlamaya güç yetiremeyiz. Nedir bizim bu kibrimiz?.. Nedir bizim bu gafletimiz?.. Nedir bizim bu egoizmimiz, kendimizi beğenmişliğimiz?.. Allah-u Teala Hazretleri'nin sevdiği kulu olmaya niçin çalışmıyoruz?.. Allah-u Teala Hazretleri'nin nazargâhı olan kalbimizi temizlemeye niye gayret etmiyoruz?.. 22. 02. 1990 - Özelif / ANKARA

Birbirimizi sevemezsek, uğraşmak boşunadır. Birbirimizi gıybet edersek, iftirâ edersek uğraşmak boşunadır. Birbirimize kin tutarsak, nefret edersek uğraşmak boşunadır. Birbirimizi hor, hakir görürsek, uğraşmak boşunadır. Birbirlerimizi sevmek, hakîkî imana kavuşmanın anahtarıdır. 22. 02. 1990 - Özelif / ANKARA

Halkı bostan edinmiştir,
Dilediğin üzer ölüm.

Halk sanki bostan tarlasında kavun karpuz; ecel de bağa girmiş, bostan koparan bir kimse... Onu kopartıyor, onu kopartıyor, koparıp koparıp gidiyor... 31. 01. 1992 - İskenderpaşa / İSTANBUL

Allah'ın meleklerinin çokluğuna bakın! O Beytül-Ma'mur yaratıldığından bugüne kadar her gün yetmişbin melek giriyor, bir daha girmek nasib olmuyor. O Beytül-Ma'mur'un yeryüzüne mukabil yerinde de Kâbe-i Müşerrefe vardır. Melekler Beytül-Ma'mur'u tavaf ederler, mü'minler de Kâbe-i Müşerrefe'yi nasib olursa giderler, tavaf ederler. 19. 01. 1993 - Özelif / ANKARA

Cuma gecesi teheccüde kalkmağa çok gayret edin 29. 12. 1994 – Warrnambool Victoria / AVUSTRALYA

Biliyorsunuz ecdadımız şair ruhlu insanlardı, hassas insanlardı iç âlemleri çok zengin insanlardı. Mevlânâ gibi şöhreti dünyaya taşmış insanlardan, Yunus gibi herkesin sevdiği insanlardan bunu biliyorsunuz. İç dünyaları çok renkli, çok zengin insanlardı. Din de onlar için şi'riyyet doluydu, yâni hassaslık ve güzel duygular doluydu. Onun için onlar, bu konuları böyle şiir halinde yazmışlar, mevlidler halinde yazmışlar. Bu Mi'racla ilgili konuları da mi'râciyye denilen eserlerle; yâni Mi'raca dair kasidelerle, manzumelerle anlatmışlar. Sonra başka hassas kimseler de çıkmışlar, bu mi'râciyeleri bestelemişler, şâhâne güzel bestelerle tekkelerde okunmuş. Böylece bu güzel geceler son derece derin duygularla, ibadetlerle, gözyaşlarıyla, çok tatlı bir şekilde ihyâ edilmiş. Bu eğitimlerin sonucunda sevgi dolu, Allah aşkıyla dolu yürekler, birbirlerini seven insanlardan oluşmuş çok güzel bir toplum, bütün insanlığa sıcak bakışlarla bakan bir ümmet meydana gelmiş. 19. 12. 1995 – Akra

Bir insanın bu Güneş Sistemi'nin içinden çıkması için, bir füzeye binse, füzenin yirmibin yıl gitmesi lâzımmış. Yirmibin yıl kim yaşar? Demek ki, füzenin içinde ölecek, tozları kaybolacak, Güneş Sistemi'nin daha ötesine geçemeyecek. Halbuki bu Güneş Sistemi, bizim galaksimizin içinde küçücük bir nokta gibidir. Bizim galaksimiz kâinatın içinde hesaba alınmayacak küçücük bir alan ihtivâ eder. Bu yedi kat semâyı geçeceksin, ondan sonra onların ötesine gideceksin... 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Velekad zeyyennes-semâed-dünyâ bimesabîha ve cealnâhâ rucûmen liş-şeyâtîn) "Biz en yakın semâyı yıldızlarla donattık" buyuruyor. Zeyyennâ, zînetlendirdik demek. (Es-semâed-dünyâ) İkisi de elif-lâm'lı gelmiş, sıfat tamlaması; isim tamlaması değil. Dünya semânın sıfatı... O zaman dünya ne demek? Yeryüzü demek değil, en yakın demek, bu kesin... Zâten, bizim yeryüzü Kur'an-ı Kerim'de, hadis-i şerifte dünya diye geçmez, arz diye geçer. Dünya, ednâ kelimesinin müennesidir, en aşağıdaki demektir. "En yakın semâyı yıldızlarla donattık!" buyuruyor. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Allah-u Teàlâ Hazretleri Peygamber Efendimiz'i neden Mi'raca götürdü, niye oralara çağırdı?.. İşte bir sebep bu: Anlattığı şeyleri gözüyle görsün, hakkal-yakîn bilsin, öyle anlatsın diye...

Bilenin anlatması nasıldır?.. Candan anlatır, tatlı anlatır, insanın gözünün önüne serer, tereddütsüz bir şekilde anlatır. Bilmeyen rivâyet eder: "Şöyleymiş, böyleymiş, şu kitapta şöyle yazıyor, duydum ki, bilmem ne..." filân diye; bu zayıf olur. Gören insanın anlatmasıyla anlatsın diye, Allah-u Teala Hazretleri Peygamber Efendimiz'i Mi'raca çağırdı. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Delâilül-Hayrât şerhinde anlatılıyor: Beline yakuttan bir kemer geçirildi. Omuzlarına nurdan bir ridâ, yâni üst elbisesi geçirildi. Bana kalırsa, uzay elbiseleri geçmeye başladı. Ayaklarına yeşil zümrütten pabuçlar giydirildi. Onlar da neyse?.. Tabii o devrin insanı böyle anlatacak, öyle görülecek, öyle anlatılacak. Bu devrin insanı da kendi aklını kullansın, onun nasıl olduğunu anlasın. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Kudüs çok kıymetli bir şehir, Şam diyârı çok mübarek bir diyar... Evliyâullahın toplantı yeri orası; enbiyâullahın da, peygamberlerin de toplantı yerleri orası... Onun için oraya gidiyor, buluşacak ya, ondan... Hikmeti o, Kuds-ü Şerif'e ondan gidiyor. Yeryüzünün mukaddes mıntıkası, o Kudüs ve çevresi çok mübarek yer... Allah tekrar elimize ihsân eylesin...

Elimizdeydi de kıymetini bilemedik, korumasını bilemedik, Allah tekrar ihsân eylesin... Kıymeti bilinmeyen nimet elden alınır. Cihadı terkeden ümmet zelil olur. Emr-i ma'ruf, nehy-i münker ve cihad vazifesini bir millet terk etti mi, Allah onları zillete düşürür, zilleti musallat eder, hor ve zelil olurlar. Ne zamana kadar?.. Tekrar akıllanıp, tevbe edip, Allah'ın dinine sarılıncaya kadar...

Bir kere daha oldu. Bir kere daha Kudüs müslümanların elinden çıkmıştı. Salâhaddîn-i Eyyubî yemin etti, "Kudüs alınmadıkça gülmeyeceğim!.. Niye güleyim? Kudüs elimde değil!" dedi. Başına siyah sarık sardı. Ben de saracağım ama bulamadım, kara saracağım, beyaz sarmayacağım... 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Gece olunca, sadece bir gecenin değil her gecenin yarısı geçince, üçte biri geçince, üçte ikisi geçince, bir miktarı geçtikten sonra, semânın kapıları açılır! Ne demek istiyorum?.. "Gece kalkıp teheccüd namazına, zikre, tesbihe, istiğfara girişin!" demek istiyorum. O zaman semânın kapıları açılır. Bekçi yok kapıda tevbe et, dua et, ibadet et... Geri çevirir haa!.. Ne yüzümüz var, ne halimiz var? Ama geceleyin, dualar makbul oluyor, göğün kapıları açılıyor. O zaman Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin dergâhına ibadetlerimiz dualarımız, kontrolsüz, engelsiz ulaşıyor. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Bir televizyon seyredersin, bir müstehcen sahne seyredersin, bir edepsiz laf söylersin; ordan Allah'ın kahrına, hışmına uğrarsın. Tevbe de olmaz, hüsn-ü hâtime de olmaz, imansız gider insan; Allah saklasın!.. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

İnsanın iman cevheri içindedir. Hırsız içeri girerse çalar bunu... Kapıyı açık görürse, girer. Nerden girer?.. İnsanın gözünden girer, kulağından girer, burnundan girer. Gözüyle harama baktığı zaman, kulağıyla haramı dinlediği zaman, ağzıyla haramı söylediği zaman girer. Hırsız şeytan aleyhil-la'ne içeri girdi mi, iman cevherini alır götürür. Ondan sonra ara, bul!.. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Ne yaptı Kulhüvallàhu ehad Sûresi?.. Bütün dinler tarihini ortaya masaya yatırdı, neşteri vurdu, ameliyatı yaptı; bütün bozuk, kanserli, hastalıklı inançları kesti, dikti, bitirdi, sapık inanç bırakmadı. Plüralist dinleri sildi, politeist dinleri, çok tanrılı dinleri sildi. Düalist dinleri sildi; rahmet tanrısıymış, azab tanrısıymış, nur tanrısıymış, zulmet tanrısıymış... Ne mecûsîsi hayatta kaldı, ne yahudisi, ne hristiyanı kaldı; hepsini sildi. Ne kaldı ortada: (Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîkeleh) kaldı. Allah var, şerîki, naziri yok... 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Kur'an'ı ezberlemedin, tefsiri okumadın, fıkıh bilmezsin, hadis bilmezsin... Sen İslâm'ı ne sanıyorsun?.. İslâm üç kelime mi?.. Derya gibi mearif var, hazineler var; haberin yok... Üç kuruşu cebine koymuşsun, kendini zengin sanıyorsun. Üç tane mum yandırmışsın, kâinatı ziyâdar sanıyorsun. Ne sanıyorsun sen?.. Hiçliğini anla, cahilliğini anla, Kur'an'a sarıl, din ilmine sarıl, kendini kurtarmağa bak! Bu işin şakası yok.07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Dünyada bu kadar, şu caminin içindeki insanlar kadar has müslüman olsa, dünyada kâfir kalmaz! Kâfirin kalması, bizim müslümanlığımızın zayıflığından... Çalışmıyoruz da ondan... Bilmiyoruz ki... Bilmiyoruz, çalışmıyoruz, konuşmuyoruz, uğraşmıyoruz, Allah'ın dinine hizmet aşkıyla yanmıyoruz; ondan oluyor. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Sen namazdan zevk almıyorsun, ben almıyorum; ondan kılmıyoruz. Zevk alsak, "Allah'ın divanına gidiyorum ben, Allah'a ısmarladık, sizinle uğraşacak halim yok, bana müsaade..." deriz, namaza dururuz, ordan zevk alırız. Gevezelikten, zevzeklikten, partiden, paradan, puldan, ıvırdan, zıvırdan uzak dururuz. 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Hep gülmeyi öğrendin, hepimiz gülüyoruz; kah kah kah, kih kih kih, aman bayıldım, öldüm, göbeğim çatladı... Biraz da ağlamayı öğren!.. Ağlayalım da Allah seni beni affetsin... 07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA

Zamanın ve mekânın kıymetini bilip ciddî çalışmak, ibadeti güzel yapmak önemli... Zamanınızı boş geçirmemeğe gayret edin! Çünkü cennete girse bile bir müslüman, cennette bir şeye hayıflanacak. Cennette korkmak da yok, üzüntü yok. Fakat cennete giren insanlar bir şeye hayıflanacaklar. "Hay Allah, fırsatı kaçırmışız yâ, keşke öyle yapmasaydık!" diyecekler. Cennete giren insanların hayıflanacakları şey nedir?.. Dünyada iken zikirsiz geçirdikleri zamanlar... Buna hayıflanacaklar. Neden?.. Zikrin mükâfâtını gördükleri zaman, orada ne kadar büyük mükâfât aldıklarını gördükleri zaman; "Ayy, ne kadar büyük mükâfâtlar kazandık, keşke vakti hiç boş geçirmeseymiştik, hep Allah deseymiştik, hep zikretseymiştik!" diyecekler. 26. 11. 1997 - Mekke-i Mükerreme

Tekke terbiyesi terbiyelerin en yükseğidir. Bilen bilir, bilmeyen inkâr eder ama, iyi bir tekke terbiyesi görmüş olan bir hanımefendi melek gibi olur. İyi bir tekke terbiyesi görmüş bir beyefendi melek gibi olur. Herkes sever onu, bal gibi olur. Herkes üşüşür başına, sohbeti tatlı olur, işi güzel olur. 27. 11. 1997 - Mekke-i Mükerreme

Tarikat terbiyesi görmemiş insan da, bu çantanın kapağını birbirine yapıştırmak için bir şeyler var, pabuçlarda da var, çektiğin zaman çatır çatır kalkıyor. Tekke terbiyesi görmemiş insan, öyle çatır çatır olur, sert olur, sivri olur. 27. 11. 1997 - Mekke-i Mükerreme

Namaz çok gafil olunan bir işlem ve ibadet... Müslümanlar çok yapmaktan dolayı, kesret belâsından dolayı, namazın ehemmiyetini sulandırmışlar ve ehemmiyetini anlamıyorlar. 27. 11. 1997 - Mekke-i Mükerreme

Bugün hepimiz biliyoruz hac İslâm'ın çok mühim olan ibadetlerinden birisidir. Aklen de, ictimâî bakımdan da, maddeten de, mânen de ne kadar büyük bir ibadet olduğunu, dost da düşman da, müslüman da gayrimüslim de itiraf ediyor. "Çok muazzam bir ibadet; böyle bir ibadet başka hiç bir dinde görülmemiştir!" diye hayranlıklarını ifade ediyorlar. Bu ibadetlerin hikmetlerine, güzelliklerine âşık olup da İslâm'a giren gayrimüslimler var... 23. 11. 1995 Regaib Gecesi - Alanya

Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek... Sabbe, Arapçada dökmek demek... Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten... Recebül esabb; Allah'ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.

Bir sıfatı daha var, recebül esamm; yâni sağır... Yâni, kullar düşmanlarını görseler görmezlikten geliyor; senin filânca hasmın falanca yerden geçiyor deseler, duymazlıktan geliyor. Onun için böyle demişler. Çeşitli izahları yapılmış. Hâsılı, rivayetlerde çok kesin olarak bildiriliyor ki, receb ayı enteresan, dikkat çekici mühim bir aydır. 23. 11. 1995 Regaib Gecesi - Alanya

Şeytanın egemenliği altına giren insanların hanesinden gürültü, zırıltı eksik olmaz. Neden?.. Şeytanın hâkimiyetine girdiler. Şeytan onları parmaklarında oynatır. 23. 11. 1995 Regaib Gecesi - Alanya

Yalnızlıktan zevk almalı!.. Yalnızlık, büyük ruhların gıdasıdır. Yalnızlık mühim bir şeydir. Yalnızlıkta Mevlâsıyla bağlantı kurmak çok mühim bir şeydir. O da geceleyin güzel bir şekilde oluyor. 23. 11. 1995 Regaib Gecesi - Alanya

Berat Gecesi'nde eceller, rızıklar, hacca gidecekler, ölecekler, saidler, şakîler, senenin mühim olayları yazılır, tesbit olunur, kesinleşir. Kimi Allah'ın rahmetine erer, kimi mahrum kalır, kimi mükâfatlandırılır, kimi cezâlanır. Nicesinin kefeni hazırlanmıştır, o çarşıda alışverişte; kiminin kabri kesinleşmiştir, o gafilce eğlencededir. Nice gülen vardır, eceli yakındır; nice binâ vardır, sahibi toprağa girecektir. Nice cennet uman vardır, cehennemde yanacak; nice sevab uman vardır, ikaba uğrayacak; nice kâr bekleyen vardır, zarara çarpılacak... İslâm, Ocak 1995

Bakın size acı ve çok mühim bir şeyi söyleyerek sözümü tamamlamak istiyorum: Ramazan ibadetlerimizin kabul olmasının alâmeti... Terâvihler kıldık, acaba kabul oldu mu? Oruçlar tuttuk, acaba kabul oldu mu? Kur'an okuduk, acaba kabul oldu mu? Geceleyin kalktık teheccüd namazı kıldık vs. vs. Ramazanda hayırlar, sadakalar, iftarlar yaptık kabul oldu mu? Kabul olmasının alâmeti, ramazanda sonra insanın hâlinin güzel olarak devam etmesidir." diyor Peygamber SAS Efendimiz bir hadis-i şerifinde... 3 Şubat 1995 / 3 Ramazan 1415 Sırrı Kırımoğlu Camii - ANTALYA

Bazen da daha beter şişmanlıyor insan... O da hanımların kabahati... Çok güzel yemekler yapıyorlar. 4 Şubat 1995 / 3 Ramazan 1415 Mehmed Çiçek Camii - Antalya

Zekât, insanda cimriliğin olmadığını gösterir. Cimrilikle normal Müslümanlığın hudududur. Zekâtını verdi mi, o insana cimri diyemezsin. Ama, zekât cömertliğin alt hududur, üst hududu değildir. Cömertliğin üst hududu sıddîkıyet verişidir. Hepsini verirsin Allah yoluna, neyin varsa verirsin. 3. 2. 1995 / 3 Ramazan 1415 - ISPARTA

Zulmedeni affedersin, yaralar o zaman kapanır, toplumlar o zaman güzelleşir. Kötüler o zaman yaptığına pişman olur. İşler böyle düzelir. Yoksa başka türlü, işlerin kötüye doğru gidişi engellenemez. . 3. 2. 1995 / 3 Ramazan 1415 - ISPARTA

Telâfisi mümkün olmayan varlıklardan birisi de zamandır. Geçti mi geriye dönüşü yoktur, telâfisi mümkün değildir. Onun için, mü'mine en büyük nasihat, en büyük ikaz, zamanının kadrini, kıymetini bilmesi, ömrünü boşa geçirmemesi, bir saniyesini bile güzel değerlendirmekten gàfil olmamasıdır. 9. 2. 1995 / 9 Ramazan 1415 Kapı Camii - KONYA

İ'tikâf kuvvetli bir sünnettir. Bir beldede kimse i'tikâfa girmezse, o beldenin ahalisinin hepsi sorumlu olur. Çünkü Efendimiz'in kuvvetli sünnetidir. "Niçin o mâlûm ve kuvvetli yapmadınız?" diye belde ahalisine sorgu sual olur. . 9. 2. 1995 / 9 Ramazan 1415 Kapı Camii - KONYA

Bir sayfasına kızıyordum ben gazetelerin, inadına şimdi gazetelerde spor sayfası dört beş sayfaya çıktı. Yâhu, bu memleketin spordan başka meselesi yok mu, müslümanın hayati başka meselesi yok mu?.. Hayat-memat meselesi, cennet-cehennem meselesi, affolmak-olmamak meselesi... Nice meselesi var müslümanın... Ne oluyoruz?.. Boş şeylerle oyalanıyoruz. 9. 2. 1995 / 9 Ramazan 1415 Kapı Camii - KONYA

Yâni, merak etmiyoruz muhterem kardeşlerim! Camide imam, camiyi bilmiyor, caminin geçmişini bilmiyor. İnsan biraz merak etmeli! İlmin şartı meraktır. Merak lâzım, araştırmak lâzım, öğrenmek lâzım!.. İnsan meraklı olursa, çok öğrenir; meraksız olursa, hiç bir şey öğrenmez. Meraksız, uyuşuk; bir şey öğrenmez. . 9. 2. 1995 / 9 Ramazan 1415 Kapı Camii – KONYA

-devam edecek-

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Kim Allah'a ve Rasûlü'ne îman etmezse, (bilsin ki) biz inkâr edenlere alevi çılgın bir ateş hazırladık.

(Fetih, 13)

GÜNÜN HADİSİ

Kur'an öyle bir servettir ki, O'nu elde edenin hiçbirşeye ihtiyacı kalmaz. O'ndan daha büyük bir zenginlikte bulunmaz.

Camiü's Sagir, 4:535, Hadis No:6183

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI