Cevaplar.Org implant

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir? -Bu sorunuz çok mühim bir soru. Aynı zamanda çok acı bir soru..


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2012-08-31 17:40:50

Takdim

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Ramazan ayı içerisinde muhterem Ahmed Akgündüz beyefendi ile yaptığımız söyleşiyi, tashihlerinden geçtikten sonra size sunuyoruz. Hocamızla yaptığımız bu söyleşi çok yoğun programından dolayı kısa sürdü. Ama devam eden bir periyotta bu tip söyleşileri sürdürmekte mutabık kaldık inşallah.

Kendisine bir kere daha en içten teşekkürlerimi sunuyor, mülakatımızla sizi baş başa bırakıyorum. Salih Okur/cevaplar.org

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman'ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

-Bu sorunuz çok mühim bir soru. Aynı zamanda çok acı bir soru..

Öncelikle birkaç noktayı belirtmek lazım..

1-Bediüzzaman hazretleri eski medrese usulünü, Şarktaki medrese usulünü ciddi bir tenkide tabi tutmuş. Bu önemli..Neden tenkide tabii tutmuş? Tenkite tabii tutmuş ama eski medreselerde okutulan veya okutulamayan çok önemli 90 kitabı ezberleyen bir allame kendisi. Bunlara ehemmiyet vermiş. Ehemmiyet vermese ezberlemez. Ama söylediği şu; "metod yanlış" diyor.

Biliyorsunuz medrese ilimleri ikiye ayrılıyor;

1-Ulum-u aliye(alet ilimleri); Yani Arapça dil ve gramerine dair ilimleri, belağat ilimleri, aruz, kafiye, mantık ve benzeri ilimler.

2-Ulum-u âliye; Yüksek ilimler. Tefsir, Hadis, Fıkıh vs.

Eski medreselerde öncelikle talebe yirmi yıl okuyorsa bunun ondokuz yılı dilbilgisi ve gramer bilgilerini öğrenmekle geçiyor. Ben de o ilimleri okudum, ama hocam(Hafız Taha Gültekin) asla o şekilde okutmadı.

Mesela, Elfiyetü İbn-i Malik var. Arapça gramerine ait 1000 beyitlik bir eser. Bunun 670 beytini ben de ezberledim. İbn-i Malik(vefatı: 1274) bu eserinde nahiv kurallarını açıklarken verdiği misalleri Kur'ân, hadisler ve meşhur Arap şiirlerinden seçmiştir. Tamam, çok güzel, mükemmel bir çalışma. Bunun İmam Suyuti tarafından yapılan meşhur bir şerhi var; el-Behcetü'l-merdıyye fî şerh'il-Elfiyye. Ağır bir şerh gerçekten. Ama bir de onun üzerine Mirza Ebû Tâlib el-İsfahânî tarafından yazılan ve Ebû Tâlib adıyla şöhret bulan haşiyesi var, ikisi beraber halen Şark medreselerinde ders kitabı olarak okutuluyor. O haşiye, şerhten de ağır.

Yani sen tutar da, alet ilimleri olan nahiv, sarf gibi ilimler ki biliyorsun 12 ilim diyoruz onlara. Sen yirmi yıllık tahsilin 18-19 yılını bunlara verirsen ve hocaların yüksek dereceli olup olmadığını da Ebû Tâlib haşiyesindeki bazı ibareleri anlayıp anlamamakla ölçersen, buradan pek bir netice çıkmaz diyor Bediüzzaman.

Onun için kendisi üç ayda bunları bitirmiş. Bir kısım teferruatı geçmiş. Asıl temel olacak, İslami ilimlere merdivenlik yapabilecek ilimlere ehemmiyet vermiş.

Tabii ki sarf ve nahiv bilinmeli. Mesela, hocam Hafız Taha Efendi bana Emsile'yi bir günde bitirtti. Çünkü Allah'a şükür ben derse başladığım günün gecesi Emsile'yi ezberledim. İkinci gün Bina'ya başladık. Bina okurken bana aynen şunu söyledi; "Ahmet hoca, Sülasî'lere ait olan altı babı ezberleyeceksin. Başka çıkar yolun yok. Ayrıca Sülasî mezidün fih'lerle alakalı on iki babı da öğreneceksin. Ondan sonrasını sadece duyacaksın. Aman ezberleme" dedi. Çünkü hayatta bir defa karşıma çıkabilecek şeyler..

Bediüzzaman'ın birinci tenkiti bu; alet ilimleri ile âli ilimler arasında dengenin kurulamaması. Ben Şark'ta öyle icazet almış âlimler biliyorum ki, arkasında namaz kılamazsınız, çünkü kıraati bilmiyor. Alet ilimlerinde zirve ama Tefsir ilmini okumamış.. bu çok acı bir nokta..

Bediüzzaman hazretlerinin ikinci dikkat çektiği nokta da, din ilimleri ile fenni ilimleri kesinlikle birleştirmek gerektiği. Bu konudaki meşhur vecizesi; "Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit birincisinde taassub, ikincisinde hile ve şüphe tevellüd eder"(Münazarat)

Burada acı bir misal vereyim, eski medreselerde ders kitabı olarak okutulan Celaleyn tefsiri var. Celaleyn tefsirinin birinci kısmı Celaleddin Suyuti'ye(1445 -1505), ikinci kısmı Suyuti'nin hocası Celaleddin el Mahallî 'ye(1388 -1459) aittir. Mahallî, el-Kehf sûresinden başlayıp en-Nâs sûresine kadar tefsîr etmiş, daha sonra el-Fatiha sûresinin tefsîrine başlamıştır. Ne var ki ömrü kifâyet etmediğinden tefsîri bitirmeye muvaffak olamamıştır. Daha sonra yarım kalan tefsîri Suyûtî, el-Bakara sûresinden başlayıp el-İsrâ sûresi sonuna kadar tefsîr ederek tamamlamıştır.

Celaleddin es Suyuti hem dini ilimleri, hem devrin bilimlerini şahsında birleştirdiği için büyük bir allamedir ve tefsirinin ciddi bir tenkit noktası yoktur. İmam Celaleddin Suyuti'ye siz hem fen hem de dini ilimleri halleden bir allame olarak bakarsanız, üstadına da sadece dini ilimlerle meşgul olan bir büyük allame olarak bakarsınız yaptığı bazı önemli hatalarda onları anlarsınız. Mesela;

وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

"Ve yere.. Nasıl yayıldı?"(Gaşiye: 88: 20) ayetinde dünyanın dış görünüşüne bakılarak onun yuvarlak değil düz olduğunu söylemesi gibi. Üzücü bir tefsirdir o. Nitekim Üstad, Muhakemat'ta arzın küreviyeti konusunda buna değiniyor.

Yani kısaca söylemek gerekirse Üstad, o zamanki medreseleri tenkide tabi tutarken iki noktaya dikkat çekiyor

1-Alet ilimleri ile âli ilimler arasındaki dengenin kurulamaması

2-Dini ilimler okutulurken, fenni ilimlerin asırlarca ihmal edilmesi.

Bu tenkitleri yürütüyor ama kendisi de nasıl olacağını hayatında gösteriyor. İşte Risale-i Nur..

Şimdi gelelim, başka bir noktaya..

Üstad hazretleri diyor ki, "Risale-i Nur birinci derecede hocaların malıdır." Ben, İslami ilimler halledilmeden, tefsir ilmi, hadis ilmi, özellikle de mantık ve münazara ilimlerine dair tabir ve ıstılahlar öğrenilmeden, Risale-i Nur'un tam anlaşılacağı kanaatinde değilim. Bu husus Üstadın eski Said dönemi eserlerinde olduğu gibi, yeni eserlerde de böyle. Eğer siz 32. Sözdeki kıyas-ı temsiliyle alakalı Bediüzzaman hazretlerinin nasıl bir ibda'da bulunduğunu, eski bütün allamelere farklı gittiğini, ortaya koymak istiyorsanız, mantık ilmini bileceksiniz, usul-i fıkhı bileceksiniz.

Onun için ben şöyle bir mesele aktarıyorum ve bunu ısrarla da ifade ediyorum; 1997 yılında New York, Brooklyn'de Süleyman Efendi hazretlerine ait olan Fatih Camiinde, on iki hocanın huzurunda söylemiştim; "Muhterem hocalarım, nur talebeleri İslami ilimleri öğrenmedikçe, Süleyman Efendi hazretlerinin talebeleri de Risale-i Nur'u okumadıkça, biz müslümanlar İslamiyet'i Amerika'ya anlatamayız."

Çok önemli bir düstur bu. Nur talebeleri ister kabul etsin, ister etmesin. Bu bir eksiklik..

Yalnız üçüncü bir husus daha var, Ehl-i imanın Risale-i Nur cemaatine yönelttiği haksız tenkit. O da şu; biliyorsunuz, İslamiyeti tanıyan, namazı kılan, dindar olan herkesin İslam âlimi olması diye bir şart yok. Hangi camia olursa olsunu esnafını, şusunu busunu dolaşırsan, elifi mertek gören insanlar vardır. Ama imanlıdır, takva sahibidir, Allah'a samimi bir kuldur.

Dolayısıyla nur cemaati de böyle. Şimdi siz o cemaatte eğer bir profesörle, bir bakkalı aynı seviyede tutup, o bakkalın tesbihat yaparken yaptığı Arabî ibarede bir hatasını "bak nur talebeleri tesbihatı bile bilmiyor" diye tenkit ederseniz, buna ahmaklık derler.

Burada şu yapılabilir, mesele Sungur ağabey ile sen bir sohbete git, namaz kıl. Ehliyetsiz birisi ezan okuyup, müezzinlik yapıyorsa, tam kametin yarısında Sungur ağabey onun ağzından alıyor. Bu demektir ki, ehil olmayan lütfen kamet de getirmesin, aşır de okumasın. Ne tesbihatı, ne Kur'an-ı Kerim'i yuvarlamasın.

Ama bu demek değildir ki nur cemaatinde herkes Bayazıd camiindeki Suad Hoca gibi Kur'an-ı Kerim okuyacak. Veya Salih hoca gibi, senin gibi İslami ilimlere vâkıf, ıstılahlara vâkıf olacak. Bunu kimse iddia etmiyor. Bu da, ehl-i imanın nur cemaatine yönelttiği en acı, en ahmakça tenkitlerden birisi.

Adam diyor ki; "gittim dershaneye, ders yapan ayeti doğru okuyamıyor." Tamam da kardeşim kim o? Ya o sırada gelmiş bir bakkaldır veya üniversitenin birinci sınıfında bir talebedir veya bir mühendistir, doktordur. Yani sen bütün Müslümanların, doktor, mühendis vs. Kur'ani bütün ilimlere vâkıf mı olduğunu iddia ediyorsun? Bu da ayrı bir meseledir.

Sorunuza bu kadar cevap yeter kanaatindeyim..

-Üstad hakkında cahilce ve çok çirkin kara propagandalar internet ortamında mebzulen bulunmakta.. Safderunları bırakın, bazen yazan çizen takımının bile öyle bir "Said Nursi cehaleti" ile karşılaşıyoruz ki şaşmamak elde değil. Mesela bunlardan biri merhum Mustafa Sabri Efendi'nin sözüm ona Tuhfetü'r Reddiyesi.. Bu konuda neler dersiniz?

- Şimdi güzel kardeşim, bu soruya şöyle cevap vereyim;

Birinci prensibimiz şu; Hadis imamlarımızdan İbn-i Hibban'ın dediği gibi "cevab-ı ahmak es sükût" Ahmaka verilecek cevap susmaktır.

İkincisi; Müslümanları tenzih ediyorum. Özellikle kötü münafıkları kast ederek diyorum bunu; Meşhur Arap şairi el- Mütenebbi der ki;

لَوْ كُلُّ كَلْبٍ عَوَى اَلْقَمْتَهُ حَجَرًا ٭ لَمْ يَبْقَ فِى هذِهِ الْكُرَةِ اَحْجَارُ

"Her havlayan köpeğin ağzına bir taş atacak olsan dünyada taş kalmaz."

Cumhuriyet döneminde yazılan en büyük yalanlardan birisi de bahsettiğiniz uydurma reddiye.

Bir defa Allah rahmet eylesin Mustafa Sabri Efendi o zaman Mısır'da. Mustafa Kemal ve İsmet İnönü'nün zulmünden Mısır'a kaçmış. Türkiye'ye dönememiş, vatan hasreti ile vefat etmiş bir adam. Sürgün edilmiş bir adam. 

Dolayısıyla, dört ciltlik Mevkıf'ül İlm adlı dört ciltlik büyük bir eseri olan bir allame'nin -ki, bu eserin bir cildi sırf Kemalist rejime reddiyedir- bunları yazması tamamen yalan..

Ha bu tip kimseler yok mu? Turan Dursun cinsinden olanlar da çok, onu da söyleyeyim. Bir tanesi de İlhan Özkes.. CHP'nin parti meclisine giren bir adam. Yakın tanıdığım birisi. Ve şaşkınlık içindeyim yani. Somuncu Baba'nın "Kırk Hadis Şerhi'ni ilk defa tercüme edip yayınlayan bir zat. Ama ne yapacaksın. Bu dünya insanı bazen çarpıtıyor.

Yani biz bunları kâle alır, hesaba katarsak, enerjimizi harcamış oluruz ve hiçbir iş yapamayız. Bazıları konuşabilir, biz İslam'a hizmet yolunda devam ederiz.

İlginçtir, Kur'an'da bir ayet var;

وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّى تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ

"İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler."(Hacc:22: 55)

Garanik hadisesi ile alakalı nazil olan ayet kâfir ve münafıkların hep şekk ve şüphe uyandırma yolunda devam edeceklerini mu'cizane haber veriyor.

Rum Suresinde ne güzel buyruluyor;

فَإِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَى وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاء إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ {*} وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ

"Çünkü sen ölülere işittiremezsin, o da'veti sağırlara da işittiremezsin, arkalarını dönmüş giderlerken..Körlerin de şaşkınlıklarından yol göstericisi değilsin, ancak âyetlerimize iman edeceklere işittirirsin de, onlar İslâm'a gelir, selâmeti bulurlar." (Rum:30: 52, 53)

Benim en çok üzüldüğüm nokta; ehl-i imanın, İlahiyat kesiminin üstadı tanımayışı. Hiç bilmiyorlar. Bilen az. Sebebi de devlet hep aleyhte davranmış, korkutmuş onları. Bazılarında ise meşrep taassubu tanımaya mani olmuş.

-Üstad ömrünün sonuna kadar, Sultan Reşad'ın Medresetüz Zehra için verdiği altınlarla mı yaşadı?

- Hiç öyle bir şey yok..

-Kadir Mısıroğlu kitabında öyle yazıyor..

-Kadir ağabey biliyorsun belgeli belgesiz bazen konuşur. Bu da onlardan birisidir, çok açık konuşuyorum.

-Hatta geri kalan paraları Hüsrev ağabeye bırakmış, o da bu sermaye ile Hayrat Vakfını kurmuş güya..

-Hiç alakası yok. O da tamamen yanlış. Yalan demek istemiyorum, büyüklere hürmetsizlik etmek istemediğim için. Yoksa kelimenin tam manasıyla yalan yani.

Şu an Medresetü'z Zehra ile alakalı bütün yazışmalar elimde. Arşiv belgeleri elimde, yakında bunları açıklayacağım inşallah.

Böyle konuşan lütfen belgesini ibraz etsin. Hiçbir devlet de böyle tahsisat, maliyenin kontrolünden geçmeden, meclis tasdikinden geçmeden, vakıflar bakanlığı devrede olmadan şahsa para vermez. Osmanlı devlet anlayışını böyle hafife almanın manası yok ki?

Ben canlı bir örnek vereyim; Allah uzun ömür versin, Tayyib bey belediye başkanıyken şu Osmanlı Araştırmalar Vakfı'nın binasının tamiri için 175 bin dolar ayırdı. Bana dedi ki; "Hocam, biliyorsun elden vermek mümkün değil. Ancak bir müteahhide vereceğiz. O müteahhidi takip edin. Hiç olmazsa fazla kâr etmesin. Aklı başında bir müteahhit olsun. Tam dört başı mamur tamir edilsin" dedi.

Buna rağmen, onun altındakiler işi kalitesiz bir müteahhide verdiler. O 175 bin doların 75 binini bile buraya sarf etmediler.

Dolayısıyla, hiçbir devlette böyle bir şey olmaz. Bu bile Kadir ağabeyin devlet sistemini bilmediğine, kafadan sıktığına dair başlı başına bir delil yani. Mübarek, mümkün değil ki bu.

Bediüzzaman neyle yaşamıştır? Şu doğrudur; Dar-ül Hikmet-il İslamiyye'den aldığı ve biriktirdiği maaşla yaşamıştır. Ve fevkalade bir iktisatla ömür sürmüştür. Öyle-Kadir ağabey kusura bakmasın-Kadir ağabeyin yaşadığı lüks hayatla değil. 

-Efendim başka bir soruya geçiyorum izninizle. Siz, Süleyman Hilmi Efendi hakkında Arşivler Işığında bir eser kaleme aldınız. Yani muhabbetiniz sadece üstadla sınırlanmış değil. Bu konuda bize nasıl bir ölçü verebilir siniz?

- Aynı soruyu bana Süleyman Efendi'nin damadı merhum Kemal Gacar ağabey sormuştu. Dedi ki-burası çok önemli bir nokta-; "Yahu sen Bediüzzaman hazretlerini üstad kabul eden bir insansın. Nasıl sen böyle bir eser kaleme alabildin?"

Ona cevabımı size de veriyorum. Dedim ki; "Ağabey, Semada bir güneş var, seviyoruz. İki güneş olsa sevmeyecek miyiz?" Ben her İslam âlimini semada bir güneşe veya bir yıldıza benzetiyorum. Yıldızların çokluğu bize zarar vermez. Niye yani birinin büyüklüğünü konuşmayı diğerinin büyüklüğünü zedelemek olarak görüyoruz ki?

Ben şu anda Hocaefendiyi de seviyorum, ama öte tarafta –biliyorsun, senle röportaj yaptık-Risale-i Nur'da ondan çok ileri olduğunu ileri sürdüğüm Mehmed Kırkıncı Hocamı da seviyorum. Diğer taraftan Süleyman Hilmi Tunahan Efendiyi de seviyorum. Bediüzzaman'a zaten hayranım, aşığım. Dolayısıyla bunlar birbirine mani sevgiler değil.

Meseleyi Bediüzzaman'ın şu cümlesi ile özetliyorum; "Hem ihlâs ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa "Benden ders alıp sevab kazandırsınlar" düşüncesi, nefsin ve enaniyetin bir hilesidir."

Eğer içinizde bir düğüm ve nokta varsa demek sizin ihlâs ve hakperestliğinizde bir noksanlık var demektir Salih kardeş. Hadise bu kadar basit.

-Hocam, şu an Risale-i Nur talebelerinin gündeminde âlim yetiştirme programı var mı?

-Yok maalesef.

-Sizin bunu gündeme getirdiğiniz hiç oldu mu?

-Olmaz olur mu? Ben onun için medrese mezunlarının icazet merasimine de katıldım. Biliyorsun Tillo'da Molla Burhan, Molla Taha kısmen bunu yapıyor. Ama bu genelleştirilmeli. Tüm vatan sathına yayılmalı.

Fethullah Hocaefendi bu işi özellikle İstanbul'da iken yapıyordu.

-Amerika'da da devam ettiriyormuş..

-Öyle duydum, öyle duydum. Şu anda Samanyolu TV'nin idaresindeki Rıdvan kardeşimiz olsun, Abdullah Aymaz olsun, Abdullah Bilgin olsun vs. bunlar hakikaten tamamen Hocaefendi'nin çevresinde yetişmiş, ulum-u İslamiyye ile beraber Risale-i Nur'u tahsil etmiş insanlar.

Bu vasıfta insanların yetişmesinin devam edip etmediği konusunda net bir bilgim yok. Çünkü 12 senedir Hocaefendi ile görüşmedim. Ama ümit ediyorum Hocaefendi durmaz, Kırkıncı Hocamın durmadığı gibi..

Ama bunu dışında nur talebeleri içinde sistemli olarak bu işi devam ettiren bir kurumun olduğu kanaatinde değilim. Sen dua et, Medresetü'z Zehra manasında bir Üniversite kurmayı düşünüyorum. Eğer kurarsam orada inşallah bu manayı tahakkuk ettirmeyi ölmeden önce Allah nasip etsin diyorum. Teşekkür ederim.

-Hocam, ben teşekkür ederim Allah razı olsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

İbrahim Alkılıç, 2016-04-23 00:16:17

Selamun Aleykum Hocam. Size Kırkıncı Hocamın roportajını bulamadığımı ifade eden mesajımı yazdıktan sonra bir kaç günden beri yaptığım mücadele sonunda "PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ" isimli roportajınızı nihayet bulabildim. Hamdolsun. Bunu tam okumadım. Az okuduğum halde "sıradan" bir hoca gördüğüm zatın ölümünden sonra bir "ALLAME" olduğunu anlayınca çok hayıflandım. Nasipse inşallah ahirette Hocam ile karşılaşırız, kim bilir? Bana Kırkıncı Hocamı tanıttıran bu roportajı yapan Salih kardeşime ve siz değerli "İlim Adamı" kardeşime selamlar, hürmetler, saygılar sunuyorum.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Fevzi, 2012-09-01 05:02:22

Hocamın hayal ettiği şeyler çok ve bir çoğunu gerçekleştirdi diğerleri imkan dairesinde olan şeyler Cenab-ı Hak hepsini tamamına erdimesi her daim duamızdadır. Not:Bu söyleşiler videoya da çekilse ne de güzel olurdu.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

Herhangi birinize ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam! demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın

Münafikün, 10

GÜNÜN HADİSİ

Kurban hakkında

"Kim gönül hoşluğu ile,sevabını Allah'tan umarak kurbanını keserse,o kurban onu ateşten koruyan bir perde olur"Tergib ve Terhib:2/155

TARİHTE BU HAFTA

*Kanije müdafaası(18 Kasım 1601) *Hz.Fatıma'nın(r.anha) Vefatı(22 Kasım 632) *İstanbul'un Müttefikler Tarafından İşgali(23 Kasım 1918) *Alparslan'ın Şehadeti(24 Kasım 1072) *Öğretmenler Günü(24 Kasım)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI