Cevaplar.Org implant

ABDÜLBAKİ GÖLPINARLI’DAN SÜLEYMAN EFENDİ YALANLARI

Biz bu yazımızda bu satılmış kalemlerden biri olan Abdülbaki Gölpınarlı(ö: 1982)’nın büyük Kur’an hizmetkârı Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hakkında yazdığı uydurmalara bir göz atmak istedik. Hem de bu vesileyle onun karıştırdığı diğer bir Süleyman Efendi hakkında bazı bilgiler sunacağız.


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2011-11-01 08:03:29

 "Ahirzamanın en kötü, en şen'i, en alçak bid'atı, âlimlere buğz edilmesi, onların kötülenmesidir." Ahmed Ziyaeddin Gümüşhanevi

"Eskiyi unut, yeni yolu tut" sözleri ile sembolleşen maziyi inkâr felsefesi üzerine kurulu Kemalist ideoloji, önünde büyük engel olarak gördüğü ulema sınıfı ile çeşitli şekillerde mücadeleye girmişti.

Bu mücadele çeşitlerinden kendilerine göre en kolayı; temyizsiz, istinafsız bir garip yargılama mahalli olan istiklal mahkemeleri ile, zehirleme ve trafik kazası süslü suikastlardı. Bu işte ne kadar başarılı(!) olduklarına sadece Kastamonu'dan bir misalle yetinelim; "Mehmed Feyzi Efendi'nin anlattığına göre 'Nasrullah Camiinin ilk iki safı sarıklı cübbeli âlim ve fazıl zatlarla her vakit dolardı. İnkılabtan sonra birer ikişer götürülerek idam edilen bu âlimlerden geriye sadece birkaç tanesi kalmıştır!"

Diğer bir mücadele şekli ise, bazı kalem ve kelam erbabını satın alarak onları âlimlere musallat etmek şeklinde olmuştur. Mesela bu yöntem, bir zaman Ankara İlahiyat'ta yükselmenin başlıca âmili idi. Yeri gelmişken, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz beyefendi ile söyleşimizde yer alan şu hatırayı tekrar nakletmek aydınlatıcı olur kanaatindeyim;

" Ben 1985 senesinde Ankara Üniversitesine asistan olarak girdim. Prof. Dr. Halil Cin bana aracı oldu. İslam Hukuku tercihimdi. Hüseyin Atay, Abdülkadir Şener hocalarımdı. Mehmet Hatipoğlu ısrarla beni hadis bölümüne almak istedi. Ama benim isteğim olunca hem Halil Cin, hem Mehmet Hatipoğlu, hocalarla görüştüler. Onlar da "Akgündüz'ü almak şereftir. Arapçasını, İngilizcesini biliyoruz" dediler. Ve ben asistanlığa girdim. İngilizceden 9.5 aldım, Arapçadan 10 aldım. Yani yüz üzerinden yüz.. Ama ilimden 100 üzerinden 33 aldım. Çünkü Talat Koçyiğit 100 vermişti. Ama Mehmet beyle Abdülkadir Bey sıfır vermişti. Çok enteresan bir olay. Ve bu kavgada Halil Cin gelince kendisine "Efendim bu çok tehlikeli, nurcudur" demişlerdi. 

Ben neticeyi ağlayarak öğrenince, Allah selamet versin, Talat Koçyiğit ile İsmail Cerrahoğlu beni odalarına götürdüler. "Akgündüz, şükret, seni imtihana kabul ettiler. Bizim dönemimize kadar, Ankara İlahiyat Fakültesinde doçent veya Profesör olmak için, ilim adamı veya eser sahibi olmak değil, birinci soru "acaba Bediüzzaman, Risale-i Nur ve Süleyman Efendi aleyhinde bir makalesi veya bilimsel çalışması var mı?" ona bakarlardı. Eğer yoksa eğitim görevlisi olunamıyordu. Onun için, eski Profesörlerin Risale-i Nur aleyhindeki yazılarına bakmayın. Adamlar profesör olmak için yazdılar. Ama ilk defa biz aleyhte yazmadan doçent olan bilim adamlarıyız" dediler."

Biz bu yazımızda bu satılmış kalemlerden biri olan Abdülbaki Gölpınarlı(ö: 1982)'nın büyük Kur'an hizmetkârı Süleyman Hilmi Tunahan Efendi hakkında yazdığı uydurmalara bir göz atmak istedik. Hem de bu vesileyle onun karıştırdığı diğer bir Süleyman Efendi hakkında bazı bilgiler sunacağız. Salih Okur/cevaplar.org

Gölpınarlı hakkında çok şeyler denilebilir. Özellikle Mevlevilik, Melamilik, Alevilik konularında bilgisi ve araştırmaları ile tanınan bu zat, her devre göre kılık değiştirebilen, o akımdan bu akıma yüzüp gezen bir tiptir.

İbnül Emin Mahmud Kemal Bey, Son Asır Türk Şairleri adlı eserinde onu şöyle ince yollu hicveder;

"Çok heyete girdim, geleli bezm-i cihâne

Bin surete koydu beni evzâ-ı zamâne"

Beyti, muarrif-i hâlidir.(halini tarif eder)

Abdülbaki beyin yalan ve uydurmalarla lebaleb dolu olan ve aşağıda tenkit edeceğimiz eserinin ismi; "100 Soruda Türkiye'de Mezhepler Ve Tarikatlar." İşin enteresan tarafı, İran'ın Kum kentinde, 1991 senesinde basılmış olması..Bu husus bayağı düşündürücü doğrusu. İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri bu kitabı basmakla İslam'a hizmet ettiklerini düşünüyor olmalılar..Neyse..

Şimdi madde madde mahut kitaptaki Süleyman Efendi çarpıtmalarına geçebiliriz.

1-"Şapka devriminden önce bu zat ve buna uyanlar, beyaz takke üstüne beyaz sarık sararlar, namaz kılarken ucunu çözüp, arkalarına koyuverirler, Tanrı'ya karşı gönül alçaklığını göstermek için, Müslümanlıkta olmadığı halde başlarını ve vücutlarını aşağıya doğru eyerlerdi. Bunlara halk "ak takkeliler" adını vermişti."(Gölpınarlı, a.g.e:s: 225)

Gölpınarlı karıştırmaya buradan başlıyor. Veznecilerde kâğıt satışı yaptığı günlerden kalan hayal meyal hatıralarıyla meseleye baştan yanlış giriş yapıyor. Süleyman Efendi'nin talebesi olan kardeşlerim yanlışsam düzeltebilirler, ama benim bildiğim kadarıyla Süleyman Efendi etrafında bir hizmet cemaati teessüs etmesi Şapka inkılâbından sonraki senelerdir.

2-"Tarikata giren kişinin sakal koyuvermesi şarttı." (a.g.e s: 225)

Hâlbuki bizzat da müşahede edilebileceği gibi Süleyman Efendi cemaatinde durum hiç de Gölpınarlı'nın dediği gibi değildir. Öyle bir şart da hiçbir zaman olmamıştır.

3-"Süleyman Efendi'nin 1280 Muharreminde(1863) doğduğu 1365 Saferinin İkinci Günü(1946) vefat ettiği."(a.g.e s: 225)

Burada Gölpınarlı'nın cehaleti artık tavan yapmaktadır. Biraz bu meselelerle ilgilenen samimi birisi Süleyman Efendi'nin 1888 senesinde doğup, 1959 senesinde vefat ettiğini bilir.

4-"Adının "Süleyman Seyfullah" olduğu.. (a.g.e s: 225) Gölpınarlı'nın bizi güldüren bu bilgiççe malumatfuruşluğuna ne diyelim? Bilindiği gibi hazretin ismi "Süleyman Hilmi" dir.

5-"Erzurum'lu bulunduğu" (a.g. e s: 226)

Süleyman Efendi'yi Erzurum'lu yapan Gölpınarlı biraz araştırma merakında olsaydı, bu zatın şu an Bulgaristan topraklarında olan Silistreli olduğunu öğrenebilirdi.

6-Gölpınarlı, Süleyman Efendi'nin mezarının da "Edirnekapısı mezarlığında, Münzevi'ye giden yolun sol tarafında, Kemalpaşazâde'yi biraz geçtikten sonra sol tarafta, ana yola aşağı yukarı altı yedi metre içeride, Halebi'nin alt tarafında" olduğunu yazıyorsa da, siz onun kılavuzluğuna güvenmeyin. Zira yine herkesin malumu olduğu üzere merhumun kabri Karacaahmed Mezarlığındadır.

İşte Türkiye'de araştırmacılığın yerlerde süründüğünün Gölpınarlı'nın şahsında acı bir vesikası..

Peki, Gölpınarlı'nın turnikeye yanlış girmesine sebeb ne olmuştur? Süleyman Efendileri karıştırması. Onun bahsettiği ve mezar kitabesini görmeye gittiği Süleyman Efendi, 1920'li yılların Fatihinde bayağı tanınan Nakşî şeyhi Erzurumlu Sofu Süleyman Efendi'dir. İskilipli Atıf Efendi'nin yargılandığı Frenk Mukallitliği davasında bu Süleyman Efendi de medrese-i Yusufiyye'ye girmiştir. Merhum Tahir'ül Mevlevi'nin kendisi hakkında hicivli hatıraları için şu esere bakabilirsiniz; (Tahirül Mevlevi, Matbuat Âlemindeki Hayatım Ve İstiklal Mahkemeleri-s: 246-250, Nehir Yayıncılık, İst. 1991)

Üstad Bediüzzaman da bir vesileyle bu zattan şöyle bahseder; "Şeyh Abdülbâki'yi ve bana arasıra itiraz eden Şeyh Süleyman bizim gibi perişan eden adamlara karşı inkârlarınız ve kaçmanız, onların kanaat-ı vicdaniye dedikleri düşüncelerinde beş para etmez ve Eskişehir'de dahi etmedi." (Şualar s: 327 )

Kıymetli yazar İhsan Atasoy beyin Mehmed Feyzi Efendi adlı eserinde naklettiği aşağıdaki hatıra Gölpınarlı'nın "Tarikata giren kişinin sakal koyuvermesi şarttı" ifadelerine ve Üstad Bediüzzaman'ın "bana arasıra itiraz eden Şeyh Süleyman" sözüne ışık tutmaktadır; "Nitekim İstanbul'da Mehmed Feyzi Efendi'nin önceden tanıdığı Nakşî Şeyhlerinden Erzurumlu Süleyman Efendi ve Hacı Ömer Aköz gibi âlim, fazıl zatlar vardı.

Feyzi Efendi, tasavvufi sohbetlerinden etkilendiği Erzurumlu Hacı Süleyman Efendi'nin Fatihteki dergâhına vardığında kendisine,'Niye sakal bırakmadığını' sorar. Feyzi Efendi, 'Efendim, hem sakalım tam gelmedi, hem de askerim' deyince Süleyman Efendi, 'Olsun evladım, sen geldiği kadarını bırak, Müslüman sakallı olur' der.

Süleyman Efendi bununla da kalmaz, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin sakalsız oluşuna ilişerek, 'O ilmi ve fazlıyla Said Efendi hala sakal bırakmadı mı?' der. Mehmed Feyzi Efendi, dönüşlerinde bu olayı Üstad'a anlatır. Üstad, 'Hacı Süleyman Efendi'ye ilişmeyiniz. Onun tenkidi diğerlerinkine benzemez. Onunki sünnete olan fart-ı muhabbetinden ve fart-ı mutabaatındandır' der."(İhsan Atasoy, Mehmed Feyzi Efendi, Nesil Basım Yayın)

Sayın Atasoy'un aynı eserinde Nurullah Ramazanoğlu'nun anlattığı şu hatıra da aynı istikamettedir; "Rahmetli Selahattin Çelebi, Erzurum'lu Sofi Süleyman Efendi'nin Fatih'teki dergâhında bir ay kalmış. Süleyman Efendi'ye Risale-i Nur'u tanıtmak için bir gün Risale-Nur çıkarıp okumak istiyor. Süleyman Efendi Selahattin Çelebi'ye soruyor, 'Said Efendi hâlâ sakal bırakmadı mı, hâlâ nikâha rağbet etmiyor mu?' Selahattin Çelebi de bu olanları gelip Üstad'a anlatıyor. Üstad hiç kızmıyor. 'Süleyman Efendi sünnete olan muhabbetinden dolayı bunları söylemiş!' diyor. Sakal ve nikâhla ilgili mesele de bu hadiseden sonra yazılıyor."

Son olarak Kastamonu âlim Mehmed Feyzi Efendi'nin Sofu Süleyman Efendi ile alakalı bir başka anısıyla meseleyi bağlayalım. Anıyı bize nakleden Rafet Küllüoğlu Bey şöyle diyor; "Şeyh Süleyman'ı Denizli hapsine atmışlar. Hapse atmaktan o zaman sadistçe zevk alanlar var. Uzun müddet hâkim önüne de çıkarmamışlar. Altı ay mı geçmiş, suçlu mu suçsuz mu belli değil. Uzun süre sonra hâkimin karşısına çıkardıklarında hâkim alaylı bir tarzda:

'Ne o dede rahat mısın?' demiş, müstehziyane. O mübareğin de, 'Perişan oldum, öldüm bittim, ne olursunuz' diye yalvaracağını beklerken,

'Üç günde bir hatim, üç günde bir hatim, hapishane Cennet oldu bana!' demiş. Tabi hâkim morarmış. Efendi Hazretleri onun bu hatırasını naklederdi."

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

hakan, 2011-11-02 16:07:22

Gölpınarlının iftiraları keşke bununla sınırlı olsa idi... Kitabının başka bir bölümünde Bediüzzamana cahil, Süleyman Efendiye ise peygamberliğini ilan etmiştir diyerek iftira etmekte; başka kitabında ise müminleri tahfif edici ifadelerde bulunmaktadır. Tercümeleri ve dildeki başarısı için ise Fihi Ma Fihin Ahmed Avni Konuk tercümesi ile Gölpınarlının tercümesini karşılaştırmak yeterlidir. Mevlanânın Mektuplarını tercüme ederken Zamanın Nizamülmükü tabirini Mülkün Nizamı diye tercüme etmesi bu alanda kendisini göstermektedir. Maalesef son dönemde sahte yaldızlarla parlatılan bu şahsın (kütüphanesi meselesine girmeyeceğim) tercüme ettiği bazı eserler başka bir kişi tarafından tercüme edilmediği ve kendisinin çevirilerinin eleştirisi yapılmadığı için hala ilmi camiada yerini korumaktadır.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

YALNIZLIĞIN VE MUTSUZLUĞUN İLACI!

YALNIZLIĞIN VE MUTSUZLUĞUN İLACI!

Yalnızlıktan dert yanan ve söylediklerimden çok memnun kalan bir dostumun hali, benim bu makaley

ÇEŞİTLİ MESELELER

ÇEŞİTLİ MESELELER

1. Ömrünü faydalı şeylerde harcamak: Bil ki; iman sahiplerinin ömürlerini dini ilimler gibi

FASIKLAR VE SILA-İ RAHİM

FASIKLAR VE SILA-İ RAHİM

“Fasık”ın anlamı, Allah’a itaat etmeyen, emirlerini tutmayan, yasaklarından kaçmayan, ita

ÖNEMLİ MESAJLAR İÇEREN BİR DÜĞÜN KONUŞMASI

ÖNEMLİ MESAJLAR İÇEREN BİR DÜĞÜN KONUŞMASI

Bismillahirrahmanirrahim, Elhamdülillah, vassalatü vesselamu ala Rasûlillah, Sevgili kardeşler

MÜSLÜMANLAR ARASINDA HUZURU SAĞLAMANIN FORMÜLÜ

MÜSLÜMANLAR ARASINDA HUZURU SAĞLAMANIN FORMÜLÜ

Müslümanlar arasında kaosa, kavgaya ve gerilime sebep olan hastalıkların başında kin, hased v

KÂİNAT DERGÂH, HAK MÜRŞİD ALLAH, HER ŞEY ZİKİRDE, VALLAH VE BİLLAH.

KÂİNAT DERGÂH, HAK MÜRŞİD ALLAH, HER ŞEY ZİKİRDE, VALLAH VE BİLLAH.

Bu sabah namazından sonra hem yürüme seansımı, hem de dua ve tesbihatımı tamamlamak için ter

BAYRAMA GİRERKEN ALMAMIZ GEREKEN İLAÇLAR VEYA İLAÇ GİBİ MADDELER

BAYRAMA GİRERKEN ALMAMIZ GEREKEN İLAÇLAR VEYA İLAÇ GİBİ MADDELER

Ramazan ayının bu son gününde ve bayram arefesinde başta nefsime, sonra da bütün Müslüman k

KADİR GECESİNDE YAPACAKLARIMIZ VE ÖZEL DUAMIZ

KADİR GECESİNDE YAPACAKLARIMIZ VE ÖZEL DUAMIZ

Kadir Gecesi, dua gecesi, ibadet gecesi, tevbe gecesi karar gecesi, günahlara veda gecesi, Allah’

GÜZEL AHLAK, HUZUR VE BARIŞIN GARANTİSİDİR

GÜZEL AHLAK, HUZUR VE BARIŞIN GARANTİSİDİR

İnsanlık camiasının fert ve toplum hayatında, huzur ve barışın, güven ve emniyetin, sevgi v

NİYET VE NAZAR

NİYET VE NAZAR

Niyet, bir sözün, bir eylemin asıl muharriki olan gayedir. Ameller rengini bu niyetten alır. İy

İLMİN ÇEŞİTLERİ VE İLİM ÖĞRENMENİN HÜKMÜ

İLMİN ÇEŞİTLERİ VE İLİM ÖĞRENMENİN HÜKMÜ

Bil ki ilim öğrenmek beş kısma ayrılır: BİRİNCİSİ: FARZ OLAN İLİMLER. Bu da kendi aras

Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabb'ine kulluk et!

Hicr, 99

GÜNÜN HADİSİ

Yeryüzünde bir kötülük işlendiği vakit, ona şahid olan bunu takbih ederse (kötü olduğunu te'yid ederse), o kötülüğü görmemiş gibi zararından kurtulur. O kötülüğe şahid olmadığı halde, işittiği zaman memnun kalan kimse, sanki şahid olmuş gibi manen zarar

Ebu Davud, Melahim 17, (4345)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI