Cevaplar.Org implant

BİR HADİS MÜNKİRİNE CEVAP

Kur’an’ı anlatan hadis değil sünnetlerdir. Neden rasul hadis yazılımını yasaklamıştır? Cevabımız: *Bilindiği üzere, Resulullah’ın(aleyhissalatu vesselam) sünnetleri üç çeşittir: Kavli, fiili ve takriri sünnetler. Bütün bunları bize ulaştıran yegâne kaynak hadis kitaplarıdır. Bu hadis kaynakları olmasaydı, biz bu sünnetleri nereden öğrenecektik?


Niyazi Beki(Doç. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2013-04-09 07:02:58

Bundan bir süre önce sitemizde değerli âlim Niyazi Beki Hocaefendi'nin bir makalesi yayınlanmıştı.

http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=5171&ctgr_id=27 

Hocamızın bu yazısına çok seviyesiz, nezaketsiz bir üslupla bir yorum gelmişti. Yorum yazan gerçek bir kişi miydi, yoksa sanal dünyada tanınmamak için uydurma bir ismin arkasına mı gizlenmişti meçhul? Başka bir meçhul niyeti, diğer bir meçhul de ilmi seviyesi idi.

Biz böyle yorumları hiç değerlendirmeye tabii tutmadan siliyoruz, ahmak'a verilecek en güzel cevabın sükût olduğunu bildiğimizden ve yorum yazanın kendisine değer verildiğini zannetmesine sebep olmamak için.

Yorumu silmeden önce Niyazi Beki Hocamızı bilgilendirmiştik, kendileri de yorumu kendilerine mail ile ulaştırmamızı istemişlerdi. Hocamız yoğunluk ve hastalığına rağmen, o şahsa değil, sünneti sarsma fitnesine kapılan, Oryantalizm 'in duhanından başı dönmüşlere kısa bir cevap yazdı. Sizlerle paylaşıyoruz.

Ama -tevazuu ile bizleri şaşırtan muhterem Hocaefendi'nin isteği rağmına- kısaca kendisinden bahsedeceğiz; Niyazi Beki, 1953'te Bingöl'ün Gözer köyünde doğdu. Özel hocalardan Arapça, Bedi, Beyan, Maânî, Akaid/Kelam, Fıkıh, Tefsir, Hadis, Mantık vb. İslâmi ilimleri okudu. Bingöl Lisesi ve Muş İmam-Hatip Lisesini bitirdikten sonra Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden 1984'te mezun oldu. Yüksek lisansını, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tefsir ve Hadis bölümü, Hadis Anabilim dalında yaptığı "es-Sülemî ve Kitâbu'l-Erbaîn li's-Sûfiyye" adlı tez çalışmasıyla (1990) bitirdi. Doktora çalışmasını, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Bölümü Tefsir Anabilim Dalında yaptığı "20. Asır Türkiyesinde Tefsirde İşârâtu'l-İ'caz Örneği" adlı teziyle (1997) tamamladı.

Eğitim hayatı yanında, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı olarak imam-hatiplik ve vaizlik görevlerinde bulundu. 1993'te Arapça okutmanı olarak Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesine girdi. 1998'de Arap Dili ve Belağatı Anabilim Dalı Başkanlığı görevine atandı. 2003-2004'te Amerika'da Hartfort Saminary'de misafir öğretim üyesi olarak bulundu. 17 Ekim 2005'te emekli oldu.

Niyazi Hocaefendiye bir kere daha teşekkürlerimizi sunuyoruz. Saygılarımızla. Cevaplar.org

1-Kur'an'ı anlatan hadis değil sünnetlerdir. Neden rasul hadis yazılımını yasaklamıştır?

Cevabımız:

*Bilindiği üzere, Resulullah'ın(aleyhissalatu vesselam) sünnetleri üç çeşittir: Kavli, fiili ve takriri sünnetler. Bütün bunları bize ulaştıran yegâne kaynak hadis kitaplarıdır. Bu hadis kaynakları olmasaydı, biz bu sünnetleri nereden öğrenecektik?

*İslam ümmeti, namazın rekâtları ve başka detaylarını; hac farizasının detaylarını, zekâtın detaylarını 15 asırdan beri nereden öğrenerek uygulamıştır; hadis kitaplarından başka bir kaynak gösterebilir misiniz? Bütün İslam ümmetinin ittifakla kabul ettiği beş vakit namazın şeklini Kur'an'dan öğrenebilme imkânımız var mı? Hadislerden başka buna bir kaynak gösterebilir misiniz?

*Hz. Peygamberin(aleyhissalatu vesselam) Kur'an'la karıştırabilirler diye ilk zamanlarda hadisin yazılmasını geçici olarak yasakladığı gibi, sonradan buna izin verdiğine binlerce İslam kaynağı şahitlik etmektedir.

*Sizin davanıza büyük bir delil olarak sunduğunuz şu "hadislerin yazılmasının yasaklanması" konusunu nereden öğrendiniz? Acaba, hadis kaynaklarından başka bir kaynaktan mı öğrendiniz? Elbette bu mümkün değildir. Demek siz de kendi yanlışlarınızı bile savunurken hadis kaynaklarına başvurmak zorunda kalıyorsunuz. Bu haliniz bile, sizin bu konuda lüzumsuz ve de dininizin zararına bir yol izlediğinizin kanıtıdır.

*Sünnet, asr-ı saâdetten bugüne Kur'ân-ı Kerim'in yanında İslam'ın ikinci temel kaynağı olarak kabul edilmiştir. Bu sünnetin bize intikalini sağlayan ise şüphesiz hadis kaynaklarıdır. Bütün İslam âlimlerinin Kur'an'dan sonra en büyük ve en sağlam İslam kaynağı olarak gördükleri Buhari'yi ve diğer büyük hadis âlimlerini yalanlamak ve Resulullah'a iftira ettiklerini söylemek cüretini gösterdiğinizin farkında mısınız? İman şuuru, bu gibi hezeyanları kaldırmaz.

2-Dört halife döneminde yasaklandığı için yazılmayan hadisler bize nakil yoluyla bu yüzden gelmemiş midir?

Cevabımız;

*Evvela hadislerin ancak nakil yoluyla bize gelmesini tuhaf görüyorsunuz. İnsan merak ediyor. Acaba zat-ı âliniz –vahiy artık kesildiğine göre-hadis kaynakları dışında Resullah'ın (aleyhissalatu vesselam) sünnetini doğrudan ilhamla alabilir mi? Yani Resulullah'ın(aleyhissalatu vesselam) sünneti, hadis kaynakları dışında hangi yolla bize kadar gelebilir?

*İkincisi, bu hadisin varlığı hadisleri devre dışı bırakma çabalarına manidar bir cevap teşkil etmektedir. Çünkü eğer hadislerin yazılması gerçekten –kayıtsız ve kesin olarak-yasaklandıysa bu hadis nereden çıktı? Bununla nasıl istidlal edilebilir, nasıl delil olarak kabul edilebilir?

*Üçüncüsü, Ebû Saîd el-Hudrî'den gelen "Benden [Kur'an'dan başka] bir şey yazmayınız! Kim benden Kur'an'dan başka bir şey yazmışsa onu imha etsin"(Müslim, Zühd,72) mealindeki hadis rivayeti tartışmalı bir rivayettir;

Başta Buhârî olmak üzere, bazı âlimlere göre bu hadis mevkuftur; Ebû Saîd'in bir beyanıdır(İbn Hacer, 1/208); dolayısıyla Peygamber'e yanlışlıkla atfedilmiştir. Fakat âlimlerin çoğunluğunun kanaati, bunun Rasûl-i Ekrem'den rivayet edilen bir hadis olduğu yönündedir.

Âlimler bu yasaklamayı ifade eden hadis rivayeti ile, hadislerin yazılmasına izin veren ve fiilen yazıldığını gösteren sahih hadis rivayetlerinin arasını bulmak için, yasak ve ruhsatın gerekçelerini şu birkaç ihtimale dayandırmışlardır:

Birincisi; yasak emri, Kur'an'ın nazil olduğu ilk döneme aittir. Yazmaya ruhsat ise, diğer zamanlar içindir.

İkincisi; yasak emri, Kur'an'la birebir aynı sahife ya da levha üzerine hiçbir şeyin yazılmamasını kastetmektedir. Çünkü satır aralarına veya kenarlara yazılacak kelime ve cümleler, insana Kur'ân-ı Kerîm'denmiş gibi bir hüküm verdirebilirdi. Ruhsat ise, Kur'an'la aynı sayfada yazılmama durumuyla ilgilidir.

Üçüncüsü; yasak, hadisleri ezberlemeden sadece yazıya dökenler içindir. O zaman hem yazı yazanlar az, hem doğru yazanlar nadir olduğu için hadisleri ezberlemeden sadece yazıyla kaydedenlerin yanlış yazacakları endişesiyle yasak konmuştur. Ruhsat ise, ezber ile yazmayı birlikte yapanlara yöneliktir.

Dördüncüsü, hikmeti ne olursa olsun, Hz. Peygamberin yasak emri önceki zamanlara aittir, daha sonra verilen ruhsatla yasak hükmü nesh edilmiş, ortadan kalkmıştır.

Aşağıdaki bilgiler asr-ı saadette hadislerin yazıldığının belgesidir:

 -İslâmî kaynakların verdiği bilgiye göre, hadisleri Hz. Peygamber'den ilk duyup hıfzeden sahabe neslinin bir bir aradan çekildiğini ve yerlerine kendileri gibi sünneti bilen hafızların bırakılmadığını, ayrıca bid'atlerin de yayılmaya başladığını gören halîfe Ömer b. Abdulaziz (ö.101/719), bütün vâli ve âlimlere mektup göndererek hadislerin yazıya geçirilmesini emretmiştir. Emrin gereğini ilk gerçekleştiren ünlü alim imam Zührî (ö.124/741) olmuştur(İbn Hacer, Fethu'l-Barî, 1/208).

-Burada altı çizilmesi gereken nokta şudur: Zührî'nin gerçekleştirdiği faaliyet –devlet eliyle yaptırılan-resmi tedvîndir; daha önceleri fertler bazında gayri resmi kitabet/hadisleri yazıyla kaydetme ve tedvin etme işi hep var ola gelmiştir. Amr b. el-'As'ın (ö.63/682) bin hadisi ihtiva eden "es-Sahifetu's-sâdıka"sı ile Hemmâm b. Münebbih'in (ö.101/719), hocası Ebû Hureyre'den aldığı hadisleri içeren 138 hadislik sahifesi bunlar arasında en meşhur olanlarıdır(bk. Çakan, İsmail Lütfü, Hadis Edebiyatı, s.12).

-Kaldı ki, Hz. Peygamber tarafından bizzat yazdırılmış olan bazı vesikalar, mektupların varlığı, yine –yukarıda iki örnek verildiği üzere-onun zamanında bazı sahabilerce yazılmış hadis sahifelerinin bulunduğu bu gün ilmî olarak ispatlanmış ve neşredilmiş bulunmaktadır (bk. M. Hamidullah, el-Vesaiku's-siyasiye; Çakan, a.g.y).

- Bin hadis ihtiva eden "es-Sahifetu's-sâdıka" sahibi Abdullah b. Amr b. As'ın anlattığı şu olay hadislerin yazıya geçirilmesine dair verilen izin bakımından manidardır:

"Resulullah'dan duyduğum her şeyi ezberlemek maksadıyla yazıyordum. Kureyş beni bundan nehyetti ve 'Resulullah(a.s.m) kızgınlık ve sükûnet hallerinde konuşan bir insan iken sen ondan duyduğun her şeyi nasıl yazarsın?' dediler. Bunun üzerine yazmaktan vazgeçtim. Sonra durumu Resulullah'a arzettim. Eliyle ağzına işaret ederek; 'Yaz, canım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki buradan haktan başka bir şey çıkmaz' buyurdu"(Ebu Davud, ilim, 3).

-Hz. Ebu Hureyre'nin şu ifadeleri de Hz. Peygamber zamanında hadislerin ezberlenmesi yanında yazıldığını da göstermektedir: "Resulullah'ın ashabı içinde Abdullah b. Amr hariç, benden daha fazla hadis rivayet eden kimse yoktur, Abdullah yazar, ben yazmazdım"(Buharî, ilim, 39).

- Bu açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, başlangıçta –hadisin yazılması ile ilgili- görülen bazı tereddütler neticede ortadan kalkmış ve hadislerin yazıya geçirilmesinin cevazına fikir birliği sağlanmıştır(İbn Salah, Ulumu'l-Hadis, s.161).

"Benim sözlerimi işitip, iyice belledikten sonra başkalarına ulaştıran kimselerin Allah yüzlerini ak etsin."(Ebu Davud, ilim, 10; Tirmizî, ilim, 7) mealin deki sahih hadisin ifadesinden anlaşıldığı gibi, Hz. Peygamber hadislerinin yazılmasını teşvik etmiştir.

-Hadislerin Hz. Peygamberin hayatında, özellikle dört halife devrinde bile yazılmadığına dair düşüncenin yanlışlığı izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır. Yukarıda ifade edildiği gibi, hadisin yazılması Hz. Peygamberin hayatında başlamıştır.

Nitekim Buharî aşağıdaki hadisi "Takyidu'l-ilm=ilmi yazıya geçirme" başlığı altında vermiştir. "Ebû Hureyre'den rivayet edildiğine göre;

Mekke'nin fethedildiği yıl Huzaa kabilesi, öldürülen bir adamlarına karşılık olarak Benî Leys kabilesinden bir adamı öldürdüler. Bu, Hz. Peygamber'e bildirilince o bineğine bindi ve şu konuşmayı yaptı:

"Allah Mekke'den öldürülmeyi (yahut fili) alıkoydu, onlara Allah'ın elçisini ve müminleri musallat etti. Dikkat edin! Mekke benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştır, benden sonra da hiç kimseye helal kılınmamıştır. Dikkat edin! Mekke bana da yalnızca gündüzün bir anında helal kılınmıştır. Dikkat edin! İçinde bulunduğum şu anda Mekke haramdır. Onun dikeni kesilmez, ağacına balta vurulmaz. Yiti­ğini, -onun sahibini aramak maksadı dışında- kimse alamaz. Bir kimse Öldü­rüldüğünde (onun velisi) şu iki şeyden birini seçme hakkına sahiptir: Ya kendisine diyet ödenir, ya da öldürülenin yakınları kısas yaptırır."

Bunun üzerine Yemenli bir adam gelerek: Ey Allah'ın elçisi bunu (bu ko­nuşmayı) benim için yazınız(yazdırınız)" dedi. Hz. Peygamber de "Bunu falan kimse(Ebu Şah) için yazınız" buyurdu.(Buharî, ilim, 112).

Bu sahih hadis rivayeti bizzat Hz. Peygamber tarafından hadislerin yazdırıldığının en açık delilidir.

 3-Kur'an'ı Allaha hadisleri ve sünnetleri bize diye yorumlayacak kadar, İslam'ı ikiye ayırma zihniyetini nerden buldunuz? Hâlbuki (yürüyen Kur'an değil midir Rasul ) Eğer böyle anlarsak sonuç iki din demek değil midir?

Cevabımız:

Öyle anlaşılıyor ki, ön yargı körlüğü akıl gözünüzü göremez hale getirmiştir. Kur'an'ın Allah'a, sünnet ve hadislerin bize ait olduğu saçmalığını nereden çıkarıyorsunuz? İslam âlimleri, İslam dininin iki temel kaynağı olduğunu söylüyorlar. Kur'an ve sünnet edile-i şer'iyenin başında gelen iki temel esastır. Bu gerçeği söylemek dini ikiye ayırmak manasına mı gelir? 

-Daha önce de söylediğimiz gibi, hadislerin rivayetleri olmadan Sünneti öğrenmek mümkün müdür? Hadislerle sabit olan sünnet-i nebeviye dinin en az yarısından fazlasını teşkil etmektedir. Hadisi inkâr etmek dinin yarısından fazlasını inkâr etmek anlamına gelir.. Allah akıl, fikir versin..!

4) Papazlarınızı ve hahamlarınızı rab kabul etmek nedir? Şayet sizin gibi anlarsak sonuç aynı yere çıkmaz mı ? (Onları) Apaçık deliller ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye derken, Allah'ın ayetinde onlar da iyice düşünsünler diyor. Siz bunu yukarıda Bektaşi misali keserek, neden insanların imanıyla oynamaktasınız?

 Cevabımız:

-Eğer siz hadislere inanmayı "papazları ve hahamları rab kabul etmekle" eşdeğer kabul ediyorsanız; sizin yeniden kendinizi gözden geçirmenizi tavsiye edebiliriz. Zira, sizin bu çarpık görüşünüze göre, bu işi bizzat tavsiye eden Kur'an'dır. Çünkü, Kur'an'da meal olarak şu ayeti görüyoruz; "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin. Resulüne ve sizden olan ülü'l-emre de itaat edin. Eğer Allah'a ve âhirete iman ediyorsanız, hakkında ihtilâfa düştüğünüz meseleyi Allah'a ve Resulüne arz ediniz. Böyle yapmanız hem daha hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir."(Nisa, 4/59).

-İslam alimlerine göre, bu ayette "itaat" kavramı Allah için kullanıldıktan sonra Hz. Peygamber için ayrıca vurgulanmış olması, Hz. Peygamberin Kur'an dışında –hadislerle bize aktarılan- sünnetine işarettir(bk. Taberi, Maverdi, Razi, İbn Kesir, Beyzavi, Nesefi; Şevkani, İbn Aşur, Alusi, ilgili ayetin tefsiri)

-Bu ayette Allah ve Resulü yanında, yetki sahibi kimselere de itaat etme hususu açıkça emredilmektedir. Bu hakikat, İslam ümmetinin ittifak ettiği bir konudur.

-Eğer sizin bu çirkin ifadeden maksadınız, hadislerin bize aktardığı Hz. Peygamberin sünneti ise, bu ve benzeri birçok ayette Allah'a ve resulüne itaat etmemiz emredilmektedir. "Kim resûlullaha itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim itaatten yüz çevirirse (aldırma!), zaten seni üzerlerine bekçi olarak göndermedik"(Nisa, 4/80) mealindeki ayette bu husus açıkça belirtilmiştir.

- "Evet, belgeler, mûcizeler ve kitaplarla gönderdik onları. Sana da ey Resulüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünüp anlarlar"(Nahl, 16/48) mealindeki ayetin son cümlesi olan "Umulur ki düşünüp anlarlar" mealindeki ifadeye yer verilmemesini Bektaşilikle yorumlamanız sizin cehl-i mürekkeb içindeki ön yargılı kimliğinizi ele vermektedir.

Zaten açıklamaktan maksat insanları düşünmeye sevk etmektir. Güya bu cümle, hadisleri ve sünneti bertaraf eden bir muhtevaya sahip olduğu için biz onu özellikle gizlemişizdir. Oysa insanları düşünmeye davet etmek, Hz. Peygamberin Kur'an'ı açıklamaktan ibaret olan sünnetini devre dışı bırakmıyor, aksine onu teyit ediyor ve manen diyor ki: "Ey insanlar! iyi düşünün; Kur'an'ı iyi anlayın; Hz. Peygamberin açıklamalarını iyi düşünün; Kur'an'ın bir tefsiri olan Resululah'ın sünnetini iyi düşünün…"

 Bu gerçeği şu ayetten de dinleyebiliriz: "Peygamber size ne verirse onu alınız, o sizi neden men ederse onu terk ediniz. Allah'a karşı gelmekten sakınınız. Muhakkak ki Allah'ın cezası pek çetindir"(Haşir, 59/7).

 5) Sonra Yahudi ve hahamların konumuna düşmez misiniz? Allah ile kandıranların şerrinden Allaha sığınırım.

 Cevabımız:

Bu çirkin ithamı yapacak kadar alçalan birisine söylecek bir şeyimiz yoktur. Rasulullah'ın sünnetini ve bu sünneti bize ulaştıran sahih hadisleri savunan bir kimseye karşı bu hezeyanı savuranlar, aslında bu çirkin hezeyanlarıyla, başta dört mezhep imamları olmak üzere, milyonlarca İslam alimini, asfiya ve evliyayı da hedef etmiştir. Çünkü onların hepsi bizim gibi hadisleri canü gönülden kabul etmiş ve önemli bir kısmı bizzat kendileri hadis rivayet zincirinde yer almışlardır. Bizim size kardeşçe bir tavsiyemiz var, bu yanlış yoldan kısa bir zamanda tövbe et ve Allah'ın sevdiği milyonlarca kulları yanında bizzat Hz. Peygamberin de senden şikayetçi olacağını bil ayıl..!

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KUR’AN’IN ANLAŞILMASINDA SÜNNETİN YERİ-2

KUR’AN’IN ANLAŞILMASINDA SÜNNETİN YERİ-2

2. Açık Olmayan Ayetlerin Varlığı Kur'an-ı Kerim, bizzat kendisi, âyetlerini "muhkem" ve "m

SİTE HARİTASI