Cevaplar.Org implant

PROF.DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZLA SÖYLEŞİ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz! Yeni bir mülakatımızı hizmetinize sunuyoruz. Muhterem Hocamız Prof. Dr. Ahmed Akgündüz beyefendi ile Üstad Bediüzzaman ve Nur Külliyatı etrafında yaptığımız bu mülakat, kendilerinin İstanbul’a son teşriflerinde,


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2011-02-17 19:33:51

Takdim

Kıymetli ziyaretçilerimiz! Yeni bir mülakatımızı hizmetinize sunuyoruz. Muhterem Hocamız Prof. Dr. Ahmed Akgündüz beyefendi ile Üstad Bediüzzaman ve Nur Külliyatı etrafında yaptığımız bu mülakat, kendilerinin İstanbul’a son teşriflerinde, 04.02. 2011’de Osmanlı Araştırmaları Vakfında gerçekleşti.

Ahmed Hocamız, cevaplar. org’u yakından takip ettiğini ve çizgisini çok beğendiğini ifade ettiler. Sohbetimiz esnasında iltifat ve sevgisinden bir an dûr olmadık. Onun heyecanı bizi de heyecanlandırdı. Çok samimi ve sevecen bir havada gerçekleşen bu söyleşinin inşallah faydalı olacağını ümid ediyor, yoğun programına rağmen sitemize bu imkânı bahşeden hocamıza bir kere daha teşekkürlerimizi sunuyoruz. Saygılarımla. Salih Okur/cevaplar.org

-Muhterem hocam, öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Özellikle İslami İlimler ve medrese geçmişiniz çok kimselerce bilinmiyor. Bu hususta bir nebze de olsa bir izahınızı dinlemek arzu ederiz.

-Ben biliyorsunuz, 1955 resmi ama 56 gayr-i resmi Diyarbakır’ın Çüngüş kazasının Malkaya köyünde dünyaya geldim. Babam Molla Cuma diye bilinir âlim bir zattı. Kendisi bana üç yaşımdan itibaren Kur’an-ı Kerim öğretti.

Ben beş yaşımdayken çevremdeki insanlara Kur’an okumayı öğretiyordum ve Osmanlıca Mızraklı İlmihal’i de su gibi okuyordum, elhamdülillah.

İlkokulu köyümde tamamladım. Arkasından Gaziantep İmam Hatip ve Gaziantep Fen lisesini bitirdim. Bu arada bence asıl gelişme lise dönemimde oldu. Çünkü ortaokul ikinci sınıftan itibaren babamdan öğrendiğim Emsile-Maksud seviyesindeki Arapça bilgilerimi, Molla Cami’nin Bab-ül Mecrurat’ına kadar, Tillo’lu meşhur Hafız Taha’dan okuyarak geliştirdim.

-Tillo’da mı?

-Tillo’da değil. Kader-i ilahi, sırf bana ders vermesi için, onu 1971 olayları vesilesiyle, Gaziantep’e sürgün etti. Sürgün edildiğinin ilk günü tanıştık. Bu da ayrı bir tevafuktur. O gün ben müftülükteydim. Zira ben İmam Hatip ikinci sınıfından itibaren müftülükçe köylere vaaz etmeye gönderiliyordum.

Müftünün odasındayken, Taha hocam içeri girdi, “Ben Tillo’dan geldim” dedi. Ben de “Ya hocam, sen benim hemşerimsin” dedim. “Nerelisin?” dedi. “Malkaya’lıyım” dedim. Bizim köyün tam karşısında Adıyaman’a bağlı “Tillo” köyü vardı. Taha hocam; “Ben Diyarbakır’ın değil, Siirt’in Tillo’sundanım. Ama seni çok sevdim” dedi. Kaldığı yeri öğrendim.

Akşam merhum Nazım Gökçek ağabeyin dershanesindeki nur sohbetine katıldım. Dersi ben okudum. Baktım Nazım ağabey; “Hafız Taha, aşrı sen oku” dedi. Meğer Hocaefendi de oraya gelmiş. Taha Efendi aşrı okuduktan sonra, yanına gittim. “Hocam yarın sizi ziyaret etmem mümkün mü? Ben sizin kıraatınızı çok beğendim. Sizden biraz kıraat okuyayım” dedim.

Sabah gittim. Vazifeli olduğu camisinin odasında bana bir aşır okuttu. “Akgündüz hoca, senin kıraatın benden iyi. Ben sana Arapça okutayım” dedi. Seviyemi öğrendi. Başladık. Bina’yı bir haftada bitirdik. Maksud on gün kadar sürdü. Daha sonra Sadeddin Teftâzânî'nin Şerhu’l İzzî adlı eserini haşiyesiyle birlikte okuduk. Arkasından kendisinden Katr’un Neda’yı okudum. İbn-i Hişam'ın, konusu Arap dili grameri olan Şuzur'uz-Zeheb’ini okudum. Molla Cami adlı eserin Mecrurat kısmına kadar geldik.

İbn-i Malik’in 1000 beyitle Arapça gramerini ele aldığı meşhur Elfiye’sinin 670 beytini aynen Fatiha derecesinde ezberletti hocam. Yani onu Fatiha okuma kolaylığında okuyabiliyordum.

Alet ilimleri bitince bunu takiben Münazara ilminden bir eser, Mantık’tan iki kitabı; Şemsiyye ile Muğn’it- Tullâb’ı bitirdim.

Ardından Erzurum Yüksek İslami İlimler Fakültesini kazandım. Bir taraftan Celaleyn başta olmak üzere Arapça grameri ve tefsir dersleri veriyordum. Bir taraftan da ilmimi tamamlamak istiyordum; Usul-u Fıkıh, Usul-i Hadis, İlm u Usûli't Tefsir ve Fıkıh ilminin ana meseleleri..

Usul-ü Fıkıh’ta Molla Hüsrev’in ’Mir'at El Usûl fi Şerhi Mirkat el Vüsûl adlı eserini okumak istedim. Mehmed Kırkıncı Hocamı tavsiye ettiler. Kurşunlu medresesinde o zaman o kitaptan ders başlamıştı. Şu an Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi olan Zeki Karakaya Hoca, merhum İn’am Hocaefendi, şu an Profesör olan Sadi Çöğenli Hoca, Ali Bayram Hoca gibi zatlar da bu derse devam ediyorlardı.

-Dersi kim veriyordu?

- Dersi Kırkıncı Hocam veriyordu.

-Kırkıncı Hocam’ın bu yönlerini bilmiyoruz..

- Ama işte yanlış biliniyor. Üzülünen taraf bu. Kırkıncı Hocam, Usul-ü Fıkıhta çok zirvede bir insandır. Ben o derse bir gün katıldım, beni tatmin etmedi. Çünkü bir günde ancak yarım sayfa ilerleyebildiler. Benim hiç sistemim değil. Ve onun üzerine ben Mirat’ül Usul’ü Pezdevi’nin Keşf’ul Esrar şerhi ve İzmirli Muhammed İbn Veli Efendi’nin haşiyesi ile birlikte Türkçeye tercüme ettim. Tercüme, ders okumanın bir diğer şeklidir.

Hatta çok tatlı bir hatıram var. Merhum İnam Hocaefendi’den ben Mir’at’in metnini istedim. O da “yırtarsın sen bu kitabı, gençsin, çocuksun” dedi. Kırkıncı Hocam beni tanıdığı için “ ver Ahmet Hoca’ya” dedi. Sonradan Kırkıncı Hocama; “Niye bu kitabımı çocuğa verdin. Yırtacak, getirecek. Metinden ne anlar?” demiş. Kırkıncı Hocam; “Ne anlar değil. O bizim dersten tatmin olmadı. Kendi başına okuyup bitirecek. Biz 10 sayfa okuyana kadar o Mir’at’ı bitirir” demiş. Kırkıncı Hocam tabii büyük bir insan, istikbali gören bir insan. Hakikaten bitirdim.

Ardından Usul-i Hadis’ten Tedrib-ür Ravi’yi tercüme ettim. O da 700 sayfalık bir eser. Tedrib-ür Ravi, İmam Nevevi’nin usul-i hadis ilmine dair Takrib adlı eserine İmam Suyuti’nin yazdığı şerhtir.

Bunları takiben bizim meselede geriye bir tek Usul-id Din ve İlm-i Kelam kaldı. Bu konuda çok hoca aradım. Tabii diyebilirim ki, Kırkıncı hocam Doğuda bu alanda en güçlü insan. Kelam ilminde ve Mantık’ta zirvede bir insan. Kendisine gittim, “Hocam ders okumak istiyorum” dedim. Dedi ki; “ Akgündüz hoca, ders okuma kelimesini bırak. Beraber mütalaa edelim.” “Neyi mütalaa edelim?” diye sordum. “Kadı Beydavi’nin Şerh-i Tavâli’ini mütalaa edelim” dedi. Bu, meşhur bir eserdir. Nasirüddin Tusi’nin et Tecrid adlı eserine Kadı Beydavi’nin yazdığı şerhtir. Çok ağır bir metindir. Bu kitabı 11 ay okuyarak bitirdik. On gün kadar İn’am Hocam devam etti. “Kusura bakmayın. Ben ne okuduğunuzu anlayamıyorum, terk ediyorum. Size ayak uydurmam mümkün değil” dedi.

Daha sonra İnam Hocamın da katılımıyla Elmalılı Tefsirini satır satır Kırkıncı Hocamla birlikte okuduk. Yani onun tabiriyle “mütalaa ettik.

Bu arada-elhamdülillah-İslami İlimlerde çok sayıda talebe okuttuk. Yani elhamdülillah bizim ders halkasından şu anda onbeşin üzerinde Profesör var. Dolayısıyla, ben asıl meslek itibarıyla İslam Hukuk Profesörüyüm ama “Bilinmeyen Osmanlı” ve “Osmanlı Kanunnameleri” sebebiyle Osmanlı Tarihi Profesörü olarak biliniyorum. Ama bu tam doğru değil. Diyeceklerim kısaca bundan ibaret. Allah razı olsun.

-Hocam, izninizle ikinci soruma geçiyorum. Üstadın Derviş Vahdeti ile alakası hakkında ne dersiniz? Mehmed Akif bir yerde bu zattan bahsederken;

“Vahdetî muhlisiniz, elde asâ çıktı herif,

Bir alay zâbiti kestirdi. Sebep: "şer'-i şerîf!"

Diyor. Gerçi, bir başka şiirinde de aynı zattan;

“Ya doğru yazsa asarlar... Ne oldu Volkan'cı,

Unuttunuz mu?” diyor. Kısaca bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?

- Mevzu açmışken öncelikle şunu belirtmek gerekiyor. Derviş Vahdeti’yi, Mehmed Akif’i ve Bediüzzaman Said Nursi’yi ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor. Bu çok önemli bir nokta.

Bir defa, Batıllıların “İslamlaşmak, Garplılaşmak, Modernleşmek” gibi tasnifleri içerisinde illa bir yere koymak gerekiyorsa, üçü de İslamlaşmak akımı içerisinde yer alıyor. Ama üçünün de farklılıkları var. Biri ifrat, biri vasat, birisi tefrit.

İfrat, Derviş Vahdeti. Ve o ifrat noktalarına Bediüzzaman da karşı. Şimdi ondan bahsedeceğiz. Vasat, Bediüzzaman Hazretleri. İspata hazırım. Saatlerce konuşabilirim. Tefrit de Mehmed Akif. Bunu ehl-i iman çok fazla bilmiyor.

-Evet.

-İfrat, Derviş Vahdeti dedik. Derviş Vahdeti’yi Bediüzzaman’ın iki tespiti ortaya koyuyor; “Şeriat isterüz diyerek, sağını solundan ayıramayanlar her şeyi birbirine kattı. Allah etmesin, bunlardan birisi bin sene yaşasa, o bin senenin içerisinde Hz. Ömer’in de hükümeti bulunsa, onu bile şeriata aykırı diye tenkit ederlerdi” diyor. Derviş Vahdeti budur.

Çünkü -bazı şeriata aykırı hareketleri olsa da- hakikaten şeriata uygun yaşayan, şeriatı muhafaza için çalışan bir Abdülhamid’i ağır hakaretlerle suçlamak, ancak Derviş Vahdeti’ye yakışır.

Nitekim 31 Mart vakıasında Derviş Vahdeti’nin bu ifrat halleri, İslam’a muhalif olanlar tarafından çokça kullanılmıştır. Günümüzden misaller vererek de misallendirirdim, ama işin içerisine girmek istemiyorum.

Bence Bediüzzaman’ın ikinci tespiti şudur; Biliyorsunuz, o sıralar çok ağır bir şekilde İttihad ve Terakki’ye hücum ediyorlar. İttihad ve Terakki’nin hürriyet talebini ise, küfürle vasıflandırıyorlar. Ve ağızlarında

وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أَنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَـئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ

“Kim Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse onlar kâfirlerin ta kendileridir”(Maide, 5: 44) ayet-i kerimesi var. Bediüzzaman hazretleri buna iki cevap veriyor;

1-Biçare bilmezdi ki “ve men lem yehküm” “ve men lem yusaddık” demektir. Yani kim hükmetmezse değil, kim Allah’ın emirlerini tasdik etmezse..İnkar başka, amel başkadır.

Burada Derviş Vahdeti, karıştırıyor.

2-Bediüzzaman Hazretleri o senelerde Ayasofya’da vaaz kürsüsüne çıkınca diyor ki; “Kabr-i kalbden hakaik çıplak çıktı; nâmahrem olan kimseler nazar etmesin.” Muhatap tamamen Derviş Vahdeti’dir.

Ama buna rağmen Bediüzzaman’ı tanımayanlar ve özellikle Kemalist ekip şöyle bir suçlama yapıyor; “Derviş Vahdeti’nin gazetesi Volkan’da yazı yazmış. Niye, çünkü Bediüzzaman da isyanı savunanlardan.”

Şimdi, ben Vakit gazetesinde yazılar kaleme aldım. Yazı yazmam bu gazete ile bütün görüşlerinde birleştiğimi göstermez. Anlatabildim mi? En güzel örnek bence bu. Onlar da bunu biliyor. Ama birleştiğimiz bir nokta var; İslamiyet ve Kur’an. Mesele bundan ibaret.

 İşte bu noktadan Mehmed Akif, Derviş Vahdeti’yi haklı olarak tenkit ediyor. Zaten bu noktada Bediüzzaman’ın da Derviş Vahdeti’yi tenkidi ve onu tadile yönelik hitapları var.

Gelelim tefrite.. Üzülerek ifade edeyim ki, kısmen de olsa Mehmet Akif tam istikameti muhafaza edememiştir. Bediüzzaman’ın “İttihad-ı İslam’da seleflerim Cemaleddin Afgani, Mısır Müftüsü Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin” derken, yani sadece “İttihad-ı İslam” konusunda onları selefleri olarak gösterirken ki Yavuz Sultan Selim de işin içindedir.

Hal böyleyken, maalesef Mehmed Akif kısmen de olsa Abduh’un, Cemaleddin Afgani’nin ve Reşid Rıza’nın etkisi altında kalmıştır. Eğer Mehmed Akif’in Sırat-ı Müstakim’de, Sebilürreşad’da yaptığı tercümelere bakarsanız, mümkün mertebe onların makalelerini tercüme etmiştir.

Bu sebepledir ki Mustafa Sabri Efendi’nin 2000 sayfayı geçen Mevkıf-ül-Akl Vel-İlm vel-Âlem min Rabbil Âlemin adlı eserinde ki bu eser tümüyle Cemaleddin Afgani, Muhammed Abduh ve Reşid Rıza’ya reddiyelerle doludur. Burada Mehmed Akif’le de alakalı bir satır vardır. Bu çok ince bir sırdır, bunu ben ilk defa söylüyorum. Ama bu değildir ki, Mehmed Akif’in o büyüklüğü bununla değişir. Hayır. Ama biraz o noktada akli gitmiştir. Bugünün biraz Hayreddin Karaman’ı gibi davranmıştır.

Burada Bediüzzaman Hazretleri ifrat ve tefritten kaçınmıştır. Bir de burada şunu söylemek lazımdır. Bediüzzaman’ın İkinci Abdülhamid Hanı tenkitleri ile, Mehmed Akif’in Abdülhamid’i tenkitlerini aynı kefeye koyarsanız, çok yanlış edersiniz. Bu önemli bir noktadır. ,

-Bediüzzaman tenkidini kişiselleştirmiyor.

-Tabii…tabii.. Tenkidi istibdadadır. Kaldı ki İkinci Abdülhamid dönemine “cüz’i istibdat” diyor. Daha sonra iktidara gelen İttihad ve Terakki’ye “külli istibdat” diyor. Bu çok önemli bir ayırımdır. Herhalde bu kadarı yeterli olur..

-Devam Edecek-

Fotoğraflar

1-Ahmed Akgündüz Hocamız

2-Tillolu âlim Hafız Taha Gültekin Efendi

3-Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

4-Üstad Bediüzzaman Hazretleri

5-Derviş Vahdeti

6-Mehmed Akif Ersoy

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

Salih Okur, 2013-10-18 12:49:09

Melih bey ilginize teşekkür ederim.Soramadık maalesef. İnşallah Siz bir maille kendilerine sorunuz.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Melih Gümüşkaya, 2013-10-17 09:23:33

Merhaba, Ahmed Hoca, Mirat'ı tercüme ettiğinden bahsetti. Bunu neşretmeyi düşünüp düşünmediğini sordunuz mu?

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Sinan Kırköyl, 2011-03-17 10:50:52

Akgündüz Hocamıza teşekkürler, Mehmed Âkif hususunda Üstad'ın yaklaşımı mühimdir.Tetkik etmeli.Bu gün memleketimizde tablo böyle: bir zatı bir görüşü iyi bilen diğerini tam manası ile bilemiyor.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Bahadır, 2011-03-07 05:00:28

Akgündüz Hocamızın İki ay yirmiüç günde hafız olduğunu da hatırlatalım. Maşallah.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

HİDAYET KAYAPAL, 2011-02-21 02:55:49

Ahmet Akgündüz hocamızın bilmediğimiz yönleri hususunda da bizleri aydınlattiğınız için cevaplar.org a teşekkür ederiz...

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Ali Said, 2011-02-19 05:41:30

Ahmet Akgündüz hocamızla yapılan sohbeti oldukça faydalı buldum. Devamını bekliyorum selamlar.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Ahmet Haliloğlu, 2011-02-17 21:48:07

Subhanallah. Biz Akgündüz Hocamızı profesör bilirdik. Meğer kendisi Hocaefendiymiş. İnan olun sohbetinizi okurken kalbimde var olan kabz hali uçtu gitti. Yerine muazzam bir bast ve şerh-i sadr hali geldi. Hocamızın bizleri bu ilimlerden istifade ettirmesi lazım. Aksi vebal olur.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-2

-İzninizle başka bir soruya geçmek istiyorum. Bir yerde üstad şöyle diyor; “ey uykuda iken k

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

LATİF ERDOĞAN BEY İLE RİSALE-İ NUR’UN İNŞA VE İHYA METODU ÜZERİNE-1

O Bediüzzaman'dır Bu köşede, çeşitli vesilelerle dediklerimize ek olarak söyleyecek olursak:

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

ABDULLAH TAYLAN HOCAEFENDİ İLE SOHBETİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, yeni bir söyleşimizi daha hizmetinize sunuyoruz. Aslen Muş’lu olup

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

SEYDA FETHULLAH AYTE EFENDİ İLE GÖRÜŞTÜK

Doğunun ilim ve irfan merkezlerinden bir amud-u nurani olan Nurşin medreselerinin Üstad Bediüzza

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

BÜNYAMİN DURAN HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşilerimizden birisini daha hizmetinize sunuyoruz. Prof. Dr.

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-2

-Hocam, sizin risaleyi risaleyle izahınız çok dikkat çekiyor. Bu tarza nasıl başladınız? -

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

MEHMET RAGIP ÖNCEL HOCAMIZLA SÖYLEŞİMİZ-1

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Nur Söyleşileri bölümümüzde yeni bir mülakatımızı hizmetiniz

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

BABNİRLİ MELE ABDULLAH HOCAEFENDİ İLE ÜSTAD ETRAFINDA BİR SÖYLEŞİ

Kıymetli ziyaretçilerimiz, cevaplar.org adına gerçekleştirdiğimiz yeni bir söyleşiyi takdim

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

NUSRET KOCABAY HOCAEFENDİ İLE R.NURLARIN İRŞADİ YÖNÜ ÜZERİNE

Kıymetli ziyaretçilerimiz, değerli bir âlim ve ehl-i kalb bir büyüğümüzle yaptığımız k

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ İLE BÜYÜK MÜCEDDİD'İN ETRAFINDA

-Hocam, ilk sorum şöyle; Bediüzzaman’ın medrese sistemine getirdiği yenilikler nelerdir?

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

PROF. DR. AHMED AKGÜNDÜZ HOCAMIZIN DİLİNDEN İKİ ATEŞİN DİMAĞ

Değerli ziyaretçilerimiz, Prof. Dr. Ahmed Akgündüz Hocamızla yaptığımız yeni bir söyleşiy

İnkâr edenler, Allah'ın yolundan ve -yerli, taşralı- bütün insanlara eşit (kıble veya mâbed) kıldığımız Mescid-i Harâm'dan (insanları) alıkoymaya kalkanlar (şunu bilmeliler ki) kim orada (böyle) zulüm ile haktan sapmak isterse ona acı azaptan tattırırız.

Hac,25

GÜNÜN HADİSİ

SABAH İLE YATSI NAMAZLARINI CEMÂATLE KILMANIN FAZÎLETİNE DÂİR EBÛ HÜREYRE HADÎSİ

Münâfıklara sabah ile yatsı (cemâat) namazlarından daha ağır hiç bir namaz yoktur. (Halbuki) bu iki namaz(ın cemâatin)de olan (ecir ve fazîlet)i bilseler emekliye, emekliye (sürtüne, sürtüne) de olsa onlara gel(ip hâzır ol)urlardı. (Ebû Hüreyre)

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI