Cevaplar.Org

CİNLERDEN PEYGAMBER GELMİŞ MİDİR?

Varlık âlemi içerisinde imtihana tâbi tutulanlar sadece insan ve cin ol­duğuna göre, onların da ilâhî vahiyle irşat edilmeleri gere­kir. "Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üst­len­mez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz."(1) ayeti, mes'uliyetin ancak pey­gamber­lerin gönderilmesiyle tahakkuk edeceğini ve suçta da şah­siliğin esas olduğunu ifade etmektedir.


Niyazi Beki(Doç. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2013-02-03 22:04:32

Varlık âlemi içerisinde imtihana tâbi tutulanlar sadece insan ve cin ol­duğuna göre, onların da ilâhî vahiyle irşat edilmeleri gere­kir. "Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üst­len­mez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz."(1) ayeti, mes'uliyetin ancak pey­gamber­lerin gönderilmesiyle tahakkuk edeceğini ve suçta da şah­siliğin esas olduğunu ifade etmektedir.

Her şeyden önce altının çizilmesi gereken husus şudur:

Bu mesele aklî değil, naklîdir. Ayet veya hadisten eli­mizde çok açık bir nas da yoktur. Bunun için meseleyi, İslâm âlimlerinin ileri sürdükleri görüşlerle tekrar edecek ve mevcut ipuçlarını kullanarak aklî yorumlara yer vereceğiz.

Konuyu, üç görüşü yansıtan üç madde hâlinde incele­ye­ceğiz:

a. Cinlerden de Peygamberin Geldiğini Kabul Eden Görüş

Bu görüşün delilleri şunlardır:

1. "Ey cin ve insan topluluğu!.. İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? Derler ki: 'Kendi aleyhimize şahitlik ederiz.'"(2) ayetinin zahirî manası, peygamber­le­rin hem insan hem de cinlerden geldiğini göstermekte­dir.(3)

Bu ayeti, cinlerden de peygamberler geldiğine delil ola­rak kullananların başında Dahhak gelir.(4)

2. "Biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gön­derdik. Her ümmet için mutlaka bir uyarıcı [peygamber] bulunmuştur."(5) ayetine göre, cinlerden de peygamber gelmiştir. Çünkü onlar da bir ümmettir.(6)

3. "Eğer Peygamber'i bir melek kılsaydık, muhakkak ki onu insan suretine sokar, onları yine düşmekte oldukları kuşkuya düşürürdük."(7) ayeti, peygamberler ile üm­met­leri arasında karşılıklı anlaşma zemininin olması ge­reğine işaret etmektedir. Bu zeminin ilk şartı, gönderilen pey­gamberin, gönderildiği ümmetin cinsinden bir varlık olma­sıdır. Buna göre, cinlerin peygamberlerinin de kendi cins­lerinden olması gerekir.(8)

b. Cinlerden Peygamberin Gelmediğini Savunan Görüş

Bu görüş sahiplerinin öne sürdüğü deliller şunlardır:

1. "Nebi"nin tanımı şöyledir:

Tiksinti uyandırmaktan uzak, güzel bir fizikî bünyeye sahip, tebliğiyle memur olmasa bile kendisine hükümleriyle amel edilen bir vahiy gelen, hür ve erkek bir insandır.

Kur'an ve hadislerin ifadelerinden çıkarılan, İslâm âlim­lerinin ezici çoğunluğu tarafından da kabul edilen bu ta­nıma göre, peygamberin hem erkek hem de insan olması gerekir. O hâlde, cinlerden peygamber gelmemiştir.(9)

2. "Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz er­kek(kişi)lerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun."(10) mealindeki aye­tin zahirine göre, peygamber, sadece erkeklerden gelmiştir. Çünkü "rical" kelimesi, insan için kullanılır. O hâlde, ka­dınlar gibi, cinlerden de peygamber gelmemiştir.

3. En'âm Suresinde geçen "Ey cin ve insan topluluğu!.. İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşaca­ğınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" şeklin­deki ayet, cinlerden de peygamberin geldiğini çok net ifade etmemektedir. Bu ifadenin birkaç manaya gelme ihtimali göz ardı edilemez:

a. Ayette, insanlarla birlikte cinler de söylenenlere mu­hataptır. İkisinin toplamından ibaret olan bir topluluğa hi­tap edilirken onlardan yalnız bir grubu ilgilendiren bir me­selenin, hepsine hitap ediyormuş gibi anlatılmasında bir sakınca yoktur. O hâlde, Rahman Suresinde geçen "İki denizden inci ve mercan çıkar." ayeti ile Fatır Suresinde geçen "İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu keser, içilmesi kolaydır; şu da tuzludur, acıdır (boğazı yakar). Hepsinden de taze et (balık) yersiniz, süs eşyası çıkarırsınız."(11) ayetinde, sadece denizlerden biri olan tuzlu deniz söz konusu olduğu gibi, bu ayette de iki taife­den sadece insanların söz konusu olması, edebî üslûp açısından uygundur. Nitekim, tek başına olursa süt için "içmek" tabiri kullanıldığı hâlde, ekmekle birlikte kullanıl­dığı zaman, "Ekmek ile süt yedim." denilebilir.(12)

b. Buradaki "rusül [elçiler]" tabiri, sadece "Allah'tan vahiy alan peygamber" anlamında olmayıp, daha geniş ve sözlük anlamını da ihtiva eden "elçiler" anlamındadır. Rivayete göre, İbn Abbas, söz konusu ayet hakkında şun­ları söylemiştir:

"Ayette geçen 'rusül [elçi]' tabiri, hem insanlar hem de cinler için geçerlidir. Ancak insanların elçileri, Allah'tan vahiy alan peygamberlerdir; cinlerin elçileri ise insanlar­dan olan peygamberlerin elçileridir.

Bu ifadeyle İbn Abbas, "Hani cinlerden bir grubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinle­meye hazır olunca (birbirlerine) 'Susun!' demişler, Kur'an'ın okunması bitinci uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.(13) şeklindeki ayete işaret etmiştir.(14)

c. Ayette geçen "sizden olanlar" tabiri, "sizin cinsiniz­den olanlar" demek değildir. Çünkü peygamberlik için önemli olan, önderlik özelliğidir. Bu da fizikî yapının ya­nında, sorumluluk ve Allah'a muhatap olma keyfiyetidir. Buna göre, cinler fizikî yapı bakımından farklı olmalarına rağ­men akıl, iştiha ve öfke kuvveti gibi özellikleri itiba­rıyla insanlar gibi sorumlu ve muhatap kabul edilmişler­dir. Bu sebepledir ki burada insanlarla beraber zikredil­mişlerdir. Yoksa bu ifade, onlardan da peygamberlerin geldiğini gös­termez. Bununla beraber, birçok yönden aynı özelliği taşı­yan cinlerin, insanlara hitap eden "sizden olanlar" ifade­sinde yer almaları, "tağlip" sanatı içerisinde düşünülmeli ve öyle değerlendirilmelidir.(15)

d. Ayette geçen elçilerden maksat, insanlardan olan peygamberler ile Hz. Muhammed'i (a.s.m.) dinleyen (yedi veya dokuz tane olduğu söylenen) ve daha sonra kavim­lerine birer uyarıcı olarak giden cinlerden olan elçiler­dir.(16)

 

c. Hz. Âdem'den Önce Cinlerden Peygamber Gelip Gelmemesi

Bu başlığı da birkaç maddede özetleyebiliriz:

a. Hz. Muhammed'den (a.s.m.) sonra, insanlardan ol­duğu gibi, cinlerden de hiçbir peygamberin gelmediği ve gelmeyeceği, tartışmasız bir gerçektir.

b. Cinlerin insanlardan önce yaratıldığını gösteren ayet ve haberler vardır: "And olsun ki Biz insanı, pişmiş kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık."(17) şeklindeki ayet, konuyu çok açık olarak ortaya koymaktadır.

"Hani Biz meleklere 'Âdem'e secde edin.' demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis, cinler­dendi; rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, Beni bı­rakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar, sizin düşmanlarınızdır. Zalimler için bu, ne fena bir değişmedir!"(18) ayeti, Şeytan'ın cinlerden oldu­ğunu ve Âdem'den önce var olduğunu göstermektedir. Ayette aynı zamanda, cinlerde olduğu gibi, şeytanlarda da tenasülün var olduğuna işaret edilmiştir. Hâlbuki "Ahirete inanmayanlar, melekleri dişi olarak adlandırır­lar."(19) ayetinin gösterdiği gibi, meleklerde tenasül yok­tur. Bu da İblis'in melek değil, cin olduğunu kanıtlamak­tadır.

Hasan-ı Basri, Şehr b. Havşeb ve Sa'd b. Mes'ud gibi âlimler de Şeytan'ın meleklerden değil, cinlerden olduğunu söylemişlerdir.(20)

Bütün bunlar, Şeytan'ın kabilesi olan cinlerin insanlar­dan daha önce yaratıldığını göstermektedir.

"And olsun, Biz, cinler ve insanlardan birçoğunu Cehennem için yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvan gi­bidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlar­dır!"(21) ayetinde sorumluluk, hem insana hem de cinlere yüklenmiş olmakla beraber, cinler insanlardan önce zik­redilerek daha önce var olduklarına da işaret edilmiştir.

Bütün Kur'an'da yalnız iki yerde cinlere ve insanlara birlikte hitap edilmiştir. En'âm Suresinin 130. ayeti ile Rahman Suresinin 32. ayetinde geçen bu hitap, "Ey cin ve insan topluluğu!.." şeklinde olup önce cinlere hitap edil­miştir. Bu da cinlerin daha önceden var olduğunu ve so­rumluluklarının da insanlardan daha önce geldiğini gös­termektedir.

İbn Abbas'tan gelen bir rivayette de cinlerin Âdem'den önce yaratıldığı ifade edilmiştir. Rebi' b. Enes ise bu yara­tılışın sıralamasını yapmış ve meleklerin Çarşamba, cin­lerin Perşembe, insanların da Cuma gününde yaratıldığını söylemiştir.(22)

İnsanlardan önce yaratılan cinler, sorumlu tutuldukla­rına göre, kendilerine bir peygamberin gelmesini zorunlu kılmaktadır. "Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azap edecek değiliz."(23) ayetinin ifade ettiği gibi, so­rum­luluk ancak bir peygamberin gönderilmesiyle müm­kündür.

c. "Her ümmet için mutlaka bir uyarıcı [peygamber] bu­lunmuştur."(24) ayetine göre, cinlerden de peygamber gelmiştir. Çünkü onlar da bir ümmettir.(25) Faraza, ayette ifade edilen "uyarıcı" tabirini cinler için, insanlar­dan olan peygamberlerin elçisi manasına alsak bile, insan­lar yara­tılmadan önceki dönemlerde var olan cinler için de pey­gamberlerin gönderildiğini kabul etmek gerekir, diye düşü­nüyorum.

d. "İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği pey­gamberlerden, Âdem'in soyundan; Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakub'un) soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdir."(26) ayetinde, daha önce adı ge­çen bazı peygamberler için kullanılan "peygamberlerden, Âdem'in soyundan" ifadesi, Âdem'in soyundan olmayan peygamberlerin de var olduğunu çağrıştırmaktadır.

Şunu da belirtmeliyim ki "Hz. Âdem'den önce cinlere peygamberin gelip gelmediği" hususuna değinen,-görebil­diğim kadarıyla-herhangi bir kaynağa rastlayamadım.

Dipnotlar

1-el-İsra, 17/15.

2-el-En'âm, 6/130.

3-bk. et-Taberî, V/36 (cüz. 8); ez-Zemahşerî, el-Beydavî, II/485, II/39-40; er-Razî, XIII/160-161; Ebu Hayyan, el-Bahru'l-muhit, IV/232-233; el-Bursevî, Ruhu'l-beyan, III/105-106.

4-bk. et-Taberî, a.g.y.; el-Hazin, II/485.

5-el-Fatır, 35/24.

6-bk. er-Razî, XIII/a.g.y.

7-el-En'âm, 6/9.

8-krş. ez-Zemahşerî, a.g.y.; er-Razî, a.g.y.; el-Bursevî, a.g.y.

9-krş. el-Bacurî, İbrahim, Cevheretü't-tevhid, 17-18.

10-en-Nahl, 16/43.

11-el-Fatır, 35/12.

12-krş. et-Taberî, a.g.y.; ez-Zemahşerî, a.g.y.; el-Beydavî, II/485; en-Nesefî, II/485.

13-el-Ahkaf, 46/29.

14-krş. et-Taberî, a.g.y.; el-Kurtubî, VII/85-86; el-Alûsî, VIII/28.

15-krş. el-Kurtubî, a.g.y.

16-bk. el-Firuzabadî, II/485-86.

17-el-Hicr, 15/26-27.

18-el-Kehf, 50.

19-en-Necm, 53/27.

20-bk. et-Taberî, I/226.

21-el-A'raf, 7/179.

22-bk. et-Taberî, I/206, 209.

23-el-İsra, 17/15.

24-el-Fatır, 35/24.

25-bk. er-Razî, XIII/160-161.

26-Meryem, 19/58.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİTE HARİTASI