Cevaplar.Org implant

TARİHTE BUNLAR OLDU-33

HASAN BASRİ ÇANTAY VE MASONLUK İFTİRASI Memleketimizde herkesimde, her düşünce ve topluluk arasında “şehir efsaneleri” çokça yaygındır. Kemalistlerin ki ayrı olur, ırkçıların ayrı, dindarların ayrı, falanca ve filancaların ayrı..İsmet Özel’in deyişiyle bu ülkede “kim bir tarafa kulak vermişse diğerlerine sağırdır” ve bir kör dövüşüdür ki, devam eder gider. Mesela Kemalist uydurmalardan birini bir TV programında Prof. Dr. Toktamış Ateş beyin anlatışını hatırlarım. Sinop iline yaptığı bir ziyarette Mustafa Kemal’in Sinop hakkında bir övgüsüne rastlayan Toktamış hoca yetkililere Atatürk’ün böyle bir sözüne şimdiye kadar hiç rastlamadığını söyleyince şu pişkin cevapla karşılaşmış; “Görseydi muhakkak böyle söylerdi.”


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2011-06-08 04:55:40

HASAN BASRİ ÇANTAY VE MASONLUK İFTİRASI

Memleketimizde herkesimde, her düşünce ve topluluk arasında "şehir efsaneleri" çokça yaygındır. Kemalistlerin ki ayrı olur, ırkçıların ayrı, dindarların ayrı, falanca ve filancaların ayrı..İsmet Özel'in deyişiyle bu ülkede "kim bir tarafa kulak vermişse diğerlerine sağırdır" ve bir kör dövüşüdür ki, devam eder gider. Mesela Kemalist uydurmalardan birini bir TV programında Prof. Dr. Toktamış Ateş beyin anlatışını hatırlarım. Sinop iline yaptığı bir ziyarette Mustafa Kemal'in Sinop hakkında bir övgüsüne rastlayan Toktamış hoca yetkililere Atatürk'ün böyle bir sözüne şimdiye kadar hiç rastlamadığını söyleyince şu pişkin cevapla karşılaşmış; "Görseydi muhakkak böyle söylerdi."

Evet; "Nev'-i insanın yüzde sekseni ehl-i tahkik değildir ki, hakikata nüfuz etsin ve hakikatı hakikat tanıyıp kabul etsin. Belki surete, hüsn-ü zanna binaen, makbul ve mutemed insanlardan işittikleri mesaili takliden kabul ederler. Hattâ kuvvetli bir hakikatı, zaîf bir adamın elinde zaîf görür ve kıymetsiz bir mes'eleyi, kıymetdar bir adamın elinde görse, kıymetdar telakki eder. (Mektubat s:371 )

 

Dindar muhitlerde de şehir efsanelerine, fısıltı gazetelerinin haberlerine sıkça rastlarız. Meşreb ve meslekler çeşidince vardır desek, mübalağa olmaz. Bu ayrı bir yazı konusudur. Biz bunlardan çarpıcı bir tanesine değineceğiz; "Gizli mason listelerine.."

1950'lerde Cevat Rıfat Atilhan'ın başlattığı bu söylem çok masum can yakmıştır. Bunlardan birisi de merhum Hasan Basri Çantay hocamızdır. Merhum Hocaefendi ile 1963 senesinde bir mülakat gerçekleştiren İslam mecmuası bu hususu kendisine sormuş. Aynen naklediyoruz;

"-Efendim, size utanarak bir şey soracağım. Evvela affınızı dilerim.

-Estağfurullah, sorunuz.

-Son günlerde gizli gizli listelerin, Mason listelerinin dağıtılmakta olduğunu işitiyoruz. Zat-ı alinizin de..

-Benimde mi?!

- Evet, sizin de; fakat "Balıkesirli H. Basri" adıyla o listelerde yazılı olduğunuzu, 1941 yılında Masonluğa kaydedildiğinizi işittik.(Üstad bir kahkaha salıverdi)

-Balıkesir'de bir çok Hasan Basriler vardır, kim bilir..

-Fakat efendim, H. Basri, Balıkesir deyince evvela zat-ı âliniz hatıra gelirsiniz.

-Demek mutlaka o listenin beni kastettiğine inanmak istiyorsunuz öyle mi?

-Hayır, estağfurullah, bir zannın izale edilmesini istiyoruz. Siz nasıl Mason olabilirsiniz?

-Bu haberi ben de işittim ve gülüp geçtim. Benim ne Masonlukla, ne de siyasi hatta gayr-i siyasi teşekküllerle hiçbir alakam yoktur. O listede beni kast ediyorlarsa apaçık bir iftiradır ve edepsizliktir.

-Bunun menşei ne olabilir?

-Bu ya mahut dostlarımızın marifeti yahut Mason mevzuunda ihtisas iddiasında bulunan, yani mason düşmanlığıyla şöhret yapmaya çalışan herhangi bir adamın işidir.

Geçenlerde vefat eden "Seniyüddin Başak" beyin de, vaktiyle mason olduğu işae edilmişti. O muhterem ve âlim adam bunu işitince teessüründen ağlamış ve işi menşeine kadar götürerek hakikati anlamıştı. Güya isim benzerliği ve yanlışlığı olmuş imiş!

Taktik şu olacak; Balıkesirli H. Basri demekle kalplerde bir şüphe uyandırılacak. Bir zümre; "O Çantay değildir" diyecek. Böyle fırsatlar bekleyen bir zümre de; "Olabilir, "çok hacıların haçı çıktı zir-i begalde" diyecek. İnsanoğlu bu! İnsanlık haysiyetinden mahrum olan, Allah'tan korkmayan, vicdan azabı nedir bilmeyen kişilerin şerrinden ve iftiralarından Cenab-ı Hak cümlemizi korusun. Âmin."

Cevat Rıfat'ın düzmeleri yüzünden canı yananlardan birisi de o zamanların meşhur ediplerinden merhum Kemal Edip Kürkçüoğlu'dur. O da Hasan Basri Efendi'ye atılan bu iftira karşısında şöyle demiştir, "Bu kapalı isnat benim de başıma geldi. Bir dost, dedikoduya müptela birinden bir kitaptaki listeden naklen bu hususu işittiğini söyledi.

Bahis mevzuu kitabı hemen buldurdum. Orada K. Kürkçüoğlu ismin gördüm. Gerçi kırk yıldan beri kemal Edip adını kullanırım, herkes de beni böyle tanır. Kürkçüoğlu soyadı ise Urfa'da ailemizin birkaç asırlık şöhretidir. Listede ne Kemal, ne Kemal Edip sarahati yok. Sadece (K.) remzi var. Ama soyadı, beni tanımayanların şüphesini uyandırabilir ve bazı dedikodu meraklılarına da sermaye olabilir.

Listeyi neşreden Cevat Rıfat Atilhan beye 2 Mart 1963 tarihinde hemen bir mektup yazdım ve kendilerinden tavzih niyazında bulundum.

Masonluk menşece İslami olamayan, kökü dışarıda bulunan gayr-i milli bir cereyandır. Bense bilenler bilir, bilmeyenler de bilsin ki, İslam diniyle bağdaşmayan, kökü dışarıda bulunan ve hele milli olmayan hiçbir teşekkülün dümen suyuna kapılacak insan değilim, o teşekkülün gayesi ne kadar hasbi olursa olsun.

Şu kanaatteyim ki, masonluğu gerçekte dindar olan Museviler bile kabul etmezler. Çünkü görebildiğim neşriyata göre Masonlukla Musevilik akidesi arasında çatışan bir çok hususlar vardır. Her neyse…

Allah gizliyi de bilir aşikareyi de..Dedikoducunun ağzı büzülmez ve isnadın defteri kıyamete kadar dürülmez."

BAHA TEVFİK VE İKİ HOCAEFENDİ

"Fransız ihtilalinin tesirinde, August Comte pozitivizmi Mustafa Reşid Paşa tarafından Türk aydınları arasında yayılmış, işte ilk semerelerinde diyelim Celal Nuri gibi kimselerle vermeye başlamış, Tevfik Fikretler, Beşir Fuatlar ikinci nesiller..Ve Cumhuriyet döneminde bizim tanıdığımız Tarancılar filan o neslin devam ve temadisidir. Küfre yürü denmiş o dönem. O dönemde Türk aydınları arasında şimdikinden daha çok kâfir vardır" der bir mütefekkirimiz.

Bu kopuklardan bir tanesidir Baha Tevfik. Mahvedilen neslin öncülerindendir. Bir aydın denemez ona..Fethullah Gülen Hocaefendi'nin enfes ifadesiyle "Duyguda, düşüncede, inançta, felsefede, tabiat bilimlerinde hep materyalistçe davranıp anlayış ve inançlarımızı yıkarak bizi gönül dünyamızda ilhada, fikir hayatımızda teşettüte, örf, âdet ve geleneklerimizde tahribe iten, hattâ kısmen muvaffak da olan bu insanlara dense dense anarşist denir; ama kat'iyen aydın ve entelektüel denemez; zira bunlarda anarşist ruhların bütün hususiyetlerinin var olduğu söylenebilir."

Otuz yaşında ölen pozitivist Baha Tevfik'in sınıf arkadaşlarından Mehmet Faik Üstün onun dini değerlerle nasıl alay ettiği şöyle anlatıyor; "Bizim zamanımızda Mülkiye'de Fıkıh, Tefsir, İlm-i Kelam gibi din dersleri de okutulurdu. Tefsir ve ilm-i Kelam öğretmenimiz Manastırlı İsmail Hakkı merhumdu.

Bir gün merhum Baha Tevfik, sırf azizlik olsun diye derste ayağa kalktı ve bir müşkülü olduğunu ileri sürüp muvafakatini aldıktan sonra, Allah'ın birliğine akıl erdiremediğini ileri sürdü. Bu sual hocada önce bir istihfaf sonra da bir hassasiyet uyandırdı. Hemen, öteki okulda-Din fakültesinde- olduğu gibi hararetle ispata başladı.

Baha merhum da iğneleyici suallerine devam edince zavallı İsmail Hakkı merhum, bizim bu mevzulara akıl erdirecek seviyede olmadığımızı ileri sürerek müzakereyi kapadı."

Ahmet Ekrem Engür'ün anlattığı ikinci hatıradaki hadise ise "çok öğrencinin çok sevdiği hocalardan Hacı Zihni Efendi'nin* fıkıh dersinde vaki olmuştur." Şöyle ki; Yine merhum Hacı Zihni Efendi'den ders takriri esnasında, hırsızlık yapanların ellerinin kesilmesini emreden şer'i hükmünü anlatırken, arkadaşlardan âteşin zekâya sahip Baha Tevfik söz istemiş ve hocaya, hırsızlığın muhtelif sebep ve zaruretlerden olabileceği gibi, itiyat halini almış fıtri nakise ile malul hırsızlar da bulunabileceğini ileri sürerek, bunların elleri kesilmekle hırsızlıklarının önünün alınamayacağını beyan ile elleri kesildiği halde yine hırsızlık yaparlarsa daha nerelerinin kesilebileceğini sorması üzerine, hoca hemen iki ellerini yüzüne kapamış, öylece bir hayli zaman kalmış idi.

Bu hâl hepimizi derin bir sükûta sevk etti; hepimizin gözü ve gönlü hocanın yüzüne ve ellerine müteveccih idi. Hoca ellerini kaldırdığı zaman, gözünden akan yaşların sakal uçlarından damladığını görünce bütün sınıf ağlamaya başlamıştı. Hoca bu hale dayanamadı, sınıfı bırakıp dışarı çıktı. Bütün sınıf da hocayı kıracak mütalaalarda bulunduğu için Baha Tevfik merhuma çıkışmış idi."

Tanzimatla ülkemizin düşünce dünyasına yavaş yavaş giren materyalist düşünce, özellikle ikinci Meşrutiyetle beraber gittikçe artan bir yoğunlukla dini ve manevi değerlere taarruza başladı. Ve Mehmed Akif'in deyimiyle "nice sabilerin kalbinden kopardı imanı"

Amma dinsizlerin düşünemedikleri bir nokta vardı; Allah, dinini ihmal etmez. Böyle hücumlara karşı dalgakıranlarını gönderir. İşte bu asrın talihine böyle bir insan düştü; Hz. Bediüzzaman..

Muhterem âlim Muhammed Salih Ekinci Hocaefendi onun dalgakıranlığı hususuna şöyle değinir;

"İşte bu zatı da Cenab-ı Hakk asrımızda bu sıfatlarla gönderdi ve irade etti ki, bu insanın İslam tarihinde büyük bir rolü olsun.

"Asrında İslam'ı sadece o müdafaa etmiştir" demiyoruz. Ama onun zamanında İslam'a en tehlikeli akımlar dünya üzerinde Türkiye'de vardı. İlhadın(Dinsizlik, ateizm) büyük dalgası vardı Türkiye'de. Bu ilhad dalgasını kırmak için onun gibi bir zat lazımdı ve Cenab-ı Hak bu iş için onu hazırladı. Ki, o insan da tek başına o dalgayı kırdı. Cesaretiyle, zekâsıyla, hafızasıyla, zühdüyle, Allahu Teâlâ'ya tevekkül etmesiyle, Allah korkusuyla, en son olarak da büyük gayretiyle ve hazırladığı eserlerle Cenab-ı Hak ona bu dalgayı kırdırdı."

Evet, üstadın ifadesiyle "Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakaik-i Kur'aniyenin muammalarını hall ve keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulamayıp, bazan imanını kaybederdi. Şimdi bütün dinsizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler."(Kastamonu Lahikası s. 209 )

Dinsizlerin kendisi hakkındaki telaşı ile ilgili şu hatırası da çok ilginçtir; "Otuz sene evvel Dâr-ül Hikmette a'za iken, bir gün arkadaşımızdan ve Dâr-ül Hikmet a'zasından Seyyid Sa'deddin Paşa dedi ki: "Kat'î bir vasıta ile haber aldım; kökü ecnebide ve kendisi burada bulunan bir zındıka komitesi, senin bir eserini okumuş. Demişler ki: Bu eser sahibi dünyada kalsa, biz mesleğimizi yani zındıkayı, (dinsizliği) bu millete kabul ettiremeyeceğiz. Bunun vücudunu kaldırmalıyız." diye senin i'damına hükmetmişler. Kendini muhafaza et." Ben de "Tevekkeltü Alallah, ecel birdir, tagayyür etmez" dedim. (Tarihçe-i Hayat s: 509 ) Allah (cc) o zat-ı ali kadirden ilelebed hoşnud ve razı olsun. Amin.

Dipnot

*Nimet'ül İslam, Meşahir'ün Nisa adlı eserlerin müellifi, son devrin büyük âlimlerinden..

Kaynaklar

1-İslam Mecmuası-Cilt: 6-1962-1963-Ankara

2- Baha Tevfik'in Hayatı, Edebi Ve Felsefi Eserleri Üzerinde Bir Araştırma-Dr. Rıza Bağcı- Kaynak Yayınları-İzmir-1996

3-Mektubat-Said Nursi-Envar Neşriyat-İst. 1991

4-Kastamonu Lahikası- Said Nursi-Envar Neşriyat-İst. 1991

5- Tarihçe-i Hayat Said Nursi-Envar Neşriyat-İst. 1991

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

TARİHTE BUNLAR OLDU-49

TARİHTE BUNLAR OLDU-49

ALMANYA CEPHESİNDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK Biraz abartı gelebilir ama Almanların Alman birliğ

TARİHTE BUNLAR OLDU-48

TARİHTE BUNLAR OLDU-48

Mercidabık zaferini kazanıp Haleb’i, Şam’ı ve Suriye’yi zapt eden Yavuz Selim hanın hazi

TARİHTE BUNLAR OLDU-47

TARİHTE BUNLAR OLDU-47

Tarihteki ilginç hadiselerden birisi de hayvanların muhakeme edilmesidir. Ortaçağ Avrupa tarihi

TARİHTE BUNLAR OLDU-46

TARİHTE BUNLAR OLDU-46

“ON SENELİK PLAN MI?” Bir milletin başına gelecek en büyük felaketlerden birisi, devletin

MÜCAHİDE BİR ANNE’NİN MÜTHİŞ BİR HİTABESİ

MÜCAHİDE BİR ANNE’NİN MÜTHİŞ BİR HİTABESİ

Mevlana Ali Cevher ve Mevlana Şevket Ali kardeşler, 20. Asrın ilk yarısında adından çokça ba

TARİHTE BUNLAR OLDU-45

TARİHTE BUNLAR OLDU-45

“SUÇLU BİZİZ” 25 Aralık 1926’da, 25 yaşında Japon İmparatorluk tahtına oturan Prens H

TARİHTE BUNLAR OLDU-44

TARİHTE BUNLAR OLDU-44

KORE ŞEHİDLERİNİN RUHUNA EĞLENCE TERTİP EDİLMESİ Merhum Tahir’ül Mevlevi, 1950’lerin T

TARİHTE BUNLAR OLDU-43

TARİHTE BUNLAR OLDU-43

TAHİR’ÜL MEVLEVİ’NİN GÖZÜNDEN BİR DEVİR Tahir’ül Mevlevi, Osmanlının yetiştirdiğ

TARİHTE BUNLAR OLDU-42

TARİHTE BUNLAR OLDU-42

1948 FİLİSTİN HARBİNDEKİ BOŞNAK MÜCAHİDLER 1989’da Afganistan’da şehid düşen Fili

TARİHTE BUNLAR OLDU-41

TARİHTE BUNLAR OLDU-41

29 Ocak 1932’den 16 Haziran 1950 tarihine kadar, çoğunluğu Müslüman olan ve İslâm ile özde

TARİHTE BUNLAR OLDU-40

TARİHTE BUNLAR OLDU-40

Medeni İngilizlerin 1857 senesinde Hindistan’daki Sipahi ayaklanmasını bahane ederek yaptıklar

İnsan, bizim kendisini kerih bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki, şimdi o apaçık bir hasım kesilmektedir.

Yasin, 77

GÜNÜN HADİSİ

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur."

Ebu Hüreyre

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI