Cevaplar.Org

ŞEYHU'L-HİND MAHMUD HASAN DİYOBENDÎ (1851-1920)-1. BÖLÜM

Şeyhül Hind adlı ünlü allamenin hayatı


2012-12-31 17:28:25

Dünyamızda bazı bölgeler vardır ki buraları içlerinde diğer yerlere kıyasla kat kat daha fazla insan gücü, maden ve tarımsal ürün bulundurdukları halde, bu değerlere daha az sahip olan diğer bölgelerden sosyal, siyasal ve ekonomik açıdan daha geridirler. Bunun ana sebebi olarak karşımıza insan zekâsı ve gücünün yanlış yönlere kanalize edilmesi çıkar. Bu da toplum üyelerinin kendi içlerinde iyi organize olamamaları ve sayısız ittifak noktalarına rağmen basit ayrılıkları ihtilaf ve kavga sebebi görerek kavgaya tutuşmaları sebebiyle kültür ve medeniyetlerine ters milletler tarafından idare olunmaları şeklinde tezahür eder.

Bu neticeyi dünya müslüman nüfusunun büyük bir kısmını içinde barındıran Hint alt kıtası tarihinde rahatlıkla gözleyebiliyoruz. İngilizlerin 18. yy'ın sonlarından itibaren bu bölgede söz sahibi olmalarından önce de burada bölge halkından olmayan milletler (Gazneliler, Moğollar, Babürler gibi) hüküm sürmüşlerse de bölge halkinin örf adet ve dinlerine pek müdahale etmemişlerdir. Fakat İngilizler egemenlik yıllarında bölgenin tabîi ve tarîhî zenginliklerini Avrupa'ya taşımakla kalmamışlar, uyguladıkları siyasetle bölgenin en dinamik gücü olan müslümanları cahil kalmaya ve kendi kabuğuna çekilmeye zorlamışlardır. Bölgedeki müslüman nüfusun dışındakiler de İngiliz idaresinden rahatsız olmuşlarsa da sonuç itibariyle, tehlikeli görülmeyen inançlarına karşı önemli bir saldırı olmadığından fazla seslerini çıkarmamışlardır.

İngilizlerin bölge halkının zaaflarından yararlanarak idareyi sinsice ele geçirmelerinden sonra başlayan münferid mukavemet hareketleri organize güç olan İngiliz idaresi karşısında çok yetersiz kalıyordu. Şah Veliyyullah Dihlevî'nin büyük oğlu Sah Abdülaziz ve diğer yakınlarıyla onun yolunu benimseyenler, İngiliz idâresini içlerine sindiremeyenlerin başında geliyordu. Bunların başlattıkları fikrî ve silahlı mücâdeleler Hint kıtasında muazzam bir uyanış ve hareketliliği de beraberinde getirmişti.

Müslümanlar 1857'deki bağımsızlık savaşının sonucunda her ne kadar mağlûp olmuşlarsa da, bu onları yıldırmamış, üstelik mücadele azimlerini bir kat daha artırmış ve onlara gelecekte daha sistemli bir şekilde çalışmak gerektiği şuurunu kazandırmıştı. Bu bağımsızlık mücadelesinin önde gelen kahramanlarından bir kısmı savaş esnasında şehit düşmüş, diğer bir kısmı da başka ülkelere hicret etmişti.

Ülkede kalanlar ise, kalemin desteğinden mahrum hiç bir cihadın başarılı olamayacağı düşüncesiyle 1283/1866 yılında Diyobend Medresesini kurmuşlar ve medresenin kısa zamanda geniş bir kitleye ulaşmasını sağlamışlardır. İşte biz bu makalede Diyobend medresesinin ilim pınarından kana kana içen ve hocalarından duyduğu cihad menkıbeleriyle yetişen birinden, Mahmud Hasan'dan bahsedeceğiz.

Talebe, müderris, başmüderris ve rektör gibi muhtelif sıfatlarla 54 yıl bulunduğu Dârululum Diyobend'de basit bir medrese olarak teslim aldığı kurumu uluslararası bir eğitim kompleksi haline getirmiş ve yetiştirdiği ufku açık talebelerle topluma yön vermeye çalışmıştır. Kurduğu müesseselerle bir yandan farklı görüş ve düşüncelere sahip ilim adamlarını bir araya getirirken, bir yandan da İslam düşmanlığı aşılayan İngiliz okullarının ağına takılmış müslüman öğrencileri onların elinden almaya ve topluma mal etmeye çalışmıştır.

1912-1920 arasında verdiği siyasi mücadelelerin odak noktasını ise, Osmanlının temsil ettiği İslam Hilafetini korumak ve Hindistan Müslümanlarını İngiliz hegemonyasından kurtararak İslam toplumunun onurlu bir parçası haline getirmek olmuştu. Bütünleştirici kişiliğinden dolayı "Şeyhu'l-Hind- Hindistan'ın Büyüğü" unvanına layık görülen bu müstesna şahsiyeti daha iyi tanımak için Hindistan eğitim ve siyasi tarihini iyi bilmek lüzumu olduğunu belirtmemiz gerekmektedir.

HAYATI

Mahmud Hasan 1268/1851 tarihinde Bireli'de dünyaya geldi. Babası Zülfikar Ali (ö. 1904) dedesi ise Şeyh Feth Ali'dir. Sâmerrâî'nin beyanina göre soyu Hulefâ-i Râşidîn'den Osman b. Affân (r.a.)'a dayanmaktadır.(1)

Doğumundan kısa bir süre sonra babasının görevi gereği Diyobend'e göç ettiler. İlk tahsilini kendi ailesinden ve bulunduğu yerdeki hocalardan aldı. Özellikle o bölgenin sayılı âlimlerden ve Diyobend Medresesi'nin kurucularından olan amcası Mevlana Mehtab Ali'nin onun üzerinde çok emeği vardır. Arap dilinde meşhur bir edib olan babasından da yeterince istifade etmiştir. Dîvânu'l-Hamâse, Dîvânu'l-Mütenebbi ve Muallakât-i Seb'a'ya yaptığı Urduca şerhler babasının çalışmalarından birkaçıdır(2)

Mahmud Hasan Arapça ve Farsça'yı genç bir yaşta öğrendi. 15 yaşındayken daha sonra Hint Yarımadasının en önemli eğitim kurumu olacak olan Diyobend Medresesi'nin (Dârululûm) kurulusu gerçekleşti (1283/1866)(3) Muhammed Kâsim Nânotevî (1832-1880)(4)de medresenin ilk baş müderrisi oldu. Medrese'de Molla Mahmud Diyobendî (ö.1304 h.)'nin verdiği ilk dersi almak Mahmud Hasan'a nasip olmuştu(5)

Mahmud Hasan ilerleyen yıllarda medresenin bütün önemli hocalarından istifade etti. Fakat onun yetişmesinde Nanotevî'nin çok ayrı bir yeri vardır. O buradaki eğitimini uzun yıllar sürdürdü ve medreseden 1873'de mezun oldu. 1875 yılında da aynı medresede müderris olarak göreve başladı(6)

Mahmud Hasan 1294/1877 yılında içlerinde hocaları Kâsım Nanotevî, Reşîd Ahmed Gangôhî (1825-1905)(7)'nin de bulunduğu çok sayıda maruf âlimle birlikte hacca gitti. O sırada meşhur hadisçi Şah Abdulganî Müceddidî Dihlevî (1819-1878)(8) Delhi'den Medîne'ye hicret etmiş bulunuyordu. Mahmud Hasan ondan hadis senedi ve icâzet aldı. Mekke'de de Çiştiyye Tarîkatı şeyhi Hâcî Imdâdullah Tehânevî (1817-1899)(9) ile buluştu ve manevî feyzinden istifade etti. Tehânevî ona tarîkatta hilâfet verdi(10)

Mahmud Hasan medresedeki hadis derslerini Abdulhak Muhaddis Dihlevî (1551-1642) ve Şah Veliyyullah (1703-1762)'in tarzı üzerine veriyordu. Bunların ilmî selâhiyetine ve eserlerine çok büyük bir itimadı vardı.(11) Çünkü bunlar taklidi benimsemeyip Hadis'e dayanan fakîhlerin yoluna uymuşlardı. Üstelik Şah Veliyyullah muttasıl hadis isnadı sebebiyle hocası da sayılırdı.(12) Mahmud Hasan sağlam ilmi ve vermiş olduğu dersler sebebiyle kısa zamanda kendisini kabul ettirdi ve baş müderrislik derecesine yükseltildi. (1305/1888)(13) Hocası Reşid Ahmed Gangohî'nin vefatı üzerine de medresenin en üst yetkilisi (rektör) oldu (1905).

Onun başarılı faaliyetleri sonucunda medresenin ünü Hindistan dışına kadar taştı ve medreseye Afganistan, Türkistan, Buhara, Yemen ve Endonezya gibi ülke ve bölgelerden öğrenciler gelmeye başladı. O, bu öğrenciler içerisinden seçtiği üstün yetenekli sağlam seciyeli öğrencilerle özel olarak ilgileniyor ve onlara toplumun sıkıntılarıyla ilgilenmelerini telkin ediyordu. Bu faaliyetlerin bir parçası olarak Ubeydullah Sindî (1872-1944)(14) ve kendisine yakın diğer talebelerine Cemiyyetü'l-Ensâr(15) adındaki cemiyeti kurdurttu. Hedefi ulema arasındaki ihtilafları azaltıp birlik sağlamak olan bu cemiyetin kurulması o gün için çok yararlı bir girişimdi. Talebin fazla olması sebebiyle medrese devamlı genişliyor yeni yeni bölümler açılıyordu. Eğitim kalitesinde de gözle görülür iyileşmeler olmuştu. Zaten Mahmud Hasan'ın üzerinde en çok durduğu nokta buydu.(16)

Trablusgarp ve Balkan Savaşları'nın Hindistan'da Yarattığı İnfial

Diyobend Medresesinde ilmi ve diğer faâliyetler sürüp giderken dünya siyasetinde de önemli gelişmeler oluyordu. İngilizler dünya siyasetindeki etkinliklerini sürdürmek için akla gelmedik yollara başvuruyorlardı.

Bu arada Osmanlı Hilâfetini sona erdirmeye yönelik faâliyetler de son hızıyla devam ediyordu. Bu faâliyetlerin bir devamı olarak önce Trablusgarp (1911-1912) ve ardından da Balkan Harbi (1912-1913) patlak verdi. Hint müslümanları önceden beri Osmanlı Devleti'ne olan büyük sevgi ve hayranlıkları sebebiyle -aradaki uzun mesâfeye rağmen- onun adının karıştığı olayları büyük bir dikkatle takip ediyorlardı. Çünkü Osmanlı'yı Dünya Müslümanlarının temsilcisi olarak görüyorlardı. Çok duyarlı bir âlim olan Şeyhu'l-Hind Mahmud Hasan bu olayların Osmanlı Hilâfeti'ni sona erdirmeye yönelik komplolar olduğunu anlamıştı.(17)

Bunun üzerine hemen harekete geçti ve kendi çapınca bir dizi girişimde bulundu(18) İşe medreseyi geçici olarak tatil etmekle başladı. Ardından da güvendiği talebelerini Osmanlı Devleti ve halkı için maddi yardım toplamakla görevlendirdi. Büyük işlerin başarılmasında öncülük yapan Cem'iyyetü'l-Ensar da siyasi çalışmaların içine sokuldu. Kendisi de kamuoyu oluşturmak için önde gelen ulema ile görüşmelerde bulundu(19) ve onlara çok ateşli konuşmalar yaptı.(20)

İngiliz Hükümetinin Türklere karşı İtalya'yı ve Balkanlardaki âsileri desteklemesi üzerine de zaten uzun zamandır huzursuz olan Hint Müslümanları İngilizlere karşı olan faaliyetlerini alenileştirdiler. Türklerin başarısı için Buhârî-i Şerîf hatimleri yapıldı ve camilerde toplu dualar edildi. Toplanan paralar Hilâl-ı Ahmer (Kızılay) vasıtasıyla İstanbul'a yollandı.(21)

Hilâl-i Ahmer'in bir şubesi Kalküta'ya ilâveten Diyobend'de de açıldı. Dr. Muhtar Ahmed Ensârî (1880-1936)'nin girişimleri sonucu oluşturulan tabipler heyeti ise yaralılara yardım için onun refakatinde Türkiye'ye gönderilmişti.(22)

Mahmud Hasan bazı mutemed öğrencilerini gizlice göndererek, Afganistan'a yakın bir yer olan Yagistan'da bir mücahid kampı kurdurdu. Onlara sürekli para ve mühimmat desteği sağladı.(23) Zaten bölge Seyyid Ahmed Şehîd Birelvî'(1786-1831)(24)den beri bağımsızlık taraftarı Müslüman mücâhitlerin yığınak yaptığı ve kamp kurduğu bir yerdi. Buraya gelen müslümanlar ciddi bir askerî eğitimden geçiriliyor ve muhtemel bir cihad için askerî usullere göre rutbelendiriliyorlardı.(25) Ayrıca Kâbil'e gönderdiği talebesi Ubeydullah Sindî vasıtasıyla Afganistan Devleti'nden yardım ve siyasi destek elde etmeye çalıştı(26)

İngilizler Emir Habîbullah Han idaresindeki Afganistan'ın kendilerine savaş açmayacağından eminlerdi. Buna rağmen Ubeydullah Sindî Emir Habîbullah Han tarafından kabul edildi (1915) ve destek sözü aldı.(27) Fakat bu söz İngilizlerin baskısı sebebiyle tam manasıyla yerine getirilemedi. Bu hususta daha büyük yardim ve desteği Habîbullah Han'ın bir suikasta kurban gitmesi (20 Şubat 1919) üzerine iktidarı devralan oğlu Emir Emânullah Han (1892-1960)'dan gördü.(28)

Zaten Emânullah Han İngiliz karşıtı kişiliğiyle tanınmaktaydı(29) Ubeydullah'ın yürütmeye çalıştığı esas plan; Almanların da desteği alınarak Osmanlı ve Afgan askerlerinin bölgedeki mücahitlerle birlikte Hindistan'a saldırması ve İngiliz hâkimiyetine son verilerek bağımsız bir devlet kurulmasıydı. Uzun zaman sürdürülen diplomatik girişimlere(30) rağmen Afganistan'ın çekinceli kalması, Rusyanın sevk yollarını tutması ve İngiliz Krallığının isi sıkı tutup ciddi tedbirler alması üzerine plan uygulamaya konulamadı. Belki de baştan itibaren Habîbullah yerine oğlu Emânullah iş başında olsa idi bu plan başarı ile uygulanacaktı.(31)

İçeride Şeyhu'l-Hind ve adamlarının yaptığı faaliyetleri ve boyutunu fark eden İngiliz Hükümeti bazı tedbirler almaya yöneldi. İlk olarak Mahmud Hasan'ın tutuklanması emrini çıkardı. Fakat bu bilgi birileri vasıtasıyla Dr. Muhtar Ahmed Ensârî (1880-1936)'ye sızdırılınca o da hemen Mahmud Hasan'ı haberdar etti. Bir süre gizlenen Mahmud Hasan hem İngiliz baskısından uzak kalmak hem de Türklerin siyasi desteğini almak ve Türklerle yardımlaşma yollarını genişletmek için Hicaz'a gitmeye karar verdi.

Zaten I. Dünya Savaşında İngilizlerin yanında yer alan Rusya sebebiyle Hindistan'la Osmanlı'nın kara irtibatı iyiden iyiye kesilmişti. Aradaki irtibatı sağlamak için başka yollar bulmak gerekiyordu. Hac bu iş için iyi bir vesile olacaktı. Mahmud Hasan gizlilik içerisinde, hacı adaylarını götürecek olan vapurla Bombay'dan denize açılır. Vapurda eski talebelerinden birkaçı da vardır. İngiliz Hükümetinin tutuklama emri Bombay Eyâlet Valiliğine ulaştığında vapur limanı çoktan terk etmiş, Aden'e doğru yol alıyordu. (1915)(32)

Şeyhu'l-Hind Hicaz'da

Şeyhu'l-Hind Kutsal Topraklara varınca ilk is olarak Mekke'de bulunan Hicaz Vâlisi Gâlip Paşa ile görüşüp Hint Müslümanlarının sıkıntılarını dile getirir ve üst düzey yetkililerle çeşitli konuları görüşmek üzere İstanbul'a gitmek istediğini ifade eder.(33) Gâlip Paşa ona her konuda destek sözü verir. Sonraları Hindistan'da Gâlipnâme diye anılacak olan bir de mektup yazar ve ona verir. Mektupta bütün Müslümanların İngilizlere karsı savaşması istenmekte ve Osmanlı'nın diğer müslümanların yanında olduğu ifade edilmektedir. Bu mektup Muhammed Miyan Ensârî vasıtasıyla Hindistan'a ulaştırıldıktan sonra çoğalttırılarak dağıttırılır.(34)

Bu esnada Suriye'de oldukları haber alınan Harbiye Nâzırı Enver Paşa ile Bahriye Nâzırı Cemâl Paşa'nın maiyetleriyle birlikte Medîne'ye gelecekleri öğrenilir. O günlerde Hamîdiye-Hicaz Demiryolu faâliyette olduğu için, Medîne'ye bu yolla geleceklerdi. Özel tren istasyona vardığında onları karşılayan kalabalığın coşkusu görülmeye değerdi.(35)

Şeyhu'l-Hind baş başa yapılan görüşmede Hindistan Müslümanlarının meselelerini Enver ve Cemal Paşalara anlatır ve onlardan yardım ve destek sözü alır. Enver Paşa ve maiyeti buraya kısa bir ziyaret için geldiklerinden hemen Şam'a geri döneceklerini ifade ederler. Verilen sözü yazılı hale getirip imzaladıktan sonra en kısa zamanda Şam'dan göndereceklerdi. Gerçekten de aradan üç gün geçmeden beklenen mektup üç dilde (Türkçe, Arapça ve Farsça) yazılmış ve tasdik edilmiş olarak Mahmud Hasan'a ulaştırılır. Bu mektup içerisine elbise konan bir sandığın tahtaları arasına özenle yerleştirilir ve güvenilir biriyle Muzaffernagar'daki Hacı Nûru'l-Hasan'a gönderilir. Mektup Delhi'de fotoğrafı çekilerek çoğaltılır ve ilgililere gizlilik içerisinde dağıtılır.(36)

Dipnotlar

 

1-Yunus Ibrâhim es-Sâmerrâî, Ulemâu'l-Arab fî Sibhi'l-Kârrati'l-Hindiyye (Ulemâu'l-Arab), Bağdad 1986, s.858

2 Babası bizdeki karşılığıyla milli eğitim bölge başmüfettiş yardımcısı idi ve o yıllarda görev icabı Birili'de bulunuyordu. Sonra Diyobend'e gelmis ve Diyobend Medresesinin kurucuları arasında yerini almıştı. Hayâtı ve edebî yönü için bkz. Zübeyr Ahmed Fârûkî, Müsâhemetu Dârilulûm bi Diyobend fi'l-Edebi'l-Arabî hattâ 1400/1980 (Müsâhemetu Dârilulûm), Delhi 1990, s.179-203,233; Seyyid Mahbub Rizvî, Mükemmel Târîh-i Dârululûm Diyobend I-II (Mükemmel Târîh), Karaçi ts, I/2, s.123-4; Abdurresid Arsad (Haz.), Bîs Barey Muselmân (Bîs Barey) (Yirmi büyük Müslüman) , Lahor 1990 (7. baski), s.229; Fuyûzurrahman, Mesâhîr-i Ulemâ I-III (Mesâhîr), Lahor ts, I, s.180; Mahmud Hasan Diyobendî (maddesi), Urdu Dâire-i Maârif-i Islâmî (UDMI) I-XXIII, Lahor, XX, s.32

3 Diyobend Medresesi (Dârululûm) hakkında geniş bilgi için bkz. Muhammed Tayyib, Târîh-i Dârululûm Diyobend (Târîh-i Dârululûm), Karaçi 1385 h.; Rizvî, Mükemmel Târîh; M. Yusuf Bennûrî, Câmiatu Diyobend el-Islâmiyye fî Dav'i'l-Makâlâti'l-Bennûriyye (Câmiatu Diyobend) (Haz. M. Habîbullah Muhtar), Karaçi 1980; Resid Ahmed Calenderî, Dârululûm Diyobend, Islamabad 1989; M. Asık İlâhî el-Bernî, el-Anâkîdu'l-Gâliye mine'l-Esânîdi'l-Aliye (Anâkîd), Karaçi 1408 h., s.73-90; Ziya-ul-Hasan Faruqi, The Deoband School and the Demand for Pakistan (Deoband School), Lahor 1962; Barbara Daly Metcalf, Islamic Revival in British India: Deoband, 1860-1900 (Deoband), New Jersey 1982; Fazlur Rahman, Islam ve Çagdaslik (Trc. Alpaslan Açıkgenç- Hayri Kırbasoglu), Ankara 1990, s.121-5; Aziz Ahmed, Hindistan ve Pakistan'da Modernizm ve Islam (Modernizm ve Islam)(Trc. Ahmet Küskün), Istanbul 1990, s.129-40; er-Resîd (Urduca aylık dergi), Dârululûm Diyobend Number, IV/2-3 (Lahor 1976), 785 s.; er-Resîd, Feyezân-i Dârululûm Diyobend Number, IX/1-2 (Lahor 1981), 81 s.; Beyyinât (Urduca aylık dergi), Dârululûm Diyobend Number, XXXVII/1-2 (Lahor 1980), 93 s.; Zuhur Ahmed Azhar, Diyobendî, UDMI, IX, s.261-5; K. A. Nizami, Deoband, The Encyclopaedia of Islam (EI2), Leiden, II, s.205; Azmi Özcan, Dârululûm, TDV Islâm Ansiklopedisi (DIA), VIII, s.553-5

4 Nanotevi'nin terceme-i hali için bkz. Rahman Ali, Tezkire-i Ulemaey Hind (Tezkire), Karaci 1961, s.465-8; Ubeydullah Sindi, et-Temhîd li Ta`rif-i Eimmeti't-Tecdid (Temhid), Camsoro 1976, s.151; Berni, Anakid, s.39-40; Mesahir, I, s.551-60; Seyyid M. Miyan, Ulema-i Hind ka Sândar Mâzi I-IV (Sândar Mâzi ), Delhi 1990 (2.bs.), IV, s.294-9; M. Ekber Sah Buhari,Ekâbir-i Ulema-i Diyobend (Ekabir), Lahor ts., s.13-9; M. Ekber Sah Buhari, Tahrik-i Pakistan aor Ulemaey Diyobend (Tahrik), Karaci 1987, s.60-90; Târîh-i Dârululûm, s.53-4; Bis Barey, s.111-43; Ulemau'l-Arab, s.666; Mukemmel Tarih, I/2, s.102-23; UDMI, XIX, s.504-10; Serfraz Han Safder, Bani-i Darululum Diyobend, er-Resid (Darululum Diyobend özel sayısı) , IV/2-3 (1976), s.257-70

5 Asgar Hüseyin, Hayât-i Şeyhu'l-Hind (Şeyhu'l-Hind), Lahor 1977, s.19; Faruqi, Deoband School, s.46; Bîs Barey, s.230; Anâkîd, s.94; Metcalf, Deoband, s.92; Halid Zaferullah Daudi, Pakistan ve Hindistan'da Sah Veliyullah ed-Dehlevî'den Günümüze Kadar Hadis Çalismalari (AÜIF. basilmamis Doktora Tezi), Ankara 1994, s.211; Saîdurrahmân Alevî, Dârululûm Diyobend ka Pehlâ Tâlib-i Ilm (Pehlâ Tâlib-i Ilm)(Yani; Dârululûm Diyobend'in ilk ögrencisi), er-Resîd (Dârululûm Diyobend özel sayısı), IV/2-3 (1976), s.653-64

6 Abdulhay el-Hasenî, Nüzhetü'l-Havâtir I-VIII (Nüzhe), Haydarabad- Dakkan, VIII, s.466; Seyhu'l-Hind, s.21; Mükemmel Târîh, I/2, s.174; Bîs Barey, s.231; Bernî, Anâkid, s.94; Metcalf, Deoband, s.108; Tahrik, s.92

7 Hayati için bkz. Nüzhe, VIII, s.148-152; Sândar Mâzi, IV, s.299-304; Mesâhir, I, s.186; Temhid, s.151; Ekabir, s.19-28; Bîs Barey, s.145-246; Sayyarah Digest (Evliyâey Kirâm Sayısı) I-IV, Lahor 1989, IV, s.199-224; Nefîsuddin Siddîkî, Serperest-i Dârululûm Diyobend Mv. Resid Ahmed Gangôhî, er-Resîd (Dârululûm Diyobend özel sayısı), IV/2-3 (1976), s.271-81,720-8

8 Hayati için bkz. Tezkire, s.310; Nüzhe, VII, s.289-90; Bernî, Anâkid, s.34-5; Abdulhay el-Kettânî, Fihrisu'l-Fehâris I-III, Beyrut 1982 (2.bsk.), s.758-63; Temhîd, s.79,149-50; Ulemâu'l-Arab, s.626; Mükemmel Târih, I/2, s.95-6

9 Hayati için bkz. Tezkire, s.122-4; Nüzhe, VIII, s.70-2; Fuyûzurrahman, Hâcî Imdâdullah Muhâcir Mekkî aor un key Hulefâ, Lahor ts.; Temhîd, s.79,148-9; Bîs Barey, s.82-111; Metcalf, Deoband, s.157-164; Ulemâu'l-Arab, s.728-9; Bezmi Ansari, Imdad Allah, EI (New Edition), III, s.1174-5; Seyyid Nefîs el-Hüseynî, Hâcî Imdâdullah Çistî..., er-Resîd (Dârululûm Diyobend özel sayısı), IV/2-3 (1976), s.720-8 (Diyobendî ulemâsindan Mevlânâ Esref Ali Tehânevî (v. 1943) Hâci Imdâdullah'ın en önemli takipçisidir ve onun tasavvuftaki derecesi ve prensipleriyle ilgili önemli eserler kaleme almıştır.)

10 Nüzhe, VIII, s.466; Seyhu'l-Hind, s.22-5; Bîs Barey, s.231-3; Temhîd, s.152; Anâkid, s.95

11 Şeyhu'l-Hind, s.34-7; Temhîd, s.156; Mahmud Hasan, UDMI., XX, s.33

12 Fihrisü'l-Fehâris, s.761-2; Şeyhu'l-Hind, s.38; Temhîd, s.153-67; Anâkîd, s.122-3

13 Şeyhu'l-Hind, s.30-1; Mükemmel Târîh, I/2, s.201; Bîs Barey, s.234; Anâkîd, s.95

14 Aslen Sih bir ana-babadan dünyaya gelen Ubeydullah b. Islâm Sindî gençlik yıllarında okuduğu kitapların tesiriyle müslüman oldu. Ubeydullah ismini müslüman olduktan sonra kendisi seçti. 15 yaşındayken evinden ayrılarak İslâmî ilimleri öğrenmek için çeşitli medreselere kaydoldu. Esas İslâmî eğitimini 1888-9'da geldiği Diyobend'de tamamladı. Şeyhu'l-Hind'in daveti üzerine 1909'da Diyobend'e geldi ve müderrislik yaptı. Daha sonra da Delhi'ye gelerek siyâsî faâliyetlerin içinde yerini aldı. Afganistan'daki faâliyetlerinden sonra Rusya (1922), Türkiye (1923), İtalya (1925), İsviçre ve Hicaz'a (1926) gitti. 1939 yılında döndüğü Hindistan'da artık yepyeni bir Ubeydullah vardı. Şah Veliyyullah Dihlevî'nin siyâsî ve felsefî görüşlerini temel alarak yeni bir ekol oluşturmaya çalıştı ve bu hususta önemli kitaplar yazdı. [Hayati ve ilmi kişiliği hakkında daha geniş bilgi için bkz.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SEYDA MOLLA HASİP SEVEN (KS)(1917-1994)

SEYDA MOLLA HASİP SEVEN (KS)(1917-1994)

1917 yılında Siirt'in Kurtalan ilçesine bağlı, Zokayt (Kayabağlar) nahiyesinde dünyaya geldi.

MÜDERRİS MOLLA MUSA CELÂLÎ (GEÇİT) HOCA

MÜDERRİS MOLLA MUSA CELÂLÎ (GEÇİT) HOCA

Şeyh Ahmed-i Hânî çığırının devamcısı sayılan Molla Mahmûd-i Beyâzidî, Molla Muhammed

ŞEYH ASIM EFENDİ

ŞEYH ASIM EFENDİ

Şeyh Alauddin’in üçüncü oğlu olup, Hicri 1341 yılının Mart ayında Ohin’de dünyaya gel

ŞEYH HALİD-İ OHİNİ

ŞEYH HALİD-İ OHİNİ

Hicri 1334 yılı Şubat ayında Verkanıs’ta dünyaya gelen şeyh Halid, üç kardeş arasında e

ŞEYH MAZHAR EFENDİ

ŞEYH MAZHAR EFENDİ

Şeyh Alauddin efendinin birbirinden değerli üç oğlu ile iki saliha kızı vardı. En büyük o

ŞEYH ALAUDDİN-İ OHİNİ

ŞEYH ALAUDDİN-İ OHİNİ

Ohin ve Ohin medresesi deyince ilk akla gelen isim Şeyh Alauddin Hazretleridir. Babası Şeyh Fethu

ŞEYH FETHULLAH-I VERKANİSİ

ŞEYH FETHULLAH-I VERKANİSİ

Nesebi Şeyh Fethullah hazretlerinin babasının adı şeyh Abdurrahim, dedesinin adı ise şeyh Ab

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-2

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-2

Dostu, hocamız, hafız Abdülfettah Ebu Gudde(rahimehullahi teala) ‘Safhatu Min Sabril Ulema’ a

MUHAMMED EMİN ER HOCAEFENDİ

MUHAMMED EMİN ER HOCAEFENDİ

Muhammed Emin Er, Zülfügül lakabını taşıyan Hacı Zülfikâr‘ın oğlu olup, milâdî 1914,

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-2

ÇAN ŞEYHLERİNİN TASAVVUFTAKİ YERİ VE KONUMU-2

3. Çan Şeyhleri’nin Osmanlı Devleti ile İlişkileri Şeyh Ahmed Elçani Hz.leri Çan camisind

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-1

EBU’L HASAN EN NEDVİ HAKKINDA NE DEDİLER?-1

İlim, basiret, salah ve takva ehli kimseler onu sena etmede ittifak etmişlerdir. Onun faziletleri

"Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız"

Bakara, 183

GÜNÜN HADİSİ

Eğer sizden birinizin elinde dikilecek bir hurma fidanı varken, kıyamet kopsa ve onu dikmeye vakit bulursa, hemen o fidanı diksin

250 Hadis, s.27

TARİHTE BU HAFTA

*Hilafetin kaldırılması ve Tevhid-i Tedrisat kanunun kabulu.(3 Mart 1924) *Selahaddin Eyyubi'nin Vefatı(4 Mart 1193) *Abdulgani Nablusi Hz.lerinin Vefatı(5 Mart 1713) *Piri Reis'in Vefatı(6 Mart 1554) *Yıldırım Beyazıd'ın Vefatı(8 Mart 1403)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI