Cevaplar.Org

MUSTAFA SUNGUR AĞABEY

Devr-i İstibdatı yaşamış, feleğin çarklarından geçmiş, gençliğinde kalender bir genç muallim, olgunluğunda hizmetin bütün sorumluluğunu ve ağırlığını omuzlarına alan zat, yaşlılığı ise kalbinde ve ruhunda bir ömür boyu ıstırabını duymuş olduğu nur hizmetinin hadimliğiyle geçmiş bir fedai ağabey.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2013-04-21 23:44:39

Devr-i İstibdatı yaşamış, feleğin çarklarından geçmiş, gençliğinde kalender bir genç muallim, olgunluğunda hizmetin bütün sorumluluğunu ve ağırlığını omuzlarına alan zat, yaşlılığı ise kalbinde ve ruhunda bir ömür boyu ıstırabını duymuş olduğu nur hizmetinin hadimliğiyle geçmiş bir fedai ağabey.

Hizmette aşk ve şevkin, çaba ve gayretin adresi olmuş. Gündüz gece demeden, sıcak soğuk gözetmeden bütün Türkiye'nin abisi olarak koşturmuş bir gönül ehli.

Üstad'tan hatıralar anlatan, Risale-i Nur bahçesinin güllerini deren Üstad'tan kalmış bir yadigâr.

En kötü zamanlarda ve en rahat anlarda insanların Risale-i Nur'dan nazarları çevrilmesin diye gittiği her yerde ve yaptığı her derste bilhassa sıra dersleriyle insanların nazarını Risale-i Nur'a çeviren bir Risale-i Nur okuma ve okutma uzmanı.

Cemaat içerisinde bir şefkat kahramanı. İnsanların yanlışlarını söylemek yerine onların hizmetteki aşk ve şevklerini artıran bir ehli hizmet Ağabey.

Risale-i Nur'u çok iyi okuyanları yanından ayırmayan onlara kitap okutup "Maşallah ne güzel okuyorsun" diyerek, Risale-i Nur'un güzel bir şekilde okunması gerektiğini haliyle anlatan bir ağabey.

Risale-i Nur'u ezbere okuyanları, yurt dışında hizmet yapıp yurda gelenleri yanına alıp şehir şehir; dershane dershane gezdirerek onlara ezber ders yaptıran ve yurt dışı hizmetlerini anlattıran ağabey.

Elbette ki onun da ciltler dolusu hizmet kitapları çıkacaktır. Biz şimdilik denizden bir katre misali birkaç hususu beyan etmeğe çalışacağız.

Bundan on yıl önceydi. Talebelerle Barla'ya bir ziyaret yapıyorduk. Üstad'ın kaldığı evin önüne geldiğimizde Sungur Ağabey'in, evin önünü doldurmuş olan oradaki ziyaretçilere Üstad'tan hatıralar anlattığını gördük. Biz de yetişebildiğimiz bir hatırasını dinledik. Çok ilginç bulduğumuz o hatıra şöyleydi:

- Bir gün Üstad, işte bu evin içindeki odasında (zaten ev tek odalı) bulunurken dışarıdan (Barla'da memur olan bir zat) hanımıyla birlikte Üstad'ı ziyarete gelir. Hanımının ayakları çoraplı eteği de biraz kısa olduğu için, nöbetçi ağabey onu görünce biraz tereddüt eder. Fakat onların Üstad'ı ziyaret isteklerini Üstad'a haber verir. Üstad onları kabul eder. Onlar içeride iken nöbetçi ağabey dışarıda bekler. Ziyaret bitince onların gitmesiyle birlikte Üstad o ağabeyi yanına çağırarak açıklamada bulunur. Der ki: "Kardeşim, ben onların imanları kurtulsun diye onları içeri alarak ders yaptım. Sakın senin aklına başka şey gelmesin." Zaten Ağabey'in de aklına başka şey gelmemiştir. Ağabey, Üstad'ın onlara ders yaptığını düşünmüştür. İşte nur talebeleri Üstad ve bu ağabey gibi hüsn-ü zanna memurdur. Kardeşler su-i zan etmemelidir."

Yine Hulusi Ağabey'in cenazesini defnettiğimiz gün Elazığ'daki bir dershanede Sungur Ağabey aşağıdaki dersi yaparak Rahmetli olan Hulusi Ağabey'in bedeninin mezarda olmasına rağmen ruhunun göklere yükseldiğini yıldızlarda dolaştığını söylemişti. Sungur Ağabey'in konuyla ilgili Risale-i Nur'un muhtelif yerlerinden okuduğu dersler, hatırlayabildiğim kadarıyla, şuydu:

26. Lema'dan

………………….

Aynen öyle de, senin küçüklüğünden bu yaşına kadar, sevdiklerinden yüzde doksan dokuzu, sana dehşet veren kabristana göçmüşler. Bu dünyada kalan bir iki dostun var; onlar da oraya gidecekler. Dünyada vefatın firak değil, visaldir, o ahbaplara kavuşmaktır. Onlar, yani o ervâh-ı bâkiye, eskimiş yuvalarını toprak altında bırakıp, bir kısmı yıldızlarda, bir kısmı âlem-i berzah tabakatında geziyorlar diye ihtar edildi.

17. Söz'den

İşbu cihetten dahi devâ bulamadım. Sonra başımı kaldırıp şecere-i ömrümün başına baktım. Gördüm ki, o ağacın tek meyvesi, benim cenazemdir ki, o ağacın üstünde duruyor, bana bakıyor. Hâşiye 4
Hâşiye 4: İmân, o ağacın meyvesini cenaze değil, belki ebedî hayata mazhar ve ebedî saadete namzed olan ruhumun eskimiş yuvasından yıldızlarda gezmek için çıktığını gösterir.
………………..
O cihetten dahi me'yus olup, başımı aşağıya eğdim, baktım ki; aşağıda, ayak altında, kemiklerimin toprağı ile mebde-i hilkatimin toprağı birbirine karışmış gördüm. Derman değil, derdime dert kattı. Hâşiye 5
Hâşiye 5: İmân, o toprağı rahmet kapısı ve Cennet salonunun perdesi olduğunu gösterir.

O gün bu gündür, ne zaman bir nur talebesi ölse hep aklıma Hulusi Ağabey'in cenazesinde Sungur Ağabey'in okuduğu bu ders gelir ve ölen bir ağabeyin veya kardeşin cesedinin toprakta olmasına rağmen ruhunun gökyüzüne çıktığını ve yıldızlara binerek bütün kâinatı temaşa ettiğini düşünürüm.

Sungur Ağabey'in hizmette çileleri, hapisleri, mahkemeleri ve savunmaları o kadar çoktur ki bu gün Anadolu'nun birçok yerinde onun hizmetleri ve Üstadla ilgili hatıraları anlatılmaktadır.

Sungur Ağabey, kibir gurur bilmeyen, kim hizmet için nereye götürürse oraya giden bilhassa son zamanlarda aşırı şekeri ve diğer hastalıklarına rağmen yine de hizmette koşturmaktan geri durmayan bir ağabeydir. O bilhassa dershane dershane dolaşarak veya umum hizmet toplantılarına katılarak cemaatin aşk ve şevkini artıran bir ağabeydir. Onun bilhassa gençliği hizmetin inkişafıyla özdeşleşmiş, bilhassa müdafaalarıyla nurun sözcülüğünü ve avukatlığını yapmış bir kahraman ağabeydir.

 

HANIMLAR HİZMETİ

Mustafa Sungur Ağabey'in hizmetteki bir alanı da nisa hizmetiydi. O diğer ağabeylerden farklı olarak, şefkat kahramanı olması hasebiyle kadınlarla hizmet-i Nuriye için sıkça görüşür, onların hizmet merkezlerini ziyaret eder, onlara kitap okutur ve onların sorularına cevap verirdi. Başta Antep olmak üzere Türkiye'nin her yerindeki ehli hizmet kadınlar onu hizmet merkezlerine çağırır, onunla ders yapar ve onun duasını alırlardı.

Kadınlar, kızlar onunla sadece yüz yüze görüşmekle kalmaz, aynı zamanda hem hizmetle ilgili meselelerde hem de diğer İslami konularda ona mektuplar yazar, sorular sorar ve ondan cevaplar alırlardı. Hizmette daha çok şefkat ve muhabbet duygusu öne çıkaran ağabeyimiz, şefkat kahramanı kadınların ve kızların bu sorularına mektupla cevap verir ve onları aydınlatırdı. Onun kadınlara yazdığı mektuplar toplanıp basılırsa çok güzel bir "Kadınlara Yazılan Sungur Abi Mektupları" adında bir kitap olur. İşte şimdi bu bağlamda Sungur Ağabey'e yazılmış olan bu mektuplardan birini ve ona Sungur Ağabey'in yazdığı cevabı buraya alıyoruz.

Aydınlı bir hanımefendinin Sungur Ağabey'e mektubu:

Aziz, Muhterem Ağabeyimiz,

Evvela selam eder, kıymetli vaktinizi işgal edeceğimiz için affınızı istirham ederiz.

Bizler Aydınlı hanımlar olarak Risale-i Nurlarla nurlanarak âcizane nur hizmetinde bulunmaya çalışıyoruz. Ne derece muvaffak oluyoruz, Rabbi Rahimimiz bilir. Hata ve kusurlarımızı onun Gaffar sıfatına havale edip, düşe kalka yol almaya çabalıyoruz. En büyük istinadımız sizler gibi Üstadımızın mübarek sohbetinde bulunan ağabeylerimizin duaları ve hizmeti Nuriye'de karşılaştığımız müşkülatlarımızı sorarak cevap alma ümidimiz.

Nazarımızın kısalığı ve zihnimizin karışıklığı sebebiyle Risale-i Nurlardan hanımların hizmeti hususunda bir neticeye varamıyoruz ve cidden tereddüt içerisindeyiz. Kıymetli vakitlerinizi ayırır ve bizlere yol gösterirseniz minnettar kalırız.

Birinci müşkülatımız, Risale-i Nur'un esası olan cemaat ruhu, kardeşler arasındaki uhuvvet ve muhabbeti temin etmek zaviyesinden dersleri bir araya gelerek yapmaya birbirimize nurların alakasıyla muhabbetle bağlı olduğumuzdan, mümkün olan zamanlarda beraber olmaya şiddetle ihtiyaç duyuyoruz ve beraber olmaya gayret ediyoruz. Fakat hanım olmamız hasebiyle vazife-i asliyemiz evimizin içinde bulunmamız iktiza ettiğinden, dışarıya sıklıkla çıkmamız şeriata göre ne durumdadır?

İkinci müşkülatımız, ayrı ayrı şehirlerde bulunan kardeşlerimizle görüşmek ihtiyacımızı gerek ziyaretler gerek düzenlenen kamplarla gidermeye çalışıyoruz. Fakat hizmet-i Nuriye'yi bekâr olarak sürdüren hanımlar olarak bize bu seyahatlerde refakat edecek bir mahrem bulabilmek her zaman mümkün olamıyor. Zamanın bunaltıcı şartlarının tazyikatından bu seyahatlerde nefes alabileceğimize şiddetle ihtiyaç duyuyoruz. Fakat mezhebimizce kadınların mahremsiz seyahati caiz olmadığını da biliyoruz. Zaruret halinde Şafii mezhebince amel edilebilir mi diye düşünüyoruz. Bir yandan da, bu hallerimiz bir zaruret midir, yoksa nefsimizin bir hilesiyle karşı karşıya kalıyoruz diye korkuyoruz.

Yazacağınız kıymetli mektuplarınızla bize yol gösterirseniz daha ferah-ı kalple ve yepyeni bir iştiyakla hizmetimizi sürdürmeye gayret edeceğiz. Satırlarınız bizi sürura gark edecektir.

Allah sizi, Peygamberimiz Efendimiz, ashab-ı Güzin ve mübarek Üstadımızla beraber ebedi cennetleriyle serfiraz kılsın.

Mustafa Sungur Ağabey'in bu mektuba verdiği cevap:

Bismihi SuBhanehu

Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve bereketuhu ebeden daima

Azize hemşiremiz ve mübarek nur hemşireler…

Mektubunuz şark seyahati dönüşümde bu gün elime geçti. Ve cevabını yazıyorum.

Evvela Risale-i Nur ile alakanız ve nurlar dersiniz, irtibatınız ve beraberliğiniz gibi mektupta beyan ettiğiniz hususlar itibarıyla tebrikler ve te'sitler ederken, daima bu sırat-ı müstakim üzere de ebede kadar gidebilmeği Rabb-i Rahim-i Zülcemalden niyaz ederim….

Malumunuzdur ki Risale-i Nurla irtibat ve Nurlar dersiyle alaka, devam, en büyük nimettir. Bir araya gelip okumak "Ehl-i iman ahiret hemşirelerimizle bir hasbihal"in son cümlelerinde "okuyan ve dinleyen" diye cemaatle okumaya iş'ar var… Yani faydalıdır. Amma her şeye rağmen –illa şart- değil. Nur talebeliği için okumak, dinlemek, yazmak yani: nurlarla iştigal gereklidir. Lakin cemaatle okumada istifade büyük olabilir.. şahs-ı manevi tezahürü hele bir ruh gibi, ruh beraberliği olursa.. Ruh-u Üstad, tecelli edebilir. Feyiz ziyade olur.

Hem bir araya gelmede şöyle fayda var; Bir hanım evinde, etrafında sairlerin çoğu yani komşu ve saireler hem T.R.T. neşriyatları ve maalesef okullar, yüzler gazete ve dergiler (menfi olanlar) neşriyatlarıyla sokaklar hal dili ve o mübarek hatunun salabetine, din ve diyanetine saldırırken ve yalnız başına mukavemet zayıflayıp ümitsizlik ve ye's zulmetiyle mağlup halde ezilirken, incinirken, birden Risale-i Nurla, Nur dersleriyle bir araya gelip bir şahs-ı manevi tezahürüyle, o menfinin karşısında bir cemaat kuvvetiyle manen mukabele eder, kendi hususi aleminde kainat kadar bir iktidar-ı imani hisseder.. Allah'a şükreder.

 (Şeriata göre dışarı çıkmamız ne durumdadır?) diye soruyorsunuz.. Şeriat kitapları bu hususları açıklamışlar.. Müftüler ve diyanet hocalarımız, din büyüklerimizin, müçtehid-i izam hazeratlarının beyanlarını size bildirirler.. Zannedersem evde, evinde dışarıdan en uzak köşesinde bulunmak… gibi şeriat-ı garranın hükümleri vardır. Zaruret hususunu da şeriat-ı âlimiz beyan buyurmuştur. Sen bana "Şeriatın hükmü nedir?" diye sorarsan, ben de sana asırlar boyu âlemi ziyalandıran şeriat kitaplarını tavsiye ederim. Hepimizin boynu şeriat kılıncına karşı kıldan incedir. O hükümlerin arkasında binlerle milyonlarla asfiya ve âlimler vardır. Hepsine hudutsuz selam ve ihtiramlar…

Ama, bazılar soruyorlar ki: "Dışarıdan ne kadar uzak olursa o kadar yerindedir kadınlar için…çünkü fıtrat öyle iktiza ediyor..

Acaba bu zaman-ı ahirde fitne-i ahir zaman içinde, dinimizi öğrenmek bilhassa iman dersleriyle tenevvür etmek gibi zaruretler, bir de son asırların hidayet güneşinin ebedi hayat bahşeden huzmeleriyle aydınlanmak ve Deccalizm cereyanına karşı nokta-i istinat-ı maneviyeyle NUR dersleri için mecburen dışarı çıkmaktaki noksaniyete mukabil--- derslerden gelen fayda daha azimdir dersek inşallah isabetli olur ümit ediyorum. Hâşâ fetva veremiyorum. "Bir ümidimizi yazıyoruz" dese idiniz, daha münasip olurdu kanaatindeyim.

Şafii mezhebini takliden sair vilayetlere çıkmak için fetva vermek benim haddim değil. Kimse de size öyle bir fetva veremez kanaatindeyim. Ama zararınıza razı olarak iştiyak göstermişsiniz. Ben ne diyeyim. Allah iyilik versin.

Yani: Ben derse giderken başkalarına atfen günah ve zarar olsa bile –inşallah şu hizmet, şu şahs-ı manevi tezahürü ile birçok hemcinslerimizin kurtulmasına ve kuvve-i manevi teminine binaen affolunur ümidi ile hareket etmek ve daima Rabbi Rahim-i Zülcelal'den aff ve mağfiret talep edici bir haletle yürümek iyi olur.

Nur hizmetini Üstadımız tarif etmişken bilhassa hanımlara –nur dersleri yapmak- okumak- dinlemek… bu vesile ile de bazı kızlara vesile olunabilir. İlla hizmet yapacağım diye hizmetteki safiliği bozmağa lüzum yok. Zaten şimdi herkes duymuş. Ve fiili bir hizmet her tarafta ifa olunuyor. … Selam ve saadetle. Hatt-ı Kur'an'la yazmak isterdim, sizi okuyamaz diye böyle yazdım. Ama zor yazıyorum gücenmeyiniz. Aciz M. Sungur (İmza)

Bu kısım, mektupta Kur'an harfleriyle, Osmanlıca yazılmış:

Hazret-i Üstadımız'ın "…kadınlar şefkat kahramanları olması" bahsi ne kadar manidardır. Çünkü Risale-i Nur'un bir esası da şefkat olmasından, hanımlar fıtraten Risale-i Nur'a daha çok yaklaşıyorlar. Siz orada derslere devamınızı tesis ediyorsunuz. Bir de o cemaati ders ile Anadolu'da binler ders yapan cemaatlerin arasına manen girersiniz. Selam.

…Elbette ki Sungur Ağabey'in veya diğer ağabeylerin hizmetini anlamak ve anlatmak haddimize değil. Âcizane biz sadece birkaç hususta birkaç cümle sarf etmekten başka bir şey yapacak değiliz. İşte o sarf edilen birkaç cümle:

1-Risale-i Nur'u tanımadan önce, memleketteki tahribatı ve ahlaksızlığı görüp fark eden bir ağabey.

2-Öğretmen Okulu çıkışlı olduğu için, o zamanlar eğitimde yapılan kasıtlı yanlışların farkında olan bir ağabey.

3-Sadece kendisi değil, bilhassa eşinin ve oğlunun da hizmette emeği büyük olan bir ağabey.

4-Kalemi kuvvetli bir ağabey. Hitapta ve tahrirde (yazıda) maharetli olduğundan Üstad'ın resmi makamlarla ve resmi kişilerle yapılacak görüşmeler için zaman zaman görevlendirdiği ağabey.

5-Hizmette bir şefkat kahramanı.

6-Bilhassa kadın hizmetleriyle ilgilenen ve onların hizmette aşk ve şevklerini artırmaya çalışan ağabey.

7-Umum toplantılarda ve derslerde kitap dağıtarak sıra ile ders yapma metodunun mucidi. (Üstad hususi talebelerine sabah ve ikindi derslerinde sıra ile kitap okutarak ders yapardı, yer yer de açıklardı.)

8-Memleketi dolaşarak her yerde derse katılan ve her yerde hatıralarla Üstad'ı anlatan ağabey.

9-Hizmette nereye götürülürse oraya giden alçakgönüllü ve hoşgörülü bir zat.

10-Ömrünün son yıllarında şekeri 400'e çıktığı zamanlarda bile cemaatten ayrılmayan ve umumi derslerde hatıra anlatan bir ağabey. Sanki hizmetin bütün ağırlığını omzuna alarak yorulup hastalanan ve ölüme böyle giden ağabey.

11-Cenazesine başbakanla birlikte diyanet başkanının katıldığı ve cenaze namazının diyanet başkanı tarafından kılındığı ağabey. Başbakanın ve diyanet başkanının cenazede bulunması sanki nur hizmetinin hem devletle hem de diyanetle barıştığını ya da onlar tarafından kabul edildiğini gösteriyor. Yani ölümü uhuvvet-i İslam'a ve sulh-u umumiye hizmet eden bir ağabey.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR “UMMAN”

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR  “UMMAN”

Kitaplar, insanların ufuklarını açmada ve terakki hususunda hayatın temel unsurlarındandır. F

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

İsmi gibi cismi de kâmildi, güzel ahlakın kemalinde bulunuyordu. Mütebessim bir çehreye sahipt

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı H

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

Doksan sene bereketli bir ömür yaşayan, Ümmet-i Muhammed’in dirayetli bir allamesi, nur cemaat

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

Yıl 1982. Mayıs'ın sonları. Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. 6 yaşlarında ciğerpar

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

Rasulullah Efendimiz buyurmuş: “Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hâkim olacaktır.”(Bkz.

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

Nam-ı diğer Kırkıncı Hoca… Kırkıncı Hoca, ilmî cesaret, münazara, cihat, Risale-i Nur ve

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

Tam kırk altı sene evvel haftalık “İttihad” gazetesinde neşredilen bu yazı, merhum Mustafa

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

Geçtiğimiz Çarşamba günü büyük bir âlimimizin vefatıyla sarsıldık. “Şarkın bilgesi

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

SAİD ÖZDEMİR AĞABEY’DE HAKİKAT ARAYIŞI

Said Özdemir Ağabey… Nam-ı diğer Tillolu Said… Hayatını Kur’an’a ve imana vakfeden bir

HINISLI FAHRETTİN HOCA

HINISLI FAHRETTİN HOCA

Fahrettin hoca, iyi bir Arapça eğitimi almış, âlim ve fazıl bir zattır. Uzun yıllar Hınıs

Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.

Kevser:2

GÜNÜN HADİSİ

Oruç insanı cehennem ateşinden koruyan bir kalkandır; tıpkı sizi harpte ölüme karşı muhafaza eden bir kalkan gibi...

Buhari,Ebû Davud,Tirmizi, Nesai

TARİHTE BU HAFTA

*Yıldız Sarayı'nın İttihatçılar'ca Yağma Edilmesi(29 Nisan 1909) *Gazneli Mahmud'un Vefatı(30 Nisan 1030) *Yıldırım Bâyezid Tarafından Manisa'nın Fethi(1 Mayıs 1390) *Fatih Sultan Mehmed Hân'ın Vefatı(3 Mayıs 1481) *Eyüp Sultan Hazretleri(r.a.) Vefât

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI