Cevaplar.Org casino maxi

İMAM EBU HANİFE-HAYATI VE ŞAHSİYETİ-4

6-Ona Göre İlim, Asla Hocasız Öğrenilemez! Bir defasında Ebû Hanîfe’ye: “Ey İmam, şu [Kûfe] mescidinde bir grup insan fıkıh öğrendiklerini/müzakere ettiklerini söylüyorlar” denildi. Ebû Hanîfe, onların bir başkanları/hocaları yok mu, diye sordu. Oradakiler, hayır dediler. Bunun üzerine Ebû Hanîfe: “Öyleyse onlar ebediyyen fakih olamazlar!” dedi.


Ali Pekcan

alipekcan65@hotmail.com

2013-04-09 06:47:01

6-Ona Göre İlim, Asla Hocasız Öğrenilemez!

Bir defasında Ebû Hanîfe'ye: "Ey İmam, şu [Kûfe] mescidinde bir grup insan fıkıh öğrendiklerini/müzakere ettiklerini söylüyorlar" denildi. Ebû Hanîfe, onların bir başkanları/hocaları yok mu, diye sordu. Oradakiler, hayır dediler. Bunun üzerine Ebû Hanîfe: "Öyleyse onlar ebediyyen fakih olamazlar!" dedi.(63)

7-Ona Göre Fıkıhta Yetkinlik Zaman İster!

Anlatıldığına göre, Ebû Yusuf, ilmî hayatının başlangıcında bir ara hastalanır. İmam Ebû Hanîfe bunu haber alınca "Eğer Ebû Yusuf ölürse, yeryüzünde onun yerini dolduracak kimse yoktur" diye ona iltifat eder. Ebû Yusuf sağlığına kavuşunca, bu iltifattan dolayı kendini beğenmeye başlar. İlim ve fıkıhta olgunlaştığını düşünerek, mescitte hocası Ebû Hanîfe'den ayrı olarak kendine ait yeni bir ilim halkası kurar. Ebû Hanîfe onun bu ham tavrını sezer, onun halka kurmasına bir iki gün izin verir. Sonra da bir takım sorular hazırlar, öğrencilerine, bunu Ebû Yusuf'a gidip sormalarını ister. Onlar da gidip ona soruları sorarlar ve Ebû Yusuf'un verdiği cevapları da Ebû Hanîfe'ye getirirler. Ebû Hanîfe verilen cevapların hepsinin hatalı olduğunu söyler. Ebû Yusuf kendinden emin bir şekilde hiç vakit kaybetmeden hocasının yanına gider. Ebû Hanîfe kendisine doğru cevapları gerekçeleriyle birlikte tek tek anlatır. Ebû Yusuf hatasını anlar, mahcup bir şekilde hocasından af diler, bir daha da hocasından ölünceye kadar hiç ayrılmaz.(64)

8-Ona Göre İlim Amel İçindir

İmam Ebû Hanîfe'ye göre, fıkıh ilmi, "kişinin, kendi lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir. İlim ancak amel etmek içindir. İlmiyle amel etmek, ahiret saadeti için dünya meşgalelerini terk etmektir."(65)

Bu meyanda Şemsüleimme Serahsî (v.483/1090) şöyle der:

"Bizim mezhep İmamlarımız Ebû Hanîfe, Ebû Yusuf ve Muhammed b. el-Hasen de bu sıfatla bezenmişti, yani ilim ve ameli kendi nefislerinde uygulamışlardı. İşte bundan dolayı fıkıh ilmi şu üç şeyin bir araya gelmesiyle tamamlanır.

1-Şer'î hükümleri bilmek. 2-Bu hükümlerin delil ve dayanaklarını bilmek. 3-Öğrenilen fıkhi meseleleri hayata uygulayarak amel sahasına koymak."(66)

Bir başka anlatımına göre, Ebû Hanîfe şöyle demektedir:

"Bilmiş ol ki amel ilme uyar. Nasıl ki azalar gözün görmesi sayesinde hareket eder. Az dahi olsa amel ile ilim, çok amel ile cehaletten daha faydalıdır. Bu şuna benzer: Çölde bir adamın yanında az miktar azık bulunsa bile doğru yolu biliyorsa kurtulur. Bu adamın durumu yanında çok azık bulunup da yolu bilmeyen adamın halinden daha hayırlıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir

olur mu?. Bunu ancak akıllı olanlar anlar.'(67)

Hammad b. Ebî Süleyman, talebesi İmam Ebû Hanîfe'ye eğitim ve öğretimin gayesini dile getiren şu şiiri yazdırmıştır.

داشرلا نم لضفب زاف – داعملل ملعلا بلط نم

دابعلا نم لضف لينل – هيبلاط نارسلخ ايف

"Ahiret yurdunu kazanmak için ilim öğrenen, doğru yolda kurtuluşa erer.

Halkın nazarında değer kazanmak için ilim talep edenlere yazıklar olsun!"(68)

9-Ona Göre Amel ve Ahlâk Sağlam Bilgiye Dayanmalıdır

Ebû Hanîfe'ye göre doğru amel ancak sağlam bilgi üzerine kurulabilir, iyi insan sade hayır işleyen değildir, hayırlı insan olabilmek için hayrı ve şerri bilmelidir. Hayrın meziyetlerini bilerek hayır işlemelidir. Kötünün zararlarını anlayarak kötülükten kaçınmalıdır. Âdil olmak, zulmü tanımaksızın adalet yapmak değildir. Belki zulmü ve gadri adaleti ve gayesini bilerek adalet icra etmektir. Şerefli neticelerini düşünerek adalet yapan âdildir. Bu konuda İmam Ebû Hanîfe el-Âlim ve'l-Müteallim adlı kitabında şöyle der: (69)

"Bilmiş ol ki amel ilme uyar. Nasıl ki aza gözün görmesi sayesinde hareket eder. Az dahi olsa ilim ile amel, çok amel ile olan cehaletten daha faydalıdır. Bu şuna benzer. Çölde bir adamın yanında az miktarda azık bulunsa bile doğru yolu bilirse kurtulur, bu onun için, yanında çok azık bulunup ta doğru yolu bilmeyen kimseden daha hayırlıdır. Cenabı Hak şöyle buyurur: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Bunu ancak aklı olanlar anlar."(70)

10-Onun Âlimlik Vakarını Sürekli Koruması

Anlatıldığına göre İmam Ebû Hanîfe, az güler, genellikle kendisine soru sorulmadıkça konuşmazdı. Çoğu zaman sanki az önce başına büyük bir bela gelmiş birisi gibi hüzünlü ve düşünceli bir hali vardı.(71) Abdullah b. el-Mübarek bir değerlendirmesinde şöyle demektedir:

"Ebû Hanîfe'nin meclisinden daha vakarlı bir toplantı görmedim. Onun bulunduğu toplantı fukaha meclisini andırıyordu. Şık giyimli, güzel yüzlü, hoş suretli idi. Onun cesur ve korkusuz oluşuna şu olay tanıklık edebilir. Bir gün Kûfe'nin büyük mescidinde hep birlikte otururken çatıdan bir yılan İmamın kucağına düşmüş, mescitte bulunanların tamamı korkup kaçarken Ebû Hanîfe hiç istifini bozmamış, yılanı bir kenara atıp yerine tekrar oturmuştur."(72)

Hatib el-Bağdadi'nin naklettiğine gore, İmam Ebu Hanife şöyle anlatır:

"Mekke'de bulunuyordum. Bu sırada 'Ata b. Ebi Rabah (v.114/733) ile karşılaştım. Kendisine bir takım sorular yonelttim. Bana nereli olduğumu sordu. Ben Kufe'liyim dedim. "Şu dinlerini parça parça edip bölünenlerin diyarından mı?" diye sordu. Ben de evet, dedim. Peki, sen hangi gruptansın dedi. Ben de: "Selef-i salihine sövmeyen, kadere inanan, işlediği herhangi bir günahından dolayı kimseyi tekfir etmeyen" gruptan, dedim. "Tamam, anlaşıldı, bu istikametten ayrılma!" dedi.(73)

11-O, İlmî Tartışmalarda Edebe Riayet ederdi(74)

Saymeri (v.436/1045), İbn Deraverdi'den şu olayı nakleder:

"Bir gün İmam Malik ve Ebu Hanife'yi yatsıdan sonra Mescid-i Rasul'de ilmi konularda müzakere ederken gördüm. Öyle ki, her biri kendi sahibi olduğu/amel ettiği görüşü savunuyor, ancak birbirlerine karşı ileri gitmiyorlar, biri diğerini hata etmekle suçlamıyordu… (Bu durum), bulundukları yerde sabah namazını beraberce kılıncaya kadar devam etti."75

İmam Ebu Hanife, Medine'de Hz. Ali'nin torunu İmam Muhammed el-Bakır (v.117/732) ile bir araya gelmişlerdi. Muhammed Bakır, İmam Ebu Hanife'ye hitaben:

"(Duyduğuma göre) Sen, dedem Hz. Muhammed (s.a.s.)'in hadislerine muhalefet ediyormuşsun!" dedi. İmam Ebu Hanife:

"Allah korusun! Bu nasıl olur! Oturun bakalım. Ceddiniz Rasulullah'a ve size büyük hürmetim vardır" dedi. Sonra kendisi de diz çöküp oturdu. Sonra da aralarında şöyle bir konuşma gecti.

İmam Ebu Hanife:

-Kadın mı zayıftır yoksa erkek mi?

-Kadın zayıftır.

-İmam Ebu Hanife:

-Kadının hissesi mirasta yarım, erkeğin ki ise tamdır. Eğer ben sırf kıyas ile hareket etmiş olsaydım, zayıfı korur, onun mirastaki payını artırırdım!"

İmam Ebu Hanife:

-Namaz mı efdaldir? Yoksa oruç mu?

-Namaz efdaldir.

-Eğer kıyas ile konuşmuş olsaydım, bu efdalliğine binaen kadının hayızlı zamanlarında kılamadıkları namazların eda edilmesini isterdim!

İmam Ebu Hanife:

-İnsan idrarı mı pistir? Yoksa menisi mi?

-İdrarı daha pistir.

-Eğer sırf kıyasla hareket etmiş olsaydım, her bevledenin gusül yapması gerektiğine hüküm verirdim! Ben Rasulullah'ın görüşünü alır, hadise aykırı bir görüş ileri sürmekten Yüce Allah'a sığınırım!

Bunun üzerine Muhammed el-Bakır ayağa kalkarak İmam Ebu Hanife'yi anlından öpmüş, ona iltifatta bulunmuştur.(76)

Bir adam Yezid b. Harun (v.206/221)'a: "Malik'in re'yi mi? yoksa Ebu Hanife'nin re'yi mi size daha sevimli geliyor?" diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:

"Malik'in hadislerini yazınız. Çünkü O, ravileri çok iyi seçip, araştırırdı. Ebu Hanife'ye gelince, onun gibisi görmedim. Kiminle fıkhi bir konuda bir tartışmaya girse mutlaka üstün gelirdi. Fıkıh ve Feraiz ilmi ise, Ebu Hanife ve onun ashabına mahsus bir sanat gibidir. Sanki onlar, bunun için yaratılmışlardır."(77)

12-Ona Göre Âlimler Ruhsatlarla Değil, Azimetlerle Amel Etmelidir

Abdullah b. el-Mubarek'in naklettiğine göre, İmam Ebu Hanife'ye 'En faziletli amel hangisidir?' diye soruldu. O, 'İlim öğrenmek' dedi. 'Sonra hangisidir?' diye soruldu. 'Senin yaparken en cok zorlandığın ameldir!' diye cevapladı.(78)

Bu sözden de açıkça anlaşılacağı üzere, topluma önderlik yapan kimselerin özellikle ilim sahiplerinin, ibadetlerde ve amellerde mümkün olduğu kadar azimetle amel etmesi, ruhsatlara çokça dalmaması gerekir.(79)

 Öte yandan İmam Ebu Hanife, karakterindeki titizlik sebebiyle fıkıh çalışmalarında ve tartışmalarında özellikle de ibadetler konusunda son derece ihtiyatlı davranırdı. Hanefi ekolüne dair fıkıh kaynaklarının 'Tahare [temizlik] ve Miyah [sular]' bölümlerindeki görüşleri daha yakından incelendiğinde bu hassasiyetin içtihatlarına da yansıdığı görülür.(80)

Anlatıldığına göre, İmam Ebu Hanife, bir defasında pazardan geçerken tırnak kadar bir çamur elbisesine bulaştı. Gidip, Dicle nehrinin kıyısında yıkadı. Kendisine "Ya İmam, Sen, belli bir miktarda elbise üzerinde bulunan necasetle bile namaz kılınabilir, diye fetva veriyordun, öyleyse bu kadarcık çamuru niçin yıkıyorsun?" diye söz edenlere şöyle cevap verdi: "Evet, öyle ama o fetvadır, bu ise takva!"(81)

13-Ona Göre Gerçek Evliya, Ulema ve Fukahadır

İmam Ebu Hanife'nin yaşadığı dönemde ilim öğrenmeden zühd ve takva iddiasında bulunanların sayısı oldukça artmıştı. Bu sözde zahitler, şer'i ilimler sahasında hizmet veren ulemayı, zahircilikle, dinin özüyle değil sadece kabuğuyla meşgul olmakla suçluyorlar, halkın âlimlere olan güven ve itimadını ortadan kaldırmaya çalışıyorlardı.

İşte selef âlimleri bu sapmayı tespit etmişler, bu konuda yanlış anlayışlar olabileceği konusunda ilim yolcularına uyarılarda bulunmuşlardır. Bu yanlış anlayışı ret babında İmam Nevevi (v.676/1277) Hatib el-Bağdadi (v.463/1070)'den(82), hem İmam Ebu Hanife'den hem de İmam Şafii'den onların şu tespitini nakleder:

ليو لله سيلف للها ءايلوأ ءاملعلاو ءاهقفلا نكت لم نا

"Eğer Allah'ın velileri ulema ve fukaha değilse, [yeryüzünde] Allah'ın hiçbir velisi yok demektir." İmam Şafii'den yapılan bir başka rivayete göre yukarıdaki ifade, [الفقهاء العاملون ] şeklinde yani; 'fukaha'dan amel edenler' biçiminde kayıtlı olarak gelmiştir.(83)

-devam edecek-

Dipnotlar

63-İbn Abdilberr, el-İntıqâ, s.261

64 -Bkz. Heysemî, el-Hayrâtü'l-Hısân, s.64, 65.

65 -Zernûcî, Bürhânüddîn, Ta'lîmü'l-Müte'allim, (Osmân Pazârî şerhi ile birlikte), Dersaâdet 1321, s.28, 29.

66 -Serahsî, Ebûbekir Muhammed b. Ahmed Ebî Sehl, el-Usûl, nşr. Muhammed b. 'Uveyza, Beyrut 1996, s.5.

67-Kerderî, Menâkıb, s.159; Ebû Zehre, Ebû Hanife, s. 175.

68 -Bkz. Zernûcî, Ta'lîmü'l-Müte'allim, s.34, 35; Beyâzîzâde, Ahmed Efendi (v.1098/1687), el-Usûlü'l-Münîfe li'l-İmâm Ebî Hanîfe, [İmam Azam Ebû Hanife'nin İtikadî Görüşleri] ç. İlyas Çelebi, İstanbul 2000, s.81

69- Ebû Hanife, el-Âlim ve Müte'allim, nşr. Muhammed Zâhid el-Kevserî, Kahire 1949, s.11, 12.

70-Zümer, 39/9.

71-Zehebî, Menâkıb, s 18-19; Sâlihî, a.g.e., s.292.

72-Saymerî, Ahbâru Ebî Hanife, s.17; Bağdadî, Târihu Bağdâd, 13/336 vd.

73-Bağdadî, Târihu Bağdâd, 13/331 vd.

74- İmam Ebû Hanife sadece fıkıhta değil, diğer ilim dallarında da münazara da bulunurdu. Bu yönüyle de darb-ı mesel haline gelmişti. Bu hususta oldukça çok olay anlatılır. Örneklerden bazıları için bzk. Muvaffak el-Mekkî, Menâkıbü Ebî Hanife, s.401 vd.

75 -Saymerî, Menâkıb, s.81

76-Heytemi, el-Hayratu'l-Hısan s.76, 77 (Benzer bir rivayet icin bkz. Şa'rani, el-M'izanu'l-Kubra, I/56); Mekki, Menakıb, s.143,

77- Saymeri, a.g.e., s.86.

78 -Zehebi, Menakıb, s.42.

79 -Bu hususta oldukca değerli bilgiler icin bkz. Şatıbi, İbrahim (v.790/1388), el-Muvafakat fi Usuli'ş-Şeria, nşr. Abdullah Dıraz, Beyrut ts., I/223 vd.

80- Bkz. Huseyni, Mustafa Nuruddin el-Hanefi (v.1331), el-Metalibu'l-Munife fi'z-zebb ani'l-İmam Ebi Hanife, Beyrut 1990, s.40.

81 -Attar, Tezkiretu'l-Evliya, s.281.

82-Bağdadî, Hatîb, el-Fakîh ve'l-Mütefakkih, thk. Âdil b. Yusuf el-Ğarâzî, Riyad 1996, I/150-151.

83 -Bkz. Nevevî, Fadlü'l-'Ilm ve Âdâbü'l-Âlim ve'l-Müte'allim, s.60

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

Nâziât, 37-38-39

Azana ve dünya hayatını ahirete tercih edene, şüphesiz cehennem tek barınaktır.

GÜNÜN HADİSİ

"Şekavet sahibi Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır, cehennemden uzaktır. Cimri ise Allah'tan uzaktır, insanlardan uzaktır, cennetten uzaktır, cehenneme yakındır. Cahil şekavet sahibini Allah, cimri ibadet düşkününden daha çok sever."

Tirmizi, Birr 40, (1962)

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI