Cevaplar.Org

MEHMED FEYZİ PAMUKÇU

Mehmet Feyzi Ağabey’in ölümünden bir yıl önceydi. Simav’dan İbrahim Erden ile, Ali Uçar Ağabey’in okuma programına katılmak için Rize’ye gitmiştik. Yunus Ağabey’in denize nazır beş katlı dershanesinde on beş gün okuduktan sonra, Ali Uçar Ağabey’in tavsiyesi üzerine Mehmet Feyzi Ağabeyle görüşmek üzere Kastamonu’ya geçtik.


İbrahim Köse

ibrahimkose60@gmail.com

2013-03-15 16:31:55

Vatanlar vardır; bağlar, bahçeler diyarıdır.

Âlimler vardır; felekler, melekler ayarıdır,

Mehmet Feyzi Ağabey'in ölümünden bir yıl önceydi. Simav'dan İbrahim Erden ile, Ali Uçar Ağabey'in okuma programına katılmak için Rize'ye gitmiştik. Yunus Ağabey'in denize nazır beş katlı dershanesinde on beş gün okuduktan sonra, Ali Uçar Ağabey'in tavsiyesi üzerine Mehmet Feyzi Ağabeyle görüşmek üzere Kastamonu'ya geçtik.

Kastamonu'da akşam dershanede kalıp Mehmet Feyzi Ağabey'in ziyaretçi kabul edip etmediğini sorduk. Bir mani olmazsa ziyaretçileri kabul ettiğini söylediler. Sabah saat onda evinin zilini çaldık. Allah'a şükür kapı açıldı ve ziyarete kabul edildik. Bizim giriş yolumuza göre sağdaki bir odaya girince onu yataktan yarı doğrulmuş olarak beyaz sarıklı, beyaz sakallı bir pir-i fani olarak karşımızda bulduk. Elini öpüp yatağının karşısındaki minderlere oturduk.

Bakışları taa ruhunun derinliklerinden gelerek bizi gözlerimizden okuyan bir optik okuyucu gibi ruhumuzu delip geçti. Böyle mübarek zatlar acaba kendilerini ziyarete gelenlerde ne ararlar ki, böyle manalı ve dikkatlice bakarlar? Acaba bu zatlar daha ziyaretçiler gelmeden önce onları niyetleriyle beraber rüyada veya "yakaza" âleminde görürler de, bu gelenlerin o gördükleri olup olmadığına mı bakarlar? Yoksa Allah onlara gelen kişilerin içini, fikirlerini, hayatlarını ve niyetlerini okuyan bir bakış vermiş de, onlar farkına varmadan bizim ruhumuzu mu okurlar?

Bütün bu duyguları bize hatırlatan ağabeyin şahin bakışlarından sonra, sohbete başladık. Fırsat bu fırsat deyip abiye üst üste sorular sorarak onun konuşmasını istedik. Sorduğumuz sorular daha çok o zamanki cemaat içi meseleler ve Türkiye'nin hal-i pürmelâliyle ilgiliydi. Fakat o bu sorulara cevap vermek yerine farklı şeylerden bahsetti. Adeta bize demek istedi ki bunlar sizin dışınızda cereyan eden hususlardır. Bunlarla uğraşmayı boş verin de siz kendi özünüze bakın. Bir insan olarak, bir Müslüman olarak ve bir nur talebesi olarak kendi deruni âleminizde ihlâslı, muvazeneli, hikmetli ve salih bir kişi olmaya çalışın.

Hatırlayabildiğimiz kadarıyla yataktaki duruşu bile bir şeyhülislamı hatırlatan, Bediüzzaman'ın "Sır Kâtibim" dediği o muhteşem zat şu üç husus üzerinde durmuştu:

Kendisinin bir ehl-i ilim olduğunu, kütüphanesinde beş yüzden fazla eser olduğunu ve onları okuduktan sonra Üstad'ı tanıyıp Risale-i Nur'ları okuduğunu ve bu şekilde Risale-i Nur'ların kıymetini, mukayese ederek, daha çok anladığını belirtti.

 Bu zamanda insanların âlim, şair, yazar olabileceklerini, bunun kolay olduğunu ancak veli olamayacaklarını ve bunun çok zor olduğunu anlattı. Bu konuyu açıklarken meşru nikâh üzerinde çok durdu. Bu asırda insanların çokça nikâhsız evlilik yaptıklarını veya aile içi huzursuzluklarla nikâhlarını muhafaza edemeyerek sıkıntı çektiklerini belirterek, günümüzde nikâhsız yaşayan insanların şair, âlim, yazar olabileceklerini ancak evliya olamayacaklarını açıkladı.

Üstad'tan sonra nefsinin Türkiye'yi gezip dolaşarak bütün kardeşlerle görüşmek istediğini ve bundan çok büyük bir haz duyduğunu anlayınca nefsinin bu isteğini reddedip, tam tersine, eve kapanarak hiçbir yere gitmemeyi ve hatta evden bile çıkmayarak nefsinin arzularını geri çevirdiğini belirtti. Çünkü gezip dolaşmanın yanlış anlaşılabileceğini ve bazı nefislerin de bunu örnek alabileceğini, bu gezmelerin bazı sıkıntılara da sebep olabileceğini düşündüğünü ve Kastamonu'daki evinden dışarı çıkmadığını anlattı.

Onu dinlemeye devam ederken yeni misafirler gelince bize elini öpüp kalkmak düştü. Müsaade isteyip ayrıldık. Ayrılırken başındaki azametli beyaz sarık, sanki büyük bir mana için, Kastamonu'nun büyük âlimi Mehmet Feyzi Ağabey'in başını taçlandırıyordu. Tebessüm eden nurani yüzü de beyaz sakalıyla birlikte tam bir sünnet-i seniyye silueti arz ediyordu.

Biz Rize'den yola çıkarken Ali Uçar Ağabey: "Mehmet Feyzi Ağabey çok yaşlandı, belki de onu kaybedeceğiz. Onun için gidip elini öperek ziyaret etmeniz uygun olur." demişti. Onun bu ifadesi bizim ziyaretimizin müsebbibi olmuştu. Gerçekten de onu, ziyaretimizden bir sene sonra kaybettik. Değerli Mehmet Feyzi Ağabeyimiz Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Allah, onun cenazesine katılmayı da nasip etti. Bir kez daha Kastamonu yollarına düşerek Ağabey'in tabutu altına elimizi soktuk. Daha bir yıl önce öptüğümüz o pamuk eller şimdi bizim üzerimizdeki tabutun içinde kupkuru uzanıyordu. Bu dünya faniydi. Önemli olan bu dünyayı bu ağabey gibi ilmiyle amil olarak yaşamaktı. Hele hele bu zamanda Bediüzzaman'ın talebesi olarak, onun zor günlerinde onun sır kâtibi olarak yaşamaktı. İşte şimdi mezara koyduğumuz bu insanın bedeni ne kadar temiz, ne kadar müsterih idi. Allah bizleri de onların şefaatine nail eylesin. Âmin!

Cenazesi çok kalabalıktı. Onun cenazesinde de "Yirminci Mektup" okundu. Ardından Sungur Ağabey uzun bir dua yaptı. Mezarın etrafındaki koskoca bir alandaki cemaatin duaları âminlere karıştı. Eller göğe yükselip yüzlere sürüldü. Oturup Kur'an dinledikten sonra tekrar bu fani dünyanın, kısa, zorlu, eğri, büğrü yollarına, düşerek Bediüzzaman'ın ve talebelerinin manevi ve uhrevi âleminden bu dünyaya geri döndük.

Bu az ve kısa birliktelikten sonra âcizane Mehmet Feyzi Ağabey'in bizde bıraktığı intibalar şunlar oldu:

Kastamonu'da bir zamanlar İslam'ı, ruhen, şeklen yaşayan ve herkese örnek olan birisi vardı. O da Bediüzzaman'ın talebesi Mehmet Feyzi Pamukçu'ydu.

O mübarek zat, Üstad'ın sır kâtibiydi.

Kendi ifadesiyle: "Hizmet hayatında önde yürüyüp sıkıntı vermektense, arkada kalıp hususi yaşamayı tercih edenler" dendi.

Tasavvufla Risale-i Nur arasında köprü olmuştu. Herkese hitap ediyordu.

Kerametleri zamanla daha iyi anlaşılan, ehl-i hal bir zattı.

Afakî âlemden ziyade kendi deruni âleminde mükemmelliğe ulaşan değerli bir âlimdi.

Kelamı, hazır âlemi; bakışları ruhu, şekli ise ahireti aydınlatıyordu.

Ona Risale-i Nur'un Ahmet Yesevi'si demek yanlış değildi. O, yalnızlıklar içerisinde mutlak bir çoğunluğa; o, kitap dolu sade bir odada mutlak bir yoğunluğa erişmişti.

Onun beyaz sarığı sanki dünyayı güneşe bağlayan halat, onun beyaz cüppesi de sanki saman yolunu aydınlatan kandildi.

Risale-i Nur'lar onun yanında güneşti.

O, Bediüzzaman'ın yanında, ayın hâleleri içinde ilk halkalarından biriydi.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

Mehmed Kırkıncı Hocamız âlet ilimleri tabir edilen sarf, nahiv, belâğat ve benzeri ilimleri E

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

Şahin Yılmaz Hocaefendi, 1936 senesinde Erzurum’un İspir İlçesi Elmalı Köyünde dünyaya ge

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR “UMMAN”

MAHVİYET KUBBESİ ALTINDA BİR  “UMMAN”

Kitaplar, insanların ufuklarını açmada ve terakki hususunda hayatın temel unsurlarındandır. F

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

HACI KEMAL BOYNUKALIN AĞABEY

İsmi gibi cismi de kâmildi, güzel ahlakın kemalinde bulunuyordu. Mütebessim bir çehreye sahipt

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

KIRKINCI HOCAM’I BÖYLE TANIDIM

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Şubat ayında Rahmet-i Rahmana uğurladığımız Mehmed Kırkıncı H

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

HOCAMIN CENAZESİ BAŞINDA

Doksan sene bereketli bir ömür yaşayan, Ümmet-i Muhammed’in dirayetli bir allamesi, nur cemaat

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

KIRKINCI HOCAM, HACI İSHAK ABİ VE TESBİH OLAYI

Yıl 1982. Mayıs'ın sonları. Erzurum İmam-Hatip Lisesinde öğretmenim. 6 yaşlarında ciğerpar

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

AHİR ZAMANDA İLİM, ÂLİM VE MEHMET KIRKINCI HOCAM

Rasulullah Efendimiz buyurmuş: “Ahir zamanda ilim kalkacak, cehalet hâkim olacaktır.”(Bkz.

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

MEHMED KIRKINCI HOCAEFENDİ

Nam-ı diğer Kırkıncı Hoca… Kırkıncı Hoca, ilmî cesaret, münazara, cihat, Risale-i Nur ve

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

MEHMED KIRKINCI HOCA KİMDİR?

Tam kırk altı sene evvel haftalık “İttihad” gazetesinde neşredilen bu yazı, merhum Mustafa

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

KIRKINCI HOCAMIZI YÂD EDERKEN

Geçtiğimiz Çarşamba günü büyük bir âlimimizin vefatıyla sarsıldık. “Şarkın bilgesi

Ey insanlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın; Allah'tan başka size gökten ve yerden rızık verecek bir yaratıcı var mı? O'ndan başka tanrı yoktur. Nasıl oluyor da (tevhidden küfre) çevriliyorsunuz!

Fatır, 3

GÜNÜN HADİSİ

Allah her şeye güzel davranmayı emretmiştir. Öyle ise öldüreceğiniz zaman bile güzel öldürün. Hayvan keseceğiniz zaman güzel kesin. Sizden biri bıçağını bilesin ve kestiği hayvanı rahatlatsın.

Müslim

TARİHTE BU HAFTA

*I.Dünya Savaşı Sona Erdi(11 Kasım 1918) *Bolu-Düzce-Kaynaşlı Depremi(12 Kasım 1999) *Mehmed Zahid Kotku Hz.lerinin Vefatı(13 Kasım 1980) *K.K.T.C Kuruldu(15 Kasım 1983) *Muhyiddin-i Arabi Hz.lerinin Vefatı(16 Kasım 1240)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI