Cevaplar.Org

MÜCEDDİD KİMDİR VE VAZİFELERİ NELERDİR?

Ebu Davud’un Süneninde Efendimiz (a.s.m): “Allah, bu ümmet için her yüz senenin başında, dîni tecdid edip yenileyecek kimse (ler) gönderecektir” (1) buyurmaktadır.


Necdet İçel

bilgi@necdeticel.com.tr

2012-04-02 00:45:19

Ebu Davud'un Süneninde Efendimiz (a.s.m): "Allah, bu ümmet için her yüz senenin başında, dîni tecdid edip yenileyecek kimse (ler) gönderecektir" (1) buyurmaktadır.

Tecdid; din zâtında yenidir, ter-ü tazedir, canlıdır. Ama zaman içinde, asırların getirdiği toz-toprak, onun üstünü örtüp, parlaklığını, canlılığını gösteremiyor olabilir. Zâtında yeni ve canlı olan bu dînin üstünde bulunan toz toprağı siler müceddid. Bu da yenilenme olarak görülür. Müceddid işte bunu yapar. Yani elmasa bir saykıl, cila vurur. Elmas yine Zâtından elmastır.

Ama müceddid, teceddüd yapmaz. Teceddüd; tazelenme, yenilenme, yeni olmadır. Teceddüd, dîni yenilemektir. Dinden olmayan şeyleri, yeni yeni din diye dînin içine sokmaktır. Müceddid, tecdid yapar, teceddüd yapmaz. "Dîni yenileyelim, dinde reform yapalım" demez. Dinde reform olmaz. Bediüzzaman, "Hakikat Çekirdekleri"nde bir cümlesinde bunu şöyle ifade etmiş: " Üstü paslanmış bîhemtâ bir elmas, daimâ mücellâ cama müreccahtır." İslâm ve Kur'an bîhemtâ bir elmastır. Ne var ki zaman içinde tozlanabilir. İslâm'ın dışındaki fikirler, görüşler, sistemler ne kadar silinse, parlatılsa, cilalanmış cam gibidir. Cilalı, parlak bir cam ve tozlu bir elmas… Hangisi tercih edilebilir? Tozlanmış elmas, tozlansa da yine elmastır. Ve parlak, cilalı camdan daha kıymetlidir. İşte, müceddid, üstü tozlanmış bu elmasa saykıl vurur.

Muhakemat'ın bir adı da "Saykal'ül İslâmiyet"dir. Aslında bîhemtâ olan bu elmasın, asırların üstüne attığı toz-toprak varsa, müceddidin vazifesi sadece bunu silmektir.

Hicrî birinci asrın müceddidi, Ömer b. Abdulaziz'dir. Hemen hemen bunda ittifak vardır. Ömer b. Abdulaziz hem mânâ âleminde sultan, hem de madde âleminde sultandır. Devletin başındadır. Emir-el mü'minindir. Makam-ı cem'in sahibidir. Ömer b. Abdulaziz'den sonra gelenler, mânâ âleminin sultanlarıdır. Ama aynı zamanda devletin başında olmamışlardır. Madde âleminde sultan değildirler.

İslam Dünyasında Müceddid Kabul Edilen Şahsiyetler

Ömer b. Abdulaziz'den sonraki müceddidlerin, müceddidliklerinde ihtilâf olmuştur. Zâten, müceddid inancı, ihtilafın dînî sebeplerinden biridir de. Herkes kendi önünde bulunan büyük zâta müceddid nazarıyla bakmıştır. Farklı müceddid kabul edilen şahısların etrafında toplanmalar olunca, farklı topluluklar zuhur etmiştir. Bu halde, farklı cemaat, grup ve sâliklerin teşekkülüne sebebiyet vermişlerdir.

Hicrî ikinci asırda, Şafiîler İmam-ı Şafiî'yi müceddid olarak göstermişlerdir. Hanefîler ise ikinci asırda Hasan b. Ziyad'dır derler. Malikîler ise yine ikinci asırda Eşhab müceddiddir demişlerdir.

Üçüncü asırda Ali Şüreyhî'yi müceddid kabul edenler var. Hafız İbnu Asakir ise üçüncü asırda, Ebu'l-Hasanil- Eş'arî'yi kabul etmiştir. Hanefîler üçüncü asırda Tahavî'yi, Hanbeliler ise Hallâl'ı müceddid olarak göstermişlerdir.

Muhaddisler ise, ikinci asırda Yahya ibnu Main'i, üçüncü asırda Nesâî'yi…

İktidar sahipleri içinde ise üçüncü asırda El-Me'mun, El-Muktedir, El-Kâdir'i kabul edenler olmuştur.

Zâhidler ise ikinci asırda Ma'ruf'ul Kerhi'yi, üçüncü asırda Eş-Şibli'yi kabul etmişlerdir.(2)

Yukarıda da kaydedildiği gibi her sahanın insanları kendi önündeki büyüklerini müceddid olarak kabul etmişlerdir. Bu kadar büyük zevat, müceddid kabul edilince, onların etrafında toplanan farklı gruplar oluşmuştur. Bu da ihtilafın dîni sebeplerinden bir tanesidir.

Özellikle ahir zamanda gelebilecek son müceddidin Mehdî olması ihtimali ve anlayışı da vardır. Tabii olarak herkes kendi önündeki büyük zâta müceddid veya Mehdî nazarıyla bakmıştır. İşte bu, farklı cemaatlerin zuhuruna sebebiyet vermiştir.

Günümüzde çok fazla müceddid ve Mehdîlik iddiasında bulunanlar zuhur etmiştir. Günümüz adeta, tabir yerindeyse, müceddidler ve Mehdîler kolleksiyonu olan bir zaman dilimi olmuştur. Hatta bazıları, hâşâ müceddidliği, Mehdîliği, beğenmeyip, peygamberlik iddia etmişleridir. H­âşâ onu da beğenmeyip, ilahlık iddia edenler de vardır. Bu kadar tehlikeli ve korkunç bir dönemde yaşıyoruz.

Müceddid inancı bugün de hâlâ ihtilafın ve gruplaşmanın sebeplerinden bir tanesidir. Bu hususta o kadar çok iddialar var ki...

1979 senesinde yaptığımız bir yolculukta, Orta Anadolu'da bir ilimize gittik. Akşam bir evde az sayıda âli heyetle sohbet yapma imkânı bulduk. Sohbet sırasında çok yaşlı bir hocaefendi geldi. Bizim dışarıdan gelen misafirler ve çok kıymetli Hocaefendi'nin talebesi olduğumuzu anlayınca, müsaade alıp evine gitti. Az sonra elinde el yazma bir kitap ile döndü. Otuz - kırk sahife arası bir Arapça kitap.

Bize dedi ki; " Benim bir şeyhim var. Bu kitabı o yazdı. Hiç kimse bu kitabı tercüme edemedi. Eğer hocanız da tercüme edemez ise, bil ki benim şeyhim Mehdîdir..". Getirdiğim kitabı onun kastettiği Zâta verdim. Vakayı rapor ettim. Cevabında dedi ki; " Suyun dibinin görünmemesi iki şıktan ileri gelir.:

 1)Su çok derin olduğu için dibi görünmez 

2)Su çok bulanık olduğu için dibi görünmez."

Yani bir kitabın derin zannedilip anlaşılamayışı ikinci şıktandır. Hem anlayamadığım bir mantık, hiç kimsenin anlayamadığı bir kitap ile nasıl Mehdî olunduğudur.

Evet, şimdi etrafında üç tane insan toplayan; "Ben Mehdîyim." diye ortaya çıkıyor. Bu kadar çok Mehdî koleksiyonunun olduğu asrımızda ne kadar çok dînî (!) ihtilafın olacağı da aşikârdır.

Hadis-i Şerif de, dinde tashih, tecdid yapacak kimseye delâlet eden "men" (kimse-kimseler manasına gelir) sayı çokluğuna muhtemel olması sebebiyle, yukarıda sayılan grupların hepsinden din hizmeti, tecdid vâkîdir.

Müceddid Hakkında Farklı Mütalaalar

Bu husustan çıkış yaparak müceddid hususunda şöyle bir telâkkinin yerleştiği kesinlikle söylenebilir:

1. Müceddid, dine müteallik zahirî ve batini ilimlerin âlimidir, sünneti bid'atten temizler, ilmi yayar ve ilim ehline yardımcı olur. Bid'at ehline karşı koyar, onları zelil kılar.(3)

2. Her yüz senede gelecek müceddidin bir kişi olması gerekmez, aynı zamanda farklı yerlerde, çok sayıda müceddid gelebilir.(4)

3. Her grup kendi büyüğünü, imamını, hadiste vaad edilen mezkûr müceddid bilmiştir. Hâlbuki bu mana her taifenin, müfessir, muhaddis, fakih, nahivci, lügatçı vs. her sınıftan büyüklere şamildir.(5)

4. Hadiste rivayet edilen müceddid, asrında kesin olarak "müceddid" diye bilinemez, muasırları onun izhar ettiği ahvalin karinesine dayanarak zann-ı gâlible müceddid olduğuna hükmederler.(6)

5. Tecdidden maksat Kitap ve sünnetin muktezasının emredilmesi, bir de ortalığı saran Sünnete aykırı bid'aların yok edilmesidir.(7)

Müslümanların vicdanında böyle bir müceddid telakkisi olduğu müddetçe -ki kıyamete kadar devam edecektir- dîne aykırı kötülüklerin arttığı dönemlerde ilmi, ameli ve din uğrunda ki gayretiyle iştihar edecek olan kimseler daima diğerlerince takip edilecekler, kendilerine tâbi' olanlar çıkacaktır. Uyanış ve dînî salabetini bu şahıslardan bilen etbaı, onları müceddid bilecektir. Bu durumda, bazı kimselerce bir kısım ilim ve hamiyyet sahiplerinin müceddid bilinmesi, din açısından normaldir, kınamak, hatakârlıkla itham etmek mümkün değildir. Tarihten vâki' olan bu durumun bundan sonra da devam edeceği açıktır. Ancak hiç kimsenin de kesin bir dille: "Bu asrın müceddidi falancadır." demeye, bir başka iddiayı batıllıkla itham etmeye hakkı yoktur.

Yukarıda yaptığımız iktibastan da anlaşılacağı üzere ciddî âlimlerce müceddid olduğu ileri sürülen isimler arasında bile daima ihtilaflar olagelmiş, hatta bizzat sünnî âlimler tarafından bazı şiîlere bile müceddid denilmiştir.(8) Daha calib-i dikkat olanı Celaleddin-üs-Suyûti gibi son derece meşhur ve muktedir bir âlimin, her asrın müceddidini tâdât ettiği bir kaside de kendisini dokuzuncu hicrî asrın müceddidi ilan etmiş olmasıdır.(9)

Müceddidleri sadece Şâfiî fakihlerine hasretmesi sebebiyle İbn-i Hacer'i tenkid eden Âlîyy-ül Kâari, dînî ilimlerin her birinde bir eser vermiş olması sebebiyle Celaleddin-üs-Suyûti'yi müceddid lakabına müstahak görür.(10-11)

Ana hatlarıyla müceddid bahsini böyle anlattıktan sonra, anlaşılıyor ki gönderilen müceddidlerin sayısını Allah bilir. Bir asırda müteaddid müceddidler olabildiğine göre, müceddidlerin sayısı asırların sayısı kadar değildir. Cenab-ı Hak ihtiyaca binaen birçok müceddid göndermiş olabilir. Bizim asrımıza düşeni de, en çaplısı, en alımlısı olmuştur. Bunu ve bütün müceddidleri bizlere gönderen Cenab-ı Hakk'a binlerce hamd ve sena ederiz... En doğrusunu Allah bilir. Necdet İçel/İzmir merkez vaizi

Dipnotlar

1- Ebu Davud, Süleyman b. Eş-as, Melahim 1, Dar-ı İhyai't- Türasi'l Arabi, Beyrut.

Acluni, Keşf-ül Hafâ Dar-ı İhyai't-Türasi'l Arabi, Beyrut 1351 (Hicri)

2- El-Ayni, Muhammed Mahmut b. Ahmet, Ümdet-ül Kâri Şerhü Sahih-il Buharî C: 1, Shf: 113, Darü'l-Fikir , Beyrut.

Bak. Acluni Keşf-ul Hâfa cilt 1, shf. 282,283,284 , Dar-ı İhyai't-Türasi'l Arabi, Beyrut 1351 (Hicri)

3- Münavi, Muhammed Abdurraüf , Feyzül Kâdir, Şerhü Camiü's sağir, C : 1, Shf :10, Darü'l-Fikir , Beyrut, Tarihsiz.

4- Münavi, Muhammed Abdurraüf , Feyzül Kâdir, Şerhü Camiü's sağir, C : 1, Shf :10, Darü'l-Fikir , Beyrut, Tarihsiz.

5- Münavi, Muhammed Abdurraüf , Feyzül Kâdir, Şerhü Camiü's sağir, C : 2, Shf : 282, Darü'l-Fikir , Beyrut, Tarihsiz.

6- Avn-ul Mâ'bud, El-Azma'badi, Muhammed (ö:1293-1876) ; Avn-ul Mâ'bud bi şerhi sünen-i Ebî Davud , C:11, Shf : 391,

I-XIV Medine,1969.

7- Avn-ul Mâ'bud, El-Azma'badi, Muhammed (ö:1293-1876) ; Avn-ul Mâ'bud bi şerhi sünen-i Ebî Davud , C:11, Shf : 391,

I-XIV Medine,1969.

8- Avn-ul Mâ'bud, El-Azma'badi, Muhammed (ö:1293-1876) ; Avn-ul Mâ'bud bi şerhi sünen-i Ebî Davud , C:11, Shf : 392,

I-XIV Medine,1969.

9- Avn-ul Mâ'bud, El-Azma'badi, Muhammed (ö:1293-1876) ; Avn-ul Mâ'bud bi şerhi sünen-i Ebî Davud , C:11, Shf : 394,

I-XIV Medine,1969. Bak. Acluni Keşf-ul Hâfa C: 1, Shf: 283,284 , Dar-ı İhyai't-Türasi'l Arabi, Beyrut 1351 (Hicri)

10- Âlîyy-ül Kâari, Mirkatil-Mefatih, Miskatti'l Mesabih, C : 1, Shf: 247,El'kari, Nuru'd Din Molla Ali İbnu's- Sultan Muhammed El-Halevi (v:1014).

11- Dr. İbrahim Canan, Hadis Ansiklopedisi, Shf : 41-42-43, Silm Matbaası, 1980

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

eda kms, 2012-05-05 14:27:45

ben bir süredir bu konuyla çok ilgileniyorum biraz da araştırma yaptım doğal olarak ama gelen müceddidlerin tam bir listesine ulaşamadım bana yardımcı olursanız çok sevinirm

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÖNEMLİ MESAJLAR İÇEREN BİR DÜĞÜN KONUŞMASI

ÖNEMLİ MESAJLAR İÇEREN BİR DÜĞÜN KONUŞMASI

Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillah, vassalatü vesselamu ala Rasûlillah, Sevgili kardeşler

MÜSLÜMANLAR ARASINDA HUZURU SAĞLAMANIN FORMÜLÜ

MÜSLÜMANLAR ARASINDA HUZURU SAĞLAMANIN FORMÜLÜ

Müslümanlar arasında kaosa, kavgaya ve gerilime sebep olan hastalıkların başında kin, hased v

KÂİNAT DERGÂH, HAK MÜRŞİD ALLAH, HER ŞEY ZİKİRDE, VALLAH VE BİLLAH.

KÂİNAT DERGÂH, HAK MÜRŞİD ALLAH, HER ŞEY ZİKİRDE, VALLAH VE BİLLAH.

Bu sabah namazından sonra hem yürüme seansımı, hem de dua ve tesbihatımı tamamlamak için ter

BAYRAMA GİRERKEN ALMAMIZ GEREKEN İLAÇLAR VEYA İLAÇ GİBİ MADDELER

BAYRAMA GİRERKEN ALMAMIZ GEREKEN İLAÇLAR VEYA İLAÇ GİBİ MADDELER

Ramazan ayının bu son gününde ve bayram arefesinde başta nefsime, sonra da bütün Müslüman k

KADİR GECESİNDE YAPACAKLARIMIZ VE ÖZEL DUAMIZ

KADİR GECESİNDE YAPACAKLARIMIZ VE ÖZEL DUAMIZ

Kadir Gecesi, dua gecesi, ibadet gecesi, tevbe gecesi karar gecesi, günahlara veda gecesi, Allah’

GÜZEL AHLAK, HUZUR VE BARIŞIN GARANTİSİDİR

GÜZEL AHLAK, HUZUR VE BARIŞIN GARANTİSİDİR

İnsanlık camiasının fert ve toplum hayatında, huzur ve barışın, güven ve emniyetin, sevgi v

NİYET VE NAZAR

NİYET VE NAZAR

Niyet, bir sözün, bir eylemin asıl muharriki olan gayedir. Ameller rengini bu niyetten alır. İy

İLMİN ÇEŞİTLERİ VE İLİM ÖĞRENMENİN HÜKMÜ

İLMİN ÇEŞİTLERİ VE İLİM ÖĞRENMENİN HÜKMÜ

Bil ki ilim öğrenmek beş kısma ayrılır: BİRİNCİSİ: FARZ OLAN İLİMLER. Bu da kendi aras

VAAD ETTİKLERİYLE ÜÇ AYLAR

VAAD ETTİKLERİYLE ÜÇ AYLAR

Üç aylar... Recep, Şaban ve Ramazan… Bu aylar, çok mübarek zaman dilimleridir. Maddî ve mâ

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-3

HİND ULEMA CEMİYETİ VE ÜLKENİN ÖZGÜRLEŞMESİNDEKİ ROLLERİ-3

5 Ağustos 1942’de Cemiyetin azaları İngilizlerin Hindistan’ı terk etmeleri gerektiğine dair

BAKARA SURESİNDEKİ ÜÇ ZÜMRENİN ÖZELLİKLERİ

BAKARA SURESİNDEKİ ÜÇ ZÜMRENİN ÖZELLİKLERİ

A-MÜ’MİNLERİN ÖZELLİKLERİ 1-Müttekîdir 0nlar. Yani Allah’ın yasaklarından uzak dururl

Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.

Bakara, 185

GÜNÜN HADİSİ

“Âdemoğlu, kurban bayramı gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir amelle Allâh’a yaklaşabilmiş değildir.

İ. Mâlik, Muvatta’, Kur’an 24; Tirmizî, Edâhî, 1; İbn-i Mâce, Edâhî, 3)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI