Cevaplar.Org

PROF. DR. FARİS KAYA

Evleri karşı mahallede hafif bir yamacın üstündeydi. Evlerinin önünden mahalle yolu geçerdi. Yolun elli metre altında; kıyısında kavak, söğüt ağaçlarının bulunduğu bahçelerin arasından köy çayı akardı. Evlerinin arkası taşlık ve kayalıktı. Yine de bahar mevsiminde yeşillenir, koyunların kuzuların otladığı bir alan olurdu. Evlerinin arkasından beş on dakika yürüdükten sonra belki de Türkiye’de bir köye ait en çok çiçek çeşidinin bulunduğu, en geniş ve en düz çayırlık alanı olan “Ahirçimen” düzlüğüne ulaşılırdı. Düzlüğün sağ tarafında adına “Büyükçay” dediğimiz yaz kış gürül gürül akan bir ırmak vardı.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2013-10-31 17:55:00

Evleri karşı mahallede hafif bir yamacın üstündeydi. Evlerinin önünden mahalle yolu geçerdi. Yolun elli metre altında; kıyısında kavak, söğüt ağaçlarının bulunduğu bahçelerin arasından köy çayı akardı. Evlerinin arkası taşlık ve kayalıktı. Yine de bahar mevsiminde yeşillenir, koyunların kuzuların otladığı bir alan olurdu. Evlerinin arkasından beş on dakika yürüdükten sonra belki de Türkiye'de bir köye ait en çok çiçek çeşidinin bulunduğu, en geniş ve en düz çayırlık alanı olan "Ahirçimen" düzlüğüne ulaşılırdı. Düzlüğün sağ tarafında adına "Büyükçay" dediğimiz yaz kış gürül gürül akan bir ırmak vardı.

Köyün "Karşı Mahalle"sinde yemyeşil düzlere, gürül gürül sulara karşılık; bizim sırtını dağa yaslamış evlerimizin bulunduğu "Yukarı Mahalle"nin üst taraflarında ise birçok göl vardı. Suyunu bizim köyden başka üç köye daha ulaştıran Uzungöl; içinde yeşilbaşlı ördeklerin yüzdüğü evimizin arkasındaki Mihrali Gölü; Kızılahmet Yolu üzerindeki içine giren camızların bile çıkamayıp boğulduğu Hıngogöl ve daha isimsiz birkaç göl vardı. Zaten köyümüz de ismini bu göllerden alıyordu. "Göller Köyü" Hınıs'ın en güzel köylerinden biriydi.

Köyümüz bağlı bulunduğu Hınıs İlçesi'ne yirmi kilometre, Erzurum'a ise yaklaşık 180 kilo metre uzaklıkta idi. Kışları bütün yolların kapandığı ve ulaşımın kesildiği bu köyün, yaz mevsiminde ise kamyon ve traktör kasasında ulaşımın sağlandığı bir dönemin çocuğuydu Faris Kaya.

Babası köyün kültürlü insanlarından biri olup çocukluk yıllarımızda köyün muhtarıydı. Onun muhtar olduğu yıllarda köy çok kalabalıktı. Rahmetli Mevlit Emi, uzun ince yapısıyla köyde herkesin sevdiği bir insandı. Faris Kaya'nın amcası rahmetli Niyazi Amca ise babamın en yakın arkadaşıydı, benim de kirvem olurdu. Çoğu zaman bizim mahalleye gelir, bize de uğrardı. Nedense onun bize uğramasına çok sevinirdik, çünkü gelince bizimle ilgilenir, bizi severdi. O zamanlar kimse Faris Kaya diye birisini tanımazdı. Herkes köyde Faris Kaya'nın gerçek adını bilmezdi. Onun köydeki adı Celal idi. Biz ona Celal Ağabey derdik. Köyde niçin bu isimle anıldığını hala öğrenmiş değiliz.

İşte Faris Kaya bizim için böyle bir evin ve böyle bir köyün evladıydı. Bizden beş yaş büyük olan Faris Ağabey'imiz ile köydeki tek beraberliğimizi şöyle hatırlıyorum. Onların mahallesinde, köyün sonunda, şimdi köyün önünün sulandığı su kanalının geçtiği çayırlıkta sekiz on kişilik bir genç grubuyla köye doğru yürüyorduk. Nereden geldiğimizi, niçin beraber olduğumuzu da hatırlamıyorum. Celal Ağabey, galiba o zamanlar Erzurum Lisesi'nde okuyordu. O konuşuyor, herkes dinliyordu. Konuşurken farklı şeyler anlatıyor ve daha çok okulundan bahsediyordu. Bu hatıradan sonra köyde başka birlikteliğimizi hatırlamıyorum.

Biz lisede okurken o da üniversitede okuyordu. Birlikte Hınıs'tan Erzurum'a kadar bir yolculuk yapmıştık. İşte o zaman bize Risale-i Nur'dan bahsetmişti. Daha sonra Yıldız Teknik Üniversitesi'nde asistan olduğunu, İngiltere'de doktora yaptığını duyduk.

Bir akşam Hınıs'ta evimizde otururken babam o gün görev yaptığı Hınıs Yatılı Bölge Okulu'nda dinlediği radyoda Faris Kaya ismini duyduğunu söyledi. Şimdi hatırlayamıyorum ama ya bir araştırma, ya bir görevlendirme ya da bir başarı nedeniyle radyoda Faris Kaya'nın adı söylenmişti. Belki de radyoda onunla bir röportaj yapılmıştı. Babam buna o kadar çok sevinmişti ki adeta kendi kardeşi başarılı olmuş gibi duygulanmış, hislenmişti. O zamanlar köylerden yeni yeni okuyanlar çıkıyor ve bunların üniversiteye gitmesiyle köylüler çok seviniyordu. Adeta bir köyün hepsi üniversitede okuyan öğrenciyle iftihar ediyor ve onu kendilerini kurtaracak ve kendilerine faydalı olacak birisi olarak görüyordu. Bu bağlamda babam da Faris Kaya'yla iftihar ediyor, bize de model gösteriyordu.

Fakat Faris Kaya gibi olmak elbette zordu. Biz Hınıs Ortaokulu'nda ve Lisesi'nde okurken Faik Hoca adında lakabı "Kör Müdür" olan bir müdürümüz vardı. O hem sınıflarda hem de okul önündeki bayrak merasimlerinde bütün öğrencilere Hınıs Lisesi'nin gelmiş geçmiş en başarılı öğrencilerinden biri olarak Faris Kaya'yı örnek gösteriyor, sık sık onun ismini söylüyordu.

Daha sonra Risale-i Nur'ları tanıyıp üniversiteye gidince, Faris Ağabey'in hem Hınıs'ta hem Erzurum'da hem de Türkiye'de icra edilen Nur hizmetlerinde önemli bir yere sahip olduğunu gördük.

Mesleğindeki üstün başarılarının yanında Risale-i Nur'a da yaptığı samimi hizmetleriyle yarım asra damgasını vuran Faris Ağabey'in asıl dikkati çeken hizmeti ise son zamanlarda her yıl düzenli yapılan Bediüzzaman sempozyumlarındaki organizasyon görevidir. İstanbul'da Mehmet Fırıncı Ağabeyle birlikte hizmet eden Hoca'mızın hem neşriyat hizmeti, hem yurtdışı hizmeti, hem de sempozyum faaliyetleri bu kutsi Kur'an hizmetinde değerli bir yere sahiptir.

Faris Hoca'mızın bu tür çalışmalarının bir örneğine bu günlerde yine şahit olduk. 29 Haziranda katıldığımız Bursa'daki son gün sunuş programı, tam manasıyla bir Bediüzzaman şöleni ve bir Risale-i Nur resmigeçidi oldu. Rengi siyahî olan ve bizim gibi adı İbrahim olan bir genç akademisyen kardeşimizin oğlunun ismini "Bediüzzaman" koyduğunu açıklaması hepimizin dikkatini çekti. Evet işte bir siyahi bir beyazdan önce ve bir Afrikalı bir Asyalıdan önce Üstad'ın "Bediüzzaman" unvanını nüfus kütüğüne kaydederek hanesine dahil etmişti. Artık siyahî İbrahim kardeşe "Ebu Bediüzzaman" denecek. Ne şerefli bir sıfat.

Faris Kaya Hoca'mızın koordinatörlüğünü yaptığı, 2009'dan beri her yıl düzenlenen Uluslararası Genç Akademisyenler Konferansı'nın bu yıl beşincisi 22-29 Haziran 2013 tarihlerinde, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı ve Bursa Kültür Vakfı Sosyal Tesisleri'nde gerçekleştirildi. İstanbul İlim ve Kültür Vakfı'nın düzenlediği konferansta, dünya genelinde Risale-i Nur ve Said Nursi üzerine çalışma yapan doktora ve mastır öğrencileri ile değerli bilim insanları buluştu.

Bu sene önceki yıllardan farklı olarak konferans tamamen Arapça yapıldı. İngilizce konferans, 8-9 Haziran 2013 tarihlerinde Akgün Otelde yapılmıştı. Arapça konferans için Endonezya, Malezya, Hindistan, Cezayir, Fas, Sudan, Irak, Mısır, Nijer, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye'den Nursi Çalışmaları alanında mastır veya doktora yapmakta olan 30'u aşkın genç akademisyen katıldı. Bu genç akademisyenlere yol gösterici mahiyette Nursi Çalışmaları alanında uzman profesörler de birer sunum yaparak akademik makalelerin nasıl yazıldığını anlattılar.

Said Nursi Çalışmaları alanında başka örneği olmayan bu konferansta genç akademisyenler, Said Nursi ve Risale-i Nur ile ilgili çalışmalarına dair tebliğler sunarken; Prof. Dr. Aşrati Süleyman (Cezayir), Prof. Dr. Ammar Djidal (Cezayir), Dr. Osman Garib (Irak), Dr. Abdulhakim el Enis (BAE), Dr. Mamoun Jarrar (Ürdün), Prof. Dr. Muhyiddin Afifi (Mısır), Prof. Dr. Zeyneb Afifi (Mısır), Dr. Seyyid Nebül Baz (Suudi Arabistan) gibi Arap dünyasının çeşitli ülkelerinden bu alanda uzmanlaşmış bilim adamları, öğrencilere akademik anlamda yol gösterebilmek için seminerler verdiler. 6 gün süren konferansta, her gün sabah ile öğleden sonra olmak üzere ikişer oturum düzenlendi. Tüm sunumların yanı sıra, tartışma bölümleri de Arapça olarak yapılıyor… Konferans 26-27-28 Haziran 2013 tarihlerinde Bursa'da devam etti.

Akademisyenler Konferansının 2. Etabı Bursa Kültür Vakfı'nın ev sahipliğinde Dağyenice Köyü Sosyal Tesisleri'nde yapıldı.

Konferansla ilgili bilgi veren İİKV Sempozyumlar Koordinatörü Prof. Dr. Faris Kaya şunları söyledi:

-"Bildiğiniz gibi ülkemizin medarı iftiharı ve birçok dile tercüme edilmiş Risale-i Nur eserleri her geçen gün dünya ölçeğinde ilgi ve alaka ile okunmakta ve üzerine akademik tezler hazırlanmakta. İstanbul İlim ve Kültür Vakfı olarak insanlığın yararına ve güzel yurdumuzun tanıtımına katkıları olan bu ve benzeri çalışmaları desteklemeyi ve teşvik etmeyi bir vecibe olarak gördük. Bu cümleden olarak Risale-i Nur eserleri ve Bediüzzaman Said Nursi hazretleri üzerine akademik çalışma yapmakta olan birçok ülkeden birçok gencin katıldığı ve bu alanda uzman akademisyenlerin de bu gençlere akademik çalışmalarında yol gösterme anlamında yardımcı olduğu "5. Genç Akademisyenler Konferansı"nı düzenlemiş bulunuyoruz.

22 - 29 Haziran günleri, İstanbul'da İngilizce konuşan akademisyenler, Bursa'da ise Arapça konuşan akademisyenler Risale-i Nur eserlerinden kendi seçtikleri konular üzerinde akademik çalışmalar yaptılar. Bu çalışmaları kendi ülkelerindeki üniversitelerde örnek çalışmalar olarak öğrencilere okutacaklar.''

Bursa Kültür Vakfı'nın Dağyenice Sosyal tesislerinde üç gün süren konferansa, Arap dünyasının çeşitli ülkelerinden katılan eğitici hocaların yanı sıra Endonezya, Malezya, Hindistan, Cezayir, Fas, Sudan, Irak, Mısır, Nijer, Suriye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye'den 30 u aşkın genç akademisyen çalışmalara katıldı. Konferans sonunda verilen kapanış yemeğinde, misafir öğrenciler akademik çalışmalarından özet sunumlar yaptı.

Bu tür sempozyumların ve konferansların en güzel yönlerinden biri de hem konferans ve sempozyumcuların hem de Türkiye'nin ve dünyanın dört bir yanından gelen Risale-i Nur gönüllülerinin tanışıp görüşmesiydi. Daha önceden tanışıp görüşen dava gönüllülerinin ise belki yirmi, belki otuz yıl sonra tekrar aynı dava etrafında aynı gönül dostluğunda kucaklaşmaları görülmeğe değerdi..

İşte Bursa Uludağ'ın eteklerindeki Dağyenice Köyü'ndeki Bursa Kültür Vakfı tesislerinde yine bir gönüllüler konferansı. Yaklaşık kırk dönüm üzerine kurulmuş olan tesisler tam da bu hizmetler için yapılmış yer. Vakit ikindiden sonra, gün akşam vakti. Güneş henüz sarı altın ışıklarını zevale göndermeden, rengi esmer olan genç Arap akademisyenler çeşitli Arap ülkelerinden gelip Anadolu'nun bu yüksek Uludağ eteklerinde Bediüzzaman'ı anlatıyorlar. Sanki günümüzün maddi aydınlatıcısı olan Güneş, akşamın karanlığına koşarken günümüzün manevi aydınlatıcısı olan Bediüzzaman ise genç akademisyenlerin dilinde asrımızın sabahına doğuyor. Yani "Zaman ihtiyarladıkça Kur'an gençleşiyor."

 Kur'an'ın tefsirleri olan Risale-i Nurlar bu zamana buradan ışık tutuyor. İşte böyle bir atmosferde Afrika'nın yakıcı sıcaklarından gelerek Uludağ'ın akşam serinliğinde Bediüzzaman'ı anlatan genç akademisyenlerin karşısında hem onları dinlemek hem de yirmi beş otuz yıldır görüşmediğimiz "Fikri Pala, Hakkı Sarıtaş, Hulusi Kasar, Nizamettin Dağdağan, Ahmet Arslan, Rifat Okyay, Aziz Doğrul, Ziya Öztenekeci ve hepsinden önce gelen Uludağ'dan Bursa'ya açılan nur penceresindeki Ali Çakmak Ağabey ve ondan da öncelikli olan İstanbul'dan gelen Mehmet Fırıncı Ağabey, Faris Kaya ve İsa Kasım Ağabeyler yine İstanbul'dan gelen diğer ağabeyler ve tüm sempozyum mensuplarıyla görüşüp hasretlik gidermemizdir.

Pr. Faris Kaya'nın Organizasyonunu yaptığı "Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumlarından Onuncusu" olan"Nübüvvet nedir, nasıl tarif edilmelidir?" konulu Sempozyumdan bazı notlar ise şöyleydi:

22 Eylül 2013 Tarihinde, Ataköy'deki Sinan Erdem Spor Salonu'nda, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen 'Nübüvvet' konulu 10. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu çok sayıda davetlinin katılımıyla yapıldı.

Sempozyuma Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, Eski MEB. Hüseyin Çelik; Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş katıldı. Siyasi isimlerin yanı sıra Türkiye, İtalya, Somali, İngiltere, Güney Afrika, Suriye, Mısır, Rusya, ABD ve Almanya gibi çok sayıda ülkeden 300'ü aşkın gözlemci ve akademisyen de sempozyumda hazır bulundu.

22-24 Eylül tarihleri arasında devam edecek olan sempozyumda 'Nübüvvet nedir, nasıl tarif edilmelidir?' 'İnsanlık niçin peygamberlere muhtaçtır?' 'Peygamberlerin insanlığa katkıları nelerdir?' gibi soruların cevaplarının aranacağı belirtildi.

Sempozyuma gelen mesajların ve sempozyumda yapılan konuşmaların bazıları şöyleydi:

Açılış konuşmasını yapan, İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Başkanı Prof. Faris Kaya şunları ifade etti:

"Bediüzzaman, peygamberlerin sadece manevi bakımdan değil, dünyevi yani maddi gelişme ve kalkınma bakımından da birer rehber olduğunu geniş örnekleriyle bize anlatır. Bediüzzaman nübüvvetin temel eserlerini işlerken aklın önemini inkâr etmez. Nübüvvetin nuruyla aydınlanan varlık âleminin hakiki saadeti ancak aklıselim olarak tarif edilen vahiy –akıl beraberliği ile olabileceğini söyler. Bu sempozyumu Cenab-ı Allah'a bir dua olarak takdim ediyoruz ki insanoğlunun hak ve hakikat arayışına bir şık olsun, nur olsun, hizmet etsin. Bilhassa son dönemlerde çok ihtiyaç olan, akan kanların da durmasına vesile olsun."

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin mesajı:

- "Bediüzzaman Hazretlerinin Tevhid, Haşir ve Adaletle birlikte üzerinde durduğu "Nübüvvet" konususunun işleneceği bu içtimaya vesile olan organize heyetine, tebliğ hazırlayan akademisyenlere ve iştirak eden herkese katkılarından dolayı tebrik ve teşekkürlerimi arz ederim."

"Allah'ın varlık ve eşya ile kendinin tanınıp bilinmesini dilediği gibi, vahyin lisanıyla, tekvini ve tenzili emirlerinin iç içe mütalaa edilmesini; gözlerden kalbe akan manaların, kulaklar yolu ile gelip ruhları saran nefehatla desteklenmesini de murad buyurmuştur. Bunun yanı sıra zat, sıfat ve esması itibarıyla "min haysü hüve hüve" bir ulûhiyet anlayışının ortaya konmasını ve tabii buna karşılık da kullarının sorumluluklarını, bu sorumlulukları nasıl yerine getireceklerini, yürüdükleri / yürüyecekleri yolun adap ve erkânını, varacakları hedefin vaad ettiklerini talim etmek istemiştir. Evet, gayb-ı mutlakla alakalı konuların dosdoğru bilinmesi vahyi gerektirdiği gibi, vahiy de zaruri olarak peygamberlik müessesesini iktiza etmektedir. Bu zarurete binaendir ki, Allah, hemen her devri ve bazı dönemler itibarıyla her kıt-ayı ayrı bir peygamberin vücuduyla şereflendirmiş ve Hazreti Bediüzzaman'ın ifadesiyle: 'Karıncayı emirsiz, arıyı ya'subsuz bırakmayan Kudret-i Ezeliye, beşeriyeti de hiçbir zaman nebisiz bırakmamıştır."

 "Bu duygularla Nübüvvet hakikatinin derinlemesine anlaşılmasına büyük katkı sağlayacağına inandığım Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumları'nın bu halkasının da başarılı geçmesini dilerken bu programı düzenleyen İstanbul İlim ve Kültür Vakfı'na tebrik ve teşekkürlerimi arz ediyor, tebliğleriyle katkıda bulunan çok değerli ilim adamlarına ve bütün misafirlere en içten saygılarımı sunuyorum."

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın konuşması:

-"Bediüzzaman, inandığı gibi yaşadığı için zindandan zindana gönderilmiştir. Nur yayılmasın diye adeta etrafı karanlıklarla örülmüştür. Onun sahip olduğu ilim ve davası bu karanlık duvarları yıkmayı başarmıştır." .

"Bediüzzaman Said Nursi büyük bir âlimdir, büyük bir iman ve dava adamıdır. Onun esas davası inandığı gibi yaşamak ve başkalarının da aynı iman ve şuurla yaşamasını temin etmektir. Hayatının her anında inandıklarının gereğini yapıp yazıp söylemiştir. İmanından, amelinden, irfanından davasından, hâsılı insanlığından, Müslümanlığından hayatının hiçbir anında taviz vermemiştir. İnandığı gibi yaşadığı için zindandan zindana gönderilmiştir. Nur yayılmasın diye adeta etrafı karanlıklarla örülmüştür. Onun sahip olduğu ilim ve davası bu karanlık duvarları yıkmayı başarmıştır. Her tarafa bu aydınlık ulaşmıştır. 'Kanunun neresinden ceza veririz' diye bakanlar, onu yakalamaya çalışanlar, sürgüne gönderenleri bugün bilenler, hatırlayanlar yok. Ama Bediüzzaman Hazretlerini bu salondakiler gibi yüzler, milyonlar biliyor, milyonlar hatırlıyor."

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez'in konuşması:

 "Kur'an-ı Kerim 'İçinizden bir grup bulunsun, emr-i bil maruf nehyi anil münker yapsın' diyerek adeta risalet görevini ümmetin topyekun vicdanına bırakmıştır. Bu anlamıyla peygamberi misyon her daim hem ümmet hem de insanlık için müminler üzerinde en önemli vazifelerdendir. Bugün başta Müslüman coğrafyası olmak üzere tüm insanlık vahiyle teşkil edilen bilgiye ve hikmete muhtaç durumdadır. Peygamberimizin son nebi olması bu mesajın insanlığın kurtuluşu için o döneme ait son bir reçete olduğu anlamında değildir. Nübüvvetin ömrü, nebinin ömrü ile mukayyet değildir. Nübüvvetin hükmü, getirmiş olduğu semerelerle bu gün de câridir. Nübüvvetle insanlık bilgisine ulaşan ilâhî rehberliğe her zaman muhtaç olacağız. Bu konuda enbiyaya varis olan ulemaya yakışan da enbiyanın mesleğine süluk etmektir. Her çağa ve döneme ait olmak üzere peygamberi mesaj verecek ve çağın lisanınca bu mesajı insanlığa tekrar iletecek toplum önderleri, bilginleri ve âlimleri var olacaktır." şeklinde konuştu.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik'in konuşması:

"Geçmiş hükumetler Bediüzzaman hayattayken ona nerede zindan, nerede işkencehane ve nerede zulmedilecek mekân bulabileceklerinin hesabını yaparlardı. " dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, geçmiş zamanda yaşanılan zorluklara değindi. Çelik, "Geçmiş hükümetler Bediüzzaman hayattayken ona nerede zindan, nerede işkence hane ve nerede zulmedilecek mekan bulabileceklerinin hesabını yaparlardı.

Bediüzzaman, manevi bir telgrafla 'Kardeşlerim ne yapayım acele ettim kışta geldim. Sizler cennet gibi bir baharda geleceksiniz' diyordu. Türkiye'yi bu cennet gibi atmosfere taşıyan bu hizmetin cefakâr, vefakar mensuplarını tebrik ediyordu ve 'Henniyen lekum' diyordu. Benimde bu kalabalığa söyleyebileceğim en güzel ifade 'Henniyen lekum' yani tebrikler olsundur." ifadelerini kullandı. Çelik, sözlerine şöyle devam etti: "Kendi halkının dini değerleriyle alay eden kendi halkının dini değerlerini rencide eden insanları inim inim inleten bir hükumet ve devlet anlayışından bugün halkının değerlerini paylaşan, halkının duygularıyla aynı duyguları yaşayan bir hükumet ve devlet anlayışına ulaşılmıştır. İşte o gün Bediüzzaman'a zindan arayan valiler yerine bugün Bediüzzaman'ın talebelerini ve yapılan sempozyumu destekleyen insanlar var."

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu'nun konuşması:

-'İki taş arasında öğütülmeden buğday olmaz diyerek, taşlar arasında öğütülmeyi, çileyi, zorluğu bir iman meselesi olarak değerlendiren ve imanın mayasını hazırlamak için her türlü çileye göğüs gerenleri bu sempozyumda anmak ve şükranlarımı iletmek istiyorum. Gerçekten çekilen çileler, katlanılan ıstıraplar olmasaydı, ortaya bir iman mayası çıkarılmasaydı, böylesine güçlü bir nübüvvet mesajı verecek nur kandillerini her yerde görmek mümkün olmayabilirdi."

"İnsanlık daha dün Birleşmiş Milletler'de Dünya Barış Gününü kutladı. Keşke bugün dünyada kutlayabileceğimiz bir barış olsaydı. Birleşmiş Milletler bu barışı hakkıyla o insanlık meclisinde kutlayabilseydi."

 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın konuşması: "Peygamberler olmasaydı medeniyetler olmazdı. Peygamberlerin mucizeleri ilmin hudutlarıdır." … "İnsan yaradılanların en şereflisi, vazifesi kulluk. Allah yeryüzündeki halifesi insanlara mesajlarını gönderiyor. Bunu peygamberler vasıtasıyla yapıyor. Nasıl varolduk, neden yaşıyoruz, nereye gideceğiz, sonumuz ne olacak? İşte bunların cevapları o kutlu peygamberin getirdiği mesajlarda var. Vahiy olmadan, akıl doğrulara ulaşamaz. Bediüzzaman Hazretleri şöyle ifade ediyor: "Nevi beşerde nübüvvüt beşerdeki hayırların fezlekesi ve esasıdır. Peygamberler olmasaydı medeniyetler olmazdı. Peygamberlerin mucizeleri ilmin hudutlarıdır."

Prof. Faris Kaya'nın hizmeti büyüktür. İnsan yukarıdaki faaliyetlere bakıyor da sempozyum hizmetlerinin bilhassa Risale-i Nur'un ve Bediüzzaman'ın yeryüzüne ilan edildiğini anlıyor. Hem de insan bu sempozyumlarda bütün Risale-i Nur okuyucularının nasıl da aynı dava etrafında kenetlendiğini görüyor. Bunların hizmet birimleri ayrı ayrı da olsa o kutsi ve yüce davalarında nasıl da ittifak ettiklerini görüyor. Hizmette birbirlerini nasıl da desteklediklerini anlıyor. Demek ki büyük davaların birleştiricilik yönü debüyük oluyor. Bu davanın büyükleri de büyük hizmet görüyor.

Ne mutlu bu asırda, küfr-ü mutlakı insanların damarlarına zerk eden bir anlayışa karşı Kur'an hizmetine gönül verip bu asır insanlarını imansızlık çukurlarından kurtarıp iman deryasında yüzdürenlere.

Bu dava büyük bir dava.

Bu davaya gönül verenler de büyük insanlar.

Onların hizmetleri de büyük.

Onların toplantıları da önemli.

İşte böyle ulvi bir davanın büyük bir kahramanı olan Prof. Faris Kaya'nın köylümüz olması da büyük bir iftihar vesilesi. Erzurum'un Hınıs İlçesi'nin Göller Köyü şanslı bir köy. İşte böyle bir kısım insanlar vardır ki sadece kendisini ve ailesini değil; doğduğu köyü, yaşadığı ilçeyi ve ili, hatta ülkeyi de şereflendirir. Hatta küre-i arz bile onunla iftihar eder.

Onunla,

Onun gibi olan bütün nur kahramanlarıyla,

Risale-i Nur okuyan herkesle

Ve bütün Müslüman kardeşlerimizle iftihar ediyoruz.

Allah emsallerini çoğaltsın. Âmin.

Değerli hocamız Prof. Faris Kaya'nın hizmetine ne tam vakıfız ne de onu tam anlatacak durumdayız. Biz sadece denizden bir katre, güneşten bir lema misali görüp tanıdığımız kadarıyla anlatmaya çalıştık. Bu anlattıklarımıza şunları da eklemek isteriz:

1. Çocukluğundan itibaren cevval, faal, aktif bir insan.

2. Kendi alanında dünyada söz sahibi bir akademisyen.

3. Tatlı dilli, hoşsohbet kibar bir beyefendi.

4. Birkaç yabancı dil bilen ve o dilleri Risale-i Nur hizmetinde kullanan bir ehl-i hizmet ağabey.

5. Gençliği itibariyle Erzurum kültürü almış ve Kırkıncı Hoca'nın dershanelerinde kalmış bir Nur talebesi.

6. İstanbul'da Üstat Bediüzzaman'ın talebelerinden Fırıncı Ağabeyle birlikte hizmet eden bir dava adamı.

7. Bu kutsi hizmette Allah'ın, "Bediüzzaman Sempozyumları"nda istihdam ettiği zat.

8. Yüzünden tebessüm eksik olmayan bir ehl-i muhabbet.

9. Cemaat organizasyonunu, sevk ve idareyi iyi yapan bir organizatör.

10. Bütün zamanını hizmette geçiren bir fedakâr.

11. Organizasyonunu yaptığı sempozyumlar vesilesi ile Risale-i Nur okuyan herkesi birleştirip kaynaştırmaya vesile olan bir nur talebesi.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR “UMMAN”

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR  “UMMAN”

Kitaplar, insanların ufuklarını açmada ve terakki hususunda hayatın temel unsurlarındandır. F

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

İsmi gibi cismi de kâmildi, güzel ahlakın kemalinde bulunuyordu. Mütebessim bir çehreye sahipt

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı H

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

Doksan sene bereketli bir ömür yaşayan, Ümmet-i Muhammed’in dirayetli bir allamesi, nur cemaat

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

Yıl 1982. Mayıs'ın sonları. Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. 6 yaşlarında ciğerpar

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

Rasulullah Efendimiz buyurmuş: “Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hâkim olacaktır.”(Bkz.

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

Nam-ı diğer Kırkıncı Hoca… Kırkıncı Hoca, ilmî cesaret, münazara, cihat, Risale-i Nur ve

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

Tam kırk altı sene evvel haftalık “İttihad” gazetesinde neşredilen bu yazı, merhum Mustafa

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

Geçtiğimiz Çarşamba günü büyük bir âlimimizin vefatıyla sarsıldık. “Şarkın bilgesi

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

Said Özdemir Ağabey… Nam-ı diğer Tillolu Said… Hayatını Kur’an’a ve imana vakfeden bir

HINISLI FAHRETTİN HOCA

HINISLI FAHRETTİN HOCA

Fahrettin hoca, iyi bir Arapça eğitimi almış, âlim ve fazıl bir zattır. Uzun yıllar Hınıs

Kim Allah'a güvenip dayanırsa, Allah ona yeter.

Talak,3

GÜNÜN HADİSİ

“Âdemoğlu, kurban bayramı gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir amelle Allâh’a yaklaşabilmiş değildir.

İ. Mâlik, Muvatta’, Kur’an 24; Tirmizî, Edâhî, 1; İbn-i Mâce, Edâhî, 3)

TARİHTE BU HAFTA

-İbn-i Batuta'nın Vefatı(24 Şubat 1369) -Malcolm X'in Vefatı(25 Şubat 1965) -Tarık Buğra Vefat Etti.(28 Şubat 1994) -Buhari'nin Vefatı(2 Mart 869)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI