Cevaplar.Org

AĞRILI NUSRET HOCA-2

Necati Zamur Bey, yukarıdaki yazılı notlarının yanında bir de ses kaydı olan kaset verdi. Kasette Necati Bey’in, Nusret Hoca’mla yaptığı çok hususi bir mülakat var. Bu mülakatta Nusret Hoca’m her ne kadar: “Bu konuşma ikimizin arasında hususi bir konuşmadır” dese de, biz bu konuşmanın doğrudan doğruya Risale-i Nur hizmetinin özü ve esası olduğu kanaatine vardığımız için, bugün Risale-i Nur okuyan ve yarın Risale-i Nur okuyacak olan herkesin istifade edeceğini düşündüğümüz için neşrediyoruz. Hocamızın da bizi bağışlamasını ve hakkını helal etmesini istiyoruz.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2013-05-14 13:58:05

NECATİ ZAMUR'UN NUSRET HOCA'YA HUSUSİ SORULARI VE HOCA'NIN HUSUSİ DERSİ

Necati Zamur Bey, yukarıdaki yazılı notlarının yanında bir de ses kaydı olan kaset verdi. Kasette Necati Bey'in, Nusret Hoca'mla yaptığı çok hususi bir mülakat var. Bu mülakatta Nusret Hoca'm her ne kadar: "Bu konuşma ikimizin arasında hususi bir konuşmadır" dese de, biz bu konuşmanın doğrudan doğruya Risale-i Nur hizmetinin özü ve esası olduğu kanaatine vardığımız için, bugün Risale-i Nur okuyan ve yarın Risale-i Nur okuyacak olan herkesin istifade edeceğini düşündüğümüz için neşrediyoruz. Hocamızın da bizi bağışlamasını ve hakkını helal etmesini istiyoruz. Bu cesareti de Üstadımızın Sikke-i Tasdik-i Gaybi eserindeki şu ifadelerden alıyoruz:

Sekizinci Lem'a

Gavs-ı âzamın Hizbü'l-Kur'ân'a dair keramet-i gaybiyesidir. HAŞİYE

Şu risale içindeki imzalarla gösterildiği gibi, hizmet-i Kur'âniyedeki arkadaşlarıma iştirakim var. Bir kısmı, benim imzam iledir. Bir kısmı onların tasvip ve istihracıyla ve tasdikleriyle olduğundan, bana ait hizmetten fazla hisseyi, onların hatırı için sükût ile kabul ettim. Yoksa bu risalenin başında söylediğim gibi, bunda öyle bir hisse-i şerefe hakkım yoktur.

 ……….
Benim için bir nevi hodfuruşluk nev'inden olduğu için ehemmiyetli zarardır. Fakat o zararımı, o kudsî Üstadım ve arkadaşlarım hatırı için kabul ettim.

……….

HAŞİYE Üstadımızın şahsına sarihan işaret eden bu gibi gaybi keramet ve işaratın neşrini Üstadımız Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri arzu etmiyor. Fakat bizler düşündük ki; bu gibi delalet derecesinde olan gaybi işaretlerin ehl-i imanca bilinmesine bu zamanda kati lüzum ve ihtiyaç var. Buna binaen neşr ediyoruz.
Naşirler

Necati Zamur:

-Hocam, teyp hazır. Tamam Seyda, başlayabilirsiniz.

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَ الصَّلاَةُ وَ السَّلاَمُ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

Risale-i Nur, ahir zamana mahsus, i'caz-ı azam-ı Kur'an'dan telemmu etmiş beşer için hidayet-i âmmedir. Cenabı Allah bizi ve sizi ve bütün nur talebelerini Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtlerin şahs-ı manevisine layık kılsın.

Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtlerin şahsı manevisinin liyakatini bahsediyoruz. O liyakati kesb eden bir nur talebesi çok istifade eder. Risale-i Nur'un tefeyyüzatından hikmet ve hakikatinden marifeti kesbeder, arif-i billah olur.

Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtlerinin şahs-ı manevisinin liyakatini kesbetmese, Risale-i Nur'un füyuzatlarından hikmet ve hakikatlarından biraz mesafeli gidiliyor, o pek hoş olmuyor. En güzeli, en âlâsı, en ahseni; Risale-i Nur'u kendi ikliminde birinci derecede yaşatmak lazımdır ki şahs-ı maneviye liyakatini kesbetsin.

Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden hakikati azimesi ise doğrudan doğru bu noktaya dayanıyor. Risale-i Nur talebesi, Risale-i Nur'un manevi iklimini itikadında, ihlâsında daima birinci derecede yaşatmak lazımdır ki, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtlerin zümresine iltihak etsin.

Maneviyat ikliminde maddiyatı birinci derecede tutanlar, muhakkak Risale-i Nur'u müesseseleştirmek ve Risale-i Nur'u Üstadımızın meslek ve meşrebine muhalif, istiğna ve feragat düsturlarına muhalif -Cenab-ı Allah muhafaza buyursun- maddeye müteveccih götürmek isteyenler oluyor. O zaman dershanelerimiz otele dönüyor. İhlâs, sadakat, muhabbet, metanet tamamen zarar dide oluyor. Öyleleri hakikate müteveccih gidemez. Gidemiyor ve gitmediğini de görüyoruz. Cenabı Hak bizi ve sizi muhafaza buyursun. Yani bu anlamda çok dikkat etmek lazımdır.

Bakıyoruz, bir kısım Risale-i Nur'un müdebbir ünvanını almış, hem de öncü olduğunu zanneden kendine vakıf ünvanını takmış birileri var ki, onun ikliminde sadece madde hâkim olduğu için, bakıyoruz hizmeti de semeradar olmuyor. Öyle yerlerde dershaneler, medreseler, hizmet biraz tevakkuf durumuna giriyor. O müdebbirlerin ve o şahısların âlemlerinde Risale-i Nur birinci derecede yaşanmadığı için, madde hükümran olduğu için, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil edemedikleri için orada hizmet tevakkuf eder. Cenab-ı Hak bizi muhafaza etsin. Cenab-ı Hak Risale-i Nur hizmetine fütur vermesin.

Nur talebesi, nur camiasında herkese karşı kendini mütevazı suretiyle, yani gösteriş şekliyle mütevazılığı göstermek değil, gerçekten kendini herkesten daha aşağı, daha kıymetsiz, daha mücrim, daha müflis olduğunu müşahede etmesi lazım. Bir nur talebesi kendini mütekebbirane yüksekten bakmak gibi, hizmeti kendi şahsında görmek gibi haletlere girdiği anda velev daire içinde görünse de, hakikat muvacehesinde onun görünmesi sathi ve suridir. Onun hizmeti pek âli değil.. Çünkü ihlâs-ı tammeye müteveccihen hizmet ve akide, itikat ve sadakat, metanet ve muhabbet kanadını doğru götürmediğinden burada biraz korku vardır. Cenabı Allah bizi muhafaza buyursun.

Hakiki olarak bir nur talebesinin, gece gündüz her an manevi ikliminde Risale-i Nur'un cereyan etmesi lazımdır. Risale-i Nur'la uğraşması lazımdır. Eğer okumak, eğer mütalaa etmek, eğer ders okutturmak, eğer dersi dinlemek… Bununla da bitmiyor. Böyle yapsa da tamam değildir. Risale-i Nur okumuş olduğu dersleri, yani kanaat ve sadakat, metanet ve muhabbet, tesanüt ve tefani ve mahviyeti ruh dünyasında kazanmak lazımdır ki, Risale-i Nur orada semeradar olsun. Allah hizmetimizde bizi, sizi Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine layık kılsın. Son nefesimize kadar imanımızı daim kılsın.

Bir de şu husus vardır; Risale-i Nur dairesi bir camiadır. Bir cemaat-i azimedir. O cemaatin içinde küçük küçük cemaatler vardır. Hepsi tamamen bir cemaattir. O cemaatlerdeki şahısların meşrep farkı olabilir. Amma meslek, hedef bir olduğu için, onları da aynı kendisi gibi bir dava kardeşi olarak hizmetin başında bulunan ve ehl-i hizmet olduğunu hüsnü zan ile, onları öyle müşahede etmek lazımdır.

Aman aman: "Yani ben nurcuyum, öteki hâşâ bilmem böyledir. Yani isim vermek, "o falan cemaattedir, bizim cemaatimiz başkadır" gibi demek hatadır. Yalnız yine kendi meşrebini muhafaza etmek olabilir ki, inşallah o meşreb de Risale-i Nur'un meşreb-i kudsiye-yi Kuraniyesine mutabık olacak. Eğer ona mutabık olmak için gayret etmiş ise, inşallah mutabık olacak.

Allah'ın izniyle bir nur talebesinin ihlâs, itikad akide ciheti sarsılmaz. Çünkü bunlar ezeli mevhibe olduğu için onlar devam ediyor ve devam edecek. Kıyamete kadar değil, ebede kadar devam edecek. Bir nur talebesi ebede kadar bu nur ile uğraşacak, bu nur ile beraber olacak.

Cenabı Allah bizi ahirzamana mahsus zuhurata mebni, nüzulün sırr-ı hakikatına matuf, ahirzamanın eşrat-ı kıyameti hengâmında büyük bir vazife ile tavzif etmiştir. Onların yüzü hürmetine, Cenab-ı Allah bizi de onlardan eylesin.

Aman aman, hiçbir zaman maddi ciheti nazarınıza almayın. Maneviyatı nazarınıza alın. Bu cümleyi çok tekrar ediyorum. Maddi masrafların tasarrufatı ile manevi semerelerin istihsalini dengede tutmak Risale-i Nur hizmetinde, davasında çok mühim bir meseledir. Öyle yapmak lazımdır ki, hizmeti semeradar olsun.

Ama madde cihetinde üç katlı, beş katlı, yedi katlı dershaneler yaparsın, ama semereye bakar isen, maddi masarifin tasarrufu çok, ama bakıyorsun semere yok. Burada çok üzülmek lazımdır. Durum çok acıdır. Cenab-ı Hak muhafaza buyursun. Bunun hesabını vermek de çok zor.

Bir nur talebesi kendini hiç kimseden üstün görmeyecek. Vazife ve hizmet cihetiyle bir kutb-u azamdan çekinmeyecek. Mütezelillane değil müstağniyane onun elini öpüp, bu hakikatleri kutb-u azama dahi okuyacak, ona tebliğ edecek. Çünkü tebliğ etme vazifesi çok âlâ. Bir nur talebesi bu âli vazifesini bildikten sonra nefis cihetinde kendini herkesten aşağı görmesi Üstadımızın emridir. Bu emre mebni çok dikkat etmek lazımdır.

Bir nur talebesinin imanla kabre girmesi katiyetle hükümdür. Eğer remzi, eğer işari, eğer telmihi, eğer mana-yı sarihi cihetinde dahi bu hakikatler çok tebeyyün etmiştir. Nur talebesi iman ile kabre girecek, ama iman ile kabre girmek iki şarta bağlıdır; Biri kanaat, biri sadakat. Risale-i Nur'un kanaat ve sadakati ile mücehhez olan bir nur talebesi inşallah, ümit ederiz, iman ile kabre girecek.

Şimdi, dikkat edin, bir nur talebesi sefine-i hidayette bir hademedir, hademelerdir, çalışıyorlar, ümmet-i merhume bu asırdaki derya-yı dalalette sahil-i selamete çıkarmağa muvazzaf oldukları için, çok dikkat etmek lazımdır, sarsılmamak lazımdır. Çünkü muzır mânialar ve şeytanların hücumu hizmeti kudsiyede öne çıkacak, şeytanlar o hizmetin hadimleriyle çok uğraşacak. Onun için çok dikkat etmek lazımdır. Her nur talebesi son nefesine kadar davaya sadık kalmak lazımdır. Risale-i Nur davasında tasavvufta olduğu gibi bir şahsa merbutiyet değil, doğrudan doğruya Risale-i Nur'a ve onun şahs-ı manevisine müteveccihen bakacak ve davaya kanaat edecek. Aziz kardeşim, ben pek meramımı anlatamıyorum.

Necati Zamur:

- Seyda Risale-i Nur'un şahs-ı manevisi derken ne anlayacağız?

- Şöyle anlıyoruz. Risale-i Nur i'caz-ı azam-ı Kur'an'dan geldiği için, ahirzamandaki zuhurattır; Kur'an'ın zuhuratı. Bu ise ferdiyet makamının sırrı hakikatini nazara veriyor. Burada mehdiyet vücuda geliyor. Bu ise şahs-ı manevi dediğimiz bir hakikati nazarımıza veriyor.

Şahsi manevinin hakikati ise, doğrudan doğruya sırr-ı vahyin feyzinden telemmu eden bir hakikattir. Ahirzamandaki doğrudan doğruya âyât ve hadisten alınmış olduğu bir tavzif, bir vazife, bir hakikattir. Hz. İbrahim (AS)'ın âli, nübüvvettir. (soyu peygamberlerle devam ediyor.) Resul-u Kibriya (AS) âli, velayetten geliyor. (soyu velayetle devam ediyor.) Hatem-i divan-ı nübüvvet, Habibullah'tır. Hazret-i İbrahim'in nokta-i müntehası, Habibullahtır. Âl-i Muhammed(a.s.m)nokta-i müntehası ise, ahirzamanda gelmiş olan o şahs-ı manevidir.

Üstadımız kendi şahsiyetini merciyetten azlediyor. Ona bir makam verilse, Üstadımızın ruhu kabul etmiyor. Şahs-ı maneviye nazarları çeviriyor. O şahs-ı manevi ise, ise Risale-i Nur'un şahs-ı manevisidir. O şahs-ı manevi, âli Muhammed silsile-i nuraniyesinden gelen en son veraset-i nübüvvet ünvanıyla mücehhez olan bir zümredir. O zümre ise, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtlerin şahs-ı manevisidir. Onlar, sırr-ı veraset-i nübüvvetin ünvanına haiz zatlardır. Risale-i Nur'un şahsi manevisi âl-i Muhammed(a.sm)ın en son nokta-i müntehasıdır. O ise, ahirzamanda muvazzaf, vazife başında olan bir hizmet-i âliye-yi azimedir. Buna da çok dikkat etmek lazımdır.

Şahs-ı manevi deyince Risale-i Nur'un şahs-ı manevisi yani bu günkü hizmetin, davanın Risale-i Nur'un inkişafı ve gittikçe âlem-i İslamiyet'e tesiratı zahiri manada ve hakiki manada herkese tesiratı vardır. Bu kimsenin irşadı değildir. Yani bu tesiri vakıflara, ağabeylere, Risale-i Nur camiasındaki şahsiyetlere vermemek lazımdır. Bu şahs-ı maneviyenin irşadıdır. Bu irşad illa hedefe kavuşacak. Eğer bu irşadı nur talebeleri ve hadimleri götürmezse, Cenab-ı Allah günahkâr, facir insanları getirip yine de dünyanın bir tek gün ömrü kalmış ise bu nurların, bu hakikatlerin yine de kabul olunacağını katiyetle itikadımız, imanımız, niyetimiz, nazarımız o sahada tamdır. Olacak.

Risale-i Nur'un şahs-ı manevisi ise, doğrudan doğruya Kur'an'dan gelmiş hakiki bir tefsir olarak Cenabı Hak onun etrafında ezelden müntehib, iltifat-ı ilahiye mazhar, iltifat-ı Rasulullah'a mazhar, Üstadımızın iltifatına mazhar bir zümre, bu hizmetin başındadır. Ama hizmeti götüren, o Risale-i Nur'un şahs-ı manevisidir.

Şimdi dikkat et, bu intihaba mazhar olan has şakirtlerinin meselesi çok mühim. Cenab-ı Allah bizi onların şefaatine nail eylesin. Onların zümresine iltihak etsin. Şimdi hizmetin şahs-ı manevisinin hizmeti gidiyor, şahs-ı manevi namı hesabına tesiratını artırıyor. Çünkü Kur'an'ın nur-u feyzi ile gidiyor. Burada o tefsir-i hakikat olan Risale-i Nur, şahs-ı manevisi ism-i Hakim ve Rahim'e mazhar olduğu için, o iki şemsiye altındaki hizmet ve davayı, Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini temsil eden has şakirtleri ism-i Rahim ve ism-i Hakim'in hizmeti müstakimanesinde götürüyorlar. Cenabı Allah meccanen bizi de onlardan eylesin.

Necati Zamur:

- Risale-i Nur'un has şakirtleriyle Risale-i Nur'un şahsi manevisi nasıl tefrik edilir?

Nusret Hoca:

- Risale-i Nur, Kur'an'dan telemmu eden, sırr-ı vahy-i feyzi ve icaz-ı azam-ı Kur'an'ın nur-u hakikatıdır. Ahirzamanda beşer için hidayet-i ammedir. Bu Risale-i Nur'u kucağına alıp da asırdan asra, milletten millete, kavimden kavime, diyardan diyara her yere götürecek kimler olacak? Nur şakirtleri olacak. O nur şakirtlerinin içindeki ruh-u maneviyesi mesabesindeki bir kısım nur şakirtleri vardır, onlara has şakirtler diyorlar. Onlar da namsız nişansız, böyle şaşaasız, benim gibi sakalını böyle uzatıp böyle bu halle kendisini nazara vermek değildir. Her birisi, nam nişan olmadan bir diyarda bir kutup mesabesinde Cenab-ı Allah'a mihver hükmündedirler. Cenab-ı Hak hizmeti onların üzerinde böylece götürüyor. Biz de hizmetin arkasından takip edip gidiyoruz. Ama onların da bir kısmının kendinden haberi vardır, bir kısmının da haberi yoktur. Yani böylece nazar-ı beşerde çok büyük görünen eşhas, nazar-ı hakikatte çok küçüktür. Ve zahiri nazarda çok küçük görünen bazı manevi şahısların kıymeti nazar-ı hakikatte çok büyüktür. Biz bunu bilemiyoruz.

Bu meselenin nokta-i mühimmesi şöyle; Her bir nur talebesinin manevi âlemi vardır. O maneviyat âleminde maddiyata girmemek için çalışmak lazımdır. Yani Risale-i Nur'u seyr-i fıtri içinde bırakmak. Yani Risale-i Nur'u kendi meşrebine, mesleğine, dediğine falan götürmemek lazımdır. Fıtri seyrine bırakmak gerekir. Nasıl Üstad'ımızın meslek ve meşrebi ortadır.

Lahikalara dikkat etmek lazımdır ki, o hakikatin idrakinde aciz kalmamak için çok dikkat etmek lazımdır. O lahikaları çok dikkatlice okumak lazımdır ki, Üstadımızın meslek ve meşrebine bizim hareket, sekenat, ahval ve ef'alimiz, zahirimiz, batınımız mutabık olsun.

Eğer Allah korusun Risale-i Nur'da benim gibi bazı eşhas şahsiyetini veya bazı kimseler maddeyi mana yerinde ikame etmeye kalkışırlarsa, hizmet semeradar olmaz. Madde manaya hükümran olduktan sonra, o şahıs hizmet bakımından terakki etmez. Terakki etmez. Hizmeti semeradar olmaz. Risale-i Nur'u birinci derecede o manevi ikliminde yaşatmak lazımdır. Risale-i Nur'a tam tefani ve mahviyet ile bağlanmak da lazımdır ki, hizmeti terakki etsin.

Şimdi dikkat edelim, bir de zahiri manaya da çok meftun olmayalım. Bu Risale-i Nur'un sırr-ı tenevvür diye bir düstur-u azimesi vardır ki, ona biraz dikkat edelim. Yani demek ki burada gizli nurlanmak sırrı hakikati ise demek bazı eşhaslarda vardır. Demek zahiri manada hizmet edenler, zahiri manada maddeye mebni hizmet ediyorlar. Ama maneviyat cephesi ise Risale-i Nur'un has şakirtlerine kalıyor. Ama her zaman her şahıs daima dikkat etmek lazımdır. Manevi semereleri nazara almak lazımdır. Maddi tasarrufatta titremek lazımdır.

Şimdi dikkat et, bir dershanedir, falan kafile kafile ikişer sene, dörder sene talebe gelip kalıp göçüp gidiyorlar. Askeri kışla gibi. Otel odası gibi. Hiçbirisi zerre kadar intibaha gelmiyorlar. İşte bundan korkmak lazımdır. Çok düşünmek lazımdır, çok titremek lazımdır. Korkmasa titremese, hakikat muvacehesinde laubali, lakayd hareket ediyor. O zaman Cenab-ı Hak muhafaza buyursun, vartaya düşmek durumu vardır.

Şimdi bu noktaların ışığında bir şu konulara göz atalım. Bir nur talebesi evlenmeyecek diye bir şey yoktur. Elbette ki evlenmek bir insanlık gereğidir ve nur talebeleri de evlenir. Nur talebesi ticaret yapmayacak, memurluk yapmayacak, sadece ve ancak hizmet yapacak diye bir şey de yoktur. Ama bu ehass-ı havas kişilere mahsus, Üstadımızın zamanında münhasır bazı hadiseler vardır, o başka durumdur.

Şimdi evlenme, memur olma, tüccar olma ve saire, onların hepsi ikinci üçüncü dördüncü derecede kalmak, Risale-i Nur'un birinci derecede o manevi ikliminde yaşatmak mesele-i mühimedir. Evet, üstadımızın Selahaddin Çelebi Ağabey evlenince (ölmüş) tabirini kullandığı sözü vardır, ama bu söz mutlak mana değil, herkese mahsus değil. Ama Risale-i Nur dairesinde bazı eşhaslar vardır, Cenab-ı Allah onların her birini Selahattin Ağabeyimiz gibi gizli bir kutup hükmünde, mihver hükmüne geçirmiş. Elbette ki bu ağabeylerin dünya yükü altına girmeleri onlar için çok ağır oluyor, artık o hizmet çarkı dönmüyor. Bu söz havaslara mahsustur.

Herkese "gel, vakıf ol" falan demek yerine vakıflığın, vakıflık kabiliyeti olanlara teklifi yerinde olur. Üstadımızın istiğna ve feragat düsturuna tam liyakat kesbetmiş bir nur talebesi zaten vakıf olacak. Cenab-ı Allah ezelde bunu ihsan etmiştir. İlla birisinin üzerinde ilhah ile durmak caiz değildir. Çünkü o zaman onu iclal (zorlama) altına alıyorsun. Onun ihlâsına zarar geliyor. Onun kişiliğine zarar geliyor. Yani senin şahsiyetin ona hâkim olur. Birisi de evlenmeye kararlı, memur olmaya kararlı, o öyle yapmak istiyor, sen de onu "vakıf olsun" diye zorluyorsun. Bu da caiz değildir.

Yani Risale-i Nur'u ve şakirtlerini seyr-i fıtrisine bırakıp "ya Rab! Herkes sadakatle, kanaatle hizmet etsin" demeli. Risale-i Nur dava ve hizmeti bu gün dünya çapında inkişaf ediyor. Bu hizmet elbette ki on misli, yüz misli daha inkişaf edecek. Yalnız bu müdahale ile Risale-i Nur'un seyr-i fıtriyesine mani oluyoruz.

Biz Risale-i Nur'u getirip de Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine taalluk eden hadiselere hissedar edip öyle gidiyoruz. Olmaz.

Ne zaman hissiyatımız kalp ve ruh derecesine çıksa zahirden hakikate geçmek velayet-i kübra sahibi olmak, ferdiyet makamının liyakatini kesbetmek olursa, o zaman olabilir; ama benim gibi bir mahrum, bir mücrim, bir müflis, bir günahkâr mesela böyle etse hakikat muvacehesinde biraz nahoştur. Benim bu konuşmam sana mahsustur. Ben sana diyorum. Ya başkalara münhasır değildir.

Sen benimle burada iki sene beraber kaldın. Bu beraberlikte kardeşane hizmet oldu. Cenab-ı Hak kabul buyursun. Biz seni seviyoruz. Senin asaletin de Araptır. Arap asaletine, sonsuz derece kavm-i Arab'a karşı saygı ve muhabbetimizi Cenab-ı Allah ebede kadar devam ettirsin. Bilirsin, ben de seni seviyorum. Biliyorsun, bunları sadece sana söylüyorum.

Bunlara dikkat et; Risale-i Nur cemaatinde meşrepçilik yapma. Risale-i Nur'da meşreb-i kudsiye-i Kur'an'iye mevcuttur. O meşrebe merbut olduğunda, o her şeye kâfidir.

Risale-i Nur dairesinde şahsiyete müteveccih olma. Sen benim yanımda iki yıldır kalıyorsun. "Yok, hocam böyledir, yok hocam şöyledir, hocam bağdır, bostandır, püsküldür demenin ne gereği var? Hoca faninin biridir, yarın ölüp gidecek. Risale-i Nur vardır ve bakidir. Demek Üstadımız şahsını merci olmaktan azletmiş. Her bir nur talebesi de kendisini merciden azledecektir. Sen de hiçbir zaman Risale-i Nur'un şahs-ı manevisini bırakıp başka fani şahıslara müteveccih olma, zarar edersin.

Yalnız bir de cemaatler mevzu vardır. Bilirsin çok cemaatler vardır. Sen iki senedir bizimle berabersin, ben hiçbir zaman dedim mi; "Bu gazetecidir, bu Abdullah Yeğin Ağabey'cidir, bu Meşveret cemaatidir, bu Kurtoğlu cemaatidir. Bu Abdulkadir Badıllı cemaatidir." Ben bütün cemaatlerin hak ve hukukuna karşı muvazenesizlik yaptım mı, yapmadım. Beş tane Kurtoğlu'nun vakıfları geldi, Ali Mutlu geldi, ikisinin arasında zerre kadar fark oldu mu, hiç olmadı. Gördün da.

Sen benim yanımda iki yıl kaldıktan sonra elbette ki gidip meşrepçilik yapmazsın. Senin yanına hangi cemaatten gelirse gelsin, hepsini kabul edeceksin. Hepsi de nur talebesidir. Hepsi de kardeşindir.

…Kasetin arkasında ise hocaefendi şunları söylüyor:

-Yalnız kavmiyetçilik olmamak şartıyla.. Çünkü kavmiyetçilik davaya, hizmete şahs-ı maneviye afattır. Eğer hangi milletten, Arap'tan olsun, Türk'ten olsun, Kürt'ten olsun, Fars'tan olsun, kavmiyetçilik olmamak gerekir.

Eğer bir nur talebesi gördünüz ki, kavmiyetçilik yapıyor, ondan çekinin; akrepten yılandan çekindiğiniz gibi çekininiz. Kavmiyetçilik geldi mi, değil Risale-i Nur'a, İslamiyet'e zarar-ı azimesi görülüyor. Hâlbuki bizim gayemiz Arap olmasın, Acem olmasın, Kürt olmasın, Farisi olmasın, isterse Yahudi olsun, isterse Ermeni olsun, Müslüman olsun. Hangi ırktan gelirse gelsin, gayemiz İslamiyet'tir. Çünkü İslamiyet gelmiş, cehaletin gelenekleri tamamıyla ortadan kalkmış. Allah maddi ve manevi her iki cihanda aziz eylesin. Allah bizi bizim gözümüzde küçük, herkesin gözünde büyük kılsın. Allah nur-u iman ile maneviyatımızı mücehhez kılsın. Allah aklımızı, ruhumuzu, kalbimizi Risale-i Nur'a hadim eylesin.

Necati Zamur:

-Seyda, Üstad diyor ki Risale-i Nur'a beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Beşinci halifeden maksat nedir? Onun hizmeti bu zamanda nasıl yürüyor?

- Risale-i Nur, hilafetin iki unvan-ı azamı ile muvazzaftır. Biri, devri teselsülle gelmiş olan hilafetin sırrını taşıyor. Diğeri Hazreti Hasan'dan (R.A) metruk ve baki kalmış, Hazret-i Muaviye'ye geçmiş altı aylık hilafetin sırrını taşıyor. Siz bu altı aylık kısa zamana ve ondan -uzun bir zaman sonraki zamana- beşinci halife zamanı nazarıyla bakabilirsiniz. Şam ve Irak İslam orduları karşı karşıya gelince, Hz. Hasan iki ordu hazır kılıçlar çekilmiş halde diyor ki: "Ben hakkımdan vazgeçiyorum, fakat ben hilafeti de Muaviye'ye vermiyorum." İşte onun yarım bıraktığı hilafeti beşinci halifenin devamı olarak Risale-i Nur tamamlıyor.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR “UMMAN”

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR  “UMMAN”

Kitaplar, insanların ufuklarını açmada ve terakki hususunda hayatın temel unsurlarındandır. F

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

İsmi gibi cismi de kâmildi, güzel ahlakın kemalinde bulunuyordu. Mütebessim bir çehreye sahipt

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı H

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

Doksan sene bereketli bir ömür yaşayan, Ümmet-i Muhammed’in dirayetli bir allamesi, nur cemaat

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

Yıl 1982. Mayıs'ın sonları. Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. 6 yaşlarında ciğerpar

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

Rasulullah Efendimiz buyurmuş: “Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hâkim olacaktır.”(Bkz.

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

Nam-ı diğer Kırkıncı Hoca… Kırkıncı Hoca, ilmî cesaret, münazara, cihat, Risale-i Nur ve

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

Tam kırk altı sene evvel haftalık “İttihad” gazetesinde neşredilen bu yazı, merhum Mustafa

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

Geçtiğimiz Çarşamba günü büyük bir âlimimizin vefatıyla sarsıldık. “Şarkın bilgesi

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

Said Özdemir Ağabey… Nam-ı diğer Tillolu Said… Hayatını Kur’an’a ve imana vakfeden bir

HINISLI FAHRETTİN HOCA

HINISLI FAHRETTİN HOCA

Fahrettin hoca, iyi bir Arapça eğitimi almış, âlim ve fazıl bir zattır. Uzun yıllar Hınıs

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır.

Bakara, 185

GÜNÜN HADİSİ

Zalim sultanın yanında gerçeği söylemek en büyük cihaddandır.

Tirmizi 13, (2175)

TARİHTE BU HAFTA

Uhud Harbi(23 Mart 624)***22 Mart 1683-Merzifon'lu Kara Mustafa paşanın idamı***23 Mart 1960- Üstad Bediüzzaman'ın vefatı *** *Edirne'nin İşgali(26 Mart 1913)***Ahmet Cevdet Paşa’nın Doğumu(27 Mart 1822)*** Huneyn savaşı(29 Mart 630)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI