Cevaplar.Org implant

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-27

Ders: Muhakemat(5. Mukaddime) İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz * Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşse hakikate inkılab eder, hurafata kapı açar.” Muhakemat (s: 25 ) Bu mukaddimenin bir nevi ana metni bu söz, diğer kısımlar bunun izahı..


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2013-11-01 05:26:02

Ders: Muhakemat(5. Mukaddime)

İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

* Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşse hakikate inkılab eder, hurafata kapı açar." Muhakemat (s: 25 ) Bu mukaddimenin bir nevi ana metni bu söz, diğer kısımlar bunun izahı..

*Dil bilgisi kurallarına göre, bir kelimenin bir mana karşısına konulmasına vad', bu ilme de ilm-i vad denilir.

*Bir kelime lügatlerde konulduğu, va'd edildiği manada kullanılıyorsa biz ona hakikat diyoruz. Mesela "çalmak" hırsızlık etmek manasına konulmuş. Bu manada kullanıldığında biz ona hakiki mana diyoruz.

Bazen bir kelime bir manaya değil de, birkaç manaya gelebilecek şekilde konulur. O zaman bu kaideye "iştirak" böyle lafızlara da müşterek lafızlar diyoruz. Mesela bir mal çalmak, bir de çan çalmak. İkisinde de çalmak manası mecaz değildir, hakikattır.

Mesela göz de böyle müşterek bir lafızdır; Baştaki göz, suyun çıktığı yer gibi. Anadolu'da dize de göz derler. Böyle 7-8 hakiki manası var.

*Bir de birkaç kelime bir mana için kullanılır; Buna teradüf, bu tür kelimelere müteradif kelimeler diyoruz. Mesela yürek, kalp gibi.. veya köpek, it gibi.

*Bir de bir kelime va'z edildiği manada değil de bir başka manada kullanılıyor ve birinci mananın kast edilmesine de engel bir durum yoksa o zaman biz ona kinaye diyoruz.

Mesela "bağrım yanık" gibi. Burada içinin hararet basması da kast edilebilir, sıkıntılıyım, dertliyim manası da anlaşılabilir.

*Eğer bir kelime ikinci manada kullanılmış, bu durumda birinci mananın kast edilmesi de kesinlikle mümkün değilse, bu durumda birinci mana ile ikinci mana arasındaki münasebete bakılır. Eğer iki mana arasındaki alaka müşabehet ise, yani birbirine benzediğinden dolayı öyle bir ikinci mana kullanımı varsa, biz ona istiare diyoruz. Mesela; "bir hamama gittim, hamamda arslanlarla beraber yıkandım"

*Eğer bu iki mana arasındaki alaka müşabehet dışında bir şeyse biz ona mecaz diyoruz. Aslında istiare de mecaz olduğundan ona "mecaz-ı mürsel" de denilir. Mecaza misal; Türk dili, Arap dili..

*Üstad, 1930'ların Türk ordusu için "mücahid ordu" tabirini kullanıyor(Şualar s: 589) Bazı idraklerin bunu anlayabilmesi çok zor. Ama bence burada mecaz var. Mecaz dan kasıtla da, ileride alacağı vaziyet kastediliyor. Mesela Kur'an-ı Kerim'de Yusuf (a.s)'ın kıssasında kendiyle berabr zindanda bulunan iki kişiden bahsederken; "Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi, birisi ben, dedi: rüyada kendimi görüyorum ki şarap sıkıyorum"(Yusuf Suresi: 12/36) buyruluyor. Şarap sıkılmaz, şira sıkılır. Ama netice itibarıyla o üzüm şırası şarap yapılacağından ilerideki vaziyetine mecazen bu ifade kullanılması gibi.

*Maalesef ayet ve hadislerdeki bir kısım mecazi ifadeler hakikat zannedildiği için bir kısım din adamlarının yaptığı izahlar da hiç akılla mantıkla izah edilemeyecek hale geliyor.

*

وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مِن جِبَالٍ فِيهَا مِن بَرَدٍ

"O, gökten, sanki oradaki dağlardan da dolu indirir(Nur:24: 43) ayeti ne kadar şahane bir teşbih. Hem o zamanın insanlarına yağmur böyle anlatılır, hem de bu zamanın ilim mahfiline..O bulutlar gerçekten de acaip kar ve buz dağlarına benzemiyor mu? Kur'an-ı Kerim burada mecaz yapıyor ama mecaz ilmin elinden cehlin eline düşünce gerçek bir dağ olarak anlaşılıyor. Osmanlı devrinde yazılıp yazarı belli olmayan "Kırk Sual"e bakın da görün, mübarek uzun uzun anlatıyor. Gökte bilmem kaç bin senelik buz dağı varmış da, yağmurlar oradan geliyormuş. Ya mübarek nereden aldın bunu? Maalesef İsrailiyat..

*Teşbihin dört rüknü vardır: 1. Müşebbeh,(benzeyen) 2. Müşebbeh bih,(kendisine benzetilen) 3. Edatu teşbîh,(benzetme edatı) 4. Vechu şebeh.(benzetme yönü)mesela "Ali Arslan gibidir."

Teşbihin üç rüknü atılırsa artık ona teşbih denmez, istiare denilir, "Hamamda Aslanlarla yıkandım."

*Üstad "Mecazat ve teşbihat, ne vakit cehlin yesar-ı muzlimanesi, ilmin yemin-i nuranîsinden kaçırıp gasbetse " ifadesiyle Muhakemat ( s: 25 ) birçok mecaz kullanıyor. "Cehlin yesar-ı muzlimanesi" diyor, yesar sol el demek, ama genelde sol genelde uğursuz ve karanlık olduğu için cehaletin karanlık olan sol eli diyor. Diğer yandan "ilmin yemin-i nuranîsi" diyor. İlmin nurani sağ eli diyor..

*Kırk Sual gibi, bir de Eba Müslim-i Horasani'nin menkıbeleri gibi kitaplar var. Onun da yazarı belli değildir. Ben çocukluğumda bizim köyde kadınlar şehriye keserken ben onu tatlı tatlı okurdum. Bir taraftan şehriye keserler, bir taraftan ağlarlar. Rahmetlik babam (Molla Cuma Efendi) kesinlikle müsaade etmezdi. Okumayacaksın derdi. Biz gizli gizli, kaçak giderdik. "ya derdim bunlar dine ait şeyler" Babam "yok" derdi, "bunlar Şia'nın saçmalaması" "Yalanla dolu" der okumazdı. Ne Kırk Sual'i, ne de Eba Müslim Menkıbelerini okutmazdı. Çocukluğumda o tür kitaplardan okumama müsaade ettiği bir Ahmediyye vardı(Ahmed Bican'ın eseri) bir de Muhammediye(Muhammed Bican'ın eseri) vardı. Bir de Envar-ül Aşıkin adlı bir kitap vardı. "Bunu da her yerini kabul etmemek şartıyla okursunuz" derdi. Çünkü onda da bir sürü İsrailiyat var.

*Üstad "lügatın teceddüd ve tegayyüratın" dan bahsediyor. Muhakemat (s: 26 ) mesela kul kelimesi, eskiden hizmetkâr manasına kullanılırken şimdi o manada kullanılmaması gibi. Azerbaycan'da hâlâ bu manada kullanılıyor.

Veya "salât" kelimesi dua manasına gelirken mecazen namaza denmiş, sonra zamanla şer'i anlamda hakikat haline gelmiş, bunu Belagat kitaplarında izah ediyor.

Ahmed Cevdet Paşa da; "Salât lafzı lugatte dua manasına olduğu halde, şeriat ıstılahında namaz manasına vaz olunmuş olmağla, dua manasına kullanıldığı takdirde lugate nazaran hakikat, ama şeriata nazaran mecaz olur" diyor.

*Muhakkikin şe'ni; gavvas olmak, zamanın tesiratından tecerrüd etmek, mazinin a'makına girmek, mantığın terazisiyle tartmak, herşeyin menbaını bulmaktır." Muhakemat (s: 26 ) Onun için İmam Gazali hazretleri "Mantık ilminde bilgisi olmayanın ilmine itibar edilmez" demiştir. Hatta bu sözü ve mantık ilmini farz ilimlerden saymasından dolayı bazılarınca tekfir edilmiştir. Ama bu ilmin kime, niçin farz olduğunu Bediüzzaman hazretleri Kızıl İ'caz adlı eserinde çok güzel izah ediyor.

*Mana-yı hakikînin bir sikkesi olmak gerektir. O sikkeyi teşhis eden, makasıd-ı şeriatın müvazenesinden hâsıl olan hüsn-ü mücerreddir. Mecazın cevazı ise, belâgatın şeraiti tahtında olmak gerektir. Yoksa mecazı hakikat ve hakikatı mecaz suretiyle görmek, göstermek; cehlin istibdadına kuvvet vermektir. (Muhakemat s: 27) Bu cümleyi ezberlesek yerindedir, çok mühim bir cümle..

*Bir kelimenin lafzı var, manası var. İkisine göre de yorumda bulunmak zorundasınız.

*Evet herşeyi zahire hamlettire ettire nihayet Zahiriyyun meslek-i müteassifesini tevlid etmek şanında olan meyl-üt tefrit" Muhakemat ( 27 )

Meslek-i müteassife; Zorlamacı meslek..Herşeyi zahiri manasıyla anlamaya çalışıyor, mecaza hiç bakmıyor. O zaman da zorlama tevil ve yorumlara giriyor. Mesela hamamda arslan gördüm ibaresini," he demek ki hamamda arslanlar için de bir yıkanma yeri yapılmış" anlıyor. İslam fıkhında Zahiri mezhebi diye bir mezhep var. Bunun kurucusu Davud-u Zahiri..Meşhur Fıkıhçılarından birisi de İbn-i Hazm..Onun el Muhalla adlı 12 ciltlik fıkıh kitabını incelerseniz, bu tür zorlamalarını çok rahat görebilirsiniz.

* Her şeye mecaz nazarıyla baktıra baktıra nihayette Bâtıniyyunun mezheb-i bâtılasını intac etmek şe'ninde olan hubb-u ifrat.. (Muhakemat ( 27 ) Batiniler, Kur'an ve hadislerin her kelimesinde gerçek manasının dışında gizli bir mana vardır ve gerçek anlamı da bu derinde olan manadır diye iddiada bulunan ve özellikle Miladi 9. Asrın son çeyreğinde ortaya çıkan sapık bir güruh. Ben size şunu söyleyeyim, Eğer Karahanlı devleti Müslüman olmasaydı ve bunların kafasını İran'da ezmeseydi, fikir tarihçilerinin ortak kanaati, -kaderin sevkini bilemeyiz, biz mevcut sebebler dairesinde konuşuyoruz-belki de bugün İslam âlemi İslamiyeti Sünni manasındaki tadamayacaktı diyorlar. Bu kadar hakim olmuş bu hainler..

* Hadd-i evsatı gösterecek, ifrat ve tefriti kıracak yalnız felsefe-i şeriatla belâgat ve mantık ile hikmettir (Muhakemat s: 27 ) burada felsefe-i şeriatla kasıt, şeriatın hikmeti ve şeriatın maksadları olarak anlamak lazım. Bu konuda usul-i fıkıhla alakalı İmam Şâtıbî'nin dört ciltlik "Makasıdü'ş- Şerîa" adlı bir eseri var. Orada uzun boylu olarak İslami hükümlerin maksadlarını ele almış..

Burada hikmetten kasıt müsbet ilimlerdir. Genelde hikmet denilince felsefe akla gelir, ama burada müsbet ilimlerdir.

*Maalesef Fatih Sultan Mehmed sonrası medreselerin gerilemesine, önemli bir sebep de şudur; hikmet manasına çok safsatalar, özellikle Bâtıniler ve Mutezile tarafından medreselere sokulduğundan, bunun zararını gören İslam âlimleri bu sefer o tip akli ilimlere kapıyı tamamen kapatmışlar ve ifrata gitmişlerdir. Üstad buna işaretle "Evet eski hikmetin hayrı az, hurafatı çok, ezhan istidadsız, efkâr taklid ile mukayyed, cehl avamda hükümferma olduklarından selef bir derece hikmetten nehyettiler. Fakat şimdiki hikmet ona nisbeten maddî cihetinde hayrı çok, yalanı az; efkâr dahi hür, marifet hükümfermadır." (Muhakemat s: 27 )

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-157

Ders: 22. Mektup, 1. Mebhas(Uhuvvet Risalesi) İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Cenab-ı Hakk

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-156

Ders: Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s: 31 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Tebliğ Cemaati var ya, o merke

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-155

Ders: 29. Mektup, Altıncı Risale olan Altıncı Kısmın Zeyli; Es'ile-i Sitte İzah: Mehmed Kı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim arzım geniştir. O halde (nerede güven içinde olacaksanız orada) yalnız bana kulluk edin.

Ankebut, 56

GÜNÜN HADİSİ

"Kim, müslüman kardeşinin namusunu ve şahsiyetini korursa, Allah onun yüzünü kıyamet gününde cehennem ateşinden uzak tutar."

Tirmizî.

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI