Cevaplar.Org

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -Hani Üstad diyor ya;


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2013-03-21 23:48:24

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız?

 Hani Üstad diyor ya; "Evet Risalet-ün Nur, size mükemmel bir me'haz olabilir. Ve ondan erkân-ı imaniyenin herbirisine, meselâ Kur'an'ın Kelâmullah olduğuna ve i'cazî nüktelerine dair müteferrik risalelerdeki parçalar toplansa veya haşre dair ayrı ayrı bürhanlar cem'edilse ve hâkeza.. Mükemmel bir izah ve bir haşiye ve bir şerh olabilir. (Barla Lahikası s: 370, Kastamonu Lahikası s:56)

Eskiden Risale-i Nur'u anlatırken -ta seksen bir senesine kadar- bir parça okur, sonra Kırkıncı Hocam tarzı izah ederdim. Şimdi rahmetli olan, bazı ağabeyler beni haklı olarak ikaz edip ve "Ali Uçar gibi ağabeyler tarzında ders yap, böyle fazla izahlı yapma; çünkü çok dağıtabilirsin. Herkes bunu yapamaz, başaramaz ve perde olursun" dediler. Korktum ve haklı olarak, bunun üzerine ben de otuz senedir -İnşallah becerebilmişimdir- Risale-i Nur'u Risale-i Nurla izah eden bir tarza yöneldim. Bu tarz hamdolsun tuttu. İnsanlar benimsediler. Onun için birçok değişik meşrepteki cemaatlere dersler yapıyorum, hepsinin hoşuna gidiyor, itiraz gelmiyor.

Vakıa şunu da açıkça ve samimi olarak belirtmeliyim ki, Rahmetli Nazım Gökçek, Mehmet Emin Birinci gibi ağabeylerin hiç izah etmeden o tatlı okuyuşlarını dinleyenler açıklama izahı istememelerini de tabii karşılamak gerekir.

Bu arada, bir Said Yüce'nin Nazım Gökçekvâri okuyuşu, ya da Sungur ağabeyin dershanesi Bedi'de okumayı tanzim eden Ahmed Kardeş ve Üstadın yeğeni Sabri Okur ve ayrıca İhsan Atasoy kardeşleri zikretmeden geçemeyeceğim. Allah bu ve bunlar gibi nurun fedakar talebelerinden razı olsun..

-Size Google Ragıb abi diyorlar. Risalelerde nerede ne var, hemen bulmanız, bir kelimenin, bir cümlenin başka nerde izahı var, bunları hemen bulabilmeniz çok hayranlık uyandırıyor. Bizler bu seviyeye ulaşmak için neler yapmalıyız?

-Bu bana çok soruluyor…

-Hatta sizi tanıdıktan sonra ben de Risaleyi okurken ne nerelerde izah ediliyor diye okuduğum yerlerin kenarlarına not düşmeye başladım. Hamdolsun, Emirdağ Lahikaları ve Kastamonu Lahikası bitti. Şimdi Mektubat ve Mesnevi'yi aynı şekilde okuyorum. Herhalde Ragıb ağabey de böyle yapmış diye düşündüm.

Bu temenninizi dua olarak telakki etmekle beraber, şunu ısrarla belirtmek istedim.

Evvela; senin bu tür çalışmaların güzel, ama değil "ben" birçok kardeşlerimiz de zannederim böyle düşünüyordur. Ve böyle yapanları ben çok gördüm. Cenab-ı Hak sayılarını arttırsın. Bir Nurettin Yaşar, bir Mustafa Baltacı ve daha birçokları bu hususta benden çok ilerideler. Hele Mustafa Karaman ağabeyimizin Risale-i Nur'u izah ederken getirdiği ilmi çalışmaların seviyesini belirten kaliteli dersleri yanında benim bu mevzuda söyleyeceklerim çok sönük kalır.

Saniyen; Google meselesine gelince –Haşa sümme haşa- ,-Binler belki milyonlar kere haşa- ben kendim öyle düşünmüyorum. Bunları yakıştırmaca sözler olarak telakki ediyorum.

Sizler, Risale-i Nur'a vukufiyet konusunda çok kabiliyetli kardeşleri görmemişsiniz. Ben onların turabı(toprağı) bile olamam. Ve bu gibi sözlerin şuyu bulmasından çok korkuyorum ve bu hizmette sebkat etmiş ağabeylerimizin manevi hukuklarına tecavüz ettiğimi düşündüğüm için de Risale-i Nur'un şahs-ı manevisine karşı da inanın tir tir titriyorum. İnşallah bu sözleriniz dua hükmüne geçer de, beni gerçek manada bu davada ihlasla hadim eyler…

Amacım Üstad Hazretlerinin "düşünce yükü" nü, "fikir mirası" nı ve "hizmet sorumluluğu" nu istidadı nispetinde omuzunda taşıyacak genç nesillere ışık tutmaktır.

Bir de şunu söyleyeyim; 1976'da Niğde'de Meslek Yüksek Okulu'nda müdürken, bir yandan da dershane ve talebe hizmetleriyle ilgileniyordum. Beş tane dershanem vardı. Bu dershanelerde kalan toplam 40 öğrencim vardı. Bu öğrencilere her ay bir büyük kitap dağıtıp her ay o kitaplardan imtihanlar hazırlıyordum. Hangi mesele nerede var diye sorular soruyordum. Soruları hazırlamam ve bu çalışma benim için çok iyi bir temel oldu.

Ayrıca Nur taşında beş yıl Ahmet Tanyel ve şimdi rahmetli olan Mehmet Karahasan kardeşimle beraber bulundum. O zaman risale tashih çalışmalarına da katıldım. Külliyatı didik didik ettik. Allah kabul etsin, bu şekilde 30-40 senelik ciddi bir gayret oldu.

Bir de derste bazı sorular soruluyordu. Bilemiyordum, bilmediğimi söyleyip araştırıyordum. Herhalde o soruların da çok faydası olmuştur.. 

 -Siz Risale-i Nur'u ilk defa olarak Erzurum'da mı tanıştınız?

-Hayır, İstanbul'da.. Aslında Mehmed Fırıncı ağabeyin kardeşi Hakkı ile arkadaştık. Üstadın onların evine geldiğini bilseydim, ziyaretine gider, elini öperdim. Ama o sıralar daha çocuktuk, kısmet olmadı..

Daha sonra 1961'de Süleymaniye Kirazlı Mescid sokağında Zübeyir Ağabey'in kaldığı dershaneye birisi beni götürdü. Orada bana Sözler'den bir yer okuttular ve birkaç kitap verdiler. Onları ben çantama koydum, askere gittim. Ama ihtilal sonrası durumun nezaketi, öğretmen olmam, Cemal Gürsel'in iktidar olması gibi sebeplerden açıkçası biraz çekindik. Hasankale'de derslere öylemesine ara sıra gidiyorduk, ama kendimizi veremiyorduk.

Kurşunlu medresesinde de şöyle bir hava vardı; Arapçayı bilirsen zaten Risale-i Nur'u anlarsın. Bizde bu hava yerleşmişti. Arapçayı bitirelim, icazet alalım, görev alalım diye düşünüyordum. Onun için Risale-i Nur'a uzak kalmıştım.

Erzurum'da devlet yurdunda kaldığım sıralardı. Hem üniversitede talebeydim, hem vaizlik görevim vardı. Hem de yurtta yönetimdeydim.

O zaman komünistlere "gelin, bana ne sorarsanız sorun" demiştim. O sıralarda Risale-i Nur derslerine giderdik, ama fazla kendimizi vermezdik.

O hava içerisinde yurtta kalan ateist öğrencilere "istediğiniz soruları sorabilirsiniz" diye meydan okuyunca, onlar bana imani birçok sorular sordular, şaştım kaldım. Geçiştirmek için dedim ki; "gençler bu soruların hepsini bir araya toplayın, toptan cevap vereyim."

Doğru bizim sınıftaki Ziya beye gittim. O da Risale-i Nur'a vâkıf birisi idi. Dedim ki; "Ziya bey, bununla ilgili Risale-i Nur'da cevaplar var mı?" Bana Tabiat Risalesini verdi. Okudum, anlayamadım. Çünkü Risale-i Nur'un literatürü bambaşka idi. Ama devam ettim. Sorularıma cevaplar almaya başladım. Artık derslere devamlı gider oldum.

-Hocam, Risale-i Nur'u okurken nelere dikkat etmeli, neleri yapıp neleri yapmamalı?

-Üstad, Altıncı Mektup'ta diyor ki; "Evet evet.. acz ve tevekkül ile, fakr ve iltica ile nur kapısı açılır, zulmetler dağılır."(Mektubat s: 26 ) Evvela mütevazi ol.. Sonra kendini ver, anlarsın..

Fırıncı ağabeyden duymuştum, Dr. Sadullah Nutku ağabey İslam enstitüsü müdürüne bir risale veriyor. Ertesi gün gördüğünde "okudun mu" diyor. Müdür "Ya anlayamadım, ağır" diyor. Bunu diyen İslam enstitüsü müdürü. Sadullah ağabey "bak müdürüm, tevazu göster, kendini ver, eser sana açılır, anlarsın" diyor. Aradan birkaç gün geçiyor. Bir gün gece yarısı Sadullah abiye bir telefon geliyor. Telefon ahizesinde müdür. "Doktorcuğum, doktorcuğum, açıldı..açıldı" diyor.

Yani sadece İslami ilimleri bilmek de yetmiyor. Doğru, Risale-i Nur'da bazı kısımları anlamak için ilim sahibi olmak bambaşka. Mesela Tarih bilgisi derin olan Münazarat'ı çok iyi anlar. Bu hususta Mustafa Karaman kardeşimizin bu derslerini takip edenler bana hak verir. Veya akaid okumamış birisi Kader meselesindeki derin meseleleri tam kavrayamaz. 

Mesela Sünuhat'ta şöyle bir ifade var; "Mantıkça mukarrerdir ki; zihin, melzumdan tebaî olarak lâzıma intikal eder ve lâzımın lâzımına tabiî olarak etmez. Etse de, ikinci bir teveccüh ve kasd ile eder. Bu ise, gayr-ı tabiîdir. (Sünuhat-Tuluat-İşarat s: 31 ) Mantık ilmi görmemiş birisi bunu zor anlar.

Veya Şualar'da şöyle bir ifade var; "Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: "Men Rabbüke"= "Senin Rabbin kimdir?" diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek: "(Men) mübtedadır. (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir mes'eleyi benden sorunuz, bu kolaydır." diyerek, hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşf-el kubur velisini güldürdü ve rahmet-i İlahiyeyi tebessüme getirdi,(Şualar, 13.Şua, 334-Rnk ) Şimdi, müpteda nedir, haber nedir, burada sarf nahiv ilmini bilmenin faydası var. Misalleri çoğaltabiliriz.

Ama işin bir de manevi boyutuna baksak, Üstad Mektubat'ta diyor ya; "Ve İbn-i Sina gibi en dâhî feylesof, en âmi bir ehl-i kıraatla diz dize aynı dersi okurlar, derslerini alırlar. Hattâ bazan olur ki; o âmi adam, kuvvet ve safvet-i iman cihetiyle, İbn-i Sina'dan daha ziyade istifade eder." (Mektubat 19.Mektub,202-Rnk )

Demek manevi boyut, safiyet çok önemli. Hani Tarihçe-i Hayat'ta bir ifade var; "Otuz sene evvel, ihlaslı ve faziletli ihtiyar bir ehl-i tasavvuf, Lütfü isminde bir genci göstererek: "Bu Nur talebesi benden ileridir" demiştir ki, bunlar binler itiraflardan birer nümunedir. (Tarihçe-i Hayat 684-Rnk)

Keza Barla Lahikasında, Kuleönlü Mustafa ağabeyin şöyle bir ifadesi var; 

"Ben hiç bir Arabiyat görmeden, medresede beş-on sene okumadığım halde; yalnız risaleleri yazıp ciddiyetle okudum. Kendimi yirmi sene medresede okumuş gibi tahayyül ediyorum. Sebebi ise; bu âcizin, bu fakirin, bu miskinin nezdine çok Arabiyat hocaları geliyor ve benim okuduğuma hayret ediyorlar. Evvelden mürşid-i kâmil terbiyesi görmüş insanlar geliyorlar, benden işittikleri kelimelere meftun oluyorlar. Çok hocalar iki diz üzerine gelip, risale okuyuver diyorlar. (Barla Lahikası s: 145-Rnk )

Bir de şu husus çok önemli,

-Evet, ene olmayacak. Risale-i Nur eneyi kabul etmiyor.  Sâfiyane, tevazu içerisinde olana açılıyor.. Hani Üstad Mektubat'ta diyor ya; "Bununla beraber etrafına toplandığımız hizmet-i Kur'aniye, ene'yi kabul etmiyor. "Nahnü" istiyor. "Ben demeyiniz, biz deyiniz" diyor. (Mektubat 29.Mektub, 462-Rnk)

Yoksa ne kadar büyük adamlar var, risaleleri anlayamıyorlar. Manevi yön, feyz kapısının açılması çok önemli. İhsan Atasoy beyin hazırladığı Ahmed Feyzi Kul adlı kitapta Musa Yukarı ağabeyin anlattığı şöyle bir hatıra var; Ahmed Feyzi Ağabey bizim Ayrancılar'a çok gelir, Risalelerden dersler, sohbetler yapardı. Bu arada bir kardeşimiz ona şöyle bir sual sordu.

 "Ben Risale-i Nur'u okuyorum fakat anlayamıyorum, ne yapmam lâzım?" dedi. Feyzi Ağabey buna "tahsilin ne?" diye sordu. O da "İlkokul" dedi. "Şimdi sana tahsili çok yapsan, üniversiteyi bitirsen anlarsın desem... Çok üniversite bitiren var, tahsil yapmışlar var, anlayamıyorlar. Arapça Farsça bilsen anlarsın desem, Arapça, Farsça bilenler var, onlardan da anlamayanlar var Risale-i Nurları. Şimdi ben sana Risale-i Nurları anlaman için şunu tavsiye edeceğim:

• Evvelâ: Tövbe, istiğfar edeceksin, hangi günahlarım var ki; Kur'an'ın bu asırdaki tefsirini anlayamıyorum, hangi günahlarım mâni oluyor diye tövbe istiğfar edeceksin.

• İkinci tavsiyem de: Mideye giren lokmaya dikkat edeceksin, haram olmasın. Eğer vücuda giren lokma haram olursa, nasıl ki bir çeşmenin havuzuna bulanık su girerse, etraftaki muslukları açınca bütün sular bulanık akar. Mideye de haram girdi mi, bütün vücudun azaları bulanır, göz hakikati göremez, kulak hakikati işitemez, bütün azalar bulanır.

Demek ki, Tövbe istiğfar edeceksin. Vücuda haram lokma almayacaksın, işte o zaman Risale-i Nurları anlarsın!" dedi."

*Risale-i Nur, muhataplarına, "tahkik metotları" ve "düşünce yöntemleri" ni kazandırır. Risaleleri iştiyakla okuma ve hakikatler de derinleşme nispetinde, okuyucularına analiz kabiliyeti zaman içerisinde gelişim, açılım kazanır.

*Risaleleri "ciddi okuyanlar" ve "ihlasla yaşayanlar" yerinde duramazlar.

*Risaleler, onların alemlerine "tebliğ ruhunu" kazandırır ve hizmet ciddiyetini nakşeder. Risaleleri ciddi okuyanlarda düşünce ve tefekkür melekesi gelişir. Düşünmek ise kendine dönüş, kendini bilmek, kendi iç dünyasında derinleşmek, önce kendini (enfüsi) sonra kainatı ve varlık dünyasını (afaki) keşfetmektir.

*Evet Risaleler ile meşgul olanlar, derece, irtibat, alakadardık, hizmet ciddiyeti ve intisap sırrı ile bir kısım nimet ve rahmetlere mazhar olurlar ki, bunun için 13.Şua'yı dikkatle okuyanlar bilirler.

Ayrıca Zübeyir Ağabeyin notlarına da dikkat etmek gerekir. Son olarak ve altını çizerek şunu söyleyeyim "Risale-i Nurlar, bir defa okunup rafa kaldırılan ya da rafta kalıp zamanla tozlanan orijinalitesini kaybeden silik, yetersiz ve kıvamsız bir eser değil ve daima O'na müracaat edilecek canlı bir kütüphanedir" der rahmetli Erzurumlu Mustafa Polat Ağabey.

Zübeyir Ağabey der ki: "Okuyucularını bir çok maddi ve manevi felaketlerden kurtaran ve bir Üniversite mezunundan ziyade bir ilme sahip eden, İslamiyet, Vatan ve Millet sevgisini aşılayan, Allah'a itaati, çalışkanlık ve merhameti öğreten Risale-i Nur'dan –kıymetini anlayan hiçbir fert- ne pahasına olursa olsun ayrılmaz". (Şualar 549-Rnk)

Bir gün Niğde'de eğitim enstitüsünde müdürken, Kayseri'den merhum Ali Mutlu ağabeyi Niğde'ye getirdim. Cemaat kalabalık. Ali Mutlu ağabey ders yapıyor. Yanımda oturan İl milli Eğitim müdürü dedi ki; "hocam, bunun tahsili ne?" "Sen sor "dedim. Dersten sonra arkadaş sorunca Ali Mutlu ağabey; "ben ilkokul mezunuyum, halıcılık yapıyorum" dedi. İnanamadılar. Bir belagat, bir konuşma.. "Ya, inanamıyoruz kardeşim" dediler. "Vallahi öyleyim" dedi, yemin etti bu sefer. "Eee nereden bu tahsil?" dediler. "Ben Risale-i Nur okulunun mezunuyum" dedi. 

Erzurum'da Vahdettin Hızıroğlu ağabey vardı, belediyede memurdu. 1970'lerde bir gün beraber Erzincan'a gittik. Ben okuyorum, o izah edecek. Baktım izah etmiyor. Tekrar baştan aldım, yine bir şey demiyor.. Birkaç defa bu şekilde baştan aldım. Herkes izah etmesini bekliyor. Okuduğumuz kısım 9. Sözdü. Derken bir izaha girişti, o dersi banda alamadığıma hâlâ yanarım. Hem kendisi ağladı, hem de cemaati ağlattırdı. Demek kalbi yapınca. Kalb boyutu bambaşka..

Onun için kişi sadakati nispetinde, saffeti nispetinde, ihlas ve mahviyeti nispetinde daha iyi anlar, kalp ve ruhuna yerleştirir kanaatindeyim.

Bir zaman Fethullah Hoca ile Lalapaşa camiindeydik. Hocaefendi vaaza çıktı. Dedi ki; "biz bu kürsülere layık değiliz. Ama biz, bataklığa batan kütükler gibi batacağız. Bu gençler üzerimize basarak bu kürsüye çıkacaklar. Biz onlara zemin hazırlıyoruz. Bu kürsülerin asıl sahipleri onlardır. Onlar çıkacaklar, ama konuşmayacaklar. Lisanları ile değil, gözleri ile, mimikleri ile, hareketleri ile milleti coşturacaklar" diyordu.

Üstad diyor ki; "Lisan-ı hâl lisan-ı kâlden daha çok te'sir eder." Bu da gösteriyor ki, işin maneviyat boyutu çok önemli Salihçiğim.

Son olarak şunu da belirtmeliyim, Risale-i Nur'un bir öğretim boyutu var, bir de eğitim boyutu var. Mesela Uhuvvet Risalesini okuduğumuz, hatta yuttuğumuz halde kardeşlerimizle problemler yaşıyorsak, öğretim boyutunu yapıp, eğitim boyutunu ihmal ediyoruz demektir.

Şener Dilek kardeşimizin bir kitabında şöyle bir ifade var; "okuduğun değil, anladığın senindir. Anladığın değil, yaşadığın senindir. Yaşadığın değil, yaşattığın senindir" der.

Bir kardeşimiz de "Eğer bir adam Uhuvvet Risalesini okuduğu halde kardeşini gıybet ediyorsa, uhuvveti anlamamıştır" diyor.

Fırıncı ağabey; "biz satırlarda boğuluyoruz, hâlbuki onun manasına inmek lazım "der.

Bir su, bulanık akarsa, kabahat suda değil, suyun geçtiği arklara aittir. Risale-i Nur berrak, ama biz onu maazallah bulandırıyoruz.

Rabbim bize O'na perde yapmasın O'ndan istifademizi tezyid etsin. Bizler bazen işin sadece maddi boyutu ile ilgileniyoruz. Ama yaşantı, takva tesirde asıl önemli yani..

Yani okumayı yaşantıya aksettirmek önemli bir şey, ama bu okumadan da olmuyor. Bu neye benzer? Sobanın içine odun atmadığın zaman soba ısıtmaz. Odun atacaksın ki soba ısınsın. Atmadın, istediğin kadar konuş.

Kırkıncı Hocamın bir misali var. İki mağaza olsa, biri mağazayı açmış, sergileri doldurmuş. Diğer mağaza kapalı, sahibi ise yalnız bas bas bağırıyor. Müşteri kime gider? Biz mağazamızı açalım, güzellikleri gösterelim, müşteriler gelir, hiç ayrıca bağırmaya gerek yok.

-Hocam, Allah razı olsun, çok teşekkür ederim.

-Estağfurullah, ben teşekkür ederim..

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Recep göktaş, 2017-04-24 07:36:23

Hocamız nerde ve nezaman ders yapıyor lütfen bilgi verirmisiniz.birde hocamızın dersleri mutlaka kaydedilmeli risalei nuru okuma şevki veriyor insana maşallah bin barekallah

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

YUSUF İNCİ, 2013-09-19 11:15:24

Ben yıllarca risale-i nur okudum alenende okuyorum.birçok kişiden risale dersi dinledim.çoğu kişiden sıkılıyordum çok detaya giriyo ve asliyetini kaybediyor.Ama ragıp hocamdan ALLAH RAZI OLSUN 24 saat dinleye bilirim sanki risaleler konuşuyor.rabbim ömrünü uzun etsin

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Hilmi Arkın, 2013-03-26 09:57:19

ALLAH RAZI OLSUN. ÇOK İSTİFADE ETTİK. DEVAMINI BEKLERİZ İNŞALLAH. H.ARKIN

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.

3, Kadir

GÜNÜN HADİSİ

"Biriniz bir oturma yerine girince selâm versin. Oturmak isterse otursun. Kalkarken yine selâm versin. Çünkü, birinci selâm ikincisinden daha üstün değildir."

Ebu Davud

TARİHTE BU HAFTA

*Sultan Abdulaziz Han Şehid Edildi.(4 Haziran 1876) *Kırım'ın Fethi(6 Haziran 1475) *Süleymaniye Camii İbadete Açıldı(7 Haziran 1557) *EFENDİMİZ'İN (s.a.v.) DÂR-I BEKA'YA İRTİHALİ(Vefatları)(8 HAZİRAN 632) *Hz.Ebubekir (r.a.)Halife Seçildi(9 Haziran

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI