Cevaplar.Org 1xbet para cekmeimplant dis fiyatlari

SÖZLE VE KALEMLE NASİHATTA MÜHİM ÖLÇÜLER

Sevgi ve müsâmahaya dayalı olarak kalem ve nasîhatle yapılan manevî ve müspet cihadın yani tebliğ ve irşad mesleğinin önemi ve fazîleti çok büyüktür. Nitekim bu konu ile ilgili olarak bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Kim mârûfu emreder ve münkerden sakındırırsa, o kimse yeryüzünde Allah’ın halifesidir, O’nun kitabının halifesidir, O’nun Rasûlü’nün halifesidir.(1)


2012-09-30 19:51:11

Sevgi ve müsâmahaya dayalı olarak kalem ve nasîhatle yapılan manevî ve müspet cihadın yani tebliğ ve irşad mesleğinin önemi ve fazîleti çok büyüktür. Nitekim bu konu ile ilgili olarak bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Kim mârûfu emreder ve münkerden sakındırırsa, o kimse yeryüzünde Allah'ın halifesidir, O'nun kitabının halifesidir, O'nun Rasûlü'nün halifesidir.(1)

Gönülleri fethetmenin yolu sözle nasîhat ve iknadan, fiilde de sevgi ve hoşgörüden geçer. Hatta ülkeleri ve milletleri gerçek manada fethetmenin yolu da kılıç ve silah değil; kalem ve nasîhattir. Nitekim kalem ve irşadla, nasîhat ve ikna' ile fethedilen ülkeler, kılıçla fethedilen ülkelerden hem daha çoktur, hem de bu fetihler daha kalıcı ve daha verimli olmuştur. Meselâ doğu ülkeleri ile Afrika ülkeleri, ekseriyetle tebliğ ve irşadla fethedilmişlerdir. Yani bu ülke insanları, savaşsız bir şekilde İslâm Dînini benimsemiş ve sadece kendilerine İslâm'ın iyi bir şekilde anlatılması, İslâm Dîni hakkında yeterince bilgi verilmesi, bu hususta kafalarındaki şüphe ve tereddütlerin giderilip iknâ edilmeleri ve ayrıca Müslümanların sergiledikleri güzel davranışlar ve güzel ahlak örnekleri neticesinde İslâm'ı ve onu İlâhi bir din olarak kabul etmişlerdir.

Kaleme ve ilme dayalı olarak müspet olarak cihadda bulunmak ve tebliğ ve irşad vazîfesini deruhte etmeye çalışmak günümüzde daha çok önem kazanmıştır. Çünkü dünya ilme koşuyor ve ilimle medenîleşmeye ve ilmin gölgesi altında ilerlemeye çalışıyor. Çünkü biliyor ki, ilimle uğraşanları ve medenîleri mağlup etmek ancak kalem ve iknâ iledir. Silah ve icbar ile değildir.

Sözlü veya yazılı olarak emr-i bilmârûf ve nehy-i anilmünker yapmak bir milletin maddî manevî huzuru adına son derece önemli bir husustur. Çünkü emr-i bil'ma'rûf yüce rahmet ve şefkatin celbine çok ciddî bir vesîle olduğu gibi, nehy-i anil'münker de azabı ve helâki netîce veren sebeplerin etkilerini kırar, onlara karşı koyar ve onları neticesiz ve etkisiz bırakır.

Tebliğ ve irşad vazifesi ile uğraşmanın, başkalarına dini ve ilmi derslerde ve sohbetlerde bulunmanın veya bunlara iştirak etmenin kişideki sadâkat ve iştiyak derecesine göre pek büyük fazileti olduğu tecrübe ile sâbittir. Evet, böyle bir vazifeyi yerine getirmek her şeyden önce kalbe ferahlık, ruha rahatlık, rızka bereket, geçime kolaylık, vücuda sıhhat, âile fertleriyle ve çalışma arkadaşlarıyla arasına ülfet ve muhabbet vermekte, insanı karamsarlıktan ve bedbinlikten kurtarmakta, onu iyimserliğe, ümide ve neşeye boğmakta, fanî hayatını diğer bir ifade ile ebedî hayatın çekirdekleri veya tohumları hükmündeki geçici günlerini ve haftalarını inkişaf ettirmekte, onları bereketlendirmekte ve onları ebedi kurtuluştan ve huzurdan ibaret olan sonsuz güzellikteki cennet bahçelerine ve ebedi gençliğe dönüştürmektedir.

Hem gerçek bir ilim talebesinin ve şuurlu bir hakîkat erbabının vazifesi yalnız kendi imanını ve ahlakını kurtarmak değildir. Başkalarının imanlarını ve ahlaklarını muhafaza edecek şekilde gayret göstermek de onun aslî görevleri arasındadır.

Ancak ilme ve kaleme dayalı olarak yapılan iknâ ve irşad mesleğinde güzel neticeler almak ve kalıcı eserler bırakmak için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır: Çünkü bir mücevherat hazinesi ne kadar zengin, ne kadar kıymetli ve ne derede yüksek bir servete malik olursa olsun, o cevherlerin satıcısı ve teşhircisi alım satım usûlünü ve esaslarını bilmiyor ve câzip ve meşru usullerle tanıtmıyorsa; elinde bulundurduğu o kıymetli hazinedeki kıymetli malları layıkıyla âleme duyuramaz, gereğince onları başkalarına tanıtamaz ve muhtaçların o mala karşı ihtiyaç, istek ve iştah hislerini uyandıramaz ve neticede o cevher dolu kıymetli hazine takdir ve iltifat bulamamış olacağından ötürü de kıymetsiz mallar gibi zayi olup gitmeye mahkum olacaktır.

İşte bu örnekte olduğu gibi, fikirlerin karma karışık olduğu ve değer ölçüsünün alt üst olduğu günümüzde, Kur'an hazinesinin cevher, zümrüt, inci ve elmastan ibaret gayet pahalı ve son derece lüzumlu hakîkatlerini neşredecek olan bir kimse de, İslâm'ı tebliğ ve irşad, tebliğ ve tebyîn, nakil ve neşir usullerini çok iyi bilmeli ve ona göre hareket etmeli ki, o kıymetli hakîkatler müşteri bulsunlar. Zira Kur'ân insanları çok yüksek kârlı bir ticarete dâvet ediyor. Kur'ân'ın davet ettiği hususların başında îman, ibâdet, cihat, hicret, takvâ ve salih ameller vardır. O halde İslâm'a gerek yazılı olarak kalemiyle gerekse sözlü olarak diliyle hizmet etmeyi düşünen bir kimse, önce belli başlı bazı hususları merakla araştırarak onları çok iyi kavrayıp anlamalı ve güzelce hazmetmeli, sonra da hizmetini usul ve prensipleri içersinde yapmalı ki, bu gayet değerli olan ticaretinde yüksek kazançlara muvaffak olabilsin.

Öyle ise dersler, sohbetler ve yazılar nasıl olmalı ki, dinleyen ve okuyanlarda tesirli olsun. İşte bu hususla ilgili olarak dikkat edilmesi gereken bazı hususlar şunlardır:

1. Bir yazıyı yazarken veya bir sohbeti hazırlarken dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır:

a. Açıklık: Yazılar veya konuşmalar, okuyanların veya dinleyenlerin zihninde bir şüphe ve bir soru işâreti bırakmayacak şekilde açık ve net olmalı, başta konunun adı konmalı ve ana fikir söylenmelidir. Ana fikir ve ana tema daha baştan söylenmelidir.

b. Plânlama: Mantıklı bir plân yapmalı ve meseleleri mantıklı bir plân içerisinde anlatmalı. Yazı veya sohbet hazırlanırken kim, neyi, neden, nasıl, ne zaman ve nerede gibi sorulara cevap verilerek ve konuşmayı veya yazıyı bölümlere ayırarak hazırlamalı. Çünkü konunun anlaşılmasında tahlil ve analiz çok mühim bir unsurdur.

