Cevaplar.Org implant

AĞRILI NUSRET HOCA-1

Doğu’nun hem tasavvuf, hem medrese, hem de Risale-i Nur eğitimi almış ender âlimlerinden biri.Uzun beyaz sakalıyla içindeki ilmi, ihlâsı ve imanı dışına aksettiren bir hocaefendi.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2013-05-07 20:24:21

Doğu'nun hem tasavvuf, hem medrese, hem de Risale-i Nur eğitimi almış ender âlimlerinden biri.

Uzun beyaz sakalıyla içindeki ilmi, ihlâsı ve imanı dışına aksettiren bir hocaefendi.

Küfrevilerin tarikat halifesi. Sadece iki müridiyle yetinerek ömrünü ilmini zamanını ve evini dershane yapmış bir şark hocası.

Bir defa onu çok üzüntülü gören bir nur talebesi nedenini sorunca şu cevabı alır: "Şu anda Risale-i Nur dershanelerinde risale az okunuyor, beni üzen yegâne neden budur." İşte hayatta hep derdi risale; meselesi, nur; davası iman; mücadelesi İslam olan bu hocaefendinin doğudaki hizmeti büyüktür.

Van, Muş, Erzurum, Bingöl, Ağrı, Kars gibi illerde, Üstad'tan bu güne, bu davayı, kendine gaye edinmiş ve eski medrese tahsili görmüş birkaç hoca efendi varsa, elbette ki bunlardan ikisi Hınıslı Fahreddin Hoca'yla Ağrılı Nusret Hoca'dır. Bu iki zatın doğuda Kırkıncı Hoca ile omuz omuza vererek yaptığı hizmeti kimse görmezlikten gelemez.

Üstad'ı ziyaretinde, Üstad'ın tavsiyesiyle evinin alt katını dershane yapan Nusret Hocam, burada kalan birçok insanın imanının kurtulmasına ve kuvvetlenmesine vesile olmuş, buradaki derslerle, Ağrı'nın manevi yapısına hizmette bulunmuştur. Onunla bu dershanede bir iki yıl kalan Reyhanlı'da dershanede birlikte olduğumuz Necati Zamur adındaki bir kardeş, onunla ilgili kanaatini şu şekilde dile getirmişti:

-1992/1993 Yılları'ydı. Ağrı'da Nusret Hoca'nın evinin altındaki "Üstad'ın tabiriyle "Küçük Bir Dershane" olan yerde onunla iki yıl kalmak nasip oldu. Hocam bu küçük hususi dershaneye sabah 9.30 veya 10 gibi gelir, bir köşeye çekilir sesli risale okurdu. Akşama kadar böyle ya Risale, ya Kur'an veya Cevşen okurdu. Bazen de okuduğu yerlerden kendi defterine Osmanlıca notlar alırdı. O notları kendince uygun bulduğu kişilere zaman zaman okurdu. Hocam bu şekilde akşama kadar kalır, akşam yukarıdaki evine çıkardı. Sonra gece 12 gibi gelerek sabaha kadar evradını okur, sabah namazına beni uyandırır ve birlikte sabah namazını kılardık. Ben iki yıl hocamın sabaha kadar uyumadan evrat okuduğuna şahidim. O risale okumakla ilgili şöyle derdi: "Kardeşim, Risale-i Nur okumak geçmişe sevap kazandırıyor. Hazırı irşat yapıyor. İstikbalin imanını kurtarmaya çalışıyor."

Necati Hoca, müşahedelerini anlatırken Nusret Hoca'nın çevredeki hüsn-ü kabul kişiliğini verdikten sonra, onun en büyük meziyetlerinden birinin de Üstad'ın talebelerine karşı duyduğu saygı, sevgi ve hürmet olduğunu söylüyor. "Bilhassa Sungur Ağabey'e hürmeti çoktu" diyor. O, Ağrı'ya gelince ne yapacağını şaşırır, onun etrafında dört dönerdi. Aynı saygıyı Muzaffer Aslan Ağabey'e, Abdullah Yeğin Ağabey'e ve Kırkıncı Hoca'ya da gösterirdi. O şark terbiyesinin yanında, tarikat meziyetini ve Risale-i Nur kemâlâtını da almış ve hayatına nakşetmişti.

Necati Bey, ricamızı kırmayıp daha sonra Hocaefendiyle ilgili kanaatlerini yazılı olarak da verdi. Onun yazılı notlarını aşağıya alıyoruz:

-1992 Temmuzunda Ağrı'ya tayinim çıktığında ismini ilk duyduğum Molla Nusret Hoca'm oldu. Daha önce kendisini hiç görmemiştim. Heybetli fakat mütevazı birisiyle karşılaştım.

Nusret Hoca'mın çoğunlukla zamanını değerlendirdiği yer, küçük bir dershaneydi. Bu dershane bir oda, bir salon, mutfak ve banyo'dan ibaretti. Hocamın evi dershanenin üzerindeydi.

Hoca Efendi, Ağrı halkı tarafından sevilen, sayılan ve sözü dinlenen birisiydi. Ağrı halkının, büyük kavgalarda, kan davalarında ve anlaşmazlıkların giderilmesinde sulhu umumiyi sağlamak için aracılık yapıp muteber hakemlik görevini ona verdiğine çok şahit olmuşumdur.

Onun o küçük dershanesinde o zaman öğrenci kalmıyordu. Sadece ben kalıyordum. Orada kalmak, Hoca Efendi'yle her gün görüşmek, onun duasını almak benim için büyük bir ihsan-ı İlahi olduğunu bu gün daha iyi anlıyorum.

Biz dershanede kalırken şahit olduğumuz kadarıyla Hoca Efendi sabah saat dokuz itibariyle dershaneye gelir, duha namazını kılar, gece yatsıya kadar vaktini dershanede geçirirdi.

Dershanede kalırken çoğunlukla Risale-i Nur okurdu. Risaleleri bu kadar çok okuyan birisiyle daha önce karşılaşmamıştım. Sadece abdest ve namaz için kalkar, diğer zamanlarda hep kitap okurdu. Gelenlerle dünyevi sohbet etmez, onlara çay ikram eder, boşa zaman geçirmeden hemen onlara ya kitap okur ya da onlara okuturdu. Bana: "Öğrencilere birer kelime dahi olsa Allah'tan bahsetmemin lüzumlu olduğunu" söylerdi.

Hususi okumalarında kendi kendine mütalaa ederek, anlayarak okur, kendi istinbat ve istihracatını uygun bir yere kısa bir şekilde not alır, tefekkür ederdi. Onun bu şekildeki okuması ve tefekkürü iç âlemindeki feyzi, haz ve inşirahı gösteriyordu. Hoca Efendi'nin böyle deruni bir yönü vardı.

İstisnasız her gece on iki gibi dershaneye gelir, sabah ezanına kadar hususi ibadetiyle meşgul olurdu. Küçük oda biraz rutubetliydi. Odada soba olmadığı için ben salonda yatardım.

Hoca Efendi beni sabah namazına uyandırır, beraber namaz kılar, dersimizi yapardık. Dersimizi yaptıktan sonra evine çıkardı.

Hoca Efendi kandil geceleri sabaha kadar cemaate ders yapar, onlarla sohbet eder, geceyi ihya, cemaati irşat ederdi.

Hoca Efendi'nin uzunca bir dua listesi vardı. Her gece o listeyi eline alır ve isim isim dua ederdi.

Nusret Hoca askerlik yaparken Üstad'ı ziyaret etmiş, Üstad kendisine: "Ben seni talebeliğe kabul ettim. Küçücük bir dershane-i Nuriye aç, Nazım'a selam söyle" demiş.

Risale-i Nur okuyan her meşrepten kişiye dershanesi açıktı. Herkesle hemhal olur kimseyi kırmaz, herkese iltifat ederdi.

Şarktaki olaylara çok üzülür, sürekli dua ederdi.

Biraz da büyük oğlu Akif Ağabey'den bahsetmek isterim. İki sene orada kaldığımda gördüm ki Akif Ağabey, üç ayları tutar, sabah işe gitmeden dershaneye uğrar, sobayı yakardı. Akşam eve gitmeden dershaneye uğrar, yatsı namazını kılar, çay yapar, babasıyla birlikte eve çıkardı.

Hoca Efendi'yle ve dershaneyle ilgili çok hatıralarım var. Unutamadığım iki önemli hatıradan bahsetmek isterim.

İki sene ağrıda görev yaptıktan sonra askere gittim. Usta birliğim Erzurum Kandilli İstihkâm Taburu'ydu. Bulunduğu yer merkeze uzak bir kasaba idi.

Bir gün sabah ziyaretçim olduğunu söylediler. Doğrusu hem şaşırdım, hem tedirgin oldum. Yoksa memlekette bir hadise mi oldu, diye düşündüm. Nizamiyeye gittim. Baktım tanımadığım birisi bizi soruyor. Tanıştık. Adamın nur talebesi bir polis olduğunu öğrendim. Bana Nusret Hoca'nın selamını getirdiğini söyledi. Nusret Hocamın benimle görüşmek istediğini ve Erzurum'da beni beklediğini söyledi. Ben kendisine Nusret Hoca'yla görüşmek istediğimi, ancak bu gün komutandan izin almanın çok zor olduğunu belirttim. O zat, "Sen onu merak etme, ben izin alırım" dedi. İzin işini halletti. Kendi hususi arabasıyla Erzurum'a gittik. Nusret Hocamı görüp elini öptüm. Hal hatır sordu. Sohbet ettik. Ayrılacağımız zaman beni ayrı bir odaya çekip (Paraya hiç ihtiyacım olmadığı halde) bana ısrarla harçlık verdi. O harçlık verince kendi kendime dedim ki: "Vallahi bu doğuluların böyle askere, gurbetçiye, yolcuya, yoksula harçlık verme geleneğini kimse bozamaz."

Takva sahibi, ihlâslı ve vefalı bu zatın unutamadığım ikinci ağabeyliğini anlatayım: Ramazan Bayramı'na memlekete gitmek için Ağrı'dan ayrıldım. Gece saat bir civarında şoför uyuyunca otobüsümüz devrildi. Yolcular arasında yaralılar vardı. Fakat çoğumuz kazadan elhamdülillah sağ salim kurtulduk. Fakat eve ulaşmaya geciktim. Rahmetli babam o zaman anlattı: "Sen gelmeyince Ağrı'yı aradık. Hoca Efendi'yle konuştuk. Gelmediğini söyleyince Hoca Efendi sanki kendi çocuğuymuş gibi ilgilenerek "Hiç merak etmeyiniz, biz size göndereceğiz." dedi. Hoca Efendi bu sözün ardından hemen kaza mahalline ve hastaneye ulaşarak bizi sormuş ve bir an önce eve gitmemiz için çalışmış. Doğrusu bu sahiplenmeyi de hiç unutmuyorum.

Hocamın bizde çok hakkı var. Allah kendisinden ebeden razı olsun. Ben kendisiyle kalmayı hiç hak etmediğim halde onunla kalmam, Cenab-ı Hakk'ın bir lütfu oldu."

Necati beyin hatırları burada son buluyor. Bizim de Nusret Hocamızla şöyle bir anımız var; Hulusi Ağabey'in vefatından bir hafta sonraydı. Muzaffer Aslan Ağabeyle Hınıs, Hasankale, Ağrı, Doğubeyazıt ve Kars seyahatine çıkmıştık. Ağrı'ya varınca dershanedeki kardeşler hemen Nusret Hoca'nın "Karacehennem" adındaki köyüne haber ulaştırdılar. Biz daha yol yorgunluğunu atmadan Nusret Hocam, ayağının tozuyla köyden çıkageldi. Onu ilk defa görüyordum. O uzun beyaz sakalıyla Muzaffer Ağabey'i görmek için acele ederek heyecanlanması gözden kaçmıyordu. Bu bölgenin mümtaz bir âlimi, Nur talebelerinin abisi ve halkın hocası olan ve Üstad'ın ziyaretine de üç kez gitmiş, elini öpmüş ve Üstad'ın talebeliğine kabul ettiği bu zat şimdi o kadar çok heyecanlı, o kadar çok sevinçliydi ki doğrusu onu ve onun bu sevinçli durumunu çok yadırgadık. Hatta bir ara Muzaffer Ağabey'in elini öpmekle birlikte ayaklarını da öpmeye kalkışması bizi iyice şaşırttı. O da bizim şaşkınlığımızı anlamış olacak ki bir ara bizi yanına alarak boş bir odaya götürüp orada dedi ki: "Kardeşim sen kiminle beraber olduğunu ve nasıl bir zatla yolculuk yaptığını biliyor musun? Sen mehdiyetin büyük bir rüknü ile berabersin. Böyle bir ağabeyle birliktesin. Bunun kıymetini bil!"

İşte o zaman yine de tam anlayamadığım bir hususu şimdi daha iyi anlamaya çalışıyorum. Demek ki Üstad'ın talebelerinin kıymetini yine Üstad'ın talebeleri en iyi biliyormuş. Bir de anladım ki, Üstad'ın talebeleri öyle sıradan kişiler değilmiş. Öyleyse onlarla beraber olanlar bu değerin farkına varıp kıymetini bilmeliymiş. 

Nusret Hoca sadece diliyle değil, haliyle de çok şey anlatan bir zattı. Elimizden gelse Onun Ağrı'daki adını Üstad'ın koyduğu "Küçük Bir Dershane"sini, onun vefatından sonra onun adına fakat Risale-i Nur'un bir hizmet merkezi müzesi yaparak ziyaretçilere açarız. Fakat bu ağabey, Fahreddin Hocam, Kırkıncı Hocam ve emsallerinin ilk hizmet merkezlerini böyle müzeler haline getirme işini inşallah ileride başka kardeşlere bırakıp biz şimdi Nusret Hoca'mızla ilgili sözlerimizi yazalım:

1-Tasavvuf kültürü alan âlim bir zat.

2-Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça bilen bir Hoca Efendi.

3-Takva bir Nur talebesi.

4-Onurlu ve itibarlı bir şahsiyet.

5-Zamanını boşa geçirmeyen bir âlim.

6-Hususi âlemde umman, sosyal hayatta babacan bir zat.

7-İnsana değer veren bir imam.

8-Köylü şehirli; fakir, zengin; âlim, cahil toplumun bütün kesimine hitap edebilen çok yönlü bir insan.

9-Hayatını Kur'an'a, evini Risale-i Nur'a vermiş bir ehl-i hizmet zat.

10- Üstad'ı dünya gözüyle görmüş bir insan.

11-Doğu'nun halinden anlayan ve doğudaki Risale-i Nur hizmetlerinde "Ağrı Dağı" gibi dik duran bir Şeyh Efendi.

-devam edecek-

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

kerem, 2014-11-27 06:57:23

Sevgili hocam,Nusret hocam onu görmek bir kere nasip oldu,hayatımın en güzel anıydı ve hiç bitmesini istemediğiniz zaman nasıl bişe deseler o anı tarif ederdim.Hocamı Erzurum Araştırma hastanesinde yatılı olarak kaldığı zaman ziyarete gittik,hastanede çalışan arkadaşımız onun hastanede olduğunu haber verdi ve onu görmemizi organize etti.O onun servisinde olmadığı halde ona gidip halini hatrını sorup ona hizmet etmek istiyormuş,hastanede onu bilen tüm personel pervane gibi etrafında hem rahatsız etmemek hemde mümkün mertebe onun yanında olmak için onu görmek duasını almak istiyordu,hastane onunla bayram yerine dönmüştü.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

Mehmed Kırkıncı Hocamız âlet ilimleri tabir edilen sarf, nahiv, belâğat ve benzeri ilimleri E

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

Şahin Yılmaz Hocaefendi, 1936 senesinde Erzurum’un İspir İlçesi Elmalı Köyünde dünyaya ge

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR “UMMAN”

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR  “UMMAN”

Kitaplar, insanların ufuklarını açmada ve terakki hususunda hayatın temel unsurlarındandır. F

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

İsmi gibi cismi de kâmildi, güzel ahlakın kemalinde bulunuyordu. Mütebessim bir çehreye sahipt

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı H

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

Doksan sene bereketli bir ömür yaşayan, Ümmet-i Muhammed’in dirayetli bir allamesi, nur cemaat

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

Yıl 1982. Mayıs'ın sonları. Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. 6 yaşlarında ciğerpar

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

Rasulullah Efendimiz buyurmuş: “Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hâkim olacaktır.”(Bkz.

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

Nam-ı diğer Kırkıncı Hoca… Kırkıncı Hoca, ilmî cesaret, münazara, cihat, Risale-i Nur ve

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

Tam kırk altı sene evvel haftalık “İttihad” gazetesinde neşredilen bu yazı, merhum Mustafa

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

Geçtiğimiz Çarşamba günü büyük bir âlimimizin vefatıyla sarsıldık. “Şarkın bilgesi

Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacaktır. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı baki kalacaktır.

Rahman, 26-27

GÜNÜN HADİSİ

Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI