Cevaplar.Org implant

Bir Başka Açıdan DEPREM

Deprem; yerkabuğu içindeki herhangi bir etki ile meydana gelen kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsması olayıdır. Levhaların birbirini sıkıştırması ile


Ayhan Kaplan

ahankaplan61@gmail.com

2011-02-28 14:45:47

Allah (cc), bilinen ve bilinmeyen âlemlerin tek yaratıcısıdır ve yarattığı varlıkların nelere ihtiyacı olduğunu en iyi bilen O’dur.

Bu ay işleyeceğimiz konuyu hem önemli, hem de önceki konumuzla münasebettar olması hasebi ile depreme ayırdık. Hatırlayacaksınız ki, bir önceki konumuzda yerin yapısını incelemiş ve özellikle yeryüzünün balans ağırlıkları olan dağlar üzerinde durmuştuk. Bu yazımızda hem önceki konumuzu tekrar etmiş, hem de insanlarımızın korkulu rüyası olan depremi değişik bakış açısıyla incelemiş olacağız.

Deprem nedir?

Deprem; yerkabuğu içindeki herhangi bir etki ile meydana gelen kırılmalar nedeniyle ani olarak ortaya çıkan titreşimlerin dalgalar halinde yayılarak geçtikleri ortamları ve yer yüzeyini sarsması olayıdır. Levhaların birbirini sıkıştırması ile basınca maruz kalan kayaçlar sürtünme kuvvetini yenene kadar bu sıkıştırmaya direnç gösterirler. Basıncın sürtünme kuvvetini aşması durumunda ise kayaçlar artık buna direnemez ve kayma meydana gelir. Bu kayma bir anda olduğu için ani bir titreşim meydana gelir ve yer üzerinde dalgalar halinde yayılır. Suya atılan bir taşın halkalar oluşturması gibi. İşte bu depremin meydana geldiği andır.

Bazen büyük bir deprem olmadan önce küçük sarsıntılar olur. Bu küçük sarsıntılara öncü depremler denilmektedir. Büyük bir depremin oluşundan sonra da belki birkaç yüz adet küçük deprem olmaya devam etmektedir. Bu küçük depremler artçı depremler olarak isimlendirilir.

Dünyada meydana gelen depremlerin % 90’ ı yukarıda zikredilen ve tektonik deprem diye adlandırılan depremler şeklinde olur. Volkanik depremler ise bir volkan patlaması ile tetiklenen fayın hareket etmesi şeklinde meydana gelir. Türkiye’ de aktif yanardağ olmadığı için bu tip depremler görülmemektedir. Çöküntü depremleri ise yer altındaki boşlukların tavan bloğunun çökmesi ile oluşurlar. Hissedilme alanları yerel olup enerjileri azdır ve fazla zarar getirmezler.

Tsunami; Japoncada "liman dalgası" anlamına gelir. Okyanus ya da denizlerin tabanında oluşan deprem, volkan patlaması ve zemin kaymaları gibi tektonik olaylar sonucu denize geçen enerji nedeniyle oluşan uzun periyotlu, büyük deniz dalgasını temsil eder. Özellikle okyanusa sahili olan yerlerde büyük hasarlara sebep olabilirler.

Şiddet ve büyüklük;

Bu kavramlar depremde en çok karıştırılan iki kavramdır. Şiddet, herhangi bir derinlikte olan depremin, yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki etkisinin ölçüsü olarak tanımlanmaktadır. Diğer bir deyişle depremin şiddeti, onun yapılar, doğa ve insanlar üzerindeki etkilerinin bir ölçüsüdür. Bu etki, depremin büyüklüğü, odak derinliği, uzaklığı, yapıların depreme karşı gösterdiği dayanıklılığa göre değişik olabilmektedir. Büyüklük, deprem sırasında boşalan enerji ile ilişkili bir değerdir ve aletsel olarak ölçülür. Büyüklük, deprem kayıt aletlerinde kaydedilen dalga genliğinin logaritmasını içeren bir bağıntı sonucunda, Charles Richter’in geliştirdiği ve Richter Ölçeği denilen bir cetvele göre hesaplanır.

Günümüzde birkaç değişik büyüklük hesabı yapılmaktadır. Aynı depremde farklı merkezlerden alınan büyüklük değerlerinin farklı olmasının nedeni budur. Büyüklük belirtilirken hesaplama türü de belirtilirse bu karışıklık ortadan kalkacaktır.

Türkiye ve deprem;

Bilindiği gibi yurdumuz dünyanın en etkin deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte yurdumuzda birçok yıkıcı depremler olduğu gibi, gelecekte de olacaktır. Bu depremlerde büyük can ve mal kaybına uğramamız ihtimal dâhilindedir.

Deprem Bölgeleri Haritası'na göre, yurdumuzun %92'sinin deprem bölgeleri içerisinde olduğu, nüfusumuzun %95'inin deprem tehlikesi altında yaşadığı ve ayrıca büyük sanayi merkezlerinin %98'i ve barajlarımızın %93'ünün deprem bölgesinde bulunduğu bilinmektedir

Durum böyle iken olası depremlerden en az zararla çıkabilmemizin yolu nedir? Alacağımız tedbirleri, fay hatları üzerinde bina yapmamak, yapılarımızı şiddetli depremlere dayanacak sağlamlıkta yapmak ve insanlarımızı depreme karşı bilinçlendirmek olarak üç ana madde olarak sıralayabiliriz.

Kuzey Anadolu Fay Hattı;

Doğuda Karlıova ile batıda Mudurnu vadisi arasında doğu-batı doğrultusunda bir yay gibi uzanan, dünyanın en aktif ve en önemli kırık hatları arasında yer alan, yaklaşık 1200 km uzunluğunda ve 100 m ile 10 km arasında genişliğe sahip olan bir faydır.

Türkiye, Avrasya, Afrika ve Arap levhaları olmak üzere üç büyük levhanın etkisi altındadır. Anadolu’nun büyük bir kısmının yer aldığı Anadolu levhası, Avrasya levhasının küçük bir bölümüdür. Türkiye’nin bulunduğu bölgede büyük levhalar arasında küçük birçok levhanın olması, Türkiye’nin büyük bir bölümünün deprem kuşağı içinde yer almasına neden olur.

Yakın zamanda Anadolu'nun çeşitli kesimlerinden yapılan GPS (Küresel Pozisyon Sistemi) ölçümlerine göre, Arap Yarımadası her yıl yaklaşık 2 cm kuzeybatıya doğru ilerlemektedir. Buna bağlı olarak Anadolu, Kuzey Anadolu Fayı boyunca senede yaklaşık 2,5 cm, Doğu Anadolu fayı boyunca senede yaklaşık 1 cm batıya hareket etmektedir. GPS ölçümleri Batı Anadolu'nun ise yılda yaklaşık 3 cm güneybatıya hareket ettiğini işaret etmektedir.

Deprem ilahi bir ikaz mıdır?

Allah (cc) görünen âlemde her şeyi sebeplere dayandırmıştır. Hakikatte ise bu sebeplerin olayların meydana gelmesinde hiçbir tesiri yoktur. Materyalist görüş sahipleri bunun farkına varamadıklarından dolayı bu sebepleri, olayların gerçekleşmesinin tek nedeni olarak görür ve her şeyi sebeplere dayandırırlar.

Fen ilimleri açısından sürekli baskıya maruz kalan bir fayın ileriki zamanlarda deprem üretmesi muhtemeldir. Bu ilmi Allah (cc) bu ihtimali belirleyebilmemiz ve ona göre tedbir almamız ve daha genel bir bakışla teknik yönden ilerleyip yeni şeyler bularak insanlığın hizmetine sunmamız için bize verdi. Her şeyi sebeplere verip yüce yaratanı, sanki bu işler ondan habersiz oluyormuş gibi bu işlerin dışında tutmak için değil elbette.

Nasıl ki boynuna bir ip geçirip belirli bir bölgede otlamasına izin verdiğiniz bir kuzunun sizin belirlediğiniz sınırların dışına çıkması veya buna teşebbüs etmesi durumunda siz o kuzunun ipini çekerek onu ikaz edip “yeter benim çizdiğim sınırların dışına çıkma” dersiniz, aynen öyle de Allah (cc) biz kullarının şımarması, haddi aşması ve hatta isyan etmesi karşısında bizleri deprem, sel, yangın, salgın hastalık v.b. ile ikaz ederek bize her şeyin sahibinin ve mülkünde dilediği gibi tasarruf etme hakkına sahip tek varlığın kendisi olduğunu, bizlerin ise verilen emirleri yerine getirmekle yükümlü olan, yapmadığı takdirde ise cehennem azabını hak edecek kullar olduğumuzu hatırlatıyor.

17 Ağustos depreminde akşam bir orduyu bir ay doyurabilecek zenginlikte olan insanların ertesi gün bir lokmaya muhtaç bir şekilde elindeki tabak ile yemek kuyruğuna girip beklediklerine bazılarımız şahit olmuşuzdur. Peki, bu neyi gösterir?. Elbette ki insanın acizliğini ve buna karşılık Allah’ın azametini, mülkün, zenginliğin, mülkünde tasarruf etme yetkisinin tek sahibi olduğunu. İşte Allah (cc), bir musibet bin nasihatten evladır atasözüne atıfta bulunurcasına bunu yaşayarak anlamamızı sağlıyor.

Yaşanan sıkıntılar, ölen insanlar ve kaybedilen şeylerin durumu;

Bazılarımız depremi sadece görünen yüzü ile (ölen insanlar, yetim kalan yavrular, yıkılan binalar, çekilen sıkıntılar v.b.) değerlendirerek Allah’ın bize adaletle davranmadığı düşüncesine kapılabilirler. Fakat Allah (cc) şer gibi görünen şeylerin arkasında o anda görünmeyen büyük hayırlar gizlemiş olabilir. Birçoğumuz Hz. Musa (as)’ın Hızır (as) ile olan yolculuk hikâyesini bilir. O kıssada olayların görünen yüzü ile görünmeyen yüzü arasında ne kadar fark ve hatta görünmeyen yüzünde ne kadar büyük rahmet, merhamet ve adalet olduğu yoruma yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde ifade edilmiştir. Burada zikredemiyoruz lütfen Kehf suresi 60 – 82. ayetlerin mealini okuyunuz.

Bediüzzaman Said-i Nursi hazretleri afetlerde ölen, zarar gören veya sıkıntı çeken mazlum Müslümanlarla ilgili olarak şöyle der. “O masumların fani malları onların hakkında sadaka olup, baki bir mal hükmüne geçtiği gibi, fani hayatları dahi, bir baki hayatı kazandıracak derecede bir nevi şahadet hükmünde olarak, nispeten az ve geçici bir sıkıntı ve azaptan büyük ve daimi bir kazancı kazandıran bu zelzele onlar hakkında gazabın içinde bir rahmettir.” (14. Sözün zeyli).

Allah (cc) biz şımarık, nankör, asi kullarını cehennemi hak etmemiz gerekirken böyle geçici sıkıntı ve bela çektirerek cennetine alıyor. Yıkılan evimizin bedelini sadaka, ölenlerimizi şehit sayıyor. İşte Allah (cc) böyle merhamet eder. Şurasını da unutmayalım ki rüyamızda bir yılanın ısırması, uyanıkken sivrisineğin ısırmasından daha iyidir!

Ayhan Kaplan

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

SİTE HARİTASI