Cevaplar.Org

PROFESÖR ÂDEM TATLI-2

Yaratılış konusuyla ilgili ünlü kişilerle veya öğrencilerinizle ciddi tartışmalar yaşadınız mı? Varsa bununla ilgili bir hatıra anlatır mısınız? Cevap: Cenab-ı Hak nasip etti. Evrim ve yaratılışla ilgili pek çok üniversitede konferans vermek nasip oldu. Konferansların sonunda soru cevap kısmı da olduğu için çok değişik tarzda sorulara muhatap olunabiliyor. B


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2013-08-22 19:19:22

3. Husus:  Yaratılış konusuyla ilgili ünlü kişilerle veya öğrencilerinizle ciddi tartışmalar yaşadınız mı? Varsa bununla ilgili bir hatıra anlatır mısınız?

Cevap: Cenab-ı Hak nasip etti. Evrim ve yaratılışla ilgili pek çok üniversitede konferans vermek nasip oldu. Konferansların sonunda soru cevap kısmı da olduğu için çok değişik tarzda sorulara muhatap olunabiliyor. Burada konferanslardaki sorulardan değil de, öğrencilerle yaşadığım bir tanesine nakletmek isterim.

1980'li yılların ortalarıydı. Erzurum'da Ziraat Fakültesi öğrencilerine Botanik dersine girdim. Çıkışta öğrenciler insanın maymundan gelip gelmediğiyle ilgili soru sordular. 5-10 dakika içinde onlara insanın maymundan gelmediğini anlattım. Kanaatim geldi ki, konuyu tam anladılar. Gidiyordum ki, öğrencinin birisi; "Demek ki, insan maymundan gelmemiş. Ama bazıları da, insanın domuzdan geldiğini ileri sürüyor. Buna ne diyeceksiniz?" dedi. Anladım ki, metotta bir hata var. Çünkü domuzdan gelmediği ispat edilse, tarla faresinden geldiği iddiası ileri sürülecek. Yeryüzünde binlerce hayvan var. O zaman Bediüzzaman'ın, atomdan galaksilere kadar her şeyin Allah'ın tasarruf ve kudretinde olduğunu, hiçbir şeyin O'nun tasarrufu haricinde olmadığını, her nev'in bir Âdem babası olduğunu ifade eden beyanlarını hatırladım. Bundan sonra izahlarımda hep O'nun sonsuz, kudret ve iradesini nazara verdim.

Bir başka unutamadığım hatırayı da İstanbul'da Millî Eğitim Bakanlığı hizmet içi eğitim kursunda yaşadım. Bakanlık, her sene öğretmenleri, ortalama bir aylık hizmet içi eğitime tabi tutarak, onların kendi dallarında bilgilerinin yenilenmelerini sağlıyor. 1986 Yılı Temmuz ayında, İstanbul Galatasaray lisesinde, öğretmenlerin hizmet içi eğitim kursu vardı. Eğitimcilerin arasında bizi de davet etmişlerdi. Ben o zaman doçenttim. Sınıfta 40-45 öğretmen vardı. Canlıların evriminden bahsediyordum. "Kurbağa Kurbağadan, balık da balıktan olmuştur. Yoksa balık kurbağaya dönüşmemiştir" dedim. Bir bayan öğretmen el kaldırdı ve "Peki, öğrenci bize sorsa ki, kurbağayı kim yarattı? Ne diyeceğiz?" dedi. İsmini sordum. "Binnur" dedi.

Bu durumda ne yapmam gerektiğini düşündüm. Bediüzaman'ın Tabiat Risalesi'ndeki yaratılışla ilgili, ihtimallerini hatırladım.

Öğretmenlerden birisinin tahtaya çıkmasını istedim. Ona tahtaya bu hanımefendinin ismini yazmasını söyledim. Sonra Binnur'a dönerek,

-Hanımefendi, biz içeriye girdiğimiz zaman baktık ki, sizin bu isminiz tahtaya yazılmış. Bunu kimin yazdığını da bilmiyoruz. Şimdi nasıl yazılmış olabileceğinin ihtimallerini araştıralım. Bu ihtimalleri tahtaya yazalım:

1-Bu isim kendi kendine olmuştur.

2-Tabiat yazmıştır.

3-Sebepler yazmıştır.

4- İlim, irade ve kudret sahibi birisi yazmıştır.

1-Bu isim kendisi yokken, yok olan bir şey kendisini nasıl yazacak? Velev ki, şimdi var. Kendi kendini yazabileceğini kabul ediyor musunuz? Sınıfta hiç ses yok.

2-Sizin bu isminizi, gökteki güneş, yerdeki toprak veya havadaki bulut mu, ya da bataklıktaki kurbağa mı yazdı? Tabiat dediğiniz şeyler bunlar değil mi?

3-Yoksa sizin isminizi, tebeşir, tahta gibi sebepler mi yazdı?

4-Görüyorsun ki, senin altı harfli ismin ancak, ilmi, iradesi ve kudreti olan bir insan tarafından yazılmış olmalıdır. Binnur Hanım, bak siz kendiniz de yazılmışsınız. Kalbiniz, mideniz, böbrekleriniz, gözünüz ve kafanız binlerce hücreden yazılmış. Şimdi bu senin ismin olan altı harfin yazılması için, ilim, irade ve kudret gerekirse, yüz trilyon hücreden yazılan senin de, sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi bir yaratıcın olması gerekmiyor mu?

Kabul edin ki, İstanbul'a öğrencileri gezmeye getirdiniz. Süleymaniye Camii"nin mimari özelliklerini onlara anlatıyorsunuz. Bir öğrenci size, bu eserin kime ait olduğunu soruyor. Siz ona; "Böyle bir ustayı ve yapanı sormak bilimsel değildir. Onun ustasını sorma. Bu gelişigüzel olmuş" deseniz, ne kadar ayıp olur. O zaman bu camiinin bir taş yığınından fazla bir manası kalmaz. Anadolu'da o kadar çok taş yığını var ki, o zaman öğrencileri buraya taş yığınını göstermek için mi getirdiniz? Demek ki, bu esere değer kazandıran ustası Mimar Sinan'dır ve siz bu eser üzerinden Mimar Sinan'ın değerini, ilmini ve ustalığının harikalığını anlatmaya çalışıyorsunuz.

İnsana ve kâinata mana ve değer kazandıran, onların ustalarının Allah oluşudur. Niçin Allah demekten korkuyorsunuz? Her şey, Allah'ın eseri olmakla bir mana kazanır. İnsan da Allah'ın çok harika ve son derece antika bir eseridir.

Bunun üzerine o bayan öğretmenin yanında bir erkek öğretmen arkadaşı ayağa kalktı; "Hocam, meseleyi öyle takdim ettiniz ki, daha diyecek bir şeyimiz kalmadı."dedi.

Yaratılış konusunda ilginç bir olay da, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) ile aramızda geçti. Olay 2005 yılında başladı. YÖK'e gönderilen imzasız bir dilekçede, 1992 yılında yazdığım "Evrim ve Yaratılış" kitabında ayet ve hadislere de yer verdiğime dikkat çekilerek, kitabın bilimsel olmadığı iddia ediliyordu. YÖK hakkımızda soruşturma başlattı ve bunu YÖK üyeleri huzurunda, 5 dakika içinde savunmamızı istedi. Yapılan savunma şu şekilde idi.

Yüksek Öğretim'in değerli üyeleri(1)

Hepinizi saygı ile selâmlıyorum.

Huzurunuza, yazdığım bir kitabı savunmak üzere gelmiş bulunuyorum.

-Bu kitapta ne yazdım ki, suçlu sandalyesinde oturtuldum?

Kitap hakkında hakem raporlarını ve soruşturmacı iddialarını okuyunca anladım ki, işlediğim suç o kadar büyük ki, idamım bile az görülüyor.

-Nedir bu suç?

Yazdığım, "Evrim ve Yaratılış" adlı kitapta; insan da dâhil, yeryüzündeki bütün varlıkların nasıl ortaya çıktığını ve günümüze nasıl ulaştığını ortaya koyan, insanlık tarihi boyunca ileri sürülmüş, görüş, düşünce ve değerlendirmelere yer vermişim.

-Konuyla alâkalı mevcut eserler yeterli olmadığından mı suçlu addediliyorum?

-Hayır. Tam tersi. Milattan önce 400'lü yıllarda Anaximander'le başlayıp 1860'lı yıllarda Darwin tarafından teori şeklinde düzenlenmiş olan, "Bütün canlıların tesadüfen balıktan türediği, bu üreme zinciri içerisinde insanın da atasının balık ve tarla faresine dayandığı" şeklindeki evrim görüşünün yanında, bu teoriyi tenkit eden düşüncelere yer vermiş olmamdı. Evrim teorisini sorgulayan görüşlere yer vermekle, öğrencilerin bu teoriye olan güvenini sarsıyordum. Dolayısıyla, öyle bir şekilde cezalandırılmalıydım ki, bundan sonraki gelenlere büyük bir ibret olsun. 

İşte konunun özeti budur.

-Peki, bu kitabı yeni mi yazdım? Hayır. On üç sene önce. 1992'de.

-İzin almadan mı yazdım? Hayır. Üniversite Yayın komisyonunun müsaadesiyle.

-Ders kitabı olarak takip ettim mi?

-Evet. Yardımcı ders kitabı olarak 12 sene takip ettim. Ders müfredatına göre konular öğrencilere paylaştırılıyor ve onlar, her türlü kaynaktan faydalanarak sınıfta konularını anlatıp tartışıyorlardı.

-İdarenin bundan haberi var mı?

-Evet, var. Her devre, eğitim ve öğretim öncesi, hangi dersi kimin okutacağı, dersin müfredatı ve tavsiye ettiği kaynaklar, bölümden başlamak üzere yönetim kurullarında görüşülür.

Yükseköğretim Kurumu, bu kitabı inceletmek üzere evrimci öğretim üyelerinden kurduğu heyet raporlarına istinaden, soruşturma başlatmakla, evrim teorisini savunur pozisyona düşmüştür. 

Şimdi bu değerli heyetin sayın üyelerinden sormak isterim:

Türk Yükseköğretimi'nin görevi, materyalist felsefeye dayalı 150 yıllık tartışmalı bir teorinin, kanun şeklinde kabulünü garanti altına almak mıdır? Bu nasıl fikir hürriyetidir? Bir teorinin dahi sorgulanmasına tahammül edemeyen bir Yükseköğretim Kurumu düşünülebilir mi? Evrim teorisi hakkında neyi yazıp neyi yazmayacağımızı, sınıfta neyi söyleyip neyi söylemeyeceğimizi, dünya literatürleri ışığında bu teorinin nasıl tartışılacağını YÖK tayin edecekse, idam sandalyesine oturtulmamak için, bunu bilmek hakkımızdır.

Biz, Yükseköğretim Kurumu'nu, bir teorinin dahi tartışılmasını en ağır şekilde cezalandırmak isteyen bir müessese olarak değil, Batı dünyasında olduğu gibi, rüştüne ermiş bir gencin her türlü fikir ve düşünce kaynağına ulaşabileceği, onları serbestçe tartışıp değerlendirebileceği ortamı hazırlayan bir teşkilat olarak görmek istiyoruz.

Bir fikir kitabının, heyet huzurunda mahkeme edildiğini, Galile devri hariç, insanlık tarihi göstermiyor. Galile'yi muhakeme eden heyet, din adına sorgulamayı yapıyordu. Şimdi de bir teoriyi müdafaa için yapılıyor.

 "Darwin Tanrı, ben onun peygamberiyim" demem isteniyorsa, yanlış kapı çalınmıştır. Dün Galile'yi yargılayan heyet, nasıl vicdanlarda mahkûm oldu ise, bu kitabı yasaklayanlar da, tarih huzurunda mahkûm olacaktır. Bu kitabı mahkûm etmek isteyenlere üzülerek belirtmek isterim ki, insanlık tarihi, fikir ve düşünceleri yasaklayanların muvaffakiyetini göstermiyor. 

Yaratılış ve evrim konularının nasıl ve hangi ölçülerde tartışılması gerektiğine, ilmi olup olmadığına, mahkeme heyeti değil, bırakınız bir ilmin kendi yargılama sistemi ve değer ölçüleri içerisinde karar verilsin. Benim kitabımın ilmi olmadığını iddia edenler, bu konuda ilmi düşüncelerini yazsınlar. O zaman elbette bizim de bir diyeceğimiz olacaktır. Burada olduğu gibi, ilmin metotları içerisinde savunulamayan bazı teori ve düşüncelere YÖK alet edilmemelidir.

İlim dünyasında, bu ülkeyi, bir teorinin dahi tartışılamadığı bir yer olarak göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Türk Yükseköğretimi'ne bu kara sayfayı açanlar, tarih huzurunda her halde minnet ve şükranla anılmayacaklardır.

Bana isnat edilen suçlardan birisi de, evrimi tamamen Batı kaynaklarına göre değerlendirip tartışan "Evrimcilerin Yanılgıları" adlı bir broşürü sınıfta öğrencilere vermiş olmamdır.

-Ben öğrenciyi bu broşürden sorumlu tutmuş muyum? Hayır. Bazı öğrenciler, kitapçığın ismini bile hatırlamadığını, çünkü okumadığını söylüyor.

-Yasak eser midir? Hayır. Piyasada 7 senedir satılıyor.

-O halde bunun tek bir açıklaması olabilir. O da ilim düşmanlığıdır. Kitaba, okumaya, farklı düşüncelere tahammül edememedir(2).

Bu savunmadan sonra YÖK'ün hakkımda verdiği karar şöyledir:

16. 12. 2005 tarih ve 9 sayılı Yükseköğretim Yüksek Disiplin Kurulu Kararı:

"Prof. Dr. Âdem Tatlı'nın "Evolusyon" dersinin işleyişinde dini unsurlara yer verdiği, bunu da tamamen düşünce ve fikir özgürlüğüne bağladığı, ilgilinin düşüncesinin özel hayatı için geçerli olabileceği, bu düşüncenin akademik özgürlük ortamında bir kasıtla kullanılmaması gerektiği, adı geçenin kullandığı usulün akademik özgürlüğü kasıtla kullanma yönünde olduğu, "Evrim ve Yaratılış" eserini bu şartlandırmaya araç olarak kullandığı, Yükseköğretim kurumları Yönetici, Öğretim elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin 11/b-1 bendinde ifade edilen "Cumhuriyet'in niteliklerinden her hangi birini değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik eylemde bulunmak veya bu eylemleri desteklemek suretiyle kurumların huzur, sükûn ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak ya da bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek, yardımda bulunmak" disiplin suçunu işlediği (Dolayısıyla Kamu görevinden çıkarma cezası ile cezalandırılması gerektiği), ancak ilgilinin daha önce herhangi bir disiplin cezası almadığı dikkate alınarak Yükseköğretim kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliğinin "İyi halin değerlendirilmesi" başlıklı 16. maddesi hükmü uyarınca bir alt ceza olan "Görevden Çekilmiş Sayma" cezası ile cezalandırılmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir."

Bu görevden çekilmiş sayma, istifa etme manasında anlaşılıyor ve bir yıl görevden uzaklaştırılmış oluyorsunuz. Danıştay bizi haksız buldu ve cezayı onayladı. Biz de temyiz ettik. Danıştay daireler kurulunda görüşüldü. Şimdilerde oranın verdiği karar ise, bizim haklı olduğumuz yönünde çıktı.

4. Husus: Risale-i Nur hizmetlerinde ağabeylerle veya kardeşlerle ilgili farklı hatıralarınız var mı? Eskiden hangi zorluklarla dershanelerde kalınırdı? Yoksulluk, gurbet, vb.

Cevap 3-Ben dershanede kalmadığım için bilemiyorum. Dışarıdan görmekle bizzat yaşamak başka şeydir.

Burada Bayram Ağabeyle ilgili bir hatıramı nakletmek isterim. Muhtemelen 1990 Yılı idi. Konya'da Risale-i Nur hizmetini bilen birisi bir koyun kesip dershaneye getirmiş. Zili çalmış, üst kattan bir vakıf kardeşimiz bakmış ve "Biz alamayız. Üstadımızın istiğna düsturu var. Üstad, başkalarından karşılıksız bir şey almamış." Bunun üzerine o zat dönüp gitmiş. Tabiî hadise burada bitmedi. Çünkü onun kardeşi meşveret heyetindeydi. Bunu gündeme getirdi. Konu Bayram Ağabey'e intikal etti. O Konya'ya gelişinde o vakıf kardeşi çağırdı ve "Dershaneye geleni biz reddedemeyiz" dedi. "Siz Üstad'ın istiğna düsturunu yaşayabilirsiniz. Bu güzeldir. Bunun iki yolu vardı. Ya siz o etten yemezdiniz, ya da yer, karşılığı kadar parayı sadaka olarak verirdiniz" dedi.

5. Husus: Alanınızda birçok kitaba imza atmış yazarsınız. Bilhassa, Risale-i Nur hizmetini, ağabeyleri, hatıraları ve hizmetle ilgili diğer hususları yazmanın önemini anlatır mısınız?

Cevap: Risale-i Nur hizmeti cihan şümul bir hizmettir. Arkeolojik araştırmalarda bir iğne bulunması, orada yaşayan toplum için çok şey ifade eder. Aynı şekilde, Risale-i Nur'un neşri, yazılması, karşılaşılan güçlükler, özellikle yurt dışından gelecek araştırmacılar için çok önemlidir. Bu bakımdan, geçmişte yaşanmış hapishane hatıraları, gösterilen gayretler ve çekilen sıkıntıların nazara verilmesi çok önemlidir. Her şeyden önce, İslâm davasının her devirde kendine göre feragat ve fedakârlık gerektirdiğinin bilinmesi önemlidir.

Gençler, fıtratlarının gereği olarak, âlemlerinde bir kahraman seçip ona göre hayatlarını tanzim etmek isterler. Bizim onlara, İslâm davası adına, Risale-i Nur'da yapılan kahramanlıkları olduğu gibi takdim etmemiz gerekir. Bunun önemi çoktur.

Burada hem bir hatırayı yâd ve hem de bir hakikati ifade etmek isterim. Rahmetli Bayram Ağabey, Üstad'ın Isparta'daki evini tamir ettirecekti. Kendilerine, eski tahtaları, eski kilimi ve oda Üstad zamanında nasıl tanzim ve tefriş edilmişse, ona sadık kalınmasını müteaddit defalar ifade ettim. Her seferinde; "Kardeş, Üstad olsa, burada ders yapılmasını isterdi. Onun için biz burayı dershane yaparak, hizmete sunmak istiyoruz" dedi.

Hâlbuki dershane olarak her binayı tefriş edebilirsiniz. Ama yola bakan ve perde yerine gazete kâğıtları yapıştırılmış, dışarıda devriye görevi yapan polislere ara sıra bakmak için bazıları yağlanmış kâğıtlar olsa idi, bu hizmeti yeni tanıyanlara çok şeyler anlatacaktı.

Faslı bir yazar, Üstad'ın bakışını dikkate alarak, O'nun ruh dünyası ve davası hakkında bir kitap yazdı. Bize sıradan ve ehemmiyetsiz gelen bir hatıra, bir olay, başkalarına çok şeyler ifade edebilir. O bakımdan, Risale-i Nurla ilgili her hatırayı, yaşanmış her olayı önemli görüyorum.

Şaban Ağabey'in, Üstad Isparta'dan birkaç günlüğüne ayrılınca, dershaneyi bırakıp köyüne gitmesi, bunun üzerine Üstad'ın hemen geriye dönerek, "Ben burayı âlem-i İslam'ın medresesi kabul ediyorum. Buranın bir dakika boş kalmasına gönlüm razı olmuyor" şeklindeki hatırası, bütün dershanelerdeki vakıflar arasında bir düstur ittihaz edilmektedir.

Gerçekten Âdem Tatlı Hoca'mızın ifade ettiği, Üstad'ımızın eski hatıraları ve Hizmet-i Nuriye'nin eski merkezleri başka bir mana ifade ediyor. Çünkü arkadan gelen yeni nesil ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen yabancı insanlar elbette ki bu hizmetin nerelerde, kimlerle ve hangi şartlarda yapıldığını merak edeceklerdir. Zaten Üstat da Risale-i Nur'un bu eski hizmet mahallerini ve nesnelerini birçok ifadesinde çok ehemmiyetli bulduğunu şöyle dile getiriyor:

Bayram Yüksel Ağabey anlatıyor:

-Üstat Hazretleri, Menderes'e Ezan-ı Muhammediye'yi asliyetine çevirmesinden dolayı ehemmiyet verirdi ve "İslam Kahramanı" derdi. Çınar ağacı için de: "Menderes gelse çınar ağacını bana ver, buna mukabil Risale-i Nur'u bastırıp dünyaya dağıtacağım dese bir dalını dahi vermeyeceğim."derdi.

Yine Bayram Yüksel Ağabey anlatıyor:

-Barla'da Üstat Hazretlerinin oturduğu üstteki evdeydik. Ben çay bardaklarını ve bulaşıkları yıkarken, "Bu Barla'ya her zaman geliyoruz. Mahrumiyet yeridir, bazen aç kalıyoruz, kıymeti nedir?"diye hatırımdan geçer geçmez (ki Üstat Hazretleri arkada evrad ile meşgul oluyordu.) birden beni çağırdı ve: "Evladım Bayram! Bu Barla'yı kerih görme, Barla hakikaten ehemmiyetlidir. Cidden ehemmiyetlidir." Ve daha yüksek bir sesle: "Hakikaten ehemmiyetlidir. İnşallah ileride nurlanacak."dedi.

Hüsnü Bayramoğlu Ağabey anlatıyor:

-Üstat son zamanlarda Bala'da kırları gezdiriyor, Her gün bir risalenin te'lif edildiği ya bir ağaç altı, ya bir kaya üstü veya bir su kenarı olan mübarek kutsi mevkilere götürüyor, hizmetlerle ilgili dersler veriyordu.

Bütün yukarıdaki ifadeler, hem Risale-i Nur'ların yazıldığı mekânların, hem Üstad'ın yaşadığı yerlerin hem de hizmet yapılan yerlerin çok değerli olduğunu gösteriyor. Elbette ki bu değerleri hem Türkiye'deki hem de dünyadaki meraklılarına eski ihlaslı, sade ve samimi orijinal haliyle göstermek gerekiyor.

Âdem Tatlı Bey'in ne şahsiyetini ne de hizmetini tam anlatabilecek durumda değiliz; fakat dilimiz döndüğünce şu değerlendirmeleri yapsak uygun olur mu bilmem:

Âdem Tatlı Bey'in ne şahsiyetini ne de hizmetini tam anlatabilecek durumda değiliz; fakat dilimiz döndüğünce şu değerlendirmeleri yapsak uygun olur mu bilmem:

Efendi ve kibar bir insan.

Türkçe'yi iyi konuşan bir hatip.

Bilim alanında iyi bir akademisyen.

Biyoloji dalında muteber bir profesör.

Darwin Teorisi'nde gerçekleri söylemekten çekinmeyen cesur bir bilim adamı.

Türkiye'de lise ders kitaplarına Darvin Teorisi'nin yanında Yaratılış Teorisi'ni de koymaya vesile olan akademisyenlerden biri.

"Astragalus tatli" çiçeğini Erzurum'da bularak bilim dünyasına tanıtan araştırmacı.

Bilim dünyasında birçok makale, İnceleme, araştırma yayınlayan ilim adamı.

Alanında birçok seminer ve konferans veren bilim adamı.

10. Risale-i Nur'u hakkıyla okuyup anlayıp anlatan bir nur talebesi.

Risale-i Nur Hizmetleriyle ilgili araştırma, inceleme ve hatıra yazılmasının önemli olduğunu belirten ileri görüşlü bir Ağabey.

İbrahim Köse

https://twitter.com/CevaplarOrg

Dipnotlar

(1)Yükseköğretim Yüksek Disiplin Kurulu'nda YÖK Başkanlının riyasetinde 20 kişilik heyet huzurunda 16.12.2005 tarihli savunma.

(2)YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, kendilerine hakaret ettiğimi birkaç defa ifade etmiş ve konuşmamı kesmemi istemiştir. Ben de kendilerine hakaret etmediğimi, düşüncelerimi ifade ettiğimi beyan ettim. Konuşmanın burasında müdahale ederek savunmayı kestirmiştir. 8 sayfalık savunmanın ancak bu kadarı (iki sayfası) heyet huzurunda ifade edilebilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR “UMMAN”

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR  “UMMAN”

Kitaplar, insanların ufuklarını açmada ve terakki hususunda hayatın temel unsurlarındandır. F

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

İsmi gibi cismi de kâmildi, güzel ahlakın kemalinde bulunuyordu. Mütebessim bir çehreye sahipt

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı H

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

Doksan sene bereketli bir ömür yaşayan, Ümmet-i Muhammed’in dirayetli bir allamesi, nur cemaat

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

Yıl 1982. Mayıs'ın sonları. Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. 6 yaşlarında ciğerpar

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

Rasulullah Efendimiz buyurmuş: “Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hâkim olacaktır.”(Bkz.

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

Nam-ı diğer Kırkıncı Hoca… Kırkıncı Hoca, ilmî cesaret, münazara, cihat, Risale-i Nur ve

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

Tam kırk altı sene evvel haftalık “İttihad” gazetesinde neşredilen bu yazı, merhum Mustafa

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

Geçtiğimiz Çarşamba günü büyük bir âlimimizin vefatıyla sarsıldık. “Şarkın bilgesi

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

Said Özdemir Ağabey… Nam-ı diğer Tillolu Said… Hayatını Kur’an’a ve imana vakfeden bir

HINISLI FAHRETTİN HOCA

HINISLI FAHRETTİN HOCA

Fahrettin hoca, iyi bir Arapça eğitimi almış, âlim ve fazıl bir zattır. Uzun yıllar Hınıs

Gökleri ve yeri yaratan, bunları yaratmakla yorulmayan Allah'ın ölüleri diriltmeye de gücünün yeteceğini düşünmezler mi? Evet O, herşeye kadirdir.

Ahkaf, 33

GÜNÜN HADİSİ

"Kelimetan hafifetan alellisan. Sakiyleten filmizan. Habiybetan ilerrahman: Subhanellahi ve bi hamdihi, subhanellahi'l-azim."

"İki kelime vardır ki, dile hafif, mizanda ağırdırlar: Sübhanellahi ve bi hamdihi, sübhanellahi'l-azim." (Buhari, Deavat: 11/175)

TARİHTE BU HAFTA

*Hac'da Tünel Faciası 1426 Ölü(2 Temmuz 1990) *Cezayir İstiklale Kavuştu(3 Temmuz 1962) *Barbaros Hayreddin Paşa Vefat Etti(4 Temmuz 1546) *İstanbul'da Matbaa Açılmasına Padişah İradesi(5 Temmuz 1727) *Mukaddes Emanetler Sultan Selim'e Teslim Edildi.

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI