Cevaplar.Org

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN ERZURUM HAYATI-3. BÖLÜM

Üstad Bediüzzaman’ın Erzurum’a son gelişi Şeyh Said hadisesinden sonraki sürgün sırasındadır. Bilindiği gibi, yeni Cumhuriyet hükümeti isyanın bastırılmasının hemen akabinde Şarkın birçok nüfuzlu ailesini, ağa ve şeyhleri, hocaları


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2011-04-03 19:50:56

3-Büyük Sürgün'de-1925 Senesi

Üstad Bediüzzaman'ın Erzurum'a son gelişi Şeyh Said hadisesinden sonraki sürgün sırasındadır. Bilindiği gibi, yeni Cumhuriyet hükümeti isyanın bastırılmasının hemen akabinde Şarkın birçok nüfuzlu ailesini, ağa ve şeyhleri, hocaları batının çeşitli illerinde zorunlu iskâna tabi tutmuştu. Bu tehcirde kişinin olaya karışıp karışmamasına bakılmıyordu. Mesela Van ahalisi isyana-özellikle Bediüzzaman'ın telkinleri vesilesi ile-karışmamasına rağmen başta müftüleri Şeyh Masum Arvasi merhum olmak üzere ileri gelen şahsiyetler bu sürgünden kurtulamamışlardı.

Bu vesile ile Kırkıncı Hocaefendi'nin hatıralarından bir paragrafı nazara vermek istiyorum. Çoğu Cumhuriyet "aydın zırcahili" gibi Şeyh Said ile Bediüzzaman'ı karıştıran bir hâkime Kırkıncı Hocaefendi diyor ki; "O günlerde Üstad Hazretleri Van'a gelmiş, Nurşin Camiinde aşiret reislerini toplamış, onlara meseleyi anlatmış ve onların hadiseye karışmasına mani olmuştur. Bunun çok yakın şahitleri var. Şu an kampımızdaki Malazgirt Belediye reisi İhsan Kılıç kendisi bir aşiret reisidir ve bu hadisenin canlı şahididir. "Bizi ihtilâle karışmaktan alıkoyan Bediüzzaman Hazretleri oldu. Allah ondan razı olsun" diyor. Ona sorun. "

Konumuza dönersek, Üstad Bediüzzaman bu sürgün sırasında beraberindeki göç kafilesi ile birlikte Erzurum'dan geçmiştir. Necmeddin Şahiner Bey bu konuda şunları yazmaktadır; "1925 senesinin Şubat sonlarında cereyan eden Şeyh Said Hadisesi'nden sonra, Üstad Bediüzzaman, Doğu'dan alınarak, Erzurum ve Trabzon üzerinden İstanbul'a getirilmişti. İstanbul'da, Yeni Camii yanındaki Arpacılar ve karşısındaki Hidayet Camii'nde bir müddet kalmıştı."

Sürgünün canlı şahitlerinden Haydar Süphandağlı, yolculuk hakkında bize şu bilgileri vermektedir; "Üç-dört gün Patnos'ta, bir gece Ağrı'da, bir hafta Erzurum'da kaldık. Erzurum'dan sonra at arabalarıyla yollara devam ettik. Trabzon'da yirmi gün kadar kaldık. Gemi yolculuğu ise bir hafta sürdü. İstanbul'da Üstad yirmi - yirmibeş gün kadar kaldı. Sonra kendilerini aynı gemi ile Antalya'ya götürdüler."

Üstad Korucuk Köyünde

Bediüzzaman hazretlerinin içinde bu kafile Erzurum'dan geçerken, Pasinler'in Korucuk Köyüne uğramışTIr.

Bu konuda üç ayrı zatın nakillerini ayrı ayrı verelim..

*Necmeddin Şahiner beyefendi, "Son Şahitler" adlı eserinde Hacı Münir Efendi merhumun hatıralarına şöyle yer vermiş; "1892'de Erzurum'un Pasinler kazasının Korucuk köyünde doğdu. Bediüzzaman'ın Van'dan alınıp, Batı Anadolu'ya sürgün olarak gönderildiği zamanla alâkalı hatıraları bulunmaktadır.

"Bediüzzaman Hazretleri 1925'te, Pasinler'in Korucuk köyüne teşrif etmişlerdi. Biz gelenleri tanımıyorduk. Meğer bu kafile Kürdistan'dan Batı Anadolu'ya sevkiyat olarak geliyormuş. Bu kafilede şeyhler, ağalar ve seyyidler ile Bediüzzaman Hazretleri de vardı. Kendisi ince, narin boylu, sarımtırak saçlı idi. Gözleri ışık kaynağı gibi parlıyordu. Sakalı yoktu. Başında sarığı vardı. Ben bilmediğim için önce Kadirî zannetmiştim. Bizim köyde iki gün kalmışlardı. O yıl kış çok şiddetliydi. Kendisini kimseyle görüştürmüyorlardı. Biz de ziyaret etmeye çekiniyorduk. Kafilenin başındaki Yüzbaşı, 'Gelin, bu zatı ziyaret edin. Bu zatın Türkiye'de emsali yoktur. Lâkabı Bediüzzaman'dır. İsmi, Said Kürdî'dir' dedi. O sırada mübarek Ramazan ayı idi.

"Bizler orada, kendilerine elbise gibi hususlarda yardım etmek istiyorduk. Kendileri ise çok derinden düşünerek, 'Kardeşim, bana dua edin, bu hususu sonra düşünürüz' diye buyurdu. Sonra yine kahveye geldiğimde, içeride Van müftüsü vardı. Ona dedim: 'Ben Şeyh Hazretlerini görmek istiyorum.' Kahvenin içinde küçük oda gibi bir yer vardı. Orada kıbleye dönmüş, okuyordu. Mübareğin öyle lâhutî bir sedâsı vardı ki, bu ses kara taşı bile delerdi. 'Şeyhim' dedim, 'çamaşırlarınızı almaya geldim.' Dedi: 'Kardaşım, bu kış günü çamaşırlar kurur mu? Bu iş zahmetli bir iştir.' Ben de 'Hiç olmazsa bir çorabınızı veya mendilinizi verin, size hizmet etmek istiyoruz' dedim. Bana dönerek, 'Hepsini kabul ettim' dedi. Ben hemen ayakkabılarımı çıkarıp, yanına diz çökerek oturdum. Dedi: 'Sen burada üşürsün.' Ben de, 'Bundan iyi ne var?' diye cevap verdim.

"Birkaç satır okumaya başladı. Ben de 'Acaba okuduğu nedir?' diye düşündüm. Sonra bana dönerek, 'Bu bir münacattır. Bu münacatı okuyorum. Milletin başından büyük bir belâyı defedecek. Çünkü kopan bu felâket Cehenneme denk bir ateştir. Bu Hazret-i Hüseyin Efendimizin evradıdır. Bu Zeynel Âbidin Hazretlerinden rivayet edilmiştir, bu duayı okuyorum. Ben durduğum yerde sen âmin diyeceksin' dedi. Duanın bitmesini bekliyordum. Tekrar bana döndü, 'Sen burada üşürsün' dedi.

O sırada bir başçavuş ile zabıt vekili gelip ziyaret ettiler. Sonra kendisine bir çift lâstik ayakkabı getirdim. Eve iftara davet ettim. İftar yaklaşınca sofrayı kurdum. Allah ne verdiyse bununla iftar edecektik. Kendileri bir kap yoğurt istediler. Elinde bir bohçası vardı, onu açıp yiyecekti. Van Müftüsüne, Üstadın bizim yemekten şüphelenip şüphelenmediğini sordum. 'Rençberin kisbi(kazancı) helâldir' dedim. Biraz pirinç ve sütten yapılmış sütlâç vardı. Dedi: 'Kardaşım, bunu farelerden muhafaza edin, sahurda yiyelim. 'Ben korkuyordum, para verecek diye. Adeta içeceği suyun bile parasını veriyordu.

Ayağımda olan yeni bir çift lâstiği gösterip, 'Üstad'ım, ben sizin ayakkabılarınızı giyeyim. Siz de benim bu yeni ayakkabılarımı giyersiniz' dedim. 'Kardeşim' dedi, 'sen namaz kılarsın, ayakların su çeker, namazın hesabını Allah benden sorar.' Yanımızdakilere sordu: 'Bu ayakkabıların fiyatı nedir?' O zamanın parasından çıkarıp vererek ayakkabıları aldı. 'Kardeşim, başımıza gelen bu felâketler geçicidir, korkmayın. Yalnız dikkat edeceğiniz bir nokta var, ondan korkun. Çocuklarınızı okutun, yoksa bu din elinizden tez çıkar' diye bizlere dualar etti.

"Oradaki vazifeli subaylar devamlı bu konuşmaları notlar halinde yazıyorlardı. Tabiî, bu notları ihlâs için değil, sermaye için tutuyorlardı. Bu sohbetler esnasında yüzbaşı dinin emirlerinin çok sıkı olduğunu, insanı her taraftan kuşattığını söyleyince, Üstad 'Evet' dedi, 'sağa dönüp gıybet, sola dönüp yalan söylenirse elbette böyle olur.'

"Bizler on bir kişi sıraya girip, münacatın sonundaki duasını yaptık. Üstad'ın kafiledeki arkadaşları söylemişlerdi. Van'da Erek dağında kalırken yanına vahşi hayvanlar gelirmiş ancak yabancılar gelince bu hayvanlar dağlara kaçarlarmış. İki - üç gün sonra kendilerini yolcu ettik. Ben peşlerinden biraz fazla yürüdüm. 'Bizimle gelmen daha fazla münasip olmaz, artık geri dön' dedi. Ben de vedalaşıp ayrıldım."

*Mufassal Tarihçe-i Hayat adlı eserinde Abdülkadir Badıllı beyefendi bu hadiseyi şöyle vermektedir; Erzurum Pasinler'in Korucuk köyünden Hacı Münir Bey diyor ki; "Hazret-i Üstad Bediüzzaman nefy edilirken bizim buradan geçtiği sırada, bizim köye uğrayıp konakladılar. Başlarında bir müfreze asker ve komutanı vardı. Ben köyün ileri gelenlerinden olduğum için, gittim Üstad Hazretlerini evime davet ettim. Fakat Üstad evime gelmedi. Öyle ise, size bir şeyler getireyim, dedim. Üstad biraz düşündükten sonra "sadece yoğurt varsa" dedi. Yoğurt getirdim, sadece bir kaşık aldı, başka yemedi. Üstad: "Nasıl yiyebilirim ki, şu yaşadığımız zaman ve zeminde, maruz kaldığımız dehşetli manevî musibet, ümmet-i Muhammed'e cehennem ateşinden daha yandırıcıdır" dedi.

Üstadın ayağında delik olmuş lâstik bir ayakkabı vardı. Ayaklarının su aldığını ve ayağını çok rahatsız ettiğini gördüm. Kıymetli ve sağlam bir ayakkabım vardı. Onu kendisine hediye ile kabul etmesini çok istirham ettim. Fakat Üstad kabul etmedi. "Öyle ise, sana bunu satayım" dedim. O zaman kabul etti. "

Münir Bey, o akşam Üstad Hazretlerinden duymuş olduğu şu sözleri de nakletmektedir: "İslâmiyet'in önü aydınlıktır. Ümitsizliğe düşmemek lâzımdır." demiş...

Yine Münir Bey diyor ki:" Üstad Hazretleri kaldığı odada ben de yanında kaldım. Üstad bana dedi ki: "Şimdi ben Cevşen'i okuyacağım. Sen de her bir ecirna deyince "âmin" diyeceksin." dedi ve çok yavaş ve uzun bir şekilde okudu. Bitirdikten sonra bana dedi ki: Şimdi izinlisin gidebilirsin."

Bu hatırayı Münir Bey'den bizzat dinleyip kaleme alan ve bize lütfedip gönderen Erzurum'da Nureddin Yaşar kardeşimizdir."

*Prof. Dr. Şener Dilek beyefendi de bir sohbetinde şunları nakletmekte; "Erzurum'da bir zatı ziyarete gitmiştik. Pasinlerin Korucuk Köyünde Hacı Münir isminde yaşlı bir zât. Üstad Hazretleri Van'dan sürülürken orada onun evinde iki gece kalmış, konaklamış, yatak sermişler, yemek getirmişler. Üstad ne yemek yemiş, ne de yatağa yatmış. Sabaha kadar iltica ile gözyaşı ile ibadet etmiş. "İkinci günü ben geldim" diyor, "Yatak bozulmamış yemek de yenmemiş." Ben bunu aynen onun ağzından işittim. Yatakta hasta ve epeyce yaşlıydı. 90 küsur yaşında vefat etti Allah rahmet etsin. O anlatıyor: "Bir gün ben geldim, baktım yatak bozulmamış. "Seyda bilirsin ki şarkta misafir yemek yemese ev sahibi rahatsız olur. Allah'ını seversen benim ekmeğimi ye" dedim. Böyle çok ısrar edince, "Biraz yoğurt getir" dedi. Bir kese yoğurt getirdim, yalnız o yoğurttan iki kaşık yedi. "Seyda nedir. Sendeki bu hal?" dedim. "Kardaşım bu milletin omuzuna inen belâ, musibet Cehennem ateşinden daha şiddetli bir belâdır. Bende ne uyku kaldı, ne de yemek yeme iştahı" dedi. Bu millete gelen belayı bir düşünün. Osmanlı yıkılıyor, altıyüz sene İslâma hizmet eden Osmanlı param parça ediliyor. İşte bu milletin omuzuna inen belâ, Cehennem ateşine denk bir belâdır, ben de ne uyku, ne de iştah bıraktı."

Kaynaklar

1-Hayatım Hatıralarım-Mehmed Kırkıncı-Zafer Yayınları-İst.2007

2- Son Şahitler: 1-Necmeddin Şahiner-Nesil Basım Yayın-İst-2007

3-Son Şahitler: 6-Necmeddin Şahiner-Nesil Basım Yayın-İst-2007

4- Mufassal Tarihçe-i Hayat- Cilt:1- İttihad Neşriyat-İst.1998

 

 

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

İman edip salih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.

Hac, 50

GÜNÜN HADİSİ

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir, diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (haluf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur."

Ebu Hüreyre

TARİHTE BU HAFTA

*Prut Barış Antlaşması (Osmanlı-Rusya) 22 Temmuz 1711 *İkinci Meşrutiyet'in ilanı 23 Temmuz 1908

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI