Cevaplar.Org casino maxi

BERBER DÜKKANINDAKİ AĞAÇ

Berber dükkânı, güzelliğe aralanan bir mekân. Makasların ardında hüsnün ve güzelliğin temaşa edildiği intizam haneler. Ben de böyle bir mekândayım ve sıramı bekliyorum. Koltuklar dolu, tık tık makas sesleri, yere dökülen saçlar, şırıldayan musluklar, tam önünde biraz sonra o koltuğa çok yakışan insanlar ve kendisiyle güzelleşen dönerli berber koltuğu.. Zarfla mazruf gibi yani zarfla içindeki mektup gibi. Her şey bir tablo gibi ahenkli.. Dükkân içinde koltuklar ve koltukların üzerindeki insanlar. Şöyle bir seyirdeyim, fakat gözü tırmalayan bir figür, bu tabloda olmaması gereken yanlış bir desen. Ne mi? Hemen söyleyeyim, berber dükkânındaki ağaç. Öyle bir ağaç ki; kökleri bir saksıya hapis olmuş, dalları dükkânın tavanına vurmuş, boyn


Serkan Çakır

serkancakir82@hotmail.com

2012-06-08 22:49:17

Mekânlar ve içindekiyle veya içindekilerle şereflenen varlık sahaları. Her birisi manasına uygun varlıklara zarf olan mekânlar. Kimilerinin sevindiği kimilerinin üzüldüğü, kimilerinin rahatladığı, kimilerinin temizlendiği ve arındığı, kimilerinin ise kimsesizlikten azade olduğu mekânlar. O mekânlar ki bazen hudutsuz sınırsız coğrafyalara açılan, farklı iklimleri aralayan, arayan, aratan mekânlar. Fakat hepsinde coğrafyasına uygun mekinler bulunan hayat sahneleri mekânlar.

Berber dükkânı, güzelliğe aralanan bir mekân. Makasların ardında hüsnün ve güzelliğin temaşa edildiği intizam haneler. Ben de böyle bir mekândayım ve sıramı bekliyorum. Koltuklar dolu, tık tık makas sesleri, yere dökülen saçlar, şırıldayan musluklar, tam önünde biraz sonra o koltuğa çok yakışan insanlar ve kendisiyle güzelleşen dönerli berber koltuğu.. Zarfla mazruf gibi yani zarfla içindeki mektup gibi. Her şey bir tablo gibi ahenkli.. Dükkân içinde koltuklar ve koltukların üzerindeki insanlar. Şöyle bir seyirdeyim, fakat gözü tırmalayan bir figür, bu tabloda olmaması gereken yanlış bir desen. Ne mi? Hemen söyleyeyim, berber dükkânındaki ağaç.

Öyle bir ağaç ki; kökleri bir saksıya hapis olmuş, dalları dükkânın tavanına vurmuş, boynu bükülmüş, kayıtlara ve sınırlara hapis olmuş bir garip. Berber dükkânındaki güzelliğe bir perde. Ve ben bu hücredeki mahkûmun çığlıklarını işitiyor, çaresizliğini izliyorum. Bana diyor ki; "şu saksı benim köklerime pranga, köklerime kökünü ve köklüğünüunutturdu. Şu mekân, göğsüme nefes darlığı verdi. Zira bu mekân benim manama sadır olamaz. Şu tavan başımın varacağı son arş değil, benim mahiyetimin arşı bura değil. Ben bu mekânın mektubu değilim, benim harflerim buraya sığmaz. Şu karşıda gördüğün insana bak ki o koltuğa ne kadar yakışmış fakat ben bu saksıda pek çirkinleştim." Evet, karşımdaki manzara çok acıklıydı ve düşündürücüydü.

Fakat ben o saksıdaki ağaca Akif'in dediği gibi dedim "ey bülbül, bu şikâyet senin değil, benim olmalı. Şu koltuktaki insanın öyle bir başı varki ta arş-ı azama kâb-ı kavseyne değiyor. Kökü o kadar derinki, mayası ve manasını hiçbir kap alamıyor. Göğsü o kadar geniş ki, içinde binleri barındıran bir, bir. Şu koltuktaki gördüğün öyle bir coğrafya ki, iklimleri sayısız. Öyle bir kalbi var ki, fezadaki sistemlerden daha derin ve nice sırlı iklimlere aralanan bir pencere aranılanın arandığı bir rasathane, oradan azim manalar temaşa ediliyor. Göğsünde bekanın tohumunu saklayan bir bahçe. Melekûtûn çimenzarı.Bir âdem ki içinde binler âlem.

Senin şikayetin yerinde ve feryadın haklı. Zira sen o saksının ve mekanın mekini ve sakini olamazsın. Senin sema döndüğün, tevhid hanen küre-i arz. Köküne bağır olacak koca arz. Dallarının devranı bir asuman. Fakat şu koltuktaki insan, kökü âlem-i beka. Mahiyetinin arşı mîraç. Devranı mülk ve melekût. Aklı kâinatı içine alabilen kütüphane. Göğsü marifet sırlarına bir hazine sandığı. Gel gör ki sen saksıya, bu insan da şu koltuğa hapis. Senin şu dükkânda saksıdaki feryadın ne ise bu insanın şu dünya saksısındaki hali de o. Sen saksıya, o ise dünyaya hapis olmuş. İnşallah ikimizde mahiyetimizin mekânına köklerimizi salar, dallarımızı kendi semamıza uzatır ve aslımıza döneriz. Sen berber dükkânındaki ağaç olmaktan, ben de dünyada hapsolmaktan kurtuluruz.

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ANNE KARNINDAKİ BEBEĞİN RABBİYLE DİYALOĞU

ANNE KARNINDAKİ BEBEĞİN RABBİYLE DİYALOĞU

Anne karnındaki bir bebeğin ağzı vardır, gözü vardır, kulağı vardır, eli vardır, ayağı

SİGARALI GENÇ VE BEN

SİGARALI GENÇ VE BEN

Yolcu minibüsünün içindeyim. Çarşıdan Fakülteye gidiyorum. Bir durakta kahvehaneden çıkan

EY HER YERDEN GÖRÜNEN VE HER YERDEN GÖREN! SENİ İSTİYORUM!

EY HER YERDEN GÖRÜNEN VE HER YERDEN GÖREN! SENİ İSTİYORUM!

Namaz için kalkmıştım. Kıyamda durdum, kâinatı kıyamda gördüm. Rükûa vardım, kâinatı

YOLA ÇIKMAK

YOLA ÇIKMAK

Biraz sonra yola çıkacağız. On bin metre yükseklikten, üç bin kilometre yol kat edeceğiz. Bu

KAPTANLIK KOLAY BİR ŞEY DEĞİLDİR

KAPTANLIK KOLAY BİR ŞEY DEĞİLDİR

Stuttgart Hava Limanı’nın alt katında bütün dinler için ayrılan ibadethanede namaz kılarke

ARABAYI UNUTTUM

ARABAYI UNUTTUM

Unutmak çok kötü bir şeydir. Bu gün çarşıdan gelirken bir yerde arabayı park edip bir iki

İŞTE KOLAY KÂRDA ÇOK

İŞTE KOLAY KÂRDA ÇOK

İşte cemaatle namaz kılma hareketi, kaptanı imam olan mescit botuna binerek en emin arkadaşlarl

GÖKÇEADA DEPREMİ

GÖKÇEADA DEPREMİ

Belirtilen tarihte bütün Ege’de ve dolayısıyla Tavşanlı’da çok şiddetli bir deprem oldu.

24 SAAT MİSAFİR KALDIĞIM ANKARA

24 SAAT MİSAFİR KALDIĞIM ANKARA

Yıllar önceydi, M.E. B’ndaki bir sınav için Ankara’da bulunuyordum. Ankara soğuk, sınav zo

İMTİHAN SADECE BİR “TIK”LAMAKTIR

İMTİHAN SADECE BİR “TIK”LAMAKTIR

Önce karşına iki pencere çıkar, tıklayarak birini seçmek senin elindedir. Sonra yine iki pen

GENÇLER İÇİN HAYAT REÇETESİ

GENÇLER İÇİN HAYAT REÇETESİ

Sevgili Genç Kardeşim! Plansız ve reçetesiz başarılı olmak mümkün değildir. Her gencin

Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz.

Ankebut, 57

GÜNÜN HADİSİ

Hayâ îmândandır.

Abdullâh b. Ömer (r.a)'dan

TARİHTE BU HAFTA

*Abdülkadir Geylani hazretlerinin vefatı 17 Temmuz 1163 *Kıbrıs barış harekatı 20 Temmuz 1974 *Aya ilk insan ayağının basması 21 Temmuz 1969

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI