Cevaplar.Org casino maxi

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-2

Yumrukla bir insanın İslâm'a geldiği görülmüş değildir... "Ulan, buraya gel! Ya müslüman olursun; ya da, bir yumruk atarım, burnunu dağıtırım!.. Burnunu kanatırım. Otuz iki dişini eline veririm. Şöyle yaparım, böyle yaparım..." Böyle bir yolla bir kimsenin müslüman olduğu, görülmüş değildir muhterem kardeşlerim


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2013-09-30 08:05:36

Yumrukla bir insanın İslâm'a geldiği görülmüş değildir... "Ulan, buraya gel! Ya müslüman olursun; ya da, bir yumruk atarım, burnunu dağıtırım!.. Burnunu kanatırım. Otuz iki dişini eline veririm. Şöyle yaparım, böyle yaparım..." Böyle bir yolla bir kimsenin müslüman olduğu, görülmüş değildir muhterem kardeşlerim. 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Karşındaki insanı sevmeyi öğreneceksin. Sevilecek tarafını bulacaksın. Optimist olacaksın, iyimser olacaksın... 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Her insanın dikeni vardır, gülü vardır. Gülünü göreceksin, ordan seveceksin... "Dikenini sev!" demiyoruz. "Dikenini medh et, dalkavukluk et!" demiyoruz. 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Sevdin mi yakalarsın bir insanı... Sevgi her şeyi halleder. 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Her biriniz İslâm için, kendinizin dünyada kalmış tek adam olduğunuzu düşünün... Robinson Crosue'nin adaya düşüp de, orada tek başına kaldığı gibi; İslâm'ı senden başka kalkındıracak başka insan kalmadığını düşün... Yapabildiğin imkânlarla, İslâm'a hizmet etmeye çalış. Ama, bu arada senin gibi aynı hedefe yürüyen başka insanlar varsa; onlarla da işbirliği yap!.. Yapmıyorsa, silkele at be!.. Sen onu sırtında taşımak zorunda mısın?.. Beni sırtında taşımak zorunda mısın?.. Kimse kimseye hürriyetini vermesin!.. Hürriyet aziz şeydir. İnsan, ancak Allah'a kul olur. 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Toplumun en uyanık insanları, basınla ilgili olan insanlardır. Çünkü basın, hayat demektir. 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Haberleşme çok önemlidir. Birbirinden haberi olmayan insanları fena aldatırlar. Fenâ yenerler... Bizim Suud'dan haberimiz olmalı... Endonezya'dan, Malezya'dan haberimiz olmalı... Rusya'dan, Almanya'dan haberimiz olmalı... Amerika'dan haberimiz olmalı... Bu da basınla olur. En önemli araç, İslâm'a en güzel hizmet vasıtası basındır. Onun için, buna önem verelim! 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Tek şahsa bağlı olan faaliyetleri, doğru faaliyet görmüyorum. Bir kişiye bağlı olmamalı... Onun için, böyle sivri başlar üretmeyi de uygun görmüyorum. Kovana bakan, arılara bakan bakıcı, kovanda teşekkül eden arı beyi memelerini kopartır. Neden?.. Arı beyi ordan çıktı mı, kovanı böler götürür başka tarafa... Bir oğul verir, toplar başka yere götürür; kovanı böler. O bakımdan süper insanları da sevmiyorum. Çok kabiliyetli, çok kaliteli, bilmem ne, filân... Süper insanların, büyük tehlikeleri vardır. Süper insan biraz mağrur olur, kibirli olur. Bize normal insan lâzım... Bize normal eleman lâzım... Bize tabii eleman lâzım; her haliyle beşer olan, beşer hasletli... 5 Mayıs 1990 – İSTANBUL

Bizim içimizde kraldan fazla kralcılar vardır. Buna da şaşmamak lâzım; çünkü, heterojen bir bünyeye sahibiz. Asırlar boyu imparatorluk olarak yaşadığımız için, her çeşit insan gelmiş. Tahlil etmek lâzım: "Bu insan kimdir? Niye böyle bu kadar ters hareket ediyor?.." İnsanları tahlil edin!.. Evet, ırkçı değiliz ama, insanların soyunu sopunu bir araştırın!.. Padişahlarımız araştırmışlar, yedi nesil sağlam olmasına dikkat etmişler; bir oyuna gelmemek için. Bugün emperyalizm ajanını belki ilkokuldan seçiyor!.. Belki ortaokuldan seçiyor, öyle yetiştiriyor!.. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Emperyalizm menfaatlerini tesadüflere bırakmıyor, seçimlere bırakmıyor!.. Yâni, lâlettayin insanların üstüne baskı yapalım da, şöyle edelim, böyle edelim... Ona bırakmıyor; yetiştiriyor elemanını, hazırlıyor. Demin söylediğim önceden planlama yoluyla, 20 yıl sonra kimin nereye geçeceğini, her halde tahminen veya ta'yinen kararlaştırıyor. Ondan sonra, onun olması için çalışıyor... Tabii, bir kaç alternatif de üretiyor..9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Müslümanlar, fikir farklarına rağmen işbirliği yapmasını öğrenmek mecburiyetindedirler, zorundadırlar!.. Ben anlamıyorum, "Ümmet-i Muhammed diye koca cihana yayılmış bir milyarlık ümmetiz." diyoruz; Türkiye içindeki müslüman gruplar birbirlerinden --suyla zeytinyağının imtizâc etmediği gibi-- ayrı duruyorlar. Şişeye koysan, birisi altta birisi üstte kalıyor; imtizâc etmiyor. Böyle olmayacak; suyun içindeki şeker gibi olacak, eriyecek, her tarafa yayılacak. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Bana Niğde'de, "Türkiye Gazetesi hakkında ne dersiniz?" demişler; "Müslüman kardeşlerimizin bir faaliyetidir; Allah yardımcı olsun, doğru şeyler yaptırsın!" demişim. Niçin böyle demişim?.. Gıybet etmeyelim diye, aleyhte konuşmayalım diye... Arkamızdan dedi-kodu etmişler: "Efendim, filânca kötü zümrenin gazetesini medhetti, filanca tarafı kötüledi..." filân diye. Hayır! Ben yaraları sarmaya çalışıyorum, kimseye özel medhiye çıkarmak niyetinde değilim! Allah huzurunda beni vebal altına sokacak, bir gülücükten bile korkarım! Allah'ın sevmediği bir insana, sözümün arasında sürç-ü lisân ile, "Efendim!" kelimesini kullanmaktan vallahi korkuyorum!.. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Müslümanları, kardeş olduklarını hatırlamaya davet ediyorum!.. Süleymancı: Kur'an kurslarına yardım etmek isteyen kardeşlerimiz... Ne var?.. Kusurları var... Benim de var, senin de var. Sen onun kusurlarını ararsan, o da bir liste senin kusurlarını çıkarır. Nurcu... Efendim şöyleymiş de, böyleymiş de... Canım, o sana ait değil. Falanca grup, filanca grup, şu tekke, bu dergâh... Hayır! Müslümanlar birlik ve beraberlik içinde olacak!... 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Birazcık İslâm'a hizmet devri geçmiştir. Azıcık, birazcık da İslâm'a hizmet edeyim; şöyle yemeğin üstüne birazcık tuz gibi, birazcık baharat filan gibi... Hayır, öyle değil! Tüm mesaisiyle, tüm çalışmasıyla, tüm mesleği ile İslâm'a hizmet edecek; birazcık dünyalık çalışmaya pay ayıracak... Asıl çalışması İslâm'a hizmet olacak; birazcık da --şairin dediği gibi-- viran olası hanede evlâd ü iyal olduğu için, dünyalık çalışacak... Hammallık yapacak, --bizim Ömer Okçu (Hekimoğlu İsmail) kardeşimizin Minyeli Abdullah'ta anlattığı gibi-- istasyonda yük taşıyacak, talebe okutacak... !... 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Allah bizden şu anda canımızı istemiyor!.. Şu anda Allah bizden mesâimizi istiyor, gayretimizi istiyor, basiretimizi istiyor, tefekkürümüzü istiyor, işbirliğimizi istiyor, iş yapabilme kabiliyetimizi istiyor. Önümüzde bâkir, fethedilmemiş hizmet sahaları var. Bomboş, fethedilmemiş hizmet alemleri var, hizmet dünyaları var; ona çalışacağız. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Onun için, bir insanın şimdiki haline bakmayacaksıız; onun içindeki iman potansiyeline bakacaksınız. Bir kâfirin şu andaki haline bakmayacaksınız; onun potansiyel olarak müslüman olma ihtimali olduğuna bakacaksınız. Onun için, ona da centilmence davranacaksınız... Ona da İslâm'ın güzelliğini göstereceksiniz... Ona da, ahlâk-ı İslâmiye'nin ne kadar derin olduğunu anlatacak jestlerde bulunacaksınız. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Amerika'da bir kitap görmüştüm, Amerikan ekonomistleri feryad ediyorlar: "Amerika Japonya'nın gizli istilâsı altında; şu kadar sene sonra tamamen Japonlar hakim olacaklar Amerika'da her şeye!.." diyorlar. Bu, bilimsel savaşın Japonlar tarafından kazanılmasıdır. İkinci Cihan Harbi'nde, atom bombasının karşısında yenilen Japonya'nın, şu kadar zaman sonra, kendisini yenmiş olan milletin postunu yere sermesidir. Bu bilimsel çalışmayla olur. Biz de aynı yolu tutacağız. Yâni, bizim içimizden 1. sınıf bilim adamı çıkması lâzım!.. Hepimizin kendi sahamızda 1. sınıf mütehassıs olması lâzım!.. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Hocalar da az değildir yâni, Türkiye'de; fakat, İngilizce ben dahi konuşamam... Ben, güya profesörüm, imtihanlardan geçtik. Bir değil iki batı dilini de alnımızın akıyla geçtik... Terleyerek, hak ederek geçtik ama, konuşmak başka!.. Meselâ, ben şimdi Türkçe'yi konuşuyorum; İngilizceyi de böyle konuşabilmeli bir hoca!.. Yâni ayeti hadisi anlatabilmeli. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

İngilizce bilen hocalar olsun, cihanı fethederiz!.. Kimisini Brezilya'ya göndeririz, kimisini Avustralya'ya göndeririz, kimisini Birmanya'ya göndeririz, kimisini Nepal'e göndeririz; dünyaya hakim oluruz!.. Bu kadar kolay, dünya hakimiyetini kurmak... Dünya imparatorluğu kurmak, bu kadar kolay muhterem kardeşlerim!.. Hocamız çok... İmam-hatip okulları kıyamet gibi... İlâhiyat fakültelerinin adedi şu kadara çıktı. Ayrıca başka ülkelerde okuyup doktora yapan, bir sürü dindar kardeşimiz var... Ama, eksik yetiştirmişiz. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Benim bu sözlerim --ANAP'ı desteklemek filân gibi-- sakın yanlış yorumlanmasın!.. İcabında MÇP'yi desteklemek, icabında IDP'yi desteklemek, icabında SHP'yi desteklemek bilimsel bir şey olarak gerekebilir. Veyahut, SHP'nin içindeki falanca şahsı desteklemek gibi bir şey yapılabilir. Biz insanların faydasını, Allah'ın rızasını düşündüğümüz için; kazanmak esas olduğundan, yıkmak ve itmek işimiz olmadığından, kim müsbet tavır takınırsa onu desteklemeliyiz. Diyelim ki, başörtü konusunda SHP'den bir kimse, "Doğru, siz doğru söylüyorsunuz; böyle olması lâzım!" dese; onun yanına yanaşmalıyız, ondan istifade etmeye çalışmalıyız muhterem kardeşlerim!.. "Bizim partimiz Refah Partisi'dir. Binaenaleyh, başka bütün partilerle küsüz." gibi bir şey yanlış. Biraz daha geniş bir düşünce içinde olmak zorundayız. 9 Haziran 1990 – ADAPAZARI

Bizim yurtlarımızdan öğrenciler yetişti. O öğrenciler meslek sahibi oldu. O meslek sahibi kardeşlerimiz hizmete girdi. Diktiğimiz fidanlar meyve verdi elhamdülillah... Yâni bugün, şu salonda bulunan kardeşlerimizin simalarına bakıyorum, mazilerini düşünüyorum; elhamdülillah ki, öğrencilikten bu tarafa yetişmiş, şimdi hizmetin içinde en ağır yükü taşıyan kimseler olabiliyorlar. 24 Ocak 1992 AYVALIK

Artık Avrupa'nın, "Ben demokrasi havarisiyim!" sözüne kimsenin inanmaması lâzım... "İnsan haklarına saygılıyım!" sözünün yalan olduğunu bilmek lâzım... Onların nazarında her şeyin menfaatle, parayla, çıkarla ilgili olarak değerlendirildiğini herkesin öğrenmesi lâzım... . 24 Ocak 1992 AYVALIK

İlâhiyat fakültesinde doçent veya profesör, ama tasavvufu inkâr ediyor... Neden inkâr ediyorsun?.. Suud'da okumuş, Vehhâbî mezhebinden... Vehhabîlerin de kendi içinde tasavvufî ve mistik bir davranış var. O da yaptığı hareketi, Allah'ın rızasına uygun yapma duygusuyla hareket ediyor. Yâni, sen Vehhâbî bile değilsin!.. Senin hanımına bakılırsa, çocuğuna bakılırsa, yaşayışına bakılırsa, tavrına bakılırsa; sen onun gibi bile değilsin... 24 Ocak 1992 AYVALIK

Dün akşam plansız, habersiz, --sürpriz deniliyor-- şaşırtıcı bir çıkış da bizim kalblerimizi fethetti. Hanımefendiler tarafı, --doğrusu benim şahsen, o kadar heyecanlandım ki gözlerim yaşardı-- biz onlardan öyle bir şey istemiyorduk, beklemiyorduk, tahmin etmiyorduk ama, konuşmacı kardeşlerimiz dergilerden, yayının basının ehemmiyetinden bahsederken şevke gelmişler, gönle gelmişler; kimisi pırlanta yüzüğünü çıkartmış, kimisi bileziğini çıkartmış, kimisi kesesine davranmış... Allah razı olsun... Peygamber SAV Efendimizin Asr-ı Saadet'i aklıma geldi ki, Efendimizin bir konuşması üzerine, kadınların hepsi zînetlerini caminin ortasındaki sergiye atmışlar, toplamışlar... Sanki, Sahabe-i Kirâm'ın o hali, sanki Peygamber SAV devrinin o olayı, o sünneti burada yapılmış oldu. Çok çok teşekkür ederim. Bizi çok duygulandırdı bu davranış... Tabii erkekler de arkasından devam ettiler. 24 Ocak 1992 AYVALIK

Önümüzdeki yıllarda geçtiğimiz yılların, asırların rövanşını alacak durumda olabiliriz. . 26 Ocak 1992 AYVALIK

Çalışma mutluluk vesilesidir, muhterem kardeşlerim! Tembellik de mutsuzluk kaynağıdır. Çalışmanın hoş ve zevkli bir şey olduğunu, çalışan insan anlar ve o hoşluğu kaçırmamak için, uykusundan bile olur, rahatından bile olur... 26 Ocak 1992 AYVALIK

Demek ki sabr ü sebat etmek lâzım, devam etmek lâzım. Devam ettiğiniz zaman, daldaki ekşi koruk, bakarsın helva olmuştur. Nasıl helva oluyor, ekşi koruktan helva olur mu?.. Sabırla olur. Beklersin, koruk olgunlaşır; olgun, tatlı bir üzüm olur. Onu sıkarsın pekmez olur. Ondan sonra da yaparsın tatlı olur. "Sabırla koruk helva olur." dedikleri o. 26 Ocak 1992 AYVALIK

İşin merhaleleri vardır. "Step by step" (adım adım, derece derece) merhalelerden geçilir ve spekülatif çalışmanın bir faydası yoktur. Şartlarını yerine getirmeden yürüdüğünüz zaman, teşekkülatını tamamlamamış bir gelişme ilerde büyük çatırtıyla çöker. Elbette sabır ve sebat lâzım geliyor. 26 Ocak 1992 AYVALIK

Çin'de bile olsa ilmi alın ne demek?.. Gayr-i dinî olan ilimler de lâzım, hepsi lâzım. Ve, bir ilimde Müslümanlardan hiç bir temsilci ve hiç bir araştırıcı olmazsa, bütün müslümanlar vebal alırlar!.. Çünkü, oraya bir elemanlarını ayırmamışlar, göndermemişler. 26 Ocak 1992 AYVALIK

Muhakkak ki, ilimlerin en yükseği, Allah'ı bilme ilmidir, ma'rifetullah ilmidir amma, bugün artık acı tecrübelerle çok iyi olarak biliyoruz ki, ihmal edilen dünya bilgisi de, müslümanlara bir ahiret azabı sebebi olabiliyor!.. Bir müslüman ülkenin felaketine sebep oluyor, düşman karşısında hezimetine sebep oluyor; yıkılmasına, ezilmesine, zulme uğramasına sebep oluyor. Onun için, ilimlerin hepsi bizim için sevimlidir, sevgilidir, muhteremdir, baş tacıdır... Ben en son, yavaş yavaş böyle ekonomik ilimlere, iktisadî ilimlere daha çok önem vermeye başladım.  26 Ocak 1992 AYVALIK

Müslüman'a yakışan, yaptığı işi güzel yapmaktır, tekniğine uygun yapmaktır, en mükemmel yapmaktır. 26 Ocak 1992 AYVALIK

Bilgisayar kullanmayı öğrenin!.. Çünkü, süratle arayıp buluyorsun, tasnif etme imkânları oluyor... vs. Databanklara üye oluyorsunuz, ordan bilgiyi alıyorsunuz... Amerika'da bir yere bağlanıyorsunuz, oranın kütüphanesinden istediğiniz neşriyatı, evinizdeki ekrana getirmek mümkün oluyor... Bugün çok güzel bir şey!.. Ben eskiden, kütüphaneler niye beşte kapanıyor diye kahrolurdum. Çünkü, dört buçukta adam gözümün içine bakmaya başlardı. Beşe çeyrek kala, "Lütfen hocam, kitabı verir misiniz?" derdi; saat beşte kapanacak diye... Ben de sabah akşam oraya gidiyordum. Bir sohbet açsak, iki dakikam kaybolsa üzülürdüm... filân. Eh evinde, ekrandan istediğin bilgi gelecek karşına... Çok güzel bir şey. 26 Ocak 1992 AYVALIK

Yöneticilere karşı sevgi-samîmiyet, dalkavukluk demek değildir. Samîmî olan bir baba, oğluna acı da söyler. Dost acı söyler, düşman güldürür. İcabında tenkid edersin ama, severek tenkit ettin mi, karşı taraf kabul eder. Kızarak, bağırarak doğru bir sözü söyledin mi, karşı taraf reaksiyon gösterecek bir şey bulur; kabul etmemek için bir çare bulur. 26 Ocak 1992 AYVALIK

Demek ki, iyi ahlâk karşılıksız bir davranıştır. Yâni, iyiliğe iyilikle muamele etmek herkesin işi de; iyi ahlâk, kötüye iyi davranmak, kötülüğe iyilikle muamele etmektir. 26 Ocak 1992 AYVALIK

Nâkıs bir müslüman, müslümanların hem yüz karasıdır, hem ayak bağıdır, hem yolunun tıkacıdır, yolunun seddidir... 26 Ocak 1992 AYVALIK

Anlaşılıyor ki, müslümanın müslümanı sevmesi ibadetlerin --ama, bizim alıştığımız tarzdaki ibadetler değil de, İmam-ı Gazalî (Rh.A.) in ifadesiyle, "âdet tarzındaki ibadetler" in-- en sevaplılarındandır. Çünkü, bir müslümanın bütün hayatı ibadettir... Niyeti halis olursa, bir müslümanın bütün hayatı ibadettir; hattâ, uykusu ibadettir!.. Uykusu sünnet-i seniyyeye uygunsa, uykusu rıza-i Bâri'ye uygunsa, uykusu iyi bir niyete dayanıyorsa, uykusu da ibadettir... Yemesi içmesi de ibadettir, ziyareti de ibadettir, ahbaplığı da ibadettir, arkadaşlığı da ibadettir. 15 Mart 1992-Ankara

Ben bunu bizim mehdici kardeşlerimize her zaman söylerdim. "Mehdi çıktı, Mehdi çıkacak... Suriye'deymiş, Irak'taymış, Mekke'deymiş... Şu yaştaymış, şu günde doğmuş... Görüşenler olmuş..." vs. Yahu, Mehdi çıkacak, kıyamet olayları başlayacak diye heyecanlanıyorsun, biliyorum ama senin küçük kıyametin başında dönüp duruyor... Yâni, sen öldün mü, Mehdi'yi bile bekleyemezsin... Onun için, ölüme hazırlanın diye onlara lâtîfe ediyordum. . 15 Mart 1992-Ankara

Amma, İslâm düşmanları İslâm âlemini öyle belâlara sarmışlar ki, --kardeşlerim bana darılmasın-- bu salonda bile bir çok insan, kendi sıhhatinin aleyhinde harıl harıl, para verip çalışıyordur... Sigara alıyordur, sigara içiyordur. Eski evleri bilirsiniz, soba borularını iyi takamazlar da, eğri büğrü olduğu zaman, çatlak yerinden zifir damlar yere... Oraya bir teneke koyarlar, onun içine damlasın diye. Çünkü halıya damladı mı, lekesi çıkmaz. Berbat bir şeydir zifir... Şimdi, sigara içen o zifiri içine alıyor. Yâni, sen orada o zifiri biriktirip de o kupadan içecek misin?.. Yok, içmem hocam!.. E işte, o işi sen yavaş yavaş yapıyorsun... Sen yudum yudum sigara içerken, yavaş yavaş zifiri ciğerlerine dolduruyorsun... Damarlarına, damarları tıkayacak malzemeyi dolduruyorsun... Kendi sıhhatine suikast ediyorsun, yavaş yavaş öldürüyorsun kendini... Olmaz!.. 15 Mart 1992-Ankara

-Devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÖMER ZİYAÜDDİN DAĞISTANİ’DEN NÜKTELER VE İZAHLAR

ÖMER ZİYAÜDDİN DAĞISTANİ’DEN NÜKTELER VE İZAHLAR

Merhum Müderris Ömer Ziyaûddin Efendi'nin (1849-1925) Sahîh-i Buharî'yi ihtisar edip sonra dili

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-7

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-7

M. Şimşek: Muhterem hocam! Yayınladığınız eserlerinizden bahsedecek olursak, hangi alanlarda

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-6

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-6

M. Şimşek: Buhârî ve Müslim de uydurma hadis olduğunu iddia edenler var. İnsaflı olanlar zay

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-5

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-5

M. Şimşek: Muhterem hocam! Hadis usulüyle ilgili muasır dönemde, kısmen Mısırda ve ülkemizd

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-4

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-4

M. Şimşek: Hadis’in diğer İslam ilimleriyle münasebeti konusunda neler söylemek istersiniz?

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-3

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-3

M. Şimşek: Önceki dönemlerde medreselerde hiç yok iken, şimdi talebe hem hadis usulü okuyor,

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-2

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-2

M. Şimşek: Muhterem hocam! Biz, sizinle ilgili şöyle bir durumdan haberdarız. Medrese eğitimin

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-1

SEYDA M. SALİH EKİNCİ HOCAEFENDİ İLE İLİM SERÜVENİ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli hocamız Salih Ekinci efendi ile geçen aylarda yaptığımız

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-19

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-19

Cüz'î bir tefekkürle hemen anlarız ki, Müslümanların toplu refahı, ilerleme ve yükselmesi,

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-18

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-18

Arapça'da azamet nunu denilir, nun harfi vardır. Fiil sîgalarının baş tarafına geldiği zama

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-17

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN BİR GÜLDESTE-17

Bir hadisi şerif var; çok seviyorum ve çok konu ediniyorum, konuşmalarımda zikrediyorum bu hadi

İman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.

Hac, 50

GÜNÜN HADİSİ

Alî b. Ebî Tâlib (r.a.)'dan :

"Benim ağzımdan yalan uydurmayınız. Her kim benim ağzımdan yalan söylerse Cehennem'deki yerine hazırlansın."

TARİHTE BU HAFTA

*Abdülkadir Geylani hazretlerinin vefatı 17 Temmuz 1163 *Kıbrıs barış harekatı 20 Temmuz 1974 *Aya ilk insan ayağının basması 21 Temmuz 1969

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI