Cevaplar.Org

ESAD COŞAN HOCAEFENDİ’DEN İBRETLİ HATIRALAR-5

“ŞURAM İNANMIYOR” Bir tanıdığım temyiz mahkemesi hâkimi vardı. Çok okumuş, çok bilen, çok bilgili, gerçekten çok değerli bir şahsiyet. Vefat ettiyse Allah rahmet eylesin, sağsa Allah uzun ömür versin, hayırlı hizmetler nasib etsin


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2011-11-08 06:15:05

"ŞURAM İNANMIYOR"

Bir tanıdığım temyiz mahkemesi hâkimi vardı. Çok okumuş, çok bilen, çok bilgili, gerçekten çok değerli bir şahsiyet. Vefat ettiyse Allah rahmet eylesin, sağsa Allah uzun ömür versin, hayırlı hizmetler nasib etsin. Yıllardır görüşmüyoruz. Sevdiği bir akrabasına ziyarete gitmiş, o da hâkim, çok yüksek bir şahıs.. Anlatmış anlatmış. Ötekisi buna demiş ki:

"--Yeğenim, doğru söylüyorsun, doğru söylüyorsun ama şuram [kalbim] inanmıyor!" demiş.

Allah îmanı nasib etmiyor. Yaptığı zulümlerden, haksızlıklardan, mahkemelerdeki kıvırtmalarından, mazlumları suçlamasından dolayı cezalandırıldığı için, Allah iman vermiyor kalbine... Hidayet Allah'tan, işte o îmansızlık Allah'ın ona nasib etmemesinden... Nasibsizlik demek. 19. 09. 1997 - Nürnberg / ALMANYA

MISIRLI HAFIZIN GAFLETİ

İsmini söylemeyeceğim, bantları olan meşhur hafızlardan bir Mısırlı hafızı ziyarete gitmişler. Bizim Medine-i Münevvere'den bir açıkgöz kardeşimiz var; hanımı da çok kültürlü, gayretli, kendisi de çok kültürlü, gayretli, dindar insanlar. Mısır'a gittikleri zaman demişler ki: "Şu meşhur hafızın da ziyaretine gidelim!" Bantları yayılmış, herkes dinliyor. "İçeri gittik adamın ziyaretine..." diyor. Tabiî hanım kapalı, müslüman, mütedeyyin... Bey gitmiş:

"--Selâmün aleyküm yâ üstaz bilmem ne!" demiş.

İngilizcesi güzel, belki İngilizce konuşmuştur, belki Arapça konuşmuştur... Musafaha etmiş, tabii hanım geride durmuş:

"--Selâmün aleyküm efendim!" demiş.

"--Gel gel kızım, ben baban sayılırım!" demiş. Yâni "Musafaha edelim!" demiş.

"--Teşekkür ederim efendim..." filan demiş.

"--Gel gel, çekinme, musafaha edelim!" demiş.

"--Teşekkür ederim." demiş.

"--Gel gel!" diyormuş hâlâ...

Yâni adam hafız olmuş, bantları yayınlanıyor, elin hanımıyla musafaha etmeyi o çekindiği zaman da anlamıyor da; "Gel gel musafaha edelim!" diyor. E, bu Mısırlıların İslâm'ı iyi bilmemesini gösteriyor. Bu bir kusur.

İslâm'da böyle şey var mı?.. Yok! Peygamber Efendimiz kadınlarla musafaha etmemiş. Biz onun için burada erkek kardeşlerimizle musafaha ediyoruz ama, hanım kardeşlerimizle musafaha etmiyoruz. Neden? Peygamber Efendimiz etmemiştir diye. Musafaha etmemiş Peygamber Efendimiz, onun sünnetine uygun olması lâzım. 27. 12. 1994 – VICTORIA

"BİRAZ DA SİZ YOLUN"

Bir doktora birisi gitmiş de, bizim tanıdıklardan birisi anlatıyor: Gitmiş, gitmiş, gitmiş senelerce... Eee, ne paralar yedirmiş ama bir şey yok. Sonra demiş ki:

"--Yâhu ben senin bu hastalığının bir de şöyle tarafı olduğunu tahmin ediyorum, seni bir tanıdığım bir profesör dostum var, ona göndereyim!" demiş.

Bir kağıt yazmış, kapatmış zarfı vermiş eline, o doktora göndermiş. Şeytan dürtmüş, aç şu zarfı, oku içinde ne yazıyor diye. Kapalı ya zarf, açmış ki:

"--Sayın hocam! Ben bu adamı yoldum şimdiye kadar yolabildiğim kadar; bundan sonra size gönderiyorum, biraz da siz yolun bu kazı!" diyor gönderdiği profesöre... 28. 12. 1994 – VICTORIA

"NE SÖYLERSEN SÖYLE"

Çok hoşuma gitti, Türkiye'de anlattılar: Konya'ya turistik geziler tertipliyormuş bizim arkadaşlardan birisinin tanıdığı; o anlatıyor, olmuş bir hadise...

Bir turistik gezi daha tertiplemiş, bir otobüs Konya'ya gitmişler Mevlânâ Müzesi'ni ziyaret etmişler, gezmişler, tozmuşlar filân... Ama otobüste bir kadın varmış terbiyesiz, muhalif, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin aleyhinde, tasavvufun aleyhinde, dinin aleyhinde... Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî için de özel olarak edepsizce sözler söylüyormuş. Herkes yaka silkmiş kadından ama ne yapsınlar işte bir turistik seferde, bir otobüste beraber düşmüşler.

Konya'yı ziyaret etmişler, dönecekler. Firmanın sahibi her dönüşte Konya'dan bir hediye alıyormuş, güzelce paketlettiriyormuş. Yolda müşterileri arasında kur'a çektiriyormuş; kime çıkarsa, o hediye veriliyormuş. Gitmiş bir turistik eşya dükkânına, yazısı, çerçevesi güzel bir levha beğenmiş, almış onu... Levhada yazılanın ne anlama geldiğini bilmediği için de sormuş satıcıya... O da şu demek demiş. Ben unuturum diye, levhanın arkasına levhadaki Arapça yazının mânâsını yazdırmış. Levhayı paketletmiş, almış.

Otobüse binmişler, geliyorlar İstanbul'a doğru... İstanbul'a gelirken demişler ki:

"--Bir hediye aldık, kur'a ile birinize çıkacak!.. Nasıl kur'a çekelim?.. Karşıdan gelen üçüncü vasıtanın plakasının en son numarası otobüste kiminse, hediye onun olsun." demişler.

Tamam, heyecanla bekliyorlar. Karşı taraftan bir vasıta geçmiş, ikincisi geçmiş; üçüncüde plaka numarasını yazmışlar, "Şu numara kazandı!" demişler. Merakla herkes dönmüş, bakmış, otobüste o numarada kim oturuyor?.. O edepsiz, Mevlânâ muhalifi kadın... "Hay Allah bula bula bunu mu buldu bu hediye?.." diye çok üzülmüş millet...

Neyse, firma sahibi hediyeyi götürmüş, "Buyurun, size çıktı." diye ona vermiş. Herkes bu sefer, "Aç da, görelim!" demeye başlamışlar etraftan... O da açmış kurdelesini... Bir yazı... E ne yazıyor?.. Mânâsı arkasında... Çevir oku bakalım!.. Şu yazıyormuş arkasında:

"--Mâdem ki edepsizsin, ne söylersen söyle!.."

Sübhânallàh!.. Bak Mevlânâ Hazretleri nasıl tokat atıyor?.. Nasıl tam böyle, Mevlânâ Hazretleri'ne yakışan şekilde cevabı veriyor: "Ben sana ne diyeyim? Edepsizsin, söyle o zaman!" . 1. 1. 1995 – Warnambool Sydney / AVUSTRALYA

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-15

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-15

BİR PAPAZLA MUHAVERE Ben zaman zaman Avrupa ülkelerine davet edildim. Bir gün Almanya’nın Dü

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-14

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-14

ÖĞRETMENLERİN ŞUURU İstanbul’da bir öğretmenler gününde Fırat Kültür Merkezi'ne, konu

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-13

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-13

ANKARA RADYOSUNDA Ben 1964-68 yılları arasında Ankara radyosunda vazifeliydim. O sıralar Ankara

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-12

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-12

MEVLEVİLİĞİ Ben her defasında Arif Nihat Asya’nın elini öperdim. Bana elini kolay kolay ve

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-11

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-11

ARİF NİHAT ASYA İLE TANIŞMAM Ben Arif Nihat Asya’yı ilk defa Türk Ocağında tanıdım. Ger

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-10

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-10

ARİF NİHAT ASYA VE BAYRAK ŞİİRİ Arif Nihat Asya bir bayrak şairi olarak bilindi, öyle yaşa

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-9

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-9

ARİF NİHAT ASYA’NIN İLK HAYAT DEVRESİ Arif Nihat Asya Tokat’ın Kapusuz köyünden. Dedeler

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-8

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-8

BİR BAKANIN MEHMED AKİF CEHALETİ Yavuz Bülent Bakiler beyefendi anlatıyor; "Ben 1986 yılında

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-7

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-7

OKUMAYAN ATATÜRKÇÜLER Ben Ankara televizyonundayken 1976 yılında, Şaban Karataş TRT genel m

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-6

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-6

MİRZA FETHALİ AHUNDOF Rus çarlığı, tebaası olan büyük Türk dünyası ile Anadolu insanın

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-5

YAVUZ BÜLENT BAKİLER HOCAMIZDAN HATIRALAR-5

SİVAS’TA AVUKATLIK YILLARI Sivas’ta avukatlık yıllarım daha ziyade memleket şiirleri ile y

Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir

Âl-i İmran:20

GÜNÜN HADİSİ

Her insan hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları tevbe edenlerdir."

Tirmizi

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI