Cevaplar.Org implant

SOLAKZÂDE SÂDIK EFENDİ (1884-1960) -2. BÖLÜM-

Eser yazmaktan daha çok talebe yetiştirmeye önem veren Sadık Efendi'nin ferâiz konusunda basılmamış Muhezzebu'l-Metâlib fi'l-Ferâiz, coğrafya konusunda Dini Yönden Coğrafya adlı eserleriyle mantıkla ilgili Tasavvurât ve Tasdikat üzerine bir


Nurgül Dere

nurguldere@gmail.com

2010-12-07 17:00:40

ESERLERİ

"Eser yazmaktan daha çok talebe yetiştirmeye önem veren Sadık Efendi'nin ferâiz konusunda basılmamış Muhezzebu'l-Metâlib fi'l-Ferâiz, coğrafya konusunda Dini Yönden Coğrafya adlı eserleriyle mantıkla ilgili Tasavvurât ve Tasdikat üzerine bir şerhinin olduğu söylenmektedir."

ERZURUM'DA BİR KUBBE ÇÖKTÜ

Cemalettin Server Revnakoğlu'nun "Pırlanta Müftü" ismini verdiği Sâdık Efendi 3 Temmuz 1960 tarihinde 76 yaşında iken Erzurum'da vefat ettiğinde tüm Erzurum yasa boğulmuş ve büyük bir cenaze töreni yapılmıştır. Na'şı eller üzerinde taşınarak Erzurum Asri Mezarlığına götürüp aile mezarlığına defnedilmiştir. Sâdık Efendi vefat edince Revnakoğlu "Erzurum'da Bir Kubbe Çöktü" başlıklı bir yazı kaleme almış ve bu makalenin içerisinde de Sâdık Efendi için şunları söylemiştir:

"Medar-ı Fahr-ı Memleket Ab-ı Ru-yı Millet,

Sermaye-i fezâil hep bitti, gitti Sâdık."

Yine Revnakoğlu devamla der ki: "Cenab-ı Fahr-i Âlem Efendimiz "Âlimin ölümü, âlemin ölümüdür" buyururlar. Bu büyük sözü, hiç değiştirmeden muhterem Solakzâde hakkında aynen kullanabiliriz."

Merhum Ali Ulvi Kurucu'nun Sâdık Efendi için yazdığı şiirin bir dörtlüğü ise şöyledir:

Serhat şehri cihana imanda örnek olsun

Hep ağlayan gönüller tekmil imanla dolsun

Tarihe devr açarken fatihlerin hayatı

Arş-ı hüdâyı sarsar bir âlimin vefatı

HÂTIRÂLAR

Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi, Sâdık Efendi'nin talebelerindendir. Kendisi askerlikten döndükten sonra Sâdık Efendi'den ders almaya başlamış. 1955-1960 yılları arasında 5 yıl kendisinden Mantık, İlm-i Kelâm ve Usul-i Fıkıh dersleri almış. Sâdık Efendi, derslerden sonra sohbet eder, ibretli hâtırâlar anlatırmış. Sâdık Efendinin hem ulum-u akliye ve hem ulum-u nakliyede fevkalâde bir maharete sahip olduğundan bahseder.

Resûlullah Aşkı

Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi, Sâdık Efendinin Peygamber Efendimiz'e (s.a.s.) olan aşkından da bahseder. Sâdık Efendinin, Peygamberimizin isminin her zikredilişinde gözlerinden yaşlar aktığını hâtırâlarında anlatır.

Resûlullah Efendimize (s.a.s.) son derece bağlılığıyla bilinen Solakzâde Sâdık Efendi'nin başka bir hâtırâsını da Fethullah Gülen Hoca Efendi, şu şekilde anlatır: "Çocukluğumda görmüştüm: Efendimizi anarken Erzurum'un Koca Müftüsü (Solakzâde Sâdık Efendi) "O benim Efendim" der sonra dudaklarını yalar ardında da şöyle derdi: "Dudaklar, niçin bu kadar tatlısınız?"

Cemalettin Server Revnakoğlu'da Sâdık Efendi'nin nasıl Allah ve Resûlullah aşkı ile yanıp tutuştuğundan bahseder: "Ders arasında geçen âyet ve hadisleri açıklarken mânânın derinliği içinde kendinden geçer, Müslümanlık imânının vecdini yaşar, coşar, dinleyenleri de ilahî, Semavî âlemlerin sefasına daldırırdı. Hele Peygamberimize Salât-ü selâm getirirken elini kalbinin üstüne koyar, gözleri dolar, kendisini kaybeder hale gelirdi. Okunan Kur'ân-ı Kerim'i dinlerken de öyle idi. Hafızın ağzından çıkan Kur'ân lafızlarını, kelime kelime takip eylerdi."

Efe Hazretleri

Sıtkı Aras anlatıyor: "Akşamları köy halkı konak tabir edilen oturma odalarında toplanıp, geç saatlere kadar sohbet ederlerdi. Televizyon yoktu, radyo yoktu, gazete yoktu. Sadece yarım saat kadar Sîret-i Nebi okunur, bunun dışında hep büyük âlimlerin, velilerin tavsiyeleri, menkıbeleri cemaati işgal ederdi. Meclisin en şerefli ve en ağır misafirleriyse, Büyük Efe ile Sâdık Efendi olurdu. Dolayısıyla çok seviyeli ve mümtaz bir sözlü kültür birikimi oluşurdu. (…) Sâdık Efendi, Efe Hazretleri'nin dünyalarını değiştirmelerinden önceki hastalıklarında, sık sık ziyaretlerine gitmektedirler. Hatta yakın dostları olan, kıymetli Dr. Zeki Başar'ı da kendileri götürmüşlerdir. Bir gün Efe Hazretleri rüyalarında, zikir halkalarından bir ferdin eksilmiş olduğunu ve oraya bir şanslıyı aramakta olduklarını anlatırlar. Bunun üzerine büyük âlimimiz: "Efendi Hazretleri, inşallah o aranan şahıs benimdir" cümlesini kondururlar."

Ezanın Aslı İle Okunması

1950 yılında Demokrat Partinin iktidara gelmesinden tam bir ay sonra ezanın aslı ile okunacağı haberi Erzurum halkını sevinçten sokaklara dökmüştü. O günleri Mehmed Kırkıncı Hoca Efendi şöyle anlatır: "Bütün halk o gün Erzurum sokaklarına döküldü, bir bayram havası yaşıyorlardı. Kadınlar ehram ve çarşaflarıyla toprak evlerin üstüne çıkmış, bu bayramı beklemekteydiler. Herkes kurban edeceği koyun, koç, tosun ne varsa alarak, Tebriz Kapı Mevkii'nden Lala Paşa Camii'ne kadar dizilmişlerdi.

Minarelerden Ezan-ı Muhammedî okunmaya başlayınca herkes sonsuz bir sürur içerisinde bıçağını kurbanının boğazına çalmıştı. Biz arkadaşlarla beraber Fetvahane'ye (Müftülüğe) gidince, Müftü Solakzâde Sâdık Efendi'yi sevincinden ağlar bir vaziyette bulduk. "Ya Rabbi! Ölmeden bu günleri bizlere gösterdin" diyerek Allah'a şükür ediyordu."

Şeriatsiz, Câhil Şeyhler

Sâdık Efendinin talebelerinden Erzurumlu Mustafa Necati Efendi'nin birkaç hâtırâsını aktarıyoruz. Bu hâtırâları okuyan herkesin hisseleneceğini ümid ediyoruz, zira bu hâtırâlar merhum Sâdık Efendi'nin nükteli ve nasihat-âmiz sözleri ile süslenmiş:

"Erzurum'da, o civarda yetişmiş veya başka yerlerden gelmiş, şeyhlik iddiasında bulunan bazı kimseler vardı. Bunlar konuşmayı iyi beceriyorlar, sadedil kimselerin gönlünü fethetmeyi biliyorlar, sohbetleriyle hayli dervişan topluyorlardı. Bunlar hakkında Müftü Efendi'ye sorardım. Şöyle derdi:

"Oğlum beni günaha sokma. Bunlar şeyhül evraddır. Şeyhül evrad ayrı, şeyhül irşad ayrıdır. Bunlar evrad verirler, zikir verirler. Şu kadar salâvat oku, şu kadar Allah de, derler.

"Şeyhin müridini irşad etmesi lâzımdır. Şeyh, müritlerinin meselelerini halledecektir. En girdaplı, en tehlikeli, en mahrem, en ciddî suallerine cevap verecektir. Müridini oraya buraya gitmeye muhtaç bırakmayacaktır. Şeyh, müridinin hem müftüsü, hem mürşidi, hem de ihtiyacı hâlinde sığınacağı penahı olmalıdır.

"Oğlum, bunlar her namazda, günde kırk defa okuduğu Fatiha'yı tefsir edemez. Acz içindeler. Fatiha hakkında sohbet yapmaktan âciz olan kimse ömür boyu konuşsa ne çıkar?

"Milletimiz maalesef menakıb âşığı oldu. Âyet-i kerime, hadis-i şerif okusan, manalarını versen, uyurlar… Fakat bir menkıbe, uçmuş kaçmış hâdiseden anlat, herkesin gözü açılır; menakıbcı şeyhi nereye oturtacağını bilemez… Müslümanlar için en tehlikeli hâl, bir ferdin câhil, şeriatsiz bir kimseye teslim olmasıdır. Zira derviş şeyhe ruhunu teslim eder. Onun haram dediğine haram, helâl dediğine helâl der. Dediğini yapar. Çünkü ruhunu veriyor. Binaenaleyh, hayırsa hayra götürüyor; şerse şerre götürüyor, Allah muhafaza etsin…"

Banka Müdüründen Şeyh

Yine Mustafa Necati Efendi, Müftü Sâdık Efendi'yle alâkalı olarak şöyle bir hâdise anlatır: "Erzurum'a banka müdürü bir zat geldi. Az zaman içinde büyük şöhret yaptı. Hocalardan bile, onun sohbetine gidenler, cazibesine kapılanlar oldu. Bir gün Müftü Efendi'ye bir hoca geldi. Bankacıyı çok medhetti. Müftü Efendi ona: "Bu adamın foyası meydana çıktığında, bu memlekette yine kalacak mısın, yoksa sen de onunla birlikte başka yere gidecek misin?" diye sordu. Sonra devam etti: "Yahu adamı kutbul ârifîn yaptın… Bir kere adam banka müdürü. Faizin içinde oturuyor, faiz yiyip içiyor… Ey baba! Bu İslâm bize mi tâbidir, yoksa biz mi ona tâbi olacağız? İslâm tâbi mi metbu mu? Yahu siz İslâm'ı nasıl kabul ediyorsunuz? Hoca Efendi bir kere bunu anlat… Yahu adam banka müdürü olmuş. Hadi ihtiyacı vardır, zarureti vardır, diyelim… Fakat hazret, müminin bir basireti var. Öyle kutbul ârifîn, gavsul vâsılîn filân gibi payeler; bırakın böyle şeyleri…"

Gelen hoca: "Efendim sohbetine bir gelseniz de görseniz" demez mi? Müftü Efendi şöyle cevap verdi: "Yahu bilgiler kitaplarda dolu, kütüphaneye gider okurum. O zat da okumuş, okuduklarını güzel güzel anlatıyor. İyi, tamam. Ama kitaplar, adam ol diyor, olduk mu? İnsan-ı kâmil ol diyor, olduk mu? Mesele bilmek değil, yaşamaktır…"

Derken bu "kutbül ârifîn"i bizim Erzurumlular everdiler. Bir hanım bulup aldılar. Bir zaman sonra hanım vasıta olanlara der ki: "Yahu beni bir deccale, bir şeytana teslim ettiniz. Bu benden olmayacak şeyler istiyor. Ben cahillerden görmedim böyle teklifi… Ben dul bir kadınım. Cahil bir adamın karısıydım… Benim evime lânet yağacak…" Bundan sonra o banka müdürü, vazifesini başka bir memlekete tayin ettirdi, gitti. Sonra o hoca yine geldi. "Müftü Efendi haklıymışsın" dedi.

"Ben sana bir şey dememiştim. Şimdi sen yine Erzurum'da oturacak mısın, yoksa onunla birlikte gidecek misin?" böyle kimseleri çok gördüğü için şöyle derdi: "Oğlum, her şeyden önce İslâm'ı bilmek, bildiğiyle amel etmek, yaptığı ameli de Allah rızası için yapmak lâzımdır… Peygamber-i Zîşan'ın yirmi üç senelik cihadı, bütün hayatıdır. Aile hayatını, ev hayatını, cemiyet hayatını yaşayarak sahabilerine ve bize göstermiştir… Bunları iyi bilmek, ölçüyü sağlam tutmak lâzımdır…"

HAKKINDA SÖYLENENLER

"Yeryüzünden ilim kalksa, ilmi yeniden ihyaya muktedir bir âlimdir" Hacı Sâlih Bilgin Efendi

"Sâdık Efendi, Erzurum'un mânevî sultanlarındandı. Kâmil bir ilim ve irfan sahibiydi. Hem ulûm-u akliye ve hem ulum-u nakliyede fevkalâde bir maharete sahipti. Çok kibar, çok nazik ve efendi bir insandı. Bütün Erzurum'un sevgi ve saygısını kazanmıştı." Mehmed Kırkıncı Efendi

"İnd-i İlahîde en makbûl hicret, ilim için yapılan hicrettir. Selef-i Salihin, ilimlerini hep gurbetten almışlardır. Kimisi gurbet illere ilim götürmüşler, kimisi de ilim tahsili için diğer ülkelere gitmişlerdir. Bu zamanda ise ilme olan ihtiyaç, her zamandan fazladır. Erzurum'da çok az ilim adamı kaldı. Müderris olarak Sâdık Efendi, Hacı Faruk Efendi, Hacı Mustafa Efendi, Sakıp Efendi'den başkası kalmadı. Bu yüzden şimdi ilim okumanın fazileti yüz yıl öncesine göre çok daha fazladır." Münzevî Rauf Efendi

"Müftü Solakzâde Efendi'nin vaazlarından çok istifade ederdim." Mehmed Kırkıncı Efendi

"Erzurum'un asalet tarihine geçmiş ve tanınmış adı ile; Solakzâde Hacı Muhammed Sâdık Efendi, ismi ile halkın başında ve kalbinde gezen büyük bir terbiyeci, bu namlı müderris, asırlarca kültür merkezi olmuş Erzurum'da gerçekten benzeri bulunmayan bir irfan adamı idi…" Cemalettin Server Revnakoğlu

"Derste ve kürsüde bir sosyolog gibi konuşurdu. Ele aldığı meseleleri yalnız kitaptan, kudemadan nakletmekle kalmazdı. İşin ruhunu, karakterini sebep ve hikmetlerini ayrı ayrı tahlil ve izah ederdi. Bu sebeple bulunduğu meclisler, irfan mihrabı halini alırdı." Cemalettin Server Revnakoğlu

"Dikkati çekecek şekilde parlak zekâsı ve kuvvetli görüşleri vardı. Sarıklı ve Medreseli olduğu halde asrın bütün medenî icaplarını gayet iyi anlamış, gayet iyi kavramıştı. Bunun için nakl ve akl'i daima beraber yürütür, daima beraber konuştururdu. Bu, O'nun en bâriz imtiyazı, en mümeyyiz vasfı idi. Kimseye benzemeyen bu üstün tarafları ile memleketin bir tanesi, mesleğinin inci tanesi olmuştu." Cemalettin Server Revnakoğlu

SÂDIK EFENDİ'DEN NÜKTE-İ ÂZAM

Benim mürşidim Hazreti Muhammed (s.a.s.) ve Kur'ân'dır.

…Evliyaullah'ın bu himmet ve mukavemetleridir ki asırlardır kapalı kalmış birçok gerçekleri ortaya çıkarmıştır.

Naslardan fedakârlık etmemek şartı ile yani Kur'ân-ı Kerim'in te'vile sığmayan kesin emir ve hükümlerini değiştirmemek sureti ile asrın istediği her yeniliği getirebiliriz. Zamanın icab ve ilcalarında, bilhassa muamele hayatında ahkâmın tebdiline cevaz vardır, izin verilmiştir. Bu lüzumu görmek ve cemiyet üzerine tatbik etmek lâzım gelir.

Müslümanlar için en tehlikeli hâl, bir ferdin câhil, şeraitsiz bir kimseye teslim olmasıdır. Zira derviş şeyhe ruhunu teslim eder. Onun haram dediğine haram, helâl dediğine helâl der. Dediğini yapar. Çünkü ruhunu veriyor. Binaenaleyh, hayırsa hayra götürüyor; şerse şerre götürüyor…

…kitaplar, adam ol diyor, olduk mu? İnsan-ı kâmil ol diyor, olduk mu? Mesele bilmek değil, yaşamaktır…

KAYNAK

Nurgül Dere, Ulemâ [Seküler Düzende Âlim Olmak], Kayıhan Yayınları, İstanbul, 2014.

Bu yazıya yorum yazın


Not: Yanında (*) işareti olanlar zorunlu alanlardır.

Bu yazıya gelen yorumlar.

DİĞER YAZILAR

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-11.BÖLÜM

ISPARTA HAYATI “Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükür olsun ki: Isparta vilâyetini, eskiden beri bi

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-10.BÖLÜM

EMİRDAĞ HAYATI [Ağustos 1944-Ocak 1948 ] Denizli hapsinden tahliye olan Said Nursî,Denizli’de

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-9.BÖLÜM

KASTAMONU HAYATI [Mart 1936 - 20 Eylül 1943] Eskişehir hapsinden çıktıktan [27 Mart 1936] sonr

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-8.BÖLÜM

BARLA HAYATI [1927 - 1934] Evvela Erzurum’a, oradan Trabzon’a, Trabzon’dan deniz yoluyla İst

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-7.BÖLÜM

ANKARA’YA ÇAĞRILMASI [1922] Bediüzzaman’ın Millî Mücadele sırasında İstanbul’daki m

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-6.BÖLÜM

DÂRÜ’L-HİKMETİ’L-İSLÂMİYE’DE [13 Ağustos 1918] Esaret dönüşü İstanbul’da büy

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-5.BÖLÜM

I. DÜNYA HARBİ’NDE GÖNÜLLÜ ALAY KUMANDANI Bediüzzaman, I. Dünya Harbi’nin başlamasıyla

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-4.BÖLÜM

HÜRRİYET’İN İLANI VE BEDİÜZZAMAN İstanbul’da, Hürriyet’in ilanından [23 Temmuz 1908]

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-3.BÖLÜM

YENİ BİR EĞİTİM - ÖĞRETİM METODU Bediüzzaman, o zamana kadar edindiği; düşünce, araşt

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-2. BÖLÜM

MÂŞÂALLAH, OĞLUM YİNE BİR KAHRAMANLIK GÖSTERMİŞ” Said Nursî’nin, anne ve babasıyla i

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

ÜSTAD BEDİÜZZAMAN’IN HAYATI VE MESLEĞİ-1. BÖLÜM

Kıymetli Ziyaretçilerimiz! Muhterem hocamız İsmail Aksaraylı beyin hazırlayıp sitemize gönde

Sakın israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez.

En'âm, 141

GÜNÜN HADİSİ

Her ölenin amel defteri kapanır. Yalnız Allah rızası için yurt sınırında nöbet bekleyenler müstesnadır

Riyazü's Salihin, 2/1297

TARİHTE BU HAFTA

ANKET

Sitemizle nasıl tanıştınız?

Yükleniyor...

SİTE HARİTASI