c. Kolaydan zora gitmeli ve sonunda mutlaka neticeyi söylemeli ve maksadı pekiştirmeli.

d. Öyle bir sohbete ve öyle bir öğüde herkesten önce kendimizin ihtiyacı olduğunu düşünerek ve ihtiyaç hissederek ders yapmalı, sohbet etmeli veya bir yazıyı kaleme almalı.

e. Karşımızdaki muhataba çok dikkat etmeliyiz. Meselâ:

Ata ot, ite et vermeliyiz. Şayet aksini yaparsak, yani At'a et verirsek aç kalır ve ölür. İte ot verirsek, et bulamadığı için gelir bizi ısırır. Hem silahı verdiğimiz kimseye dikkat etmeliyiz. Sakın dengesiz biri olmasın. Yaksa silahı bize çevirir. İşte aynen bunun gibi kötü niyetli birisine bilgi verirsen, o kalkar o bilgileri senin aleyhinde, dininin aleyhinde, Müslümanların aleyhinde ve vatanın yüce değerleri aleyhinde kullanır. Öyle ise kime, nerede, neyi, nasıl anlatacağımıza çok dikkat etmeliyiz.

f. Eğitimciler ve yazarlar, çok edepli ve çok nezâketli olmalı ve sahip oldukları edep ve nezaketlerini dilleriyle veya kalemleriyle yansıtmalı ve kendi garazlarını hakîkat diye etrafa savurmaya kalkışmamalıdırlar.

g. Meseleler câzip fikir ve ifadelerle anlatılmalı ve anlatım sürükleyici olmalı. Bunun için de konuyu teşbih ve temsillerle, benzetme ve örneklerle anlatmaya çalışmalı.

2. Yazıların, derslerin ve sohbetlerin mihrak noktası şu beş husustan birisi olmalıdır:

a. Yüce Allah'ın ve Rasûlü'nün tanıtılması ve sevdirilmesi,

b. Dünyanın vb. fani şeylerin çirkin olan iç yüzleri ve geçici güzelliklere aldanmamanın çâreleri,

c. Kur'ân'a ve sünnete sımsıkı sarılmanın fazileti ve gereği,

d. Sureten çok câzip görünen tekliflere kapılıp kötü hâllere düşmenin kötü sonuçları ve düşenlerin kurtulma çâreleri.

e. Tebliğ ve irşada dayalı olan manevi cihadın, yani zamanın gereklerine göre Allah yolunda çalışmanın önemi, keyfiyeti ve metotları.

3. Hisli, duygulu ve samimi bir yürek olmak lazım. Yazılarımız veya sohbetlerimiz böyle olmalıdır. Saâdet Asrında olduğu gibi. Evet, başkalarını irşad etmek için az fakat özlü sözlere, sağlam fakat sıcak nasihatlere ihtiyaç var. Ancak ilmin ve düşüncenin geliştiği ve tereddütlerin yaygınlaştığı şu yirmi birinci asırda, başkalarını iknâ etmek için sahip olduğumuz ruh huşyarlığını ve gönül sıcaklığını değişik deliller ve örneklerle takviye etmeye ihtiyaç vardır.

4. Sohbetler, dersler ve yazılar, birer elektrik lambası gibi olmalı ve dinleyenlerin veya okuyanların bütün duygu ve düşüncelerini, geçmiş ve geleceklerini aydınlatmalıdır. Yoksa boşa kürek çekilmiş olur, boş yere dirsek çürütülmüş ve koskoca bir ömür boşuna heder edilmiş olur.

Evet sohbetler, dersler ve yazılar aklı, kalbi, ruhu, nefsi, hayali vb. bütün duyguları doyuracak mâhiyette olmalı. Evet yazmada olsun konuşmada olsun; insanı rûhu, aklı, kalbi ve hisleriyle göz önünde bulundurarak, onu komple düşünmeli ve ona öyle hitap etmeli. Bu itibarla milletin yüreğini hoplatacak, onu düşünmeye sevk edecek, ona gözyaşı döktürecek, murakabe ve muhâsebe şuuru verecek yazılara ve sohbetlere günümüzde son derece ihtiyaç vardır. Öyle ise şuurlu ve uyanık olan düşünürlerimiz böyle kalıcı yazılar yazmalı ve böyle etkili sohbetler yapmalıdırlar ki, kısa zaman zarfında ciddi uyanışlara ve gelişmelere zemin hazırlamış olsunlar.

5. İslâm ahlâkını, Sahâbe hayatını ve hakîkat erlerini sevdirecek tarzda yazılar yazılmalı ve bu minval üzere sohbetler edilmeli. Ancak bu sevdirme işi mücerret bir şekilde olmamalı. Aksine Rasûl-i Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem, sahâbe-i Kiram (r.a.) ve daha sonraları gelen Evliyâ ve Asfiyâ gibi imtisal numûnesi olan yüce şahsiyetlerden bazı örnekler gözler önüne sermek suretiyle olmalı.

 6. Gerçek bir din âlimi, insanlara dini sevdirmek için gerek yazılarında gerekse sohbetlerinde, "Hak böyledir. Hakikat budur. Yüce Allah'ın ve Hz. Peygamberin emri böyledir." der. Yani haddini bilir de Yüce Allah'ı veya Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem'i kendi keyfine ve anlayışına göre konuşturmaz. Hadsiz derecede haddinden tecavüz edip de Kur'an'ın veya hadislerin taklidini yapmaya kalkışmaz, kendini onların yerine koyarak konuşmaz ve sözlerini onların sözleri olarak arz etmeye kalkışmaz. Çünkü ancak böyle olan yazılar ve konuşmalardır ki, dinleyenlerin kalp ve kafalarında etki meydana getirir ve onların ıslahına ve irşadına vesile olurlar.

7. Yazılar veya sohbetler, mü'minlerin îmanına kuvvet verecek, morallerini yükseltecek ve onları sevindirecek bir mahiyette olmalıdır. Çünkü gerçek yükselme istikâmet çizgisinde olmak şartıyla kalplerde ve ruhlarda gerçekleştirilen yükselmedir. Öyle ise mârifeti ve mahâreti olanlar kalplerin derinliklerinde kendilerine birer kulübecik edinmeye çalışmalıdırlar. Emînim ki, sahip olacakları böyle bir kulübecik, yer yüzündeki en güzel saray ve köşklerden çok daha ferah ve çok daha sürekli olacaktır. Kalp ve ruhların sevgilisi olmak ise onları iknâ ile tatmîn etmeye, açlıklarını nasîhatle gidermeye, kırık taraflarını kazaya rızâ ve kadere teslîmiyet şuuruyla sarmaya, bozulan morallerini takviye etmeye ve onlara her hâlükarda irşad ve îkaz edici dersler vermeye bağlıdır.

8. Yazılar veya sohbetler, gafilleri uyandıracak, cahillerin dikkatlerini çekecek, sarhoşları ayıltacak ve dalâlete düşenlere gerçek hidâyet yolunu gösterecek nitelikte olmalıdır.

Evet, yazılar ve sohbetler, âyet ve hadislere önem vermeyen ve aklıyla her şeyin halledileceğini sanan fen ve felsefe bilginlerini bile hayrete düşürecek ve onları en azından susturacak şekilde ve kuvvette olmalı. Bunun manası şudur: İnsanları sözlü veya yazılı olarak irşad etmeye ve onlara rehberlik yapmaya çalışan kimseler hem bilgili hem araştırıcı olmalıdırlar. Tâ ki insanları burhan ve delillerle iknâ etsinler. Zîra hakîkati araştıran kimse, meselelerin kendisine sadece tasvir edilmesiyle ve şatafatlı gösterilmesiyle hiçbir zaman kanâat getirmez ve iknâ olmaz. Öyle ise rehberlik yapanlar aynı zamanda tetkik ve ihtisas ehli yani sahalarının uzmanı olmalıdırlar. Tâ ki neyin ne zaman teşvik ve tavsiye edileceğini, neyin de ne zaman yasaklanacağını, hangi yasağın ne zaman bildirileceğini ve neyin kime ne kadar verileceğini bilsinler de tebliğ ve irşaddaki muvâzeneyi bozmasınlar.

9. Üslup olarak saygılı, yumuşak, çekici ve samîmî bir dil kullanmalı. Sevgi dolu bir edâ ile, şefkat dolu bir sadâ ile ve ümit verici bir tarzda olmalı. Hattâ muhatabın o andaki ihtiyaç- larına ve beklentilerine veya hâdiselerin o günkü gereklerine göre olmalı. Evet, bizler gerek yazılarımızda gerekse sözlerimizde öyle sıcak ve tatlı bir üslup kullanmalıyız ki, bizi dinleyenler veya yazdıklarımızı okuyanlar, kendilerini hem bizi hem de anlattıklarımızı takdir etme ve sevme mecbûriyetinde hissetmeli ve dâvetimizi kabul etmelidirler. Meselâ: Dâvetimiz her zaman Yüce Hakk'a ve asla pörsümez hakîkatlere olmalı. Kelimeler yerinde, cümleler düzgün ve ifade açık olmalı, paragraflar ara- sında münâsebet ve fikir akışı çok iyi sağlanmalı, ekseriyetle ve öncelikle işin iyi tarafını ve kolay olan tarzını göstermeli ve asla zorlaştırmamalıyız. İşte ancak böyle bir anlatım ve bir yaklaşım tarzı, muhataplarımızın aşkını, şevkini ve cesaretini kamçılar ve onlara duyurduğumuz hakikatleri yaşama kararlılığını verir.

Evet nasîhat ve sohbette sevimli ve sıcak üslûba çok dikkat etmek gerekir. Öyle ki, olayların hep güzel ve müspet olan ve ümit ve ibret verici yanlarını anlatmalı ve hiçbir zaman ümitsizlik ve karamsarlık telkin etmemeliyiz. Ta söylenilenleri dinleyenler veya yazılanları okuyanlar ümitsizliğe kapılıp atâlet girdabında boğulmasınlar; tam aksine aşk ve şevkle çalışmış ve sürekli hizmet ve faaliyet içersinde bulunmuş olsunlar.

10. Sükût sohbeti:

Tarîkatlarda disiplini sağlamak ve keyfiyet kazandırmak için gözetilmesi gereken prensiplerden birisi, şeyh efendi sohbet ederken; müridlerin boyunlarını bükerek şeyhlerini pür dikkatle ve sükûnetle dinlemeleridir. Müridler böyle sohbetlere sık sık iştirak ederek olgunlaşma yolunda adımlar atar ve mesâfeler kat ederler. İşte bu sohbetlerin bir çeşidi de sükût sohbetidir. Bu sohbette şeyh efendi hiç konuşmaz, müridler de karşısında boyunlarını büker ve susarlar. O günkü sohbet böyle devem eder ve böyle biter; fakat dışarı çıktıklarında o mecliste hazır bulunanlar kendilerini, kafalarındaki şüpheleri gitmiş, sorularına cevap bulmuş ve kalpleri tatmin olmuş bir vaziyette bulurlar. Buradaki sükût, çaresizlikten veya konuşmanın yasak olmasından ötürü değildir. Tam aksine bazen sükûtun en mühim bir çare ve en etkileyici ve netîce verici bir vesîle olmasındandır. Evet bu tür bir uygulama, görünürde bir sükût sohbeti, fakat aslı ve mahiyeti itibariyle son derece etkileyici bir "derûnî konuşma"dır.

Bundan ötürü olsa gerektir ki, Cenâbı Hakk'a karşı yerine getirilmesi gereken en mühim ibadet şekli ve bütün ibadetlerin özü mesâbesinde bulunan en değerli cevher, tazarrû ve niyaz şeklinde olan kulluk hâlidir.

Dipnot:

(1)Gümüşhânevî, Ramûz'ül-Ehâdîs, s.410

Kaynak:

Vehbi Yıldız

İlim İrfan Nesli

Işık Yayınları

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

İRADEMİZİ TERBİYE EDELİM

İRADEMİZİ TERBİYE EDELİM

A.J. Cronin, Reader’s Digest, Amerika Otuz sene evvel(1920’ler) genç bir doktor olarak bulundu

PROF. DR. ALAADDİN BAŞAR BEYİN İBRETLİ BİR ANISI

PROF. DR. ALAADDİN BAŞAR BEYİN İBRETLİ BİR ANISI

“Lise son sınıftaydım. Bir gün hocamız sınıfa girdiğinde, tahtada ahlâk dışı bir resim

BİR ARAP ÂLİMİN İBRETLİ HİKAYESİ

BİR ARAP ÂLİMİN İBRETLİ HİKAYESİ

Merhum Mehmed Kırkıncı Hocaefendi anlatıyor; “1970’li yıllarda, İstanbul’daki bir sohbet

CEVAP YERİNE..

CEVAP YERİNE..

FETÖ’nün, genel anlamda İslam’a büyük zararı dokunduğu gibi, daha özel anlamda Risale-i

TARİH ŞUURU VE EHEMMİYETİ

TARİH ŞUURU VE EHEMMİYETİ

İnsanlar geçmiş zamanın hâtıratı ile zaman zaman neşeyâb olduğu gibi, milletler de mazinin

MUHAMMED ESED’İ SARSAN SURE

MUHAMMED ESED’İ SARSAN SURE

Aslen Yahudi kökenli bir Avusturyalı olan merhum Muhammed Esed(Leopold Weiss) “Mekke’ye Giden

BU DA GEÇER YÂ HÛ

BU DA GEÇER YÂ HÛ

Bu ümmet ne badireler atlattı uzun tarihi boyunca.. Ne ihanetler, kahpelikler gördü; ne zulümle

SORU CEVAPLARLA KURBAN İBADETİ

SORU CEVAPLARLA KURBAN İBADETİ

Soru: Kurban Kesmek Kimlere Vâciptir? Kurban kesmek dinen zengin sayılan Müslümanlara vaciptir.

DEVLET İDARESİNDE İKİ MÜHİM ESAS: İSTİKAMET VE ADALET

DEVLET İDARESİNDE İKİ MÜHİM ESAS: İSTİKAMET VE ADALET

İstikamet; Hak ve hukuka uygun hareket etmektir. İstikamet, toplum hayatının en önemli esasla

HİÇBİR MÜFSİD BEN MÜFSİDİM DEMEZ

HİÇBİR MÜFSİD BEN MÜFSİDİM DEMEZ

Ferdleri ve cemaatleri değerlendirirken objektif olmaya, fayda ve zararın nereden gelip gelmediği

BAYRAMLAŞMA

BAYRAMLAŞMA

Küçükken bir âdetimiz vardı; şeker toplamak. Bayramda kapı kapı gezip, her evde ikram edilen

Andolsun ki biz, öğüt alsınlar diye, bu Kur'an'da insanlara her türlü misali verdik.

Zümer, 27

GÜNÜN HADİSİ

Kur'an'ı cebren (açıktan) okuyan, sadakayı açıktan veren gibidir. Kur'an'ı gizlice okuyan, sadakayı gizlice veren gibidir."

Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an 20, 2920; Ebu Davud, Salat 315, 1333; Nesai, Zekat 68

TARİHTE BU HAFTA

*Yavuz Sultan Selim'in Ridaniyye Zaferi(22 Ocak) *Hz.Ali (r.a.) Efendimiz'in Şehit Edilmesi(24 Ocak) *I.Murad Hân'ın Haçlı Ordusuna Karşı Sırpsındığı Zaferi(25 Ocak) *Büyük Muhaddis ve Tarihçi İbn-ü Asâkir'in Vefâtı(26 Ocak) *OSMANLI DEVLETİ'NİN KURU

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI