Cevaplar.Org

AŞIK DERTLİ'NİN TELLİ SAZ ŞİİRİNDEKİ TAHRİF

İncelediğim kitaplarda “Telli Saz” şiirinin de farklı şekillerde yazıldığını tespit ettim. Bir kitapta(4); “Telli sazdır bunun adı / Ne âyet dinler, ne kadı… Venedik’ten gelir teli / Ardıç ağacından kolu / Be Allah’ın şaşkın kulu / Şeytan bunun neresinde? / İçinde mi, dışında mı / Burgusunun başında mı / Göğsünün nakışında mı / Şeytan bunun neresinde?” şeklinde yazılmıştır (başka bir nüshalarda ise “Be Allah’ın sersem kulu” şeklinde yazılmış olduğu not düşülmüştür).


Murat Ergüven

murat@muraterguven.com

2012-12-08 07:48:08

Âşık Dertli, Şahnalar Köyünde doğup büyümüş varlıklı bir ailenin çocuğudur. Ne yazık ki; babası ile Çağa Âyanı(bir nevi kaymakam), Halil Ağa ile arasında bir anlaşmazlık vardır. Dertli (İbrahim)'nin babasının ölümünü fırsat bilen Halil Ağa, İbrahim'in elinden tarlası tabanı, malı mülkü, geçim sağlayacak nesi varsa hepsini alır ve ser sefil ortada bırakır.

Bu durum Dertli'nin yüreğine taş gibi oturmuştur. Evi, köyü, çoluk çocuğu her şeyi unutur, ama bu acıyı hayatının sonuna kadar asla unutmaz. Bu olay onun hayatının akışını değiştirir. Bundan sonra köyü terk eder; geçimini sağlamak için memleket hasretiyle, gurbet ellerde dolaşır. Bu başıboş, sorumsuz hayat onu derbeder eder.

Ahir ömründe Çağa âyanı olmuşken, Bilecik Gölpazarı'nda intihara kalkışmasının sebebi de yine eski âyanın marifeti ile "ÂYAN"lığın Dertli'nin elinden almasındandır. Zaten bu intihar olayından sonra İbrahim Lütfî, Dertli mahlasını kullanarak Âşık Dertli olmuştur. Bu yüzden âyan Dertli'nin hayatında çok önemli olumsuz bir yere sahiptir. Yani anlayacağınız hayatı buyunca âyanla başı derttedir.

Dertli'nin aynı zamanda Kadı ile de arası iyi değildir. Onunla da bahtı barışmaz veya kadının Dertli ile bahtı barışmaz desek daha doğru olur. Kadı derken, bu kadı Beypazarı Kadısı..

İçki içtiği, saz çal(masını kına)dığı ve özellikle de Bektaşî olduğu için Beypazarı Kadısı, Dertli'nin Beypazarı'na girmesini istememiş ve onu "Görünme gözüme bre Kızılbaş" diyerek hafife alıp aşağılayarak, halkı da kışkırtarak kasabadan kovmuştur.

Dertli, özellikle Beypazarı Kadısı'nın bu davranışına çok gücenmiş, kızmış, öfkelenmiş ve bir taşlama yazmıştır. Bu taşlama meşhur "Telli saz" taşlamasıdır. Bu şiir konu olduğu neredeyse bütün kitaplarda "Telli sazdır bunun adı / Ne âyet dinler ne Kadı" şeklinde "ÂYAN" yerine "ÂYET" olarak yanlış yazılmıştır (âyan yerine fetva yazan da var).

Dertli'nin bu taşlamayı yazmasının esas gayesi kendisini sefil bırakan ÂYAN'a olan hıncı ve kendini aşağılayıp, kovan KADI'ya olan öfkesidir. Dertli bu taşlamada kendine haksızlık etmiş olan bu iki devlet ricalini hedef almıştır. Her ikisi ile de kavgalı olduğu bu iki mülkî amirin yani ÂYAN ve KADI'nın burada arka arkaya zikredilmesi daha münasiptir.

Dertli, âyete dil uzatacak, alaya alacak, hicvedecek kadar cahil ve imansız bir insan değildir. Her ne kadar içki içse de, berduş olsa da, Bektaşi olsa da onun kültürü tekkelerde, tasavvuf ve ilim irfan meclislerinde olgunlaşmış; tabiri caizse mayası buralarda çalınmıştır. Şiirlerinde kullandığı dini motifler Dertli'nin inancının sağlamlığını ve aldığı kültürü gayet güzel bir şekilde gösterir.

Anlayacağınız, baştan beri vurguladığım gibi Âşık Dertli'nin derdi ne ÂYET, ne de Kur'an'dı. Onun derdi kendine neredeyse bir ömür boyu çile çektiren ÂYAN ile ve kızılbaş diyen KADI ileydi. O yüzden, Dertli bu şiirinde ÂYAN ile KADI'yı hicvedip taşlamıştır.

O zaman bu nasıl oldu da böyle anlaşıldı denecek olursa; Dertli dîvanı hakkında en kapsamlı, en ciddi araştırma ve çalışmaları yaparak gerekli düzeltmelerle birlikte o ânâ kadarki en güvenilir baskıyı yapan Ahmet Talat'a kulak vermemiz gerekiyor.

Ahmet Talat; "Muhtelif taşbasması nüshalardaki şiirler cahil hattatların pek çok tahrifine uğramıştır. Yazmalarda da aynı tahribat vuku bulmuştur. Bu hususta saz fasıllarında Derdli'nin kendi eserini okurken bazı düzeltmeler yaptığı da zan olunur…" diyor.

Ve şöyle devam ediyor: "Bu yazma ve basma eserlerde fena bir hat, bozuk bir imlâ ve tahrife uğramış eserlerin düzeltilmiş şeklini meydana çıkarabilmekteki zorluğu ve karışıklığı bu işin erbabı bileceği için olması muhtemel noksan ve hataların insafla düzeltileceğini ümit ediyorum." diyor.

Bu ifadelerden anlaşılacağı üzere Dertli'nin dîvanı, zamanında çok hatalı basılmıştır. Düzeltilmesi ise pek zor ve uğraş istiyor. Hayatının son demlerinde bir fasılda şifahen söylenmiş olacak ki, bu şiir Dertli'nin dîvanında da yoktur.

Ahmet Talat da Dertli'nin dîvanında olmadığı halde bazı şiirleri almış ama "Telli saz" şiiri burada da yok. Baskısı yapılmış olan dîvanda bu hata, bu sıkıntı varsa; dîvanda olmayan, kitaba geçmemiş, ağızdan ağza ve kulaktan kulağa gelen bir şiirde âyan yerine âyet şeklinde hata yapılabileceği muhakkaktır.

Yapılan bu hatalardan bir iki misal verelim. Dertli'nin çok meşhur bir şiiri vardır. Bu şiir bir kitapta (1); "Bir başıma kalsam şehe sultana kul olmam / Vîrân olası hânede evladü ıyal var" şeklinde yazılmışken, bir başka kitapta (2); "Bir başıma kalsam şehe sultana kul olmam / Vîrân kalası hânede evladü iyal var" şeklinde yazılmış, başka bir kitapta ise (3); "Tek başıma olsam şâha gedâya kul olmam / Vîrân olası hânede evlâd ü ıyâl var" şeklinde yazılmıştır. Hadi diğer kelimeler neyse de (sultan) nere (gedâ/ dilenci) nere… Birbirine zıt iki kelime…

Yukarıda görüldüğü gibi meşhur, çok bilinen ve kitaba geçmiş şiirde bile bu kadar farklılık olabiliyorsa, "Telli Saz" şiirinde de hata olabileceği aşikârdır.

İncelediğim kitaplarda "Telli Saz" şiirinin de farklı şekillerde yazıldığını tespit ettim. Bir kitapta(4); "Telli sazdır bunun adı / Ne âyet dinler, ne kadı… Venedik'ten gelir teli / Ardıç ağacından kolu / Be Allah'ın şaşkın kulu / Şeytan bunun neresinde? / İçinde mi, dışında mı / Burgusunun başında mı / Göğsünün nakışında mı / Şeytan bunun neresinde?" şeklinde yazılmıştır (başka bir nüshalarda ise "Be Allah'ın sersem kulu" şeklinde yazılmış olduğu not düşülmüştür).

Başka bir kitapta ise(5); "Telli sazdır bunun adı / Ne fetva dinler, ne kadı… / Venedik'ten gelir teli / Ardıç ağacından dalı / Hey Allah'ın şaşkın kulu / Şeytan bunun neresinde? İçinde mi, dışında mı / Burgusunun ucunda mı / Göğsünün nakşında mı / Şeytan bunun neresinde?" şeklinde yazılmıştır. Buradaki örneklerden de anlaşılacağı üzere şiirlerdeki bazı kelimeler kitaba farklı şekillerde geçmiştir.

Benim üzerinde önemle durduğum konu ÂYAN yerine ÂYET yazıldığıdır. Mehmet Berberoğlu'nun kitabına aldığı "Telli saz" metninde yukarıda verdiğim gibi "ÂYAN" kelimesi yerine "FETVA" şeklinde yazılmıştır. O da bu durumun farkına varmış olacak ki buraya (âyet) yazmaya gönlü razı olmamış veya (fetva) şeklinde kullanımı var ki "Ne fetva dinler ne kadı" şeklinde kitaba almıştır.

Başka bir husus ise; İslâm yazısında rıka denen bir el yazısı vardır. Bu yazıda harflerin üzerine tek noktayı koyarken kalemin çekilmesiyle uzayan nokta ile çift noktayı yaparken, bilerek noktanın uzatılmasıyla yapılan çizgi bazen birbirine karışır.

Mesela (âyan) kelimesinin sonundaki (nun) harfinin üzerine konan nokta çizgi şeklinde olur, böylece bu iki nokta yerine kullanılan çizgi (te) harfinin üzerine konulan işarete benzer. Bu durumlar bazen kelimenin yanlış okunmasına sebep olur.

Ahmet Talat'ın da ifade ettiği gibi "..şiirler cahil hattatların fena bir hat, bozuk bir imlâ ile pek çok tahrifine uğramış.." olduğundan yani hem yazı ehil olmayan bir hattat tarafından bozuk yazıldıysa hem de okuyanlar bu yazıyı okumaya aşina ve ehil değilse buradaki ayrıntıyı sezip fark edemeyerek ÂYAN kelimesini, ÂYET şeklinde okunmuş olabilirler. Bir de bizim bölgemizde âyan, âyen şeklinde telaffuz edilir. Bunu da göz ardı etmemek gerekir. Bu durumda bu kelime kaymasında etkili olmuştur. Yani âyen şeklinde telaffuzu bozuk bir hatla ve yanlış bir telaffuzla âyet diye yazılıp söylenegelmiş olabilir.

Anlaşılan o ki; ÂYAN kelimesi ÂYET şeklinde pek fena bir hat ve bozuk bir imla ile tahrifat yapılarak yazıldığından maalesef yeni kitaplara da bu şekilde geçmiştir. Doğrusu ise "Telli sazdır bunun adı / Ne âyan dinler, ne kadı" şeklinde olacaktır.

İnşallah bizim bu yazımız bu yanlışın düzeltilmesine vesile olur.

Kaynakça:

(1) İbnü'l-Emin Mahmud Kemal İnal, Son Asır Türk Şairleri (Ankara–2000), c.3 / s.1251;

(2) Ahmed Talat Onay; Âşık Dertli - Hayatı, Divanı (Bolu -1928); (Osmanlıca) s.26;

(3) Şemseddin Kutlu; Dertli, Kültür ve Turizm Bakanlığı (Ankara–1988); s.201;

(4) Şemseddin Kutlu, age, s.163; (5) Mehmet Berberoğlu, Dertli (Bolu–1955)s.14. 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Mustafa Dakın, 2020-04-03 18:21:07

Hocam yazınızın tamamını okudum yorumunuzu çok beğendim.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

FITIR SADAKASI

FITIR SADAKASI

Ramazan Bayramına kavuşan ve artıcı nitelikte olmasa da temel ihtiyaçları dışında nisap mik

92 MADDE İLE EHL-İ SÜNNET AKÎDESİ

92 MADDE İLE EHL-İ SÜNNET AKÎDESİ

. Allah Teâlâ vardır, birdir, yani şeriki (ortağı) yoktur. 2. Hiç bir şey (ne zatında ne d

ZEKÂT HAKKINDA ON ÜÇ SORUYA CEVAP

ZEKÂT HAKKINDA ON ÜÇ SORUYA CEVAP

Zekât konusuna açıklık getirebilmek için, konuyu soru-cevap şeklinde ele almak faydalı olacak

ŞEYHÜLİSLAM M.SABRİ EFENDİ’NİN BİR TENKİDİNE BİR TAVZİH

ŞEYHÜLİSLAM M.SABRİ EFENDİ’NİN BİR TENKİDİNE BİR TAVZİH

Geçen aylarda, merhum şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin Muhammed Uysal beyefendi tarafından

EN DOĞRU YOL

EN DOĞRU YOL

SORU: Zamanımızda kafa karıştırmak için ortaya atılan fikirlerden bunaldık, bize en doğru

HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’E NİÇİN VE NASIL SALAVAT GETİRİLİR?

HZ. MUHAMMED (S.A.V.)’E NİÇİN VE NASIL SALAVAT GETİRİLİR?

Hz. Muhammed (s.a.v.)’e salâvat getirme hususu bu günlerde tartışma konusu yapılınca bu yaz

EN GEREKLİ TAVSİYELER

EN GEREKLİ TAVSİYELER

SORU: Bize en gerekli tavsiyeleriniz nelerdir? 1. DELİL İLE ALLAH’I TANIMAK Kendi nefsi

KUR’AN’DA FASIK

KUR’AN’DA FASIK

Sözlükte fasık, belli sınırları aşan kişi demektir. Terim olarak fasık, Allah’ın emirle

İNKÂRCILARIN AMELLERİ VE GÖRECEKLERİ AZAP

İNKÂRCILARIN AMELLERİ VE GÖRECEKLERİ AZAP

1-İnkârcıların Amelleri Boşa Gider İnkârcıların amellerinin boşa gideceğini haber veren

HAŞR, CEHENNEM VE CENNETLE İLGİLİ HADİSLER

HAŞR, CEHENNEM VE CENNETLE İLGİLİ  HADİSLER

1. Haşr, hesap, şefaat ve sırât ile ilgili hadisler Buhârî ile Müslim’in rivâyetine göre

KARI-KOCANIN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

KARI-KOCANIN BİRBİRLERİ ÜZERİNDEKİ HAKLARI

"O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır." (Bakara 2/228)

Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanları bilir.

Al-i İmran, 115

GÜNÜN HADİSİ

Îmân altmış bu kadar şu'bedir. Hayâ da îmânın bir şu'besidir.

BUHARİ,KİTÂBÜ'L-ÎMÂN, EBU HUREYRE(r.a.)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Elmalılı Hamdi Yazır Hocaefendi Vefat Etti (27 Mayıs 1942) *Azerbaycan'ın İstiklali(28 Mayıs 1918) *İSTANBUL'UN FETHİ VE AYASOFYA'NIN CAMİ OLMASI(29 MAYIS 1453) *İmam Nesei'nin Vefatı(31 Mayıs 1310) *Ayasofya'da İlk Cuma Namazı Kılındı(1 Haziran 145

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI