Cevaplar.Org

AHMET NECİP FAZIL KISAKÜREK-3

VASİYETİNDEN: Bu yazımı; Necip Fazıl Kısakürek’in Vasiyetinden bazı satırlar, sonrası değerli yazar ve gazeteci Mehmet Cemal Çiftcigüzeli’nin bir yazısı ile bitirmek istiyorum:


Muzaffer Deligöz

info@muzafferdeligoz.com.tr

2013-05-14 16:15:54

VASİYETİNDEN:

Bu yazımı; Necip Fazıl Kısakürek'in Vasiyetinden bazı satırlar, sonrası değerli yazar ve gazeteci Mehmet Cemal Çiftcigüzeli'nin bir yazısı ile bitirmek istiyorum:

"…Nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah bilir. En büyük korkularımdan biri, nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir."

"Beni, ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi, İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz!"

"Cenazeme çiçek ve bando- mızıka gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa, ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum… Çiçekler çamura ve bando yüz geri koğuşuna…"

"Cenazemde, namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede, kim olursa olsun, kadın… Ve bilhassa, ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid'at" belirtici hiçbir şey!…"

"Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu, ne bu… Sadece Fatiha ve Kur'an…"

"Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak… Mevlid de istemem! Onu, uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur'an…"

"Şimdi sıra en büyük dileğimde… Müslümanlardan, Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa, şunları istiyorum: Her ferdin, herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın, benim için "Necip Fazıl'ın kaza borcuna karşılık" niyeti ile bir günlük (Beş vakit) namaz kılması ve yine bir gün oruç tutması… Mevtanın ardından, onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin, en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi… 70 bine dolması lazım… Bir de, üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri… Ölünceye dek, üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem de ne olacağını, nereye, hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. "Şey'en lillah" tabiriyle bana Allah için bir şey veriniz! Yardımınızı esirgemeyiniz!"

"Allah'ı, Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!… Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız!"

"Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından bir takım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız!"

Rahmetli bu vasiyetine uyan bir şiirinde şu mısraları yazmıştı.

Son günüm olmasın çelengim top arabam

Beni alıp götürsün tam dört inanmış adam

ARKA PLANDAKİ NECİP FAZIL

M.Cemal Çiftcigüzeli

Necip Fazıl Kısakürek'i önce "O ki O Yüzden Varız"la tanıdım. 1990′lı yılların yayınlarını düşünürseniz, baskı ve dizgisi oldukça kötü. Zaten estetik aramadığımız o neşriyatta formaları da bıçakla keserek sahifeler haline getirirdik. Kilis'e konferansa çağırdık. Geldi Üstad. (1963)

Önce nikâh salonu, sonra turistik lokanta olan yerde verdiği konferansta; aydın katsayısı yüksek olan kentte sahte kahramanlar, cüceler, devrim yobazları biçimindeki tespitleriyle düşündürdü; "ulu hakan" yahut "büyük vatan dostu" tiplemeleri alkışa boğuldu. Merak uyandırdı zihinlerde.

Bir öğrenci olarak ziyaretine gittim, İstanbul'da. Daha sonra da bağlantım sürdü. Sürekli ve istikrarlı yayınlanamayan Büyük Doğu ve kitaplan satır satır okunuyordu. Milli Türk Talebe Birliği'ni hep kendi evinden daha fazla önemsedi. Hiç parası olmadı. Para ayağının kiriydi. Ancak onsuz da yapılmıyordu.

Müdavimi olduğu İstanbul Lokantasında (Sirkeci) yemek ücretinden fazla bahşiş verdiğine şahit olmuşumdur. Sırtında yeni alınmış, "buharı üzerinde" henüz ütü izi bile kaybolmamış bir elbise görmedim. Eskimez eskilerini, klasiklerini sırtına geçiriyordu. Avrupai bir tarzı vardı giyimde. Özellikle de fuları, ayakkabısı ve kalemi.

Her hafta evine giderdim, bir grup arkadaşım ile. Bizleri ikramsız hiç göndermemiştir. Yemekleri ise "uşak"ı servis yapardı. Fransız marka çatal- kaşıkların yanındaki tabaklara. Bir hata yaptığında ise "ahmak" demesi bizi güldürürdü.

Erzurum'da Devlet Hastanesi bahçesinde beklerken bir de baktım (1969) önümde duran minibüsün sürücü mahallinde Üstad oturuyor. Kendinden önce gördüm. İndi. İlk sözü yine "ahmak" oldu.

Trabzon'a konferansa gitmiş. Sonrasında bir taksiyle Gümüşhane'ye doğru yola çıkmışlar. Aracın lastiği patlamış. Stepne de olmayınca, Üstad hem bu taksiyi tutanlara, hem sahibine çifte kavrulmuş "ahmak"lık yapıştırdı, durdu. Yoldan geçen Erzurum minibüsüne de bindirilerek uğurlanmış.

Prof. Şaban Karataş'a gittik birlikte. Duyurusuz bir konferans tertipledik aynı gün. Salon miting alanı gibiydi. Erzurum'un tek konferans salonu Halk Eğitimiydi. Geldiği kulaktan kulağa duyulunca, hemen dolmuş, hastalar bile yatak yorgan oraya gelmişti.

Erzurum'un valisinden, rektörüne, yöneticilerinden işadamlarına, gençlerine kadar herkes hem güldü, hem düşündü, hem alkışladı. MTTB nasıl Necip Fazıl'ın eviyse, Üstad'a göre muhafazakâr devlet yöneticileri de Büyük Doğru Mektebi'nin öğrencileriydi. Böyle bir itirafa başta Rektör Kemal Bıyıkoğlu alkış tuttu, Prof. Lütfi Ülkümen o yaşına rağmen ellerini avuç içi morarana kadar birbirine vurdu.

Üstad'ın kimseye "Üstad" dediği duyulmamıştır. Ancak ben yaşadım. Ord. Prof. Dr. eski İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay'ın vakfıyla bir kira işimiz olacaktı. Bahsettim. Hemen bir kart yazdı "Üstad" diye başlayarak. Büyük Doğu Mektebi'nin temsilcilerinden birine alâka istiyordu. Bunu görünce kiralamayı değil, söz konusu kartı saklamayı tercih ettim. Halâ arşivimde. Hem de el yazısıyla imzalanmış. (1)

Gedikpaşa'daki Büyük Doğu Kulübü'nde her gün toplanır, gündemi değerlendirir, görüşlerimizi alırdı. Son günlerinde yeniden dirilmekle eş anlamlı "ölümü" merak ediyordu.
Vefat ederken de "demek böyle ölünüyormuş" sözleriyle arayışını noktalarken her fani gibi "Her canlı ölümü mutlaka tadacaktır." gerçeğini yaşıyor, bıraktığı Büyük Doğu mirasıyla da ülkeyi ve insanımızı emzirmeyi sürdürüyor.

(Mehmet Cemal Çiftçigüzeli – Doğumunun 100. Yılında Necip Fazıl – Kültür Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Yayınları)

(1)Üstat, Kartımı getiren, Büyük Doğu gençliğinden kıymetli bir delikanlıdır. Sizin vakıfla alâkalı bir işi var… Lütuf beklerim. Necip Fazıl

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KURRA HAFIZ MEHMET GÜRGÜR HOCA EFENDİ (1937-2020 )

KURRA HAFIZ MEHMET GÜRGÜR HOCA EFENDİ (1937-2020 )

Mehmet GÜRGÜR Hoca Efendi 2 Mart 1937 yılında Dumlu Nahiyesine bağlı Akdağ köyünde dünyaya

ŞEYH MUHAMMED HAFİD (1928-2001)

ŞEYH MUHAMMED HAFİD  (1928-2001)

Şeyh Muhammed Hafid hazretleri, dedesi ‘Hazret’ namıyla bilinen Muhammed Ziyauddin hz.'nin ve

ABDULĞAFUR HAS EFENDİ(1936-2007)

ABDULĞAFUR HAS EFENDİ(1936-2007)

Abdulgafur HAS Hocaefendi 1936 yılında Çat ilçesi Babaderesi köyünde dünyaya geldi. Soyu sils

BABADERELİ SEYYİD AHMED EFENDİ(1890-1977)

BABADERELİ SEYYİD AHMED EFENDİ(1890-1977)

Babadereli Seyyid Ahmed Efendi, Seyyid Molla Resul Efendi’nin oğludur. 1890 yılında, ailesinin

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

1928 yılında Erzurum ili, Aziziye ilçesinin Güllüce(Eski ismi; Paşaki) köyünde doğdu.

MOLLA MUHAMMED CELALÎ

MOLLA MUHAMMED CELALÎ

On dokuzuncu asrın ikinci yarısında Bayazıt Sancağının önde gelen âlim ve müderrislerinde

MOLLA MUHAMMED KASORÎ

MOLLA MUHAMMED KASORÎ

Molla Muhammed Kasorî, Cumhuriyet döneminde Ağrı’da yetişen seçkin âlim ve mutasavvıflarda

MOLLA ABDÜLKADİR NADİR AZÎZÎ

MOLLA ABDÜLKADİR NADİR AZÎZÎ

{Ağrılı âlim ve mutasavvıf} Tam adı Abdülkadir Nadir b. Ali b. Şano b. Ali’dir. Ailesi

SEYDA MOLLA HASİP SEVEN (KS)(1917-1994)

SEYDA MOLLA HASİP SEVEN (KS)(1917-1994)

1917 yılında Siirt'in Kurtalan ilçesine bağlı, Zokayt (Kayabağlar) nahiyesinde dünyaya geldi.

MÜDERRİS MOLLA MUSA CELÂLÎ (GEÇİT) HOCA

MÜDERRİS MOLLA MUSA CELÂLÎ (GEÇİT) HOCA

Şeyh Ahmed-i Hânî çığırının devamcısı sayılan Molla Mahmûd-i Beyâzidî, Molla Muhammed

ŞEYH ASIM EFENDİ

ŞEYH ASIM EFENDİ

Şeyh Alauddin’in üçüncü oğlu olup, Hicri 1341 yılının Mart ayında Ohin’de dünyaya gel

Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.

Necm,28

GÜNÜN HADİSİ

İçinde Allah'ın anıldığı ev ile içinde Allah'ın anılmadığı ev diri ile ölüye benzer.

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*Hac'da Tünel Faciası 1426 Ölü(2 Temmuz 1990) *Cezayir İstiklale Kavuştu(3 Temmuz 1962) *Barbaros Hayreddin Paşa Vefat Etti(4 Temmuz 1546) *İstanbul'da Matbaa Açılmasına Padişah İradesi(5 Temmuz 1727) *Mukaddes Emanetler Sultan Selim'e Teslim Edildi.

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI