Cevaplar.Org

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ'ÜN KALEMİNDEN SUNGUR AĞABEY

Kardeşlerim, Risale-i Nurun Sofi Filozofu ve Termometresi Hakka Yürüdü. Allah Rahmet eylesin. Bu münasebetle onunla alakalı yazımı paylaşmak istedim ve bu vesileyle çoğaltayım dedim. Hürmetlerimle. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz


Ahmed Akgündüz (Prof. Dr.)

akgunduz@islamicuniversity.nl

2012-12-01 13:33:15

Kardeşlerim, Risale-i Nurun Sofi Filozofu ve Termometresi Hakka Yürüdü. Allah Rahmet eylesin. Bu münasebetle onunla alakalı yazımı paylaşmak istedim ve bu vesileyle çoğaltayım dedim. Hürmetlerimle. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

Mustafa Sungur Ağabey; Risale-i Nur'un Sofı Filozofu ve Termometresidir.

Üstadın ifadeleriyle Sofi filozof ve benim ifademle de "Risale-i Nur'un termometresi." Mustafa Sungur ağabeyle hatıramın olup olmadığı, onu nasıl bildiğimle alakalı bana bir kısım sualler daha önce de soruldu.

Evvela şunu ifade edeyim ki: Abimiz hayatını Risale-i Nur hizmetine verdiği için onun hakkında benim gibi naçiz birinin serd-i kelamda bulunması biraz hikmete uzak. Ama buna rağmen bazı noktaları da hatırlatmakta, onu dinleyen ve istifade eden birisi olarak fayda mülahaza ediyorum ve böyle bir konuda konuşmayı vazife telakki ediyorum.

Benim hatırlatacağım birinci nokta şu: Bediüzzaman Hazretleri Sungur ağabey için "Sofi Filozof" ifadesini kullanıyor. Acaba bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ben bu sözü şöyle değerlendiriyorum; Bilindiği gibi, Üstadın hizmetinde bulunmuş ağabeyler var.

Ben Zübeyr ağabeyi hiç görmedim. Tahiri Mutlu ağabeyi gördüm, uzun zamanlar Abdullah ağabeyle beraber oldum ve derslerinde bulunarak istifade ve istifaza ettim. Bayram ağabey başta olmak üzere diğer ağabeylerin bir kısmını da tanıdım. Kırkıncı Hocamla beraber yedi seneye yakın Risale-i Nur derslerinde bulundum. Ama benim şahsi kanaatim, İslami ilimler noktasını bir tarafa bırakırsanız, herhalde Üstadın talebeleri arasında özellikle yakın talebeleri arasında, Risale-i Nur külliyatını iman ve Kuran hakikatları itibariyle ruhuna vakıf Sungur ağabey ötesinde ben başka birisini tanımıyorum.

Elbette ki diğer ağabeylerin de üstünlüğü var. Mesela Bayram ağabeyin sadakatini Hz. Ebubekir'e (r.a) benzetiyorum. Veya Abdullah ağabeyin velayetinde şüphe etmiyorum. O noktalarda belki de Sungur ağabey onlara yetişemiyor. Ama Sungur ağabeyi Üstadın Sofi Filozof olarak adlandırmasının hikmetini Risale-i Nur'un iman ve Kuran hakikatleri noktasındaki vukufiyetine ve dirayetine bağlıyorum. İşte bu noktada da Sungur ağabeyin üzerine olacak bir insan tanımıyorum.

Bence bu çok önemli bir nokta. Nitekim kendisi bana bizzat şunu söylemiştir. "Anlamamama rağmen Üstad'dan hem Mesnevi-i Nuriye'yi, hem de İşarat-ül İcaz'ı min-el bab il-el mihrab satır satır ders okudum kardeşim" diyordu. Bazen bana bakıyor "Anlamıyorsun değil mi Sungur" diyordu "Ama ruhun istifade eder, devam et" diye de takılıyordu. Nitekim bu yönünü ben yıllarca beraber sohbetlerde bulunduğum için çok açık bir şekilde biliyorum ve takdir ediyorum. Demek ki Sungur ağabeyin birinci özelliği Risale-i Nur'un sofi filozofu olmasıdır. Bunu da herhalde bir iki cümleyle açıkladım.

İkinci önemli mesele: Bu benim verdiğim bir ünvandır. Üstad Hazretlerinin de açıklamalarından anladığım kadarıyla Mustafa Sungur ağabey Risale-i Nur'un termometresidir. Bu daha ziyade Risale-i Nur'un şerhi ve tefsiri meselesinde kendisini gösteriyor.

Burada iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bunlardan birincisi Kırkıncı Hocamın çevresinde oluşan ve Erzurum cemaati diye vasıflandırılan bir mesleğin oluşması ki, ben de o meslek içerisinde büyümüş bir insanım. Burada Erzurum'da yetişenlerin böyle bir iddiaları olmadığını belirtmeliyim. Ve Anadolu'nun diğer yerlerinden bazı itiraz seslerinin yükselmesi ki. Allah rahmet eylesin, mesela Ali Uçar abi bunlardan birisidir. Veya benim İsmail Cevzi dediğim, Allah ona rahmet eylesin, Diyarbakır'daki ağabey (Risale-i Nur'un tam bir İbn-i Cevzisidir). Ve benzeri zatlar. Hatta bazen Bekir Berk abi de bu guruba katılmıştır. "Kardeşim Üstadla aramıza girme" (Risale-i Nur'u izah etme) dediğini de ben birkaç yerde işitmişimdir.

Risale-i Nurun izah edilmesini istemeyen gurup bazen olmuştur ki, Kırkıncı Hocama itiraz ederek "Üstadla aramıza girmeyin" demişlerdir. Şimdi bu tavır karşısında ben Sungur ağabeyin tam bir termometre olduğunu müşahade ettim.

Şerh ve izaha karşı çıkanlar iki kısım: Bunlardan bir kısmı ifrat bir diğeri de tefrit olarak gururlandırılabilir. İfrat gurubu Risale-i Nurun bir tek kelimesinin dahi izah edilmememsi gerektiğini ve Üstadla araya girilmesinin Nurların mahiyetine zıt olacağını savunan guruptur.

Mesela, Ali Uçar abi bu guruptan değildir. Ben bu guruptan olanlara misal vermek istemiyorum. Daha ziyade bazı vakıf kardeşler bu guruptadırlar. Gerçekten kendileri de izah yapmazlar. İsim tasrih edip de yanlış bir mana anlaşılsın istemiyorum. Bu ifrat guruba şiddetle taraftar değilim. Sungur abi de bu gurubu tenkid ediyor, yani bu guruba karşı çıkıyor.

Bu ifrat gurubun içersinde bir gurup ta var ki onlar daha da farklı bir durumdalar. Mesela bir gurup vakıflar bu gurupta yer alıyorlar. Gelirler, Kırkıncı hocamın izahına karşı çıkarlar; ama kendileri bir hatıra anlatayım deyip elli dakikalık dersin kırk dakikasını hatıra anlatıp, on dakikasında Risale okurlar. Buna Antepliler "bu ne lahana turşusu, bu ne perhiz" derler. Ben de aynı sözü söylüyorum.

İkinci gurup, yani tefrit gurubu ise, özellikle Hocamın çevresinde yetişen bir gurup. Sanki izah etmedikleri taktirde Nur talebesi olmadıklarını hissederler. Yani mutlaka her kelimeyi izah etmek isterler. Halbuki Hocam gibi İslam âlimi değiller. Risale-i Nur'a da vakıf değillerse, yaptıkları izahat tamamen Risale-i Nurun dışında oluyor.

Ben birinci gurup olan ifrat gurubun izahata karşı çıkmalarının en makul sebebinin bu tefrit gurubun izahatlarında olduğu kanaatindeyim. Mustafa Sungur abi bu meselede termometre olmuştur. Sungur abinin yıllarca yanında ders yaptım; en az bin defa 'Ahmet kardeşim izah et tefsir et açıkla. Üstad şurada bizi dinliyor hissediyorum ve istifade ediyorum' dediğini kulaklarımla duymuşumdur. Mesela Kırkıncı hocamın bir kısım şerhlerine hayranlıkla 'Aslan Kırkıncı hocam' diye haykırdığını da biliyorum.

O zaman ölçü şu: eğer yapılan izahat ve şerhler Risale-i Nurun, batılı tabirle, konteksti içinde eski tabirle siyak ve sibakı içinde, yani Kur'an'ın anlattığı imani ve Kurani hakikatlerin izahına vesile oluyorsa veya Kur'an'la teyid ediliyorsa, Risale-i Nur'un izah ettiği Kuran ve hadis metinlerini izaha vesile ise, o zaman Sungur abi bunları kesinlikle hayranlıkla dinler ve izahata karşı değildir.

Ama eğer yapılan izahlar hem Risale-i Nur'un ruhuna aykırı, hem de Kuran ve hadisin izahlarına muhalif, tamamen kendi içindeki duygularını tatmin noktasında olmuşsa o zaman Sungur abi şiddetle buna muhaliftir.

Bu noktada iki şey söylemek istiyorum. Bu noktada Sungur abinin yüzüne bakmam benim için kâfidir. Eğer yüzünde bir gülümseme, bir inşirah, bir huzur varsa yapılan izahtan memnundur Sungur abi. Ama yüzü kararıyor, yüzündeki nur azalıyor, kızgınlık galip geliyorsa, o izah Risale-i Nur'un ruhuna aykırı gidiyor demektir.

Defalarca Kırkıncı hocamın yaptığı bazı izahlara bile kendi sessiz haliyle "yeter hoca bu kadar" dediğini hatırlıyorum. Mesela ben bunu bizzat yaşadım. Bazen haddimi aşarak Risale-i Nur'un hakikatlerini izah etmek yerine eskilerin haşviyat dedikleri tabirlerin içine girdiğim zaman Sungur ağabeyin canı sıkılır, kafasını öne eğer artık o lezzetli ve kafasını yukarıya kaldıran tavrı yoktur. Belli ki dövmek üzeredir sizi, artık bırakın izahatı, yoksa el-fatiha diyecektir.

Dolayısıyla ben bu noktada, yani izah ve şerh noktasında ağabeyin tamamen Risale-i Nur'un termometresi olduğuna inanıyorum. Aynı şey Hocaefendinin çevresindeki bir kısım insanların Risale-i Nurun sadeleştirilmesi meselesinde de geçerlidir.

Mesela ben çok sayıda çalışmamda ve makalemde olduğu gibi, 'Abi her yerde Bediüzzaman derseniz karşı tarafa bir hakikati anlatamazsınız. Kaynak vermek, kendi kelimelerimizle de izah etmek şartıyla bazı Risale-i Nur hakikatlerini izah ve şerh ediyoruz' dediğimde: Sungur abi "Üstad da hayran kalıyor kardeşim" derdi. Aynen bu cümle: "Üstad da hayran kalıyor kardeşim, çok güzel, bunu yapın, devam edin, ben de çok lezzet alıyorum" derdi.

Ama Risale-i Nur külliyatının özellikle fihrist risalesinin 11. mektupla alakalı kısmındaki Üstadın izahatı sebebiyle, Risale-i Nurun kesinlikle orjinalitesinin bozulmaması ve de sadeleştirilmesinin yapılmaması noktasında, "ben bu tür faaliyetlere muhalif oldum" derdi.

Mesela ister Hocaefendi gurubunun dipnotlu ve izahatlı şerhleri, ister Nesil gurubunun çıkardığı iki ciltlik külliyat konusunda, sırf 11. mektubun fihrist risalesindeki izahı sebebiyle manen yüzde yüz destek vermediğini ama diğer orjinal baskıların devam etmesi şartıyla sırf istifadeye vesile olsun diye taraftar olduğunu ama tam gönül rızası olmadığını çok açık ifade edebilirim. Çünkü O, Risale-i Nur'un termometresi.

Üçüncü bir husus: Biliyorsunuz son zamanlarda Mustafa Sungur abinin şahsiyetiyle alakalı ifrat ve tefrit sayılabilecek bir kısım hadiseler gelişti. Bu konuda şunu söylemek isterim: Bir defa Sungur ağabey de bir insandır. Hata da yapar. Onunla beraber olduğum zamanlarda çok açık bir şekilde bazen 'Abi bu verdiğin karar şer'-i şerife muhalif' dediğim zaman aşkla şevkle gülerek bana sarıldığını 'Aslan Ahmet hoca ikaz edin biz şer'-i şerifi tam bilmiyoruz' dediğini çok iyi biliyorum.

Fakat bununla birlikte Risale-i Nurun sofi filozofu ve termometresi olması hasebiyle onun Risale-i Nur konusunda hata yapabileceğini ama o hatasından ikaz sonunda hemen dönebileceğini fıtratını bildiğim için söylüyorum. Prof. Dr. Bünyamin Duran anlatıyor: "İzmir de yapılan bir meşveret toplantısında: Kırkıncı hocam: "Ey Nur cemaati! bilin ki hizmeti tanıdım tanıyalı asla Sungur ağabeyle bir ihtilafımız olmadı, eğer istikbalde Allah korusun böyle bir hadise vukua gelirse, kesinlikle Sungur abiyi destekleyin" demiştir.

Benim, Sungur abi ile ilgili söyleyeceğim son ve belki de en önemli cümle şudur: Onu Risale-i Nur okurken, dinlerken veya namaza durduğunda ve onun simasını gördüğümde benim her zaman verdiğim karar şudur: O insandan Allah rızasına muhalif hiç bir hadise veya hareket zuhur etmez. Hataları olur. Beşeri hatalarını çocukça da yapabilir. Elbette ki Peygamberler dahi küçük hatalardan masun değil. Ama bu simadan Risale-i Nura ve onun ruhuna muhalefet ve hıyanet çıkmaz.

Sungur Ağabeye Allah'dan rahmet diliyor ve onun yolundan yürümeyi Rabbimden niyaz ediyorum.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-3

“HİZMET NE ZAMAN BİTERSE O ZAMAN DÖNECEĞİM” Ağabeyimin evine telefon bağlandıktan sonra

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-2

LÜBNAN’DA İLK GÜNLER Ağabeyim 1980’lerin sonlarına doğru Lübnan’a gitti. Orada Mısır

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

KARDEŞİNİN DİLİNDEN MERHUM MOLLA ZAHİD MALAZGİRDİ HOCAEFENDİ-1

Merhum Hocamızı Lübnan’da yaptığı Risale-i Nur tercümeleri ile duymuştum, fakat hakkında

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-5

PERDE OLMAMALI Perde güneşi getiremiyor, ama gelen güneşe engel olabiliyor. Bazı insanlar da b

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-4

HAYVAN-I NATIK, HAYVAN-I MÜDRİK Hayvan canlı varlık demektir. Bu açıdan düşünürseniz, hay

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-3

KÂİNATIN MERKEZİ Kâinatın merkezi olan insanda Allah’ın bütün isimleri toplanmıştır.

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-2

BİR TENEKE BAL VE FARE Soru: Bir teneke bala fare düştü. Ne yapmam lazım? Cevap: Teneke veya

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

MEHMET KIRKINCI HOCAM VE NOT DEFTERİM-1

Yirmi iki yaşlarında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü öğrencisi iken zaman zaman Mehmet Kırk

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

MOLLA MEHMET ZAHİT HOCA EFENDİ İLE TANIŞMAM

Molla Mehmet Zahit hoca efendi ile ilk defa 1967 yılında tanıştığımı tahmin ediyorum. Ben o

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

MERHUM KIRKINCI HOCAMIZIN TALİM VE TEDRİS YÖNÜ

Mehmed Kırkıncı Hocamız âlet ilimleri tabir edilen sarf, nahiv, belâğat ve benzeri ilimleri E

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

ŞAHİN YILMAZ HOCAEFENDİ(1936-2007)

Şahin Yılmaz Hocaefendi, 1936 senesinde Erzurum’un İspir İlçesi Elmalı Köyünde dünyaya ge

"Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" dediler.

Âl-i İmrân; 173

GÜNÜN HADİSİ

Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.

Tirmizi, Sıfatu Cehennem 10, (2601)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI