Cevaplar.Org

SELAMİ ÖZER

Selami ağabey 1935’de Denizli’nin Bekilli kasabasında doğmuş. Şimdi İzmir’de… Risale-i Nur’u tanıdıktan sonra, kendisinden Osmanlıca öğrendiği Hasan Atıf Egemen ağabeyin tavsiyesiyle Isparta’da bulunan Bediüzzaman hazretlerini ziyaret eder, duasını alır. En önemli hatırası: Üstad Hazretlerinin kendisine ısrarla: “Ben seni daha evvel görmüşüm” demesidir. Halbuki ilk defa gidiyor ziyarete… Sonra Üstad buna bir izahat getiriyor…


Ömer Özcan

ozcannurs@hotmail.com

2012-11-15 01:08:03

Selami ağabey 1935'de Denizli'nin Bekilli kasabasında doğmuş. Şimdi İzmir'de… Risale-i Nur'u tanıdıktan sonra, kendisinden Osmanlıca öğrendiği Hasan Atıf Egemen ağabeyin tavsiyesiyle Isparta'da bulunan Bediüzzaman hazretlerini ziyaret eder, duasını alır. En önemli hatırası: Üstad Hazretlerinin kendisine ısrarla: "Ben seni daha evvel görmüşüm" demesidir. Halbuki ilk defa gidiyor ziyarete… Sonra Üstad buna bir izahat getiriyor…

Selami Özer ağabey hatıraları anlatırken kendini tutamıyordu, o günlere gittikçe çok duygulandı.… Hasan Atıf ağabeye de çok yakın olmuş, İzmir'deki evinde bir sene misafir etmiş O'nu… Atıf ağabeyle ilgili hatıraları konu bütünlüğünü sağlamak için, "Hasan Atıf Egemen" bölümüne alınmıştır…

Selami Özer'de Atıf Egemen ağabeyden epey hatıra kalmış. "Bunların bir kısmını Abdullah Aymaz'a vermiştim, bunları da sana veriyorum" dedi bana… Bana Atıf ağabeyin tab ettirdiği Cevşen'in matbaa klişelerini ve el yazması bazı risaleleri hatıra olarak hediye etti… Kendisine teşekkür ediyorum. Hatırlarını kendisi tashih etmiştir…

SELAMİ ÖZER ANLATIYOR

Ben Selami Özer, 1935 senesinde Denizli'nin Çal kazası'nın Bekilli Nahiyesinde doğdum. Bekilli şimdi ilçe oldu. Babam kalaycılık yapardı. 1957'de askerden döndüm, babam vefat etmişti… Biz kardeşlerimle 1960'da İzmir'e geldik. Seyyar manifatura, sünger yatak, yaylı yatak, çek-yat, baza, koltuk imalatı yapıyoruz. Menderes'te imalathanemiz var…

Sene 1948 olabilir. Babamın adı Mehmet Emin'dir… Çivril'in köylerinde kalaycılık yapardı. Bir gün Çivril'e yakın Sütlaç tren istasyonu taraflarında kalaycılık yaparken birisi bir risale veriyor ve "Homa'da Mehmet Ali Çakıcı var, onu da gör" diyor. O da Süller'e havale ediyor. Süsler, Denizli'nin bir kasabasıdır. Orada Ali Dündar, Mehmet Kara ile tanışıyor. Biz öyle başladık Risale-i Nur hizmetlerine. Mehmet Ali Çakıcı'nın adı Şualar kitabında geçiyor…

Homa'da Nalbant Mehmet Ali ağabeyle babamın beraberliği devam ediyor. Zira biz kömürü Homa'dan temin ediyorduk. Nalbant Mehmet Ali ağabey babama bizim için; "sen bunları Atıf ağabeye gönder, eski yazıyı öğrensinler" demiş. 1952 seneleriydi… Bir akşamüstü Sultanhisar'a gitmek için hazırlandık biz, ama o gün otobüsü kaçırdığımızdan ertesi günü gidebildik. Atıf ağabey: "Ben sizi dün beklemiştim" dedi. Halbuki haberi yoktu geleceğimizden. Biz orada üç ay kadar yazı talim ettik, Risale-i Nur yazdık. Bahçe içinde bulunan bir evde kaldık. O eve biz çıktıktan sonra Sabri Karagöz geldi… Peder, göze batmaması için orada kalay yapıyor; incir, zeytin alıp köye götürüyordu.

Babam bir gün: "Ben kooperatiften para alacağım" dedi. Atıf ağabey, "alma" dedi. Peder: "Ama hocam ahir zamanda her eve faiz girecek deniyor ya?" dedi. Atıf ağabey: "Evet öyle bir hadis var, ama, bu faiz alın demek değil. Öyle dehşetli bir zaman gelecek ki; 'sakın ha!' diye Müslümanları uyarmak içindir" dedi. Peder yine de dinlemedi o parayı aldı. Sonra oradan yaş üzüm getirdi… O da geç geldi, çürüdü ve zarar etti. Tokadını yedi…

Biz Sultanhisar'da üç ay kadar kaldık. Sonra bize küçük risaleler verdi, bunları yazın" dedi. Biz de vermiş olduğu küçük sözleri yazmaya devam ettik. Bir gün ziyaretine gittiğimizde bize: "Üstad'a ziyarete gidin" dedi. Ben, babam ve Süller'den Pirim Mehmet üçümüz gittik. 1953 olabilir. Isparta'ya varınca o gece otelde yattık. Sabah dokuz gibi, üstadın evine gittik, kapıyı çaldık. Kapıya Sungur ağabey çıktı. "Üstad hasta, ziyaretçi kabül etmiyor" dedi. "Ben risale getirmiştim" dedim. "ver" dedi. "Otelde" dedim. "Git getir" dedi. Risaleleri alıp geldim… Bunlar bizim yazdığımız kitaplardı… Yine Sungur abi açtı kapıyı. Hemen torbadan kitapları aldı, torbayı boş olarak geri verdi: "Tarassud ediyorlar, tarassud ediyorlar" dedi. Polisler gözetliyormuş, torbayı onun için verdi herhalde. Biz biraz kapıda bekledik, Sungur ağabey geri döndü. Üstad, "gelsin" demiş.

Üstad'a çıktık. Karyolada oturuyordu, sarıklıydı. Elini öptük. "Nerden geldiniz kardaşım?" diye sordu. Konuşması şark şivesiyleydi, pek anlaşılmıyordu. Yanındakiler yardımcı oluyorlardı. "Köyümüzü söyledim." "Buraya ne kadar?" dedi. "150 kilometre, otuz saat yürümeyle" dedim. "Babanı yirmi senelik talebe kabül ediyorum" dedi. "O civardaki kardeşlerin tam hatırlarını al, Beni ziyarete gelmesinler… Dinsizler evham ediyor… Said'in yanına adam geliyor diye evham ediyorlar... Beni ziyarete gelmesinler… Risaleleri okusunlar… Her bir risale bir Said'dir, benimle karşı karşıya görüşüyor demektir" dedi. Sonra bana: "Sen daha evvel gelmiş miydin?" dedi. "Gelmedim üstadım, ilk defa geliyorum" dedim. Bir daha sordu: "İsmin ne? Sen daha evvel gelmiş miydin?" "Gelmedim Üstadım" dedim. "Ben seni görmüşüm, ben seni görmüşüm" dedi tekrar. Sonra: "Demek ki sen risalelerle fazla meşgul oluyorsun, ondan bana öyle geliyor" dedi. Hakikaten o zamanlarda köyde iş güç yok, biz de devamlı risale yazıyorduk. Üstad bizi fazla oturtmadı, uğurladı. Ben askerliğimi Erzurum Aşkale'de yapmıştım. Askere gidip gelirken Üstad hazretlerine bir iki sefer daha ziyaretim oldu, elini öptüm.. Bunlarda anlatacak fazla bir şey yok. O arada askerliğimin son günlerinde babam vefat etti. Artık hizmetlere yazarak, okuyarak devam ettik, etmeye çalışıyoruz.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YUVALI HATİP HOCA

YUVALI HATİP HOCA

Asıl adı Mehmed Ali Bilgin olan Yuvalı Hatip Hoca 1891 yılında Ankara’nın Yenimahalle ilçes

VELİ IŞIK KALYONCU

VELİ IŞIK KALYONCU

Veli Işık Kalyoncu, Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin son yıllarının ve Risale-i Nur

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

ŞÜKRAN ÜNLÜKUL

20 Kasım 2011 tarihinde milyonların Üstad dediği Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin gelini Mu

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

ŞEMSEDDİN TUĞRUL

13 Temmuz 2009 tarihinde Şemseddin Tuğrul Ağabeyin Van’daki dükkânındayız. Van hizmetlerini

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

SÜLEYMAN KAYA (GAYE)

İşte efsanevi bir kahraman daha; Süleyman Kaya... Daha doğrusu Hz. Üstad’ın düzeltmesiyle

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

RIDVAN (ERDOĞAN) UTANGAÇ

Bursa’nın Aksu Köyünde Rıdvan ağabeyin evindeyiz. Aksu Köyü yeşilliği ve bol suları ile

REFİK AĞIR

REFİK AĞIR

Avukat Gültekin Sarıgül “Ömer kardeş, Burdur’da Hz. Üstad’la görüşmüş yaşlı bir a

ÖMER KUŞ

ÖMER KUŞ

Ömer Kuş, epey zamandır gözlerden ırak kalmış çok eski, çok fedakâr ağabeylerimizden biri

OSMAN BOZKURT

OSMAN BOZKURT

Osman Bozkurt, Hz. Üstad’ın tabiriyle “Kahramanlar Ocağı Denizli”nin Süller Nahiyesinden.

MUSTAFA KARAPINAR

MUSTAFA KARAPINAR

Mustafa Karapınar ile İstanbul Bostacı’da, evinin yakınında bulunan tarihi Kuloğlu Camiinde

NADİR BAYSAL

NADİR BAYSAL

Bediüzzaman Hazretleri 1936-1943 yılları arasında Kastamonu’da sürgün olarak yaşamıştır.

"Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız"

Bakara, 183

GÜNÜN HADİSİ

Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur.

Tirmizi, Savm 82, (807); İbnu Mace, Sıyam 45, (1746)

TARİHTE BU HAFTA

*Nizamü'l-Mülk'ün Şehadeti(14 Ekim 1092) *II.Kosova Zaferi(17 Ekim 1448) *Gedik Ahmed Paşa'nın Vefatı(18 Ekim 1482)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI