Cevaplar.Org

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-8

Ders: 13. Sözün İkinci Makamı İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz * Akgündüz hocanın en çok sevdiği iki esma-i şerif:


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2012-04-22 11:03:59

Ders: 13. Sözün İkinci Makamı

İzah: Prof. Dr. Ahmed Akgündüz

* Akgündüz hocanın en çok sevdiği iki esma-i şerif:

1-Aziz

2-Zü'l-intikam

*Avrupa'da Durhaim şehrinde bir enstitü var. İsmi; Ölüm Ve Hiçliğe Gitme Enstitüsü.

*Üstadın eserleri iki nevi;

1-Eski Said Dönemi, allame Bediüzzaman'ın eserleri, anlaşılması zor, yüksek ilim erbabına hitap ediyor. Muhakemat, İşarat-ül İ'caz gibi.

2-Yeni Said Dönemi eserleri; Mürşid Bediüzzaman'ın eserleridir. O eserlerden âlim de cahil de, herkes istifade eder.

*Ben A.B.D'de, 79 yaşında bir profesöre Haşir Risalesinin 9. hakikatini okudum. Dedi ki; "Bu eser Müslümanlara has olamaz. Âlemşümul bir hakikattir."

*Kabir var hiç kimse inkâr edemez. Biz buna Matematik'te olmayana ergi metodu diyoruz. Bir şeyin eğri olmadığını ispat edersen, doğruluğunu isbat etmiş olursun.

* Üstad, "Ülfet ölümün amcazadesidir" diyor Muhakemat'ta..

Not: Sanırım Akgündüz hocamız hafızasında yanlış kalmış. Üstad Muhakemat'ta;

"Cehl-i mürekkebin hemşiresi ve nazar-ı sathînin annesi olan ülfet" diyor(Muhakemat s: 49 )

*Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk taunuyla çoklar o davasını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşf ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği davanın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?(Asa-yı Musa s: 21 )

Sungur ağabeyden bizzat dinlediğime göre Üstad, bu yer okunurken, ağabeylere "kardeşim, kim acaba bu ehl-i keşif" diye sormuş, Onlar boyunlarını eğmiş, sükût etmişler. Üstad "bu aciz kardeşiniz" demiş.

Not: Üstadın bu ifadeleri ile ilgili Fethullah Gülen Hocaefendi'nin bir yorumunu bilvesile buraya naklediyorum. (Salih Okur)

"Evet, Üstad'ın 1940-45'li yılları arasında ifade ettiği bu hakikatin, üç yönden incelenmesi gerekir. Bir; ehl-i keşif ve tahkik kimdir? İki; Üstad, bu sözü hangi şartlarda söylemiştir? Üç; aynı mesele, günümüzde de geçerli midir?

Bir: Yaygın bir kanaate göre o "ehl-i keşif ve tahkik" Bediüzzaman'ın kendisidir. Evet, kendinin şuurunda ve farkında olan, fakat bunu etrafına açmayan Hakk dostu onun kendisidir. Aslında daha 20-25 yaşlarında iken, kabirde olup-biteni sezecek kadar keşfe-keramete açık bir insanın, bir yerde ölen insanlardan ancak kırkta bir ya da ikisinin imanla, gerisinin imansız kabre girdiğini haber vermesi normal sayılabilir. Hayatı boyunca, gözlerini harama kapayan bir insanın, Cenâb-ı Hakk kalb gözünü açmış ve onunla berzah âleminde olup biteni seyrettirmişse, bu Allah'ın ona bir lütfudur.

İki: Üstad bu sözü hangi şartlarda söylemiştir? Herkesin bildiği gibi, onun yaşadığı devir, her yönüyle farklıdır. Tefsir yazacak seviyedeki din âlimleri bile, birtakım İslâm düşüncesiyle telifi imkânsız olan fikrî cereyanlara maruz kalmış; hilkat mevzuunda evolüsyona inanacak kadar tereddüde düşmüşlerdir. Böyle bir dönemde elbette avam halkın, kâmil bir imânâ sahip olması düşünülemez. Kamil imânâ sahip olmaları bir yana, insanlar küfür seylapları önünde yuvarlanan birer kütük haline gelmişlerdir.

Dönemin bu özelliği, elbette o dönemde yaşayan insanlar üzerinde etkili olmuştur. İman ve Kur'ân adına en küçük bir kıvılcımın bile tutuşturulmasına müsaade edilmeyen bir dönemde Üstad, o döneme mahsus ölen insanların kırkta bir ya da ikisinin ancak imanı olarak kabre girdiğini haber vermiştir.

Üç: Aynı mesele günümüzde de geçerli midir? Üstad'ın bundan 40-50 yıl önceki bir müşahedesini, bunca Allah'a iman etmiş ve gönül vermiş insanın olduğu şu döneme teşmil ve tamim etmek doğru olmasa gerek diye düşünüyorum. Zira o, aynı mesele ile ilgili başka bir yerde, iman ve Kur'ân'a hizmet dairesi içine girenlerin imanla kabre gireceklerini müjdeler.

Dolayısıyla bugün, aynı daire içinde bulunup dünyanın dört bir yanına dağılmış, kalbleri aynı duygu ve aynı düşünce etrafında atan binlerce insan vardır. Bu insanlar her akşam-sabah ellerini kaldırıp: "Allahümme ecirna minennar; Allah'ım! İslâm'a gönül vermiş bütün Müslümanları cehennem ateşinden koru.." diyerek birbirlerine dua etmektedirler. Bu dua, ferdan ferda herkes için söz konusudur. Bir insanın duasını bile geri çevirmeyen Allah (c.c)'ın bunca insanın duasına hayır demesini düşünmek, O'nun hakkında yapılacak en büyük sû-i zan olur.

Cenâb-ı Hak'tan ümidimiz, şimdilerde İslâm ı tanıyıp kabullenen, O'na gönül veren ve hatta iman ve Kur'ân hizmetinde bulunanlara ses çıkarmayan insanlara bile, -bir kısım ibadetleri eksik ve kusurları olsa bile- imanla kabre girmeyi nasip edeceği istikametindedir.

Burada üzerinde durulacak başka bir husus ise, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hayatı boyunca yazdığı eserlerle, insanların zihnindeki şüpheleri izale edip, imanı tahkime çalışan bir İslâm âlimidir. Belki de Cenâb-ı Hakk, bu görevi daha çevik-çavak yapsın diye, ona bu imansızlık fezaat ve fecaatini göstermiş, aşk ve şevkle iman hizmetinde bulunmasını sağlamıştır.(Prizma: 3-M.F. Gülen-Nil Yayınları)

*Ehl-i şuhud..Bu tabiri anlamak için Hz. Ali'ye bakmak lazım. Eğer perde-i gayb açılsa yakînim ziyadeleşmeyecek" diyor. Görür gibi iman etmiş iman esaslarına..

Diğer bir misal ise bizzat Rasulullah'tır(aleyhisalatu vesselam). Üstad buna Miracın Meyvelerinde değiniyor ve "Erkân-ı imaniyenin hakaikını göz ile görüp, melaikeyi, Cennet'i, âhireti, hattâ Zât-ı Zülcelal'i göz ile müşahede etmek; kâinata ve beşere öyle bir hazine ve bir nur, ezelî ve ebedî bir hediye getirmiştir ki…(Sözler s: 581) diyerek parmak basıyor..

* "Mukadderat piyangosundan milyarlar altun ve elmasları kazandıracak bir bilet dahi iman vesikasıyla ona çıkmış." "Mukadderat piyangosu" enteresan bir tabir..

*Kırkıncı Hocamın çok güzel bir tabiri var; "Ahmet Efendi, Allah'ın hazinesi "yok" Yani yok olunca, bitmez ki.. Yoktan yaratıyor.." derdi.

Not: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi'nin ünlü şaheseri Hikmet Pırıltıları'ndan konuyla alakalı bir kısmı nakletmek istiyorum.(Salih Okur)

"Ölçüye giren bir şeyin mutlaka sonu vardır. Meselâ, bir mesafenin baş­langıç noktasından itibaren bir santimetrelik bir kısmı ölçüldüğü takdirde, bu ölçme o mesafenin mutlaka bir noktada son bulacağına delil olmakta­dır.

Bizim bu fâni âlemi uçsuz bucaksız zannetmemiz, eline her gün ancak beş veya on lira geçen bir fakirin padişahın hazinelerini sonsuz zannetme­sine benzer. Biz de o fakir adam gibi, kendi küçük ölçülerimizle bu âlemi ölçmeye kalkıyor ve sonsuz zannediyoruz. Padişahın hazinesindeki altınlar gibi, sema denizindeki yıldızların da mutlaka bir noktada sonu gelmekte­dir.

Fakat, Cenâb-ı Hakk'ın nihayetsiz kudreti ebedî saadet yeri olan Cennette yüzde yüz tecelli edecektir. Böylece bir insan, her neyi arz etse anında o şeyi karşısında bulacak ve her nereye gitmek istese bir anda oraya vâsıl olacaktır. Cennette yok yoktur.

Bu noktada bu hususa da işaret edelim: İnsanlar bir eser yaparken, meselâ bir fabrika inşa ederken, kâinatta mevcut olan taşı, toprağı, demiri, çeliği v.s. istimâl ediyor ve onlardan çeşitli âlet ve cihazatı bir araya getirmek suretiyle fabrikayı kuruyorlar. İnsanların bir anda milyonlarca fabrika yapamamaları iki husustan ileri geliyor: Bun­lardan birisi, kudretlerinin ve servetlerinin mahdut oluşu, diğeri de eserle­rin yapılmasında kullandıkları maddenin mahdut olması ve dolayısıyla da onların tedariki için ayrı bir zahmet ve külfet çekmeleridir.

Kadir-î Mutlak ise, nihayetsiz kudretiyle her şeyi yoktan halk ediyor. Bu dünyada imtihan sırrına binaen ve o Hakîm-i Ezeli'nin hikmetinin ikti­zasıyla, bir derece perdeli olan bu tasarruf, âhirette perdesiz görülecektir.

Yokun sonu gelmeyeceğine göre Kadir-i Ezelî'nin yaratacağı mahlûkatın da sonu gelmeyecektir. Ne taşın tükenmesi ve ne de demirin sona ermesi gibi bir mes'ele, yoktan yaratmada mevzubahis değildir. Bu hakikatı bir misâlle biraz daha vuzuha kavuşturalım. Meselâ; bir sultan, raiyyetine kendi hazi­nesinden altınlar bağışlasa, bu lûtfun bir gün sonu gelebilir. Fakat o sultan meselâ; kerametiyle parmaklarını her açıp yumdukça elinden altınlar dö­külse, artık bu altınların sonu gelmez. Çünkü bu halde altınlar hazineden değil, yokluktan akmaktadır.

İşte, kudreti nihayetsiz olan Zat-ı Zülcelâl'in lûtuf ve ihsanatının Cennette ebediyyen devam edeceğine bu misâlden bir derece bakılabilir."

*Kırkıncı Hocam, üstadın ölüm tasvirleri için; "Yahu insanın ölesi geliyor, öyle bir tavsif etmiş ki" derdi..

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-154

Ders: 2. Lem’a, 5. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *“Asıl musibet ve muzır musi

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-153

Ders: Kastamonu Lahikası, s: 109 İzah: Prof. Dr. Şener Dilek İzah edilen kısım: “Bu acib a

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-152

Ders: 2. Lem’a, 2. Nükte İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Eyyub(a.s)’ın hastalığı, m

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-151

Ders: Münazarat(s: 95) (3. Ders) İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Hased, ekabirlik, ‘ben yaparı

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-150

*İzah edilen metin, Münazarat’ta geçen “Zindan-ı atalete düştüğümüzün sebebi nedir?

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-149

Ders: 26. Söz, Zeyl İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar Not: Bu dersle alakalı ayrıca Alaaddin bey

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-148

Ders: 29. Mektup, Dokuzuncu Kısım, Telvihat-ı Tis'a İzah: Mehmed Kırkıncı Hocaefendi *Efe

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-147

Ders: 29. Mektup, Altıncı Kısım, Beşinci ve Altıncı Desise-i Şeytaniyye İzah: Mehmed Kır

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-146

Ders: Sual Cevap İzah: Prof. Dr. Şener Dilek Not: Şener Dilek beyin 30.12. 2011 tarihinde Düss

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-145

Ders: 33. Söz, 20. Pencere İzah: Prof. Dr. Şener Dilek *Mantık ilmi itibarıyla mahlukatı ç

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

RİSALE-İ NUR DERS NOTLARIM-144

Ders: 4. Şua, İkinci Mertebe-i Nuriye-yi Hasbiye(3. Ders) İzah: Prof. Dr. Alaaddin Başar *Her

Bilin ki, Allah'ın lâneti zâlimlerin üzerinedir.

Hûd,18

GÜNÜN HADİSİ

Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır.

Tirmizi, Sıfatu Cehennem 10, (2601)

TARİHTE BU HAFTA

*Uyvar Kalesi Fethedildi.(24 Eylül 1663) *Niğbolu Savaşaı Kazanıldı.(25 Eylül 1396) *Birinci Viyana Kuşatması(27 Eylül 1529) *Preveze Deniz Zaferi(28 Eylül 1538) *Demokrat Parti Kapatıldı(29 Eylül 1960)

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI