Cevaplar.Org

ASR-I SAÂDET’TE KADIN

Bugün birtakım çevreler İslâm’ın kadının özgürlüğünü kısıtladığını, değer vermediğini, birtakım haklarının elinden alındığını ve hatta söz hakkı dahi vermediğini iddia etmektedir. Detaylı olarak tetkik edildiğinde ise bunun aslında böyle olmadığı muhakkaktır


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2012-12-24 16:25:26

Bugün birtakım çevreler İslâm'ın kadının özgürlüğünü kısıtladığını, değer vermediğini, birtakım haklarının elinden alındığını ve hatta söz hakkı dahi vermediğini iddia etmektedir. Detaylı olarak tetkik edildiğinde ise bunun aslında böyle olmadığı muhakkaktır.

Dünya tarihinde kadına baktığımızda; eski Yunanlılarda kadın şeytanî bir varlık olarak görülen, her türlü medeni haktan yoksun bir meta idi. Aristo'nun "Kadın yaratılışta yarı kalmış bir erkektir" demesi de ayrı bir fâciadır. VIII. Henry dönemine kadar kadın, Cennet'te günah işlenmesine vesile olduğu için İncil'e dokunması-okuması yasaktı. Kraliçe Elizabeth döneminde ise binlerce kadın şeytanlarla işbirliği yaptıkları gerekçesi ile yakılmışlardı. Eski Çin'de kadına isim bile verilmez 1, 2, 3 diye adlandırılırdı. Eski Hind'de ise; bir kadının kocası öldüğünde erkeğin cesedi ile birlikte karısını da diri diri yakarlardı. Daha sayamadığımız pek çok olay vardır. İslâm'dan önce de Arabistan'da kız çocuklarının utanç sebebi olduğu ve bu yüzden diri diri toprağa gömüldüğü de tarih kitaplarında mevcut. Fakat Arap topraklarına İslâm gelince, bu vahşet ortadan kalkmıştır.

Geçmişe genel olarak baktığımızda ise; özellikle içtimaî hayatta kadın kendine yer bulamamış, hürmet, saygı ve sevgiden mahrum, kişiliği ve iffeti kaybolmuş bir varlıktı. Bütün üstünlükler yalnızca erkeklere mahsustu.

Kulaktan dolma, hiçbir gerçek veriye dayanmayarak İslâm'a atfedilen bu olumsuz nitelikler aslında İslâm dışı medeniyetlerde boy göstermiştir. Böylesine karanlık ve utanç kaynağı olan geçmişlerini görmezden gelerek bu kara çamuru İslâm'a ve mü'minlere atmaya cüret etmişlerdir.

Evet, dinimiz kadına ne kadar değer veriyor, geçmişte yaşamış yüksek şahsiyetli Müslüman hanımefendiler kendilerine içtimaî hayatta nasıl yer bulmuş, ne gibi başarılara ulaşmışlar? Şimdi bunları tetkik edelim:

İslâm'ın kadına verdiği değere en büyük ve en güzel örnek, benim çok hayran olduğum Hz. Âişe (radıyallahu anha) Validemizdir. Hz. Âişe en çok hadis rivayet eden sahâbîler arasındadır. Bugüne ulaşan rivayet ettiği hadis sayısı 2210'dur. Yine Hz. Âişe Validemiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (aleyhissalatu vesselam) âhirete irtihalinden sonra Sahâbîler arasında fetva makamında birinci sırada idi. Dikkatinizi çekerim! Hanımlar arasında değil, Sahâbîler arasında… Bu Sahâbîlerin büyük çoğunluğunu ise erkekler oluşturuyordu. Hz. Âişe (radıyallahu anha) ise ilmi ile hepsini geçmiş, ders verecek makama erişmişti. Bu istatistikî veriler ve/veya benzeri, başka hangi medeniyette var? Bu verdiğim örnek sadece bir tanesiydi. Hz. Âişe Validemiz gibi daha yüzlerce hanım Sahâbî içtimâî hayatta aktif bir rol üstlenmişlerdir.

Bir örnek vermek gerekirse; önemli hanım sâhabîlerden olan Hz. Fâtıma Binti Kays (radıyallahu anha) devlete evini açmış, yapılan istişarelere kendisi de iştirak etmiştir. Hatta hilâfet meselesinde kendisine danışılan bir hanımefendi olarak bugün en güzel örneklerden biri olarak karşımızda durmaktadır.

Yine mü'minlerin annelerinden Hz. Ümmü Seleme (radıyallahu anha) Validemiz'in dirâyeti o kadar kuvvetli idi ki, Resûlullah Efendimiz (aleyhissalatu vesselam) Hudeybiye sulhu sırasında tefrikaya düşen Ashab ile ilgili Hz. Ümmü Seleme ile istişare yapmış ve hanımının tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmiştir. Peygamberimiz burada insanlara mesaj vermekte ve hanımlara nasıl bir değer biçtiğini ilan etmektedir.

Buna mukabil şimdi bazı çevrelerin sırf İslâm'a zarar vermek adına İslâm'ın kadın haklarını kısıtladığını söylemeleri, gözünü-kulağını hakikate kapatmaktan farksızdır.

İslâm tarihi tetkik edildiğinde kadının ne kadar üst bir mevkide olduğu da muhakkaktır. Yine Asr-ı Saadet devrinde gözümüze çarpan hasletlerden biri de îsâr'dır. Bu konuda Resûlullah Efendimizin hanımları lider konumda oldukları gibi diğer hanım sahâbîlerde de bu özelliği görüyoruz. Mesela mü'minlerin annelerinden Hz. Zeyneb Binti Cahş (radıyallahu anha) deriden eşyalar dikip, bunları satar ve o parayı da fakirlere sadaka olarak dağıtırdı. Kendisinin ihtiyacı olduğu halde, kendisine kullanmaz yoksullara verirdi. Başkasının nefsini kendi nefsine tercih etmek!... Yapılması en zor işlerden biri olsa gerek… Ama annelerimiz bu konuda bize örnek teşkil etmektedir…

Evet, kadın evinin içinde çok değerlidir, fakat İslâm sanılanın aksine kadını eve hapsetmemiştir. İslâm kadını gerektiğinde –altını çizerek söylüyorum- içtimâî hayatta çok aktif bir konumda bulunabilmektedir. Ayrıca ilmî yönden kendisini yetiştiren bir kadın, çocuğunu yetiştirirken de hiçbir sıkıntı yaşamayacaktır. Çünkü pek çok konuda bilinçlidir.

Başka bir yönden düşünecek olursak; kendisine bakacak kimsesi yok ise, uygun ortamlarda çalışıp para kazanabilir. Asr-ı Saadet döneminde de gördüğümüz gibi yeri geldiğinde kadınlar savaşlara bile katılmıştır.

Kadın dendiğinde aklıma gelen ilk özelliklerden biri de edeb'tir. Kadını kadın yapan, güzelliğine güzellik katan bir unsur olan edeb, İslâm'ın kadına verdiği en güzel hediyelerden biridir…

Ahlâk mefhumunun târumâr olduğu günümüzde, kadının gerçek manada değere kavuşması için ahlâkî yönden yükselmesi gerekmektedir. Bu da ancak hanım sahâbîlerin hayatlarını örnek almakla mümkün görünüyor.

Asr-ı Saadet'teki Annelerimizin hayatını okuyan her hanımefendinin kendi hayatına tatbik edecek hususlar bulacağını umuyor ve buna mukabil o yüce şahsiyetlere ulaşarak ilk adımın atılacağını ümid ediyorum… Belki de âsileşmiş ruhların intibaha ermesine de vesile olacaktır…

Not: Kıymetli yazarımızın Hanımefendi Dergisinde yayınlanan yazısıdır.

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÖNEMLİ MESAJLAR İÇEREN BİR DÜĞÜN KONUŞMASI

ÖNEMLİ MESAJLAR İÇEREN BİR DÜĞÜN KONUŞMASI

Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillah, vassalatü vesselamu ala Rasûlillah, Sevgili kardeşler

MÜSLÜMANLAR ARASINDA HUZURU SAĞLAMANIN FORMÜLÜ

MÜSLÜMANLAR ARASINDA HUZURU SAĞLAMANIN FORMÜLÜ

Müslümanlar arasında kaosa, kavgaya ve gerilime sebep olan hastalıkların başında kin, hased v

KÂİNAT DERGÂH, HAK MÜRŞİD ALLAH, HER ŞEY ZİKİRDE, VALLAH VE BİLLAH.

KÂİNAT DERGÂH, HAK MÜRŞİD ALLAH, HER ŞEY ZİKİRDE, VALLAH VE BİLLAH.

Bu sabah namazından sonra hem yürüme seansımı, hem de dua ve tesbihatımı tamamlamak için ter

BAYRAMA GİRERKEN ALMAMIZ GEREKEN İLAÇLAR VEYA İLAÇ GİBİ MADDELER

BAYRAMA GİRERKEN ALMAMIZ GEREKEN İLAÇLAR VEYA İLAÇ GİBİ MADDELER

Ramazan ayının bu son gününde ve bayram arefesinde başta nefsime, sonra da bütün Müslüman k

KADİR GECESİNDE YAPACAKLARIMIZ VE ÖZEL DUAMIZ

KADİR GECESİNDE YAPACAKLARIMIZ VE ÖZEL DUAMIZ

Kadir Gecesi, dua gecesi, ibadet gecesi, tevbe gecesi karar gecesi, günahlara veda gecesi, Allah’

GÜZEL AHLAK, HUZUR VE BARIŞIN GARANTİSİDİR

GÜZEL AHLAK, HUZUR VE BARIŞIN GARANTİSİDİR

İnsanlık camiasının fert ve toplum hayatında, huzur ve barışın, güven ve emniyetin, sevgi v

NİYET VE NAZAR

NİYET VE NAZAR

Niyet, bir sözün, bir eylemin asıl muharriki olan gayedir. Ameller rengini bu niyetten alır. İy

İLMİN ÇEŞİTLERİ VE İLİM ÖĞRENMENİN HÜKMÜ

İLMİN ÇEŞİTLERİ VE İLİM ÖĞRENMENİN HÜKMÜ

Bil ki ilim öğrenmek beş kısma ayrılır: BİRİNCİSİ: FARZ OLAN İLİMLER. Bu da kendi aras

VAAD ETTİKLERİYLE ÜÇ AYLAR

VAAD ETTİKLERİYLE ÜÇ AYLAR

Üç aylar... Recep, Şaban ve Ramazan… Bu aylar, çok mübarek zaman dilimleridir. Maddî ve mâ

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-3

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-3

5 Ağustos 1942’de Cemiyetin azaları İngilizlerin Hindistan’ı terk etmeleri gerektiğine dair

BAKARA SURESİNDEKİ ÜÇ ZÜMRENİN ÖZELLİKLERİ

BAKARA SURESİNDEKİ ÜÇ ZÜMRENİN ÖZELLİKLERİ

A-MÜ’MİNLERİN ÖZELLİKLERİ 1-Müttekîdir 0nlar. Yani Allah’ın yasaklarından uzak dururl

"Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

Ahkaf,13

GÜNÜN HADİSİ

Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI