Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN VE DAVA ŞUURU-3

d. Asrın Cihadı Mânevîdir “ Bu zamanda medenilere galebe çalmak ikna iledir”(Münazarat / Asar-ı Bediiye, s: 376). Ona göre Kur’an’da yer alan“Ehl-i Kitab kavramı, ehl-i mektebi de içine almaktadır” ( Sözler,s: 407). O bu konuda muhtemelen


Niyazi Beki(Doç. Dr.)

niyazibeki@gmail.com

2012-04-16 00:22:05

d. Asrın Cihadı Mânevîdir

" Bu zamanda medenilere galebe çalmak ikna iledir"(Münazarat / Asar-ı Bediiye, s: 376). Ona göre Kur'an'da yer alan"Ehl-i Kitab kavramı, ehl-i mektebi de içine almaktadır" ( Sözler,s: 407). O bu konuda muhtemelen şöyle düşünmüştür: Madem Kur'an ehl-i kitabı ayrı bir kategoride mütalâa etmiş ve "Ehl-i kitaba karşı en güzel bir metotla mücadele edin" (Ankebut, 29/46) buyurmuş, o halde bir nevi ehl-i kitap kavramında yer alan bu asrın mekteplilerini de bu grubun içinde değerlendirmek gerekir.

Ona göre, "En büyük düşmanımız, cehalet, zaruret/fakirlik ve ihtilaftır/tefrikadır"(Divan-ı Harb-i Örfî, s: 15). Hayatı boyunca üstad, bu üç düşmanla savaşmış, onları marifet, sanat ve ittifak silahlarıyla yenmeye çalışmıştır. Üstad, cehalet hastalığını tedavi etme sadedinde, yeni neslin ilim-irfanla mücehhez olarak yetişmesini salık vermiş, "ilim Çin'de de olsa alıp öğrenin" diyen ve ilk emri "Oku" olan bir dine mensup olanların, çağın teknolojisini ders veren fen bilimlerine karşı bigâne kalamayacağının altını çizmiştir.

 İman-küfür mücadelesinde, dinî ilimler yanında modern ilimlerde de zamanın bedii olduğunu, ortaya koyduğu Risale-i Nur külliyatı ile dosta ve düşmana göstermiştir. "Ben Avrupa'nın en dinsiz feylesoflarını ve Asya'nın en vicdansız münafıklarını hayvan derekesine düşürmüşüm" derken, modern ilimler konusunda da kendinden ne kadar emin olduğunu gösteriyor. Aşağıda gönülleri fetheden şu ifadeleri bu açıdan çok mânidârdır:

"Ehl-i dünya, sebepsiz, benim gibi âciz, garip bir adamdan tevehhüm edip, binler adam kuvvetinde tahayyül ederek beni çok kayıtlar altına almışlar. Barla'nın bir mahallesi olan Bedre'de ve Barla'nın bir dağında bir iki gece kalmaklığıma müsaade etmemişler. İşittim ki, diyorlar: "Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz."

Ben de derim ki: Ey bedbaht ehl-i dünya! Bütün kuvvetinizle dünyaya çalıştığınız halde, neden dünyanın işini dahi bilmiyorsunuz, divane gibi hükmediyorsunuz? Eğer korkunuz şahsımdan ise, elli bin nefer değil, belki bir nefer elli defa benden ziyade işler görebilir. Yani, odamın kapısında durup bana "Çıkmayacaksın" diyebilir.

Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ân'a ait dellâllığımdan ve kuvve-i mâneviye-i imaniyemden ise, elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibarıyla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun!

 Çünkü, Kur'ân-ı Hakîmin kuvvetiyle, sizin dinsizleriniz dâhil olduğu halde bütün Avrupa'ya meydan okuyorum. Bütün neşrettiğim envâr-ı imaniye ile onların fünun-u müsbete ve tabiat dedikleri muhkem kalelerini zirüzeber etmişim. Onların en büyük dinsiz filozoflarını hayvandan aşağı düşürmüşüm. Dinsizleriniz dahi içinde bulunan bütün Avrupa toplansa, Allah'ın tevfikiyle, beni o mesleğimin bir meselesinden geri çeviremezler, inşaallah mağlûp edemezler.

Madem böyledir; ben sizin dünyanıza karışmıyorum, siz de benim âhiretime karışmayınız. Karışsanız da beyhudedir!

Takdir-i Hüdâ kuvve-i bâzû ile dönmez,

Bir şem'a ki Mevlâ yaka, üflemekle sönmez!

Fena ve fâni bir adamın, güzel ve bâki şöyle bir sözü var:

Zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa,

Hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır.

Ben de derim:

Ehl-i dünyanın hükmü var, şevketi var, kuvveti varsa,

Kur'ân'ın feyziyle, hâdiminde de

Şaşırmaz ilmi, susmaz sözü vardır,

Yanılmaz kalbi, sönmez nuru vardır"(Mektubat/16. Mektubun Zeyli)

İkinci hastalık olan fakirliği, İslam'ın ön gördüğü prensipler doğrultusunda irdelemiş, tarih içerisinde dine dayalı telkinlerle yapılan yanlış iktisadî politikaları eleştirmiş ve çağın ihtiyaçlarını da göz önünde bulunduran yeni yaklaşımlar ortaya koymuştur. Bu cümleden olarak, "rızkın tabiî kapısı: ticaret, sanat ve ziraat" olduğunu vurgulamış, hizmet aşkı olmaksızın her türlü memuriyetin bir nevi maaş dilenciliği olduğunun altını çizmiş (Münazarat-İç. Reçeteler, II/53 ), zamanla hakikî tevekkülü, tembelâne tevekkülle karıştıran bazı ilim ve irşad ehlini sert bir dille eleştirmiştir(a.g.y ).

Tahsildeki kanaat ile mahsuldeki kanaatin farklı olduğunu belirten Üstad, sebeplere yapışmanın, "insan için ancak çalışmasının karşılığı var" (Necm,53/39) mealindeki ilâhî fermanın bir gereği ve kâinattaki câri olan ilâhî kanunlara tevfik-i hareket demek olduğuna işaret etmiştir. "Bu asırda i'lâ-yı kelimetullah'ın maddeten terakkiye mütevakkıf olduğunu" (a.g.y. ) söyleyerek, bu günkü insanlık camiasındaki devletler, cemiyetler ve cemaatler muvazenesinde bir lokma-bir hırka felsefesinin yeri olmadığını vurgulamıştır.

Üçüncü hastalık olan ihtilafı, ahirete endeksli İslam kardeşliği çerçevesinde çözmeye çalışmıştır. İhlâs risaleleri ile uhuvvet risalesi bu çözümün ortaya konmuş formülleridir.

e. Terör/Anarşi Asrın Vebasıdır

Üstad, çağın en büyük bir vebası olan ve beşerî münasebetleri alt üst eden terör/Anarşi belasını, sahneye çıkmadan yıllar önce, Kur'an'ın feyziyle keşfetmiş ve tedavisine çalışmıştır. Adalet Bakanı ve hâkimlere hitaben kaleme aldığı şu sözlerin doğruluğunu zaman tasdik etmektedir:

"Efendiler! Siz, niçin sebepsiz bizimle ve Risale-i Nur'la uğraşıyorsunuz? Katiyen size haber veriyorum ki: Ben ve Risale-i Nur, sizinle değil mübareze, belki sizi düşünmek dahi vazifemizin haricindedir. Çünkü, Risale-i Nur ve hakiki şakirtleri, elli sene sonra gelen nesl-i âtiye gayet büyük bir hizmet ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmaya çalışıyorlar. Şimdi bizimle uğraşanlar, o zaman kabirde elbette toprak oluyorlar. Farz-ı muhal olarak, o saadet ve selâmet hizmeti bir mübareze olsa da, kabirde toprak olmaya yüz tutanları alâkadar etmemek gerektir.

"Efendiler! Gerçi Risale-i Nur sırf ahirete bakar; gayesi Rıza-yı ilâhîdir ve imanı kurtarmaktır. Ve şakirtleri ise, kendilerini ve vatandaşlarını idam-ı ebedîden ve haps-i münferidden kurtarmaya çalışmaktır. Fakat dünyaya ait ikinci derecede gayet ehemmiyetli bir hizmet de bu millet ve vatanı anarşi tehlikesinden ve nesl-i âtinin bîçareler kısmını dalâlet-i mutlakadan kurtarmaktır. Çünkü bir müslüman başkasına benzemez. Dinini terk eden ve İslamiyet seciyesinden çıkan bir Müslüman, dalâlet-i mutlakaya düşer, anarşist olur, daha idare edilmez" (Emirdağ.I/21).

"Biz, bütün kuvvetimizle anarşiliğe bir sedd-i Zü'l-Karneyn gibi, bir sedd-i Kur'anî tesisine çalışıyoruz. Bize ilişenler, anarşiye ve belki komünistliğe zemin ihzar ediyorlar"(Emirdağ, I/28).

f. Tüketim Toplumu, İsraf Albümüdür

Bilindiği gibi, çağımızın büyük bir hastalığı da israftır. Batı kaynaklı toplumsal panoramada bir değer ölçüsü olarak algılanmaya başlanan, âdetâ toplumların toplam kalite belgesi haline gelen tüketim toplumu modeli, İspanyol nezlesi gibi, her tarafa sirayet etmiştir.

İnsanlara her iki hayatı kazanmak için verilen korku ve sevgi ve benzeri duygular, derd-i maişetle sersemleşmiş, ebedî hayatı göz ardı edip, bütün kuvvetiyle dünyevî lezzetlerin peşine takılmıştır. Bu duygular, âdetâ bir tek saniye bile ilerlemeyen, ileriyi gösteremeyen, fakat çıkardığı gürültülü seslerle sağı-solu rahatsız eden bozuk bir çalar saat gibi, hep çalıp duruyor, ama sadece dünya hayatını uyandıracak sesler çıkarıyorlar. Dünya hayatı ile sınırlı bir "gelecek" etrafında pervane gibi dolaşırken, ebedî hayatın geleceğini bloke etmek için, ahirete iman edenleri dahi hipnotize edebilecek bir performans gösteriyorlar.

Bu çetin hastalığı tedavi etmenin, ancak şok -tedavi metodu ile mümkün olduğunu fark eden üstad, yeni bir enstrüman geliştirmiştir. İnsanları hayalen ahirete götürüp, cennetin tatlı ve cehennemin de acı durumunu hatırlatan geleneksel farazî metot yerine, Risale-i Nurun hakikat mesleğine uygun olarak, faraza-hayale lüzum kalmadan, çok kısa bir zaman sonra mutlaka gidilecek tek yer olan ahiret yurdunun görüntüsünü dünyaya yansıtmıştır.

Her kötülükte bir elem, cehennemin bir nevi zakkum ağacının çekirdeği bulunduğu, her iyilikte ise bir lezzet, cennetin bir çeşit tûbâ ağacının tatlı meyvelerinin sinyalleri olduğu gerçeğini, kalbin ekranına yansıtmış ve bu noktada vicdanın bamteline dokunarak, insan iradesini müspet yöne kanalize etmiştir.

Bu bağlamda, insanlara haksızlık etmenin, lüzumsuz yere küsmenin, vicdan üzerinde meydana getirdiği olumsuz etkinin cehennemden haber veren bir uyarı işareti olduğu, ama yardım elini uzatmak, âdil davranmak, barışmak, barıştırmak gibi, insanlara karşı gösterilen iyi davranışların verdiği vicdânî hazzın da cennetten haber veren müjdeci bir sinyal olduğu vurgulanmıştır.

Sonuç olarak;

Bütün bu hakikatler, Risale-i Nur'un –Kur'an'dan mülhem bir şuurun hâkim olduğu bir eser, bu asrın ve gelecek asırların ihtiyacını karşılayacak bir davaya imza atan bir külliyat olduğunu göstermektedir.

Üstadın ifadesiyle: "Risale-i Nur, bu asrı, belki gelen istikbali tenvir edebilir bir mucize-i Kur'aniye olduğunu çok tecrübeler ve vâkıalar ile körlere de göstermiştir" (Kastamonu, s: 8).

Evet, şu bir gerçektir ki, "zihinlerin çatallaştığı, düşüncelerin ayrıştığı, fikirlerin çatıştığı, duyguların kirlendiği, akılların körleştiği, gönüllerin çekiştiği, bilimlerin çeliştiği, pusulaların şaşırdığı, trafiğin alt üst olduğu şu ahir zaman kavşağında oturan Risale-i Nur, şaşmaz bir trafik lambasıdır. Kırmızı lamba yaktığı her yol, bir çıkmaz sokak, yeşil ışık yaktığı her geçit, ferdî ve ictimâî hayat akışı bakımından en uygun, en güvenli yol, en işlek bir cadde-i kübrâ olduğu, 70 yıllık bir tecrübe ile sabittir.

Rabbim, bizlere ve bütün insanlığa Kur'an'ın nuruyla nurlanmayı, Kur'an'ın davasını omuzlamayı, Risale-i Nur'un ders verdiği tahkikî iman şuuruyla şuurlanmayı nasip ve müyesser eylesin. Âmin. 

Niyazi Beki /Cevaplar.org

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-4

Üstadın ulaştığı netice gösteriyordu ki; gerçekten İslam fıtrat dinidir. Bundan sonra, bu

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-3

Müellif: M. Said Ramazan el Buti Mütercim: Fehmi Türkmen Hocaefendi Bizim için mümkün değil

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-5

Risale-i Nur, acz, fakr, şefkat ve tefekkür kavramlarından her birini Hakka ve hakikate ulaşma

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-4

Risale-i Nur kendisini tarikattan çok hakikat ve şeriat olarak tarif eder. Fakat, ister hakikat ol

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-1

Türkiye’de acip bir olay meydana geldi. En mühim ve en tehlikeli olan hadise ise, Türk milleti

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

SİRETÜ İMAMU MÜCEDDİD-2

Cenab-ı Hakkın kainata koyduğu kanunlardan(sünnetullah) birisi de, belirli zaman dilimlerinde M

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-3

Risale-i Nur, insanı Allah’a ulaştıran yolların sayısız olabileceğini söyler. Bununla birl

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-2

Bu konuda diğer bir ayrıntı da, Risale-i Nur’un diline, üslubuna yapılan itirazdır. Dilin a

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

RİSALE-İ NUR VE MİSYONU-1

“Risale-i Nur, bize, Rabbimizi tanıtan dört külli muallimden, dört umumi tarif ediciden bahsed

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-3

10. ‘Dindar Demokratlar’ Bir kere Nursi Demokratları nitelerken hemen tüm nitelemelerinde

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

BEDİÜZZAMAN VE 'MÜSPET HAREKET-2

6. Kur’an Hizmeti Hiçbir Şeye Alet Yapılmamalıdır Nursi, mevcut siyasi yapıya "isyan hakk

Nâhl Suresi;128

Şüphesiz ki, Allah, takvaya sarılanlarla, iyilik yapan ve iyi kullukta bulunanlarla beraberdir.

GÜNÜN HADİSİ

Gece içinde öyle bir saat vardır ki, müslüman olan herhangi bir kimse, dünya ve ahiret hususlarında Allah'dan bir hayır isterken duasını ona denk düşürürse, Allah; muhakkak istediğini kendisine verir.

Müslim, Ravi[Cabir (r.a.)]

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI