Cevaplar.Org implant

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN ERZURUM HAYATI–1.BÖLÜM

Bediüzzaman hazretlerinin Erzurum’a gelişleri tespitlerimize göre üç defa vaki olmuştur; 1-1906 veya 1907 senesinde İstanbul’a giderken. 2-Birinci Dünya Savaşının ilk senesinde Ruslarla savaşmak üzere. 3-1925’de Şeyh Said h


Salih Okur

nedevideobendi@gmail.com

2010-12-22 04:55:13

Hak dostlarının bazen bir sözleri, bir nazarları, bir duaları veya bir adımları büyük dalgalanmalara, büyük doğumlara, büyük hareketlenmelere vesile olur, annelik yapar. Hatta velayet makamlarından Hızıriyet makamına erişen bir velinin gezdiği yerler, bazen seneler sonra hizmet namına yeşerir, gül gülistan olur.

Alvar İmamı'nın deyişiyle "Mülk-i İslam'ın kilidi" "ehl-i iman'ın derbendi" olan Erzurum'a* Üstad Bediüzzaman'ın çeşitli zamanlarda teşrifleri de bu kabilden olmuştur. Bu ziyaretler vesilesiyle Erzurum uleması kendisini yakından tanımış ve talebelerine anlatmışlardır.

İşte o talebelerden biri olan değerli âlim Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, ilk olarak o anlatımlar vesilesi ile tanıdığı Üstad hazretlerinin pervanesi olmuş, kendisi vesilesi ile de Osman Demirci, Abdülkadir Üngan, Şahin Yılmaz, Fahreddin Büyükyıldız hocaefendiler ve nice ehl-i mektep ve medrese Risale-i Nur'u duymuş, okumuş, sevmiş ve hareket metodu olarak benimsemiştir.

Biz bu çalışmamızda, -üzerinde az durulmuş olan- üstadın Erzurum hayatı hakkında sizlere bir nebze bilgi sunacağız inşallah. Allahu Teâlâ muinimiz olsun. Âmin. Salih Okur/cevaplar.org

Bediüzzaman hazretlerinin Erzurum'a gelişleri tespitlerimize göre üç defa vaki olmuştur;

1-1906 veya 1907 senesinde İstanbul'a giderken.

2-Birinci Dünya Savaşının ilk senesinde Ruslarla savaşmak üzere.

3-1925'de Şeyh Said hadisesi sonrası sürgününde İstanbul'a götürülürken.

Ayrı başlıklar altında bu ziyaretleri inceleyelim;

1-İlk Teşrifleri

Bediüzzaman hazretlerinin Erzurum'a ilk gelişleri Meşrutiyet öncesine rastlamaktadır. Araştırmacı Yazar Mustafa Çetin Baydar beyefendi bu gelişin 1906 Erzurum Hayvanat-ı Ehliye Vergisi İsyanı  sırasında, ilkbaharda olduğunu yazmaktadır.(1)

 Şarkta açılmasını arzu ettiği uluslararası üniversite için İstanbul'da yetkililerle görüşmek ve dikkatlerini çekmek için İstanbul'a gitmeye karar veren genç Molla Said, Van Valisi merhum Tahir Paşa'nın Erzurum ulemasının da görüşlerini almasını istemesi üzerine ilk olarak Erzurum'a uğrar. Tahir Paşa, kendi hocası Yetim Hoca** adıyla maruf ve meşhur olan zata Üstad hakkında bir tavsiye mektubu yazmayı da ihmal etmemiştir. Tahir Paşa bu mektupta, Molla Said'e lüzumlu itinayı ve alâkayı göstermelerini rica eder.(2)

O günlere ait en mufassal malumatı Mehmed Kırkıncı Hocaefendi'nin hatıralarında görüyoruz. Şöyle anlatıyor muhterem hocamız;

"1946 yılının Mart ayında bir gün Hacı Faruk Efendi'nin(1881-1953)***ziyaretine 40-45 yaşlarında bir misafir geldi. Hocamın elini öptükten sonra: "Ben Isparta'dan geliyorum, Bediüzzaman Hazretleri'nin sana selâmı var." dedi.

Hocam da hürmeten hemen ayağa kalktı ve selâmı aldı. Hoş geldin faslından sonra misafire Bediüzzaman'ın hal ve sıhhatinin nasıl olduğunu ve gözaltında olup olmadığını sual etti. Misafir gittikten sonra, Hocama:

"Hocam, siz Bediüzzaman Hazretlerini tanıyor musunuz?" diye sordum.

"Ben Erzurum'da Bediüzzaman'a 35 gün hizmet etmişimdir." dedi. Ve şunları anlattı:

"Cihan harbinden evvel Erzurum'a geldi. O zamanlar Bediüzzaman'a Molla Said-i Meşhur diyorlardı. Bu zat, Van Valisi Tahir Paşa'ya: "Ben Dersaâdet'e gidip Padişaha "Şarkın bir Darü'l Fünuna ihtiyacı var" diyeceğim. Bu Darü'l Fünun için tahsisat alacağım" demiş.

Tahir Paşa da: "İstanbul'a gitmeden önce Erzurum'a git, Erzurum uleması ile görüş, onların da fikirlerini al. Orada Yetim Hoca namıyla maruf meşhur bir zat var. Benim hocamdır. Ona bir mektup yazayım, seni misafir etsin ve ulema ile görüşmene vesile olsun. Ben gençliğimde kendisinden bir süre ilim tahsil etmiştim" demiş.

Bediüzzaman Erzurum'da Yetim Hoca'nın Havuzlu Han'daki medresesine gelmiş."

Yıllar sonra bu ihtişamlı gelişi Sakıp Efendi(merhum Sakıp Danışman Hocaefendi, Erzurum müftülerinden) şöyle anlattı; "Sabahın erken saatlerinde ders okuyorduk. Birden kapı açıldı. İçeriye elinde ince bir bastonla bir zat girdi. Deri ceketli, çizmeli, Pakistan papaklı, heybetli ve genç bir zattı. Yetim Hoca'ya bir mektup verdi. Hoca mektubu okudu ve "Sen o Said Efendi misin?" dedi. Hal hatır faslından sonra, talebelerinden birini yanına çağırarak: "Sen bunu Kurşunlu Müderrisi Süleyman Efendi'ye götür. Orada daha rahat eder" dedi."

Bundan sonrasını Hacı Faruk Efendi şöyle anlattı: "Medresede ders okunurken Bediüzzaman Hazretleri içeri girmiş. Yetim Hoca'nın gönderdiği talebe Bediüzzaman'ı Süleyman Efendi'ye tanıtmış. Süleyman Efendi**** de hürmeten ayağa kalkarak: "Molla Said-i Meşhur denilen genç sen misin?" demiş. Sonra Faruk Efendi'ye dönerek:

"Faruk! Sen beyzadesin, Said Efendi'yi en iyi sen ağırlarsın. Senin medresende misafir kalsın." demiş. Hocam "Baş üstüne" diyerek kabul etmiş.

 Hocam o zamanları şöyle anlatırdı:

"Üstad Hazretleri çok nezih bir insandı, temizliğe çok dikkat ederdi. Üç dört günde bir çamaşırını yıkardım. Sabah erkenden kahvaltısını yapar, akabinde pişirdiğim kahvesini içtikten sonra, Kur'an okur ve kitap mütalaa ederdi. Ben onun en çok Kur'an okumasına meftun olurdum. O güzel sesiyle öyle bir Kur'an okuyuşu vardı ki, iliklerime işlerdi. Bahar mevsimi olduğu için Erzurum'un bütün çarşı ve yolları çamurdu. Biz çeşmeye gidip gelinceye kadar üstümüz başımız çamur olur, Molla Said'in o kadar gezmesine rağmen bırakın elbisesini, çizmelerinde bile bir tek çamur lekesi olmaz, tertemiz pırıl pırıl dururdu.

Her akşam şehrin ileri gelen ağalarının evinde ziyafet verilir ve ardından da sohbet edilirdi. Bu sohbetlerde ekseriya Bediüzzaman Hazretleri Erzurum ulemasına Avrupa'nın ilim ve teknikte ilerlediğini, bizim ise sadece dinî ilimleri okumakla yetindiğimizi, bu yüzden Avrupa'ya yetişemeyeceğimizi anlatırdı. Dinî ilimlerin yanı sıra dünyevî ilimleri de okumak gerektiğini tavsiye ederdi. Şarkta kurulacak bir darü'l-fünuna bütün İslâm ülkelerinden talebeler geleceğini, böylece İslâm Birliğinin temelinin atılmış olacağını anlatırdı.

Bize de sadece ulum-u nakliye ile değil, ulum-u akliye ile de meşgul olmamızı söylerdi. Sadece naklî ilimle meşgul bazı hocaların, ilmin ve fennin kabul ettiği birtakım hakikatlere karşı çıktıklarını, bunun da İslâm'a zarar verdiğini söylerdi. Bazı safdil medrese ehlinin hâlâ dünyanın sabit ve düz olduğunu iddia etmelerini üzülerek anlatır, bu ve benzeri yanlışlıklara düşülmemesi için medreselerde dinî ilimler yanında fennî ilimlerin de okutulması gerektiğini tekrarlardı.

Bazı medrese ehlinin ayet ve hadislerde geçen mecazî manaları hakikat telâkki ederek din düşmanlarının İslâm'a saldırmalarına zemin hazırladıklarını söylerdi. Bir defasında yine bu manayı anlatırken, "Mecaz, ilmin elinden cehlin eline düşerse, hakikat telâkki edilir ve hurafata kapı açar" buyurmuştu. Onun bu sözünü hayretle karşıladık ve doğrusu bu gencin fikirleri ve sohbetleri bizde derin izler bıraktı. Onu takdir etmekten kendimizi alamadık.

Üstad, bizlere ulûm-u aliye'den (âlet ilimlerinden) ziyade ulûm-u âliye (hadis, kelâm, mantık gibi yüksek ilimler) ile meşgul olmamızı tavsiye ederdi. Üstad sohbetlerinde hangi ilimden söz etse rahatça konuşurdu. "Bu asır ilim ve fen asrıdır." der; ulûm-u nakliyeden ziyade ulûm-u akliyeye değer verirdi, "Mantık bütün ilimlerin kıstasıdır, ona çok önem verin" derdi."

"Hocam Faruk Efendi, Üstadın bu fikirlerinden etkilenerek fennî ilimler tahsil etmeye başladığını, hatta diploma alarak harf inkılâbına kadar lisede, o günkü adı ile idadide muallimlik yaptığını anlattı.

Hocam Faruk Efendi sözüne devamla: "Ekser Cuma namazlarını Esat Paşa Camiinde kılardı. Her gün ikindi namazına Gürcükapı Camiine giderlerdi. Her şeyi garip ve bedi' idi. Giyinmesi, yüzü, boyu, sesi kısaca her şeyi garipti. Erzurum'da üstadı tanıyanlar onun gittiği camiye giderlerdi. Akşamları sohbete gittiği ev tıklım tıklım dolardı. İkindiden sonra Kurşunlu Camiinde oranın müderrisi Süleyman Efendinin verdiği tefsir derslerini kemali sükûtla dinlerdi.(3)

"Osmanlıları çok severdi. Sultan Selim'den çokça bahseder ve sahasının müceddidi olduğunu söylerdi. Selef-i salihine çok hürmet ederdi. Hususan İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazali ve Abdülkadir-i Geylâni (r.a.) Hazretlerinden sık sık bahsederdi"(4)

Başka bir münasebetle Faruk Tivnikli Hocaefendi'nin şunları anlattığını yazıyor Mehmed Kırkıncı Hocaefendi; "Bediüzzaman, başındaki kalpağından, belindeki gümüş hançerine ve ayağındaki çizmesine kadar o bedi' kıyafetiyle herkesin nazar-ı dikkatini çekerdi. Bakışları celalliydi. Gözlerinden zekâ fışkırırdı. Süratli, fakat ahenkli konuşurdu. Sohbetleri fevkalâde tesirliydi. Nezahete, temizliğe son derece dikkat ederdi. Nazarı engin ve siması daima mütebessimdi. Eserlerinde ise, zengin bir mantık, yüksek bir ilim ve fikir dokusu vardı. Mantık hususunda te'lif ettiği "Kızıl İ'caz" isimli eser şark ulemasının fevkalâde takdir ve teveccühünü celb etmişti. O'nun beni meftun eden üstün meziyetlerinden birisi de, Hak yolunda her türlü meşru zevkini, hatta istirahatını severek feda etmesiydi.

O, sohbetlerinde bu asrın hastalık ve ızdıraplarını hakkıyla teşhis ederdi. O'nun bu mümtaz meziyetleriyle, istikbalin manevî bir hekimi olacağını tâ o zamanlar hissetmiştim. Daha sonra yaptığı hizmetler ve yazdığı eserler bu kanaatimi tescil etti.

Hizmetinde bulunduğum müddet içerisinde pek az uyuduğuna şahid oldum. Çokça Kur'an okur ve kitap mütalâa ederdi. Kur'an'a o derece meftun idi ki, O'nunla meşgul ola ola aklı, fikri, kalbi ve bütün hissiyatı O'nun nuruyla âdeta meczolunmuştu. Vüs'atli ve parlak bir hayale sahipti. Ateşin bir zekâ ve derûnî bir vicdana mâlikti. Fıtratındaki füyuzat, öyle bir derecedeydi ki, iki-üç saatte bir risale yazabilme kabiliyetindeydi."(5)

Yine Kırkıncı Hocamızın nakline göre, Erzurum müftüsü merhum Solakzade Hamid Efendi ile toplantı halinde bulunan Erzurum eşrafı ve hocalarının meclisine girdiğinde, Müftü Hamid Efendi genç Molla Said Efendi'ye, yüksek bir saygı ile ayağa kalkarak saygıda bulunmuşlardı. Bunu fark edenlerin büyük bir hayretle: "Kimdir bu Molla Said?" sorusuna, Müftü Efendi: "Bizim okuduğumuz Arapça derslerin kitapları bütünüyle yok edilse, bu zat onların hepsini yeniden yazar ve piyasaya sürer" demişlerdi. Böylece nâmı bir kere daha dile getirilen, başı puşili, beli kamalı, ayağı çizmeli, tek kelimeyle şık giyimli ve yüksek bir nezaket sahibi olan Molla Said, Erzurum âlimleriyle yaptığı görüşmelerde, diğer beldelerde olduğu gibi onları ikna etmiş ve kalblerini kazanmıştı. Bir tek soru dahi sormamıştı.(6)

Yukarıda bahsi geçen müftü Hamid Efendi'nin oğlu ve babasından sonra, kırk sene Erzurum müftülüğünde bulunmuş olan Solakzade Sadık Efendi'nin Üstad hakkındaki kanaatlerini kendisinden icazet almış olan Kırkıncı Hocaefendi bize nakletmekte ve şöyle demektedir; "Üçüncü hocam olan ve 1948–1951 yıllarında kendisinden mantık, usûl-ü fıkıh ve ilm-i kelâm derslerini aldığım Solakzâde Sadık Efendi de Bediüzzaman Hazretlerinin hayranlarındandı. Üstad'dan sık sık bahseder ve şöyle derdi:

"O, nadirü'l-vücüd bir insandı. Muhakkik ve müdakkik idi. Erzurum'da kaldığı müddetçe birçok sohbetlerinde bulundum. Doğrusu, ilmin ve irfanın zirvesinde bir zat idi. Âl-i himmetdi. Ruhunda büyük bir cihad aşkı vardı. Onda bu memleketin terakkisine mani bütün engelleri aşacak bir istidat görünüyordu. Görülmemiş bir celâdet, büyük bir cesaret, sarsılmaz bir gayret, yılmaz bir azim ve müstesna bir irade sahibiydi.

Biz O'nu sadece bir medrese hocası olarak değil, aynı zamanda bir içtimaiyatçı olarak da tanıdık. Memleket ve milletin terakki ve tealisi hakkında fevkalade fikirler serdederdi. Ulûm-u diniyyede olduğu gibi fünün-u medeniyyede de çok geniş malûmat sahibiydi. Medreselerde fen ilimlerinin okutulmasının vücub derecesinde bir zaruret olduğunu söylerdi. Tedris sisteminde bir tecdid hareketi düşünmekteydi Bu hususu padişahla görüşmek için İstanbul'a gideceğinden bahsederdi."(7)

Mehmet Kırkıncı Hocaefendi'nin, Erzurum eşrafından meşhur Osman Keleşoğlu'ndan naklen anlattığına göre Üstad, Gürcü Kapı Camii'nde namaz kılarken, sağda olsa cemaatin yüzü sağa doğru, solda ise sola doğru yönelirdi; önde olsa dikkatler öne doğru dönerdi. Kılık-kıyafetine, güzel hilkatine, endamına hâsılı bediîliğine hayretle bakarlardı. Üstadın üzerinde deri yelek, deri ceket ve ayaklarında pırıl pırıl çizmeler vardı. Bediüzzaman Hazretleri Erzurum'da otuz gün kadar kaldıktan sonra Erzurum uleması, eşrafı ve ahalisi tarafından muhabbet, hürmet ve dua ile Erzincan'a uğurlandı."(8)

Faruk Efendi merhum, Üstadın Erzurum'dan uğurlanışını da şöyle anlatmış; "Daha sonra bütün ulemanın ve de Erzurum halkının katıldığı büyük bir merasimle Bayburt'a uğurlandı. Oradan da Erzincan ve Trabzon üzerinden İstanbul'a gitti."(9) Çetin Baydar beyefendi bu gidişin 1906 senesi yazında olduğunu yazmaktadır(10)

1956 Senesinde Isparta'da Bediüzzaman'ı ziyaret eden Kırkıncı hocaefendinin naklettiğine göre, Üstad sohbet sırasında Erzurum'a bu ilk gelişinden bahsetmiş; "Ayağa fırladık. Elini öptük. Tebessümle taltif buyurdu ve "hoş geldiniz" dedi. Oturduk. Mektubu, okuması için Tahir Ağabeye verdi. Tahir Ağabey mektubu açarken, Üstadımız, Erzurum'a Cihan Harbi'nden önce geldiğini, Kurşunlu Camii Medresesi'nde bir ay kadar kaldığını, âlimlerle sohbetlerde bulunduğunu anlattı"(11)

Üstadın Erzurum'dan sonra geldiği Erzincan'daki ahvalini de Birinci devre Erzincan Milletvekili, müftü, müderris Osman Feyzi Efendi'nin talebesi, Molla Hüseyin Efendi, söz konusu meseleyi şu şekilde anlatmaktadır: "Bir gün bizim medreseye, yirmi iki yaşlarında ayağında çizme, başında puşi, belinde kaması olan buğday benizli bir genç geldi. Selâm vererek içeri girdi. Elinde bir mektup vardı. "Osman Feyzi Efendi kimdir?" dedi. Hocamız hemen ayağa kalktı. "Gel bakalım Molla Said Efendi" diyerek ona yer gösterdi. Said Efendi dediği zata çok ilgi gösteriyor ve hürmet ediyordu. Az sonra namaz vakti girince, Molla Said abdest almaya çıktı. Ben de onun eline su dökmek için beraber çıktım. Abdest aldıktan sonra kendisine:

"Nereye gidiyorsunuz?" dedim.

"İstanbul'a gidiyorum" dedi.

"İstanbul'a gitmekteki maksadınız nedir?" deyince,

"Senin dilin çok bezik. Madem hep soruyorsun, bak sana anlatayım. Ben Anadolu'yu geziyorum. Memleketin durumunu yakından görüyorum. İstanbul'a gidip padişahla görüşeceğim.

Hüseyin Efendi, "Pekiyi maksadınız nedir?" deyince,

Molla Said: "Padişahla görüşüp, mekteplerde (okullarda) din dersleri; medreselerde (yüksek okullarda) ise müspet fenler okutulmasını teklif edeceğim."

Molla Hüseyin: "Pekiyi bundan ne elde edilecek?"

Molla Said: "Bu şekilde tedrisat (eğitim) yapılınca mektepliler dinsiz olmaktan, medreseliler de taassuptan (bağnazlıktan) kurtulacaktır" diye cevap verdi."(12)

-Devam edecek-

Dipnotlar:

* Merhum Sultan Abdulhamid Han'ın Doksanüç Harbi'nde Erzurum önüne çekilen büyük komutan Ahmet Muhtar Paşa'ya gönderdiği, Erzurum'un bu yönüne parmak basan telgrafı çok ilginçtir: "Sevgili Vezirim, Erzurum Kalesi, Asya topraklarımızın kilididir. Müdafaası ona göre yapıla." (Erzurum'un Manevi Mimarları-Prof. Dr. Sıtkı Aras-Dergâh Yayınları)

**Prof. Dr. Sıtkı Aras beyefendi bu zat hakkında şunları yazıyor; "Mesela çok arzulamamıza rağmen elimizin ulaşamadığı bir Yetim Hocamız vardır. Medresede bir ekol olmuştur. Birçok âlimimiz bu ekole mensubiyetle halen iftihar etmektedirler. Müftümüz Sakıp Efendi de bu ekolün baş temsilcilerindendir."(Erzurum'un Manevi Mimarları-Prof. Dr. Sıtkı Aras-Dergâh Yayınları)

 

***Hacı Faruk Efendi Erzurum'un Tivnik köyündendi. Ailesi Erzurum'un eşrafındandı. Kendisi büyük bir mütefekkirdi. Hem ulum-u aklîye hem de ulum-u nakliyede fevkalade selahiyet sahibi bir âlimdi. Okuttuğu talebelerden fakir olanlarının maişetini bizzat kendisi temin ederdi. Gecelerin büyük bir kısmını namaz ve niyazla geçirirdi. 1953'de hakkın rahmetine kavuştu.(Mehmed Kırkıncı)

****Şavşatlı Süleyman Efendi

Fotoğraflar

1-Üstad Bediüzzaman

2-Erzurum'dan bir görünüş

3-Merhum Hacı Faruk Tivnikli Hocaefendi

4-Erzurum müftüsü Merhum Solakzade Sadık Efendi

5-Mehmed Kırkıncı Hocaefendi

6-Üstad'ı Erzincan'da karşılayan merhum Osman Fevzi Efendi

KAYNAKLAR

(1)- http://www.erzurumluyum.net/index.php?q=node/79

(2)-Bediüzzaman Albümü-Refet Kavukçu-s.64-Şahsi Basım-İst.2000

(3)-Hayatım, Hatıralarım, Mehmed Kırkıncı-s: 28-31-Zafer Yayınları-İst-2007, Bediüzzaman Albümü-s: 64-Refet Kavukçu-Şahsi Basım-İst.2000

(4)-Bediüzzaman Albümü-Refet Kavukçu-s.64-Şahsi Basım-İst.2000

(5)-Bediüzzaman'ı Nasıl Tanıdım-Mehmed Kırkıncı-Cihan Yayınları-İst.1990

(6)- -Dünden Bugüne TERCÜMAN 21.04.2005

(7)-Bediüzzaman'ı Nasıl Tanıdım-s:11-12-Mehmed Kırkıncı-Cihan Yayınları-İst.1990

(8)-Bediüzzaman Albümü-s:64-Refet Kavukçu-Şahsi Basım-İst.2000

(9)-Hayatım, Hatıralarım, Mehmed Kırkıncı-Zafer Yayınları-İst-2007

(10)-http://www.erzurumluyum.net/index.php?q=node/79

(11)-Bediüzzaman'ı Nasıl Tanıdım-Mehmed Kırkıncı-s:12- Cihan Yayınları-İst.1990

(12)-Dünden Bugüne TERCÜMAN 21.04.2005

 

 

 

 

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

murat akbulut, 2010-12-23 04:16:38

Üstadımın gezdiği bütün yerler inşaallah hızır gibi yeşerecek.Allah bizi nur talebeliğinden ayırmasın.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

Ali İhsan Er, 2010-12-30 03:51:03

Üstad Hazretleri, kendisini çağın imanını kurtarmaya adamış, amansız mücadelesi, büyük sabrı ve sebatı, engin hoşgörüsü ve affıyla, tefekkür ve marifetiyle, boş ve intizamsız geçmeyen günüyle, gece-gündüz devam eden göz yaşı, dua ve niyazıyla, fizikî ve rûhî gerilimiyle bizlere örnek olmuş nadide bir şahsiyettir. Böyle bir şahsın hayatının her karesi elbette bizim için çok önemlidir. Salih Bey'e adeta bir solukta okuduğumuz bu çalışmasından dolayı teşekkür ediyor, yazının devamını bekliyoruz.

Bu yoruma katılıyor musunuz ?

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN KENDİ DİLİNDEN BAZI HATIRALAR

Kıymetli ziyaretçilerimiz, Üstad Bediüzzaman 6000 sayfalık Külliyatında zaman zaman -bazen bi

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

BEDİÜZZAMAN’IN ŞAM HUTBESİ VE MUHADDİS ŞEYH BEDREDDİN EL HASENİ

Merhum Ali Uçar Bey bir sohbetinde anlatıyor; “Ali Sert Hocamdan dinlediğim şu hatırayı, Kon

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

CAFER ÇİM AĞABEY’İN HATIRALARI

Takdim Kıymetli ziyaretçilerimiz, edep, nezaket, tevazu timsali çok kıymetli bir insan-ı kâmi

BİR AVUKATIN HATIRALARI

BİR AVUKATIN HATIRALARI

Kıymetli ziyaretçilerimiz, aşağıda nakledeceğimiz hatıralar, Mutlakıyet, Meşrutiyet, Cumhu

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

SAİD HALİM PAŞA VE BEDİÜZZAMAN'LA İLGİLİ BİR HATIRA

Güngörmüş, gün geçirmiş zatların yanında insanın ya bir not defteri olmalı veya bir kayı

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

SUNGUR AĞABEY’DEN AHMED FEYZİ KUL AĞABEY İLE ALAKALI ANILAR

Sungur Ağabey anlatıyor: ‘Ahmet Feyzi Ağabey hapiste iyice hırslanmış, Temyiz’e layiha ya

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’I AĞLATAN RÜYA

Hafız Rıza Çöllüoğlu, değerli bir büyüğümüz. Muradiye Vakfının kurucularından olan Ho

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

MOLLA VAHDEDDİN KÜFREVİ’DEN HATIRALAR

Şeyh Muhammed Küfrevi hazretlerinin torunlarından Vahdettin Küfrevi Efendi'nin hatıraları

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ HOCAEFENDİ VE BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ

Abdurahman Büyükkörükçü hocamızla 29.06.2011 tarihinde Konya Erenköy’deki evlerinde kısa

İMANIN TEZAHÜRÜ

İMANIN TEZAHÜRÜ

Biz bu yazımızda Üstad Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayatında da neşredilen bir kahramanlığ

NUR KAHRAMANLARI-2

NUR KAHRAMANLARI-2

Üstad Hazretlerini, ortaokul talebesi iken tanıyıp ona soru sorma şansına ve yakın talebelerin

Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi ağırlancağınız şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisâ, 31

GÜNÜN HADİSİ

İman ve İslam'ın Fazileti

"Mü'min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü'mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır" (Müslim, Zühd 64, (2

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI