Cevaplar.Org

DÖNMELİK ve DÖNMELER (SABATAYCILIK)

Gizli cemiyetlere mensup şahıslar, bunu sır gibi saklasalar da zaman zaman sır perdeleri aralanarak gizemleri yok olmaktadır. Tabii bu devamlılık arz etmez. Asırlardan beri bir sır olarak kalan “dönmelik” de bu gizli cemiyetlerden biridir. İlginçtir ki ülkemizdeki dönmelerle ilgili sır perdesini Yahudi asıllı araştırmacılar ve ilim adamları (J. Kastein, A. Galante, G. Scholem vs..) ortaya çıkarmıştır.


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2012-09-15 16:42:10

Gizli cemiyetlere mensup şahıslar, bunu sır gibi saklasalar da zaman zaman sır perdeleri aralanarak gizemleri yok olmaktadır. Tabii bu devamlılık arz etmez. Asırlardan beri bir sır olarak kalan "dönmelik" de bu gizli cemiyetlerden biridir. İlginçtir ki ülkemizdeki dönmelerle ilgili sır perdesini Yahudi asıllı araştırmacılar ve ilim adamları (J. Kastein, A. Galante, G. Scholem vs..) ortaya çıkarmıştır.

Dönmelerden iki şekilde daha bahsedilir. "Avdetî" ve yabancıların deyimiyle "Sabatayist". Ancak en çok Türkçedeki anlamıyla "Dönme" denir.

Sephardic[1] Yahudilerin lideri Sabatay Sevi, 1625–1675 yılları arasında yaşamış bir hahamdır. Kendisini Mesih ilan etmiş olan Sabatay Sevi, XVII. asırda, Osmanlı topraklarında yaşayan Yahudiler arasında fitne çıkarınca, zamanın veziri Köprülü Ahmet Paşa'nın: "Ya kellen, ya İslâm" diye seçim yapmasını istemesi üzerine, o ve ona tâbi olanlar mecburen İslâm'ı seçmişlerdir. Fakat bu seçim yalnızca görüntüde olmuştur. İşte bundan ötürü "dönme" diye adlandırılırlar. Sevi ve müritleri gizli gizli âyinlerine devam ederler. Âyin günleri olan cumartesiyi yer altında inşâ ettirdikleri havralarda geçirirler. Fakat yaptıkları âyinlerin Yahudilikle de alâkası yoktur, Sabatay Sevi farklı bir inanç şekli geliştirmiştir.

Dönmeler, Sabatay Sevi hayatta iken Selânik'e yerleşmiş idiler. Buradaki dönme nüfusu zaman geçtikçe –özellikle Sevi'nin ölümünden sonra– başka yerlerden gelen diğer dönmelerle arttı.

Evet, Selânik nüfusunun çoğunluğu Yahudi idi. Buradaki mason locaları, eğlence ve fuhuş yerleri, Selânik'te yaşayan Müslüman gençleri de baştan çıkarıyor, mânen zarar veriyordu.

Vakit gazetesi, 1924 yılına göre Sabatayistlerin sayılarının 15.000 civarında olduğunu yazar.

Dönmeler camilere gitmezler. Ender gidenleri var ise de İslâm'ın emirlerini yerine getirmek maksadıyla değildir. Dönmeler kendi içlerinden birini cezalandırmak istediklerinde bu kişiyi camiye gönderirlerdi. Bu en ağır ceza olarak kabul edilirdi. Bu cezanın amacı ise İslâm'ın farzlarını yerine getirdiklerini! Mü'minlere göstermek idi.

Dönmelerin genç kız ve genç erkekleri ise İslâm ve Yahudilik arasında kalarak, sadece "dönme" olduklarını fakat aslen dönmenin ne olduğunu bilmeden yetişirler. Dönmelik hakkındaki hakikatleri evlenecekleri zaman büyüklerinden öğrenirler. Fakat ilginçtir ki; dönmeler Yahudi oldukları halde, din adamları farklıdır, hatta mezarlıkları bile… Selânik'te bulunan dönme mezarlığı Müslümanlar ile Yahudilerin Mezarlığı arasındadır.

Sabatay Sevi'nin ölümünden sonra önce ikiye, sonra da üçe bölünen dönmeler, Müslümanlarla görüşmedikleri gibi birbirleriyle de görüşmez, kız alıp vermezlerdi. Şüphesiz bunun sebebi dönmelerin garip hırs ve hurafeleri olsa gerek… Bu üç grup şunlardır: Yakubîler, Karakaşlar ve Kapancılar (Kapânîler)

Yakubîler: Bunlara "Hamdi Bey Takımı" da denir. Selânik'te 1883'te "Gonca-i Edeb" mecmuasını çıkaran gençler bu zümreden idiler. Bir zamanların meşhur gazetecisi Ahmed Emin Yalman da bunlardandır…

Karakaşlar: Bunlara "Mü'minler, On Yollular ve Osman Baba Partisi" de denir. Selânik'te "Feyz-i Sıbyan" ve "Feyziyye" mekteplerini açanlar bu zümreden idiler. İstanbul'daki "Işık lisesi ve üniversitesi" bu okulların devamıdır ve hâlen idaresi, Dönme ailelerin elindedir. 

Kapancılar (Kapânîler): Bunlara İbrahim Ağa takımı ve "Papular" da denir. Selânik'te ve İstanbul'da "Terakki" mektebini açanlar bu zümredendirler. 

İfşâ Oluşları 

Dönmeler dış dünyaya kendilerini kapatarak yaşarlar ve kendi içlerinden olmayan insanlara asla sır vermezler. 1875–1877 yılları arasında, Selânik'te yaşayan bir dönmenin terziye tamir için bıraktığı yeleğinin cebinden çıkan kâğıtla, dönmelerin bazı sırları da ifşâ olmuştur. Bu kâğıt parçası, gazeteci Saadi Levy'nin eline geçer. Bundan sonra yine dönmelerle alakalı dua ve muskalar da gün yüzüne çıkar. A. Danon bazı duaları yayınlamıştır. Bu dualar pek azının anladığı İbranice ya da Ladina denilen İspanyolca ve Latinceden muhtevidir. 

1924'de İstanbul-Bakırköy'de bir kız mektebinin müdürü olan İbrahim Alâeddin Gövsa, öğrencilerden birinin defteri arasında bir kâğıt parçası bulmuştur. Bu kâğıtta, İbranice ve İspanyolca Sabatay Sevi'nin adıyla başlayan, Dönmelerin kendilerine mahsus olan besmele vardır. Besmelenin metni şudur: 

"Başemı barohya ilen Sabatay Sevi es Sbatay Sevi etno doloz mondos."

"Dünyanın yarısı demek olan mübarek Sabatay Sevi'nin ismiyle." 

Bu, dönmelerin besmelesinin metnidir. Bir de kendilerine has bir duaları vardır ki, bu duayı okuyunca dönmelerin hiçbir İlahî dinle alâkaları olmadığı, nasıl sapık bir tarikat olduğunu, içeriğindeki müstehcen ifadeler vesilesiyle daha iyi anladım. (Dua metni için bkz. Abdurrahman Küçük, Dönmeler (Sabatayistler) Tarihi, Aziz Andaç Yay. S. 412-413.) 

Vatan gazetesinin bir tefrikasında, Mithat Paşa'nın müdahalesiyle Yakubiler grubuna mensup 1883–1884 yıllarında yetişen tahsilli genç neslin, dönmelerden olduklarından hoşlanmadıkları, reislerinin emirlerini yerine getirmedikleri hatta isyan ettikleri ve buna mukabil pek çoğunun gruptan ihraç edilmek suretiyle ceza aldıkları belirtilmektedir. Bu gençler 1884–1885 yıllarında bir mecmua çıkarırlar. Gonca-i Edeb adındaki bu mecmuada Sabatay Sevi'yi bir "şarlatan" olarak gösterirler. 

Dönme gençlerin bu yaptıklarından ırklarından ve dönme olduklarından utandıkları anlaşılıyor. Hatta bir yere memur olarak vazifelendirildikleri vakit, Selânik doğumlu olduklarını bile gizlerlermiş. Gazete bu cemaatin son kırk yıl içerisinde tamamen yıkılarak tarihe karıştığından bahseder. Vatan gazetesi bu haberi yaparken, bu cemaatten bazıları ise bu esrarengiz grubun mevcudiyetini yitirmediğini açıklar. Gonca-i Edeb mecmuasını çıkaran gençlerin çocuklarının defterleri arasında Alâeddin Gövsa'nın 1924'de bulduğu "Besmele" ve "dualar" bunların dönmelerden kendilerini tam manasıyla soyutlamadıklarını göstermektedir. 

Prof. Abdurrahman Küçük; "bu âdetlerden bir kısmının cemaat arasında yaşadığını, bir kısmının yıkılmaya başladığını ve bir kısmının da yok olduğunu söylemeleri de bunun var olduğuna delildir. Ancak hepsinde aynı canlılıkla değil, fakat farklı şekillerde yaşadığını söylemek mümkündür" diyerek güzel bir tespit yapmıştır.

 İttihad ve Terakki'nin Dönmelerle Diyalogları 

Meşrutiyet devrinden bu yana İslâm aleyhinde yapılan hemen hemen her hareket, gayri Müslimlerin kurduğu gizli teşkilatlar ve yabancı ajanların attığı fitne tohumlarıyla büyümüştür. 

Bu teşkilatlardan biri de İttihad ve Terakki cemiyetidir. İttihad ve Terakki cemiyetinin Selânik kolu, Osmanlı'nın takibinden kurtulmak maksadıyla toplantılarını mason localarında tertipliyorlardı, çünkü masonların dokunulmazlığı vardı, ittihadçılar da bu dokunulmazlıktan faydalanabilmek için masonlarla işbirliği yapıyordu. İttihadçılara maddî desteği ise dönmeler sağlıyordu. 

Peki, dönmeler ittihadçılara neden yardım ediyordu? Şüphesiz bunun iki sebebi var… Biri; Sultan Abdülhamid İslâmî kâideleri koruyordu. Dönmelerin amacı ise İslâmî havanın yok edilmesi idi. Selânik'te bulunan ittihadçı gençler ise bunu pek âlâ başarabilecek kapasitede idiler. Dönmeler bunu gördükçe mutlu oluyorlardı. 

İkincisi; yakında iktidara geçeceğini düşündükleri bu cemiyet sayesinde, özellikle İstanbul ticaret hayatını ele geçirmeyi planlıyorlardı. Nitekim sinsi planları gerçekleşti… Meşrutiyet'e kadar Rum ve Ermenilerin tekelinde bulunan ticaret, dönmelerin eline geçmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki; İttihadçılar iktidara gelince, bir dönme olan Câvid beyi Maliye Vekili yaparak vefâ! borçlarını da ödemişlerdir. 

Mübâdele-i Ahâli 

Lozan'da Türk ve Yunan hükümetleri arasında "Mübâdele-i Ahâli" adı verilen bir mukavele imzalanmıştır. Bunun amacı ise Yunanistan'daki Müslümanlar ile Türkiye'deki Rumların değiştirilmesidir. Mübâdeleye 1 Mayıs 1923 tarihinden itibaren başlanmıştır. Fakat ilginçtir ki Selânik dönmeleri de Müslümanlarla birlikte Türkiye'ye gelmeye başladılar. Bunun üzerine kendisi de bir "dönme" olan Karakaşzâde Mehmed Rüşdü, dönmelerin Müslümanlarla birlikte Türkiye'ye girmesine karşı çıkar. 1924 yılı başlarında meclise ve Cumhurbaşkanına gönderdiği dilekçe ile dönmelerin o güne kadar gizli kalan gerçek yüzlerini ortaya çıkarır. Fakat Karakaşzâde Mehmed Rüşdü'nün bu enteresan hareketinin arkasındaki sır perdesi halen daha aralanamamıştır. 

Karakaş'ın dilekçesi ilk olarak Ankara'da basılan "Yedi Gün" gazetesinde yayınlanmış, sonra diğer gazeteler de bundan iktibas yapmışlardır. Bazı dönmeler bu dilekçede yazılanları inkâr etmeye çalışırlar fakat Rüşdü Karakaş hepsine cevaplar verir. Karşılıklı atışmalar olduğu için Dönmelerin asla itiraf etmediği sırlar da ortaya dökülmüş olur. Bir-iki ay böyle sürer, sonra konu kapanır. Fakat bir süre sonra konu tekrar patlar. Gazete okuyucusu bazı dönmelerde yazılı tartışmaya katılmış, konu tekrar alevlenmiştir. İlginçtir ki Karakaş bu defa dönmeleri savunur bir tavır sergiler. Onun meclise ve Cumhurbaşkanına dilekçesinin sırrı hala anlaşılamadığı gibi, bu zıt tavrı da anlaşılamamıştır. Kim bilir belki de aldığı tehditler onun bu şekilde davranmasına sebep olmuştur.

Sahte Kahraman Hasan Tahsin 

Bu konuya "Hasan Tahsin" takma adıyla meşhur Osman Nevres'ten bahsederek devam edelim. Önce bu şahıs hakikatte kimdir, nasıl biridir, idealleri nelerdir ve Vatanımıza ne gibi etkileri olmuştur? Bunları tetkik edelim: Osman Nevres nâm-ı diğer Hasan Tahsin, Türk değil, Müslüman ise hiç değildir. Fakat halen bile –konunun aslını araştırmamış– pek çok insan onu öyle zannetmektedir. Kendisi Yahudi dinine mensup bir Sabatayisttir. Selânik'te dönme bir ailenin çocuğu olarak 1888'de dünyaya gelmiştir. İçtimâi hayattaki tarzı ise Avrupalı bir hıristiyanı andırmaktadır. Kız kardeşini bir Avrupalı gibi giydirmiş ve birlikte sporting kulüp gibi yerlere gitmişlerdir. Şüphesiz bu onun kişisel tercihidir, kendi hayatıdır. Fakat Müslüman hanımların örtüyü bırakıp erkeklerle birlikte eğlence mekânlarına gitmelerini telkin etmesi ve bunu modernlik olarak göstermesi ise onun amacını anlamamız açısından mühimdir. 

Paris'te iken sosyalizme ilgi duymuş, konuşmalarında komünizmi övmüştür. Bu davranışından ötürü Nureddin Paşa onu İzmir Valiliğine şikâyet etmiştir. 

Dönme geleneklerine uygun olarak Türk ve Müslüman düşmanı olarak yetiştirilmiştir. Mustafa Kemal'in de okuduğu Şemsi Efendi Mektebinde[2] öğrenim görmüş, bir dönme olan Câvid beyin himayesine girmiş ve onun etkisiyle mason olmuştur. İttihadçıların arasına da katılan Hasan Tahsin bir tetikçi olarak yetiştirilmiş ve bu yönde kullanılmıştır. 

İzmir'in İşgalinde Yaptıkları

İzmir'in işgalinde 14 Mayıs günü, "Redd-i İlhak Hey'et-i Milliyyesi" nâmıyla şehrin ekâbirinden müteşekkil bir heyet kurulmuştur. 

Yunan, Fransız, İngiliz ve İtalyan birlikleri İzmir'e çıkarma yapmıştı. Düşman kuvvetlerine karşı koymanın ve direnmenin mümkün olmadığını anlayan Redd-i İlhak heyeti bir toplantı düzenlemiş, gazeteci kimliği sebebiyle Hasan Tahsin de bu toplantıya iştirak etmiştir. Toplantıda alınan ortak karar ilk kurşunun Türkler tarafından atılmayacağıdır. 

Fakat Hasan Tahsin alınan bu karara uymamış, Rumların arasında resmî geçit yürüyüşü yapan Yunan askerlerine ateş etmiştir. Tabii olanlar olmuştur… Bir anda ortalık karışmış, Yunan askerlerin yürüyüşünü izleyen Rumlar ve çevredeki Türkler koşuşturmaya başlamıştı. Siper alan Yunanlılar her gördükleri Türk'e ateş etmeye başlamışlardı. Tabii Yunanlılar Türklerin planlı bir biçimde saldıracağını zannettikleri için, çevreye rastgele ateş ediyorlardı. Bu yaklaşık yarım saat devam etti. Kadın-çocuk demeden hemde… 

Yunanlılar sadece ateş etmekle kalmadılar, önceden yerli Rumlar tarafından belirlenen Türk subaylarının evlerine girdiler. Mektupça, Karantina ve Karataş'ta bulunan Türk kadınlarına ve genç kızlara tecavüz ettiler.

İlk kurşunu attığı için kendisine kahraman! payesi biçilen Hasan Tahsin, büyük facialara sebep olmuştur. Tüm bu felaketlere sebep olmasına mukabil bu "mason-dönme-anarşist"in halen daha kahraman gibi görülmesi, okullara ve caddelere adının verilmesi, anıtlar dikilmesi ise anlaşılır gibi değildir.

NURGÜL DERE


KAYNAKLAR

Abdurrahman Küçük, Dönmeler (Sabatayistler) Tarihi, Aziz Andaç Yay. Ankara-2005.

Ernest Edmondson Ramsour, Genç Türkler ve İttihat Terakki, Etkin Kitaplar, Çev. Hacasan Yüncü, İstanbul-2009.

http://www.nedirnedemek.com/sephardic-jew-nedir-sephardic-jew-ne-demek

M. Ertuğrul Düzdağ, Yakın Tarihimizde Gizli Çehreler, Zvi Geyik Yay. İstanbul-2004.

 

DİPNOTLAR

[1] İspanyol, Portekiz veya Kuzey Afrika kökenli Yahudi.

[2] Şemsi Efendi'nin (1852–1917), kendisinin büyük dedesi olduğunu bildiren Ilgaz Zorlu, "Evet, Ben Selânikliyim" adlı kitabında (İstanbul 1999, s. 17-21-116-157), Şemsi Efendi'nin, Dönmelerin Kapancılar koluna mensup olduğunu; okulunu onların parası ile açtığını; "yaşadığı dönemin en büyük Sabetaycı kabalistlerinden biri" olduğunu ve "Akaid-i Diniye öğretmeni olarak görev yapmasının da, onun, Sabetaycı dinî kuralları gençlere aktarma amacından kaynaklandığını" yazmaktadır.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

et-Teğabün: 3

Gökleri ve yeri yerli yerince yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O'nadır. (Mürşid 3.1 adlı yazılım-Turan Yazılım-(www.turan.com.tr) )

GÜNÜN HADİSİ

Evlad ve Akrabalara İyilik

"Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz" [Tirmizi, Birr 33, (1953)]

TARİHTE BU HAFTA

*Nizamü'l-Mülk'ün Şehadeti(14 Ekim 1092) *II.Kosova Zaferi(17 Ekim 1448) *Gedik Ahmed Paşa'nın Vefatı(18 Ekim 1482)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